Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


15:02, 15 Aralık 2017 Cuma
15:06, 18 Temmuz 2017 Salı

  • Paylaş
Avrupa'nın 15 Temmuz çelişkisi
Avrupa'nın 15 Temmuz çelişkisi

Doğu-Batı hattında ortak bir dilden bahsetmek mümkün değil. Bizim siyah dediğimize onlar ak demeyi sürdürüyorlar

Sinan Özdemir / Brüksel

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden tam bir yıl geçti. Bir yıl boyunca Avrupa'da  yapılan yayınlara , açıklamalara bakılığında büyük fotoğrafın gözden kaçırıldığı , parçalar üzerinden değerlendirmede bulunulduğu söylenebilir. Avrupa'nın bu süre zarfında "anlamaya" dönük bir çabası olmadı. Avrupa Birliği içinde Almanya ve Yunanistan başta olmak üzere çeşitli ülkelerin ikircikli tutumuyla karşı karşıya kaldık. Avrupa Birliği gibi NATO da sınıfta kaldı. Darbe akşamı müttefiki olduğumuz Amerika Birleşik Devletleri şüpheleri üzerine çekmesine rağmen sarsılan güveni yeniden tesis etmek şöyle dursun Suriye ve Irak'ta PYD konusunda takındığı tavır ve Gülen'in iadesine yanaşmaması şüpheleri artırdı. Türkiye, bir yanda, bir yıl boyunca, Batı kamuoylarını  aydınlatmaya çalışırken diğer yanda    "üç maymunları" oynayan hükümetleri ikna etmeye çalıştı.

Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın The Guardian'da yayımlanan yazısı başta olmak üzere 15 Temmuz'un nasıl okunması gerektiğine dair çeşitli  çalışmalar yapılmaya devam ediyor. Farklı başkentlerde fotoğraf sergilerinden, konferanslara  ; basın toplantılarından konuya ilişkin farklı dillerde gazete dağıtımına, bir dizi yöntemle Türkiye tezlerini anlatmaya çalışıyor.

Ne var ki Doğu-Batı hattında ortak bir dilden bahsetmek mümkün değil. Bizim siyah dediğimize onlar ak demeyi sürdürüyorlar. Yaşananları tarif etmek için kullandığımız sözcükler farklı. Örneğin, darbe sonrası ilan edilen olağan üstü halin ağır şartlarını eleştirirken gözden özellikle kaçırılan söz konusu meselenin Fransa örneğinden farklı olarak terörün devleti doğrudan hedef aldığıdır. Bu süreçte doğal olarak devlet aygıtının  koruma altına alınması ve  zararlı yapılardan temizlenmesi gerekiyordu.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve İtalya'da olduğu gibi, devlet mekanizmasını esir alan, tehdid eden  yapılara karşı verdiğimiz mücadele "dış tehdid" kategorisinde değerlendirilerek  banalleştirilmeye çalışılıyor. Teknik görünmekle birlikte devlet aygıtının kendisini koruma altına alması Batı'da "temizlik" olarak tarif ediliyor. Buna binaen bizim terör örgütü dediğimiz yapıya "cemaat" demeyi sürdürüyorlar.

Nasıl ki Türkiye'de  uzun bir dönem çeşitli aydın, yazar ve gazeteciler küçük/büyük çıkarlar karşılığında FETÖ'ye destek verdilerse bugün de  Batı'da  büyük medya gruplarında destekçi bulmakta zorlanmıyorlar. Ancak dünya medyasının önemli bir bölümünün altı, yedi ailenin tekelinde olduğu düşünüldüğünde, meselenin uzun soluklu başka bir projenin parçası olarak,  kullanımı hususunda hemfikir oldukları düşünebilir.

Bu minvalde bilgilendirmek veya yaşananları anlamaya yönelik bir çabadan bahsetmek mümkün değil. Örneğin, darbe gecesi yaptığı taraflı yayınlarla kendisinden çokça söz ettiren Der Spiegel dergisi yıl boyunca yayımladığı yazılarla okuyucusunu bilgilendirmekten çok kendi çizgisine çekmeye çalıştı. Firari subayların Avrupa basında yayımlanan yazıları kafa karışıklığını artırma yolunda bir yöntem olarak kullanılıyor. Yayımlanan yazılarda kendilerini klasik "liberal, demokrat" olarak takdim eden darbeci subaylar, karşıtlığı "laik-islamcı" çizgisine çekerek kendilerini kamufle etmeye çalışıyorlar. Bu uğurda, Ergenekon sürecinde mücadele ettikleri fikirleri kullanmaktan da çekinmiyorlar.

Firari subaylara kol kanat geren Almanya ve Yunanistan başta olmak üzere NATO'nun müttefik Türkiye'ye karşı takındığı tavır bir yıl içinde değişmedi. 15 Temmuz darbe girişimi gecesinde başlayan sessizlik derinleşerek devam ediyor. NATO'nun Amerika Birleşik Devletleri'nden bağımsız değerlendirilemeyeceği göz önünde bulundurulduğunda aslında NATO'nun tutumu sorgulanırken  Amerika'nın tutumunu sorgulamış oluyoruz. Amerika'nın bitaraf olmaması diğer üye devletleri cesaretlendiriyor. Amerika'nın Kuzey Irak ve Suriye'de yeniden keşfe çıktığı bir dönemde NATO'nun  ikinci askeri gücü Türkiye'nin hem içeride hem dışarıda pasifize edilmesi çıkarlarıyla örtüşüyor. Yoksa PYD ve Gülen'in iadesi konularında sergiledikleri tutumu rasyonel yollardan izah etmek mümkün değil.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Amerika'nın Sesi'ne konuşan Henri Barkey , Türkiye'nin Amerika'dan uzaklaşmasını Batı ile en güçlü bağı olan NATO'dan kopması anlamına geleceğini ve  darbelerin kaçınılmazlığına işaret ediyordu. Basit bir okuma ile Türkiye'yi eski tas eski hamam alışkanlıklarına mahkûm ediyordu. Bir yıl sonra 15 Temmuz'un yıldönümünde Washington Post'ta yayımlanan yazısında Gülencilerin rolünü hafifletmeye çalıştığı görülüyor. Tersi de düşünülemezdi. Aksi takdirde Amerika'yı da değerlendirmeye dahil etmesi gerekecekti.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Batı'nın kullandığı dil hiç kuşkusuz safların netleşmesini sağladı ve fakat Batı kamuoylarında Türkiye imagosunu yaraladı.  Türkiye'de "ters giden veya çürümüş" birşeyler var fikrini pekiştirdi. Medya baskısı karşısında haklılığımızı anlatmakta güçlük çekiyoruz. Kamu diplomasisini yürütecek grupların altyapı sorunu işleri kolaylaştırmıyor.

Darbe girişimin birinci yıldönümünde Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini'nin yayımladığı mesaja bakıldığında havayı yumuşatma eğilimi içinde oldukları görülüyor. Bu doğrultuda 25 Temmuz'da Brüksel'de AB-Türkiye diyalog grubunun toplanacağı ifade ediliyor. Bir diyaloğun oluşması hiç kuşkusuz gerekli ve önemli. Ancak Avrupa dış politikasının üst yapılardan bağımsız, küçük kapalı kulüp alışkanlığı içinde , şekillendiği düşünüldüğünde  pratikte bir getirisi olacağını beklemek naiflik olur. Ekonomiye dair konuların dışında özellikle teröre karşı mücadelede ortak bir zeminde buluşamıyor olmamız anlaşılır değil. Yalnızca AB içinde değil NATO'da da aynı manzara hakim.

Son kertede, 15 Temmuz darbe girişimin birinci yıl dönümünde, safların biraz daha netleştiğini ; Batı'nın tutum ve yaklaşımında  herhangi bir değişikliğin olmadığını söylemek mümkün. 



İlgili Konular 15 temmuz Sinan Özdemir
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş