Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


04:42, 18 Haziran 2018 Pazartesi
16:19, 04 Haziran 2018 Pazartesi

  • Paylaş
21. Yüzyılın Cahilleri
21. Yüzyılın Cahilleri

Fütürizm akımının en önemli temsilcilerinden biri kabul edilen Amerikalı yazar Alvin Toffler, bugün içinde yaşadığımız ortamı çok önceden şu sözleri ile tariflemiş: “21. yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil; öğrenemeyen, eskiden öğrendiklerinden gerektiğinde vazgeçemeyen ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.”

Ebru Akdağ / MÜMSAD Genel Koordinatörü

Bugün içinde bulunduğumuz dünya, insanlık tarihinin başından bu yana değişimin en hızlı gerçekleştiği dönemi yaşıyor. Doğamız, yaşam koşulları, hayattan beklentiler, teknoloji, alışkanlıklarımız baş döndürücü bir hızla değişiyor. Bir gün uyandığımızda, dünün gerçeğinin bugün artık geçerli olmadığı haberi bir avuç dolusu soğuk su gibi yüzümüze çarpıyor. Ancak bu, kirletilen bilgilerin başrolde olduğu durumlar dışında, düne kadar birilerinin bizi aldatmasından kaynaklanmıyor. Bilimsel bilgiler bilimsel olduğu, dogmatik olmadığı için, bilime, deneye, teknolojik gelişmelere, araştırmalara dayalı olarak değişebilir. Dolayısıyla bilimsel bilgilere ulaşmanın ve sürekli öğrenerek gelişmenin bitmeyecek bir yoluculuk olduğu gerçeğini kabul etmeliyiz. Bu süreçte belki de en zor olanı gerektiğinde eskiden öğrendiklerimizden vazgeçerek yeniden öğrenmeye kendimizi ikna etmek olacaktır. Ancak bu aynı zamanda bilimsel doğrular ekseninden ayrılmamak ve kişisel/kurumsal gelişimimiz için en güçlü silahımız olabilir.

Fütürizm akımının en önemli temsilcilerinden biri kabul edilen Amerikalı yazar Alvin Toffler, bugün içinde yaşadığımız ortamı çok önceden şu sözleri ile tariflemiş:

“21. yüzyılın cahilleri, okuma yazma bilmeyenler değil; öğrenemeyen, eskiden öğrendiklerinden gerektiğinde vazgeçemeyen ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.”

“21. yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyen değil, bilgiye nasıl erişileceğini bilmeyendir.”

Bilgi insanlığın en önemli yaşam damarlarından; cehalet ise en büyük düşmanlarındandır. İnsanlık tarihinin başında bilgiler; öğrenilir, ezberlenir, gözlemlenir, taklit edilir ve sonraki nesillere benzeri yöntemlerle aktarılırdı. Resim ve yazının icadıyla insanlığın bilgi alışverişi ve birikiminin sonraki nesillere aktarılması büyük hız kazandı. Günümüzde ise kulaklarımızı tıkasak bile her an, birçok şekilde bilgi bombardımanına maruz kalmamanın imkânı neredeyse yok. Birçok açıdan bilgi okyanusunun hızla genişlemesi ve bilgiye ulaşımın her zamankinden kolay olması sevindirici bir gelişme. Öte yandan geometrik olarak artan bilgilerin daha büyük bir bölümünün kirletilmiş, manipüle edilmiş ya da masum bir şekilde yanlış aktarılmış olması dolayısıyla “doğru bilgiye” ulaşmak için bilimsel düşünme alışkanlığına her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulan bir çağdayız. Bilgi, hayat yolculuğumuzu aydınlatan ışıktır. Ancak bilime dayalı olmayan, araştırmadan, sorgulanmadan doğru kabul edilen bilgiler bizi karanlıkta kalmaya mahkûm eder.

Son yıllarda karanlık odaların en hızlı arttığı alanlar arasında, gıda ve beslenme yer alıyor. Yemek içmek insanın varlığını sürdürebilmesi için olduğu kadar, keyif alma ve sosyalleşme için de kuşkusuz vazgeçilmez. Bu nedenle de popülaritesini hiç kaybetmeyecek bir konu olarak insanlığın her zaman gündeminde. Dolayısıyla da yalan yanlış bilgi bombardımanından en çok etkilenen alanlardan olması kaçınılmaz.

Sağlıklı bir yaşam için ne yiyip ne içmemiz gerektiği konusunda hemen her gün bir haberle karşılaşıyoruz. Bu haberlerin çoğu da maalesef kötü üretilen gıdaların sağlığımızı nasıl tehdit ettiği üzerine. Korku hikayeleri her zaman daha fazla reyting yaptığından olsa gerek gıda endüstrisiyle ilgili az sayıdaki iyi haber de arada kaynayıp gidiyor. Gözden kaçan güzel hikayelerden biri Türkiye’nin yağ sanayisine ait.

1990’lı yılların ortasında trans yağlar ile kardiyovasküler riskine ilişkin söylemler ortaya çıktı. Daha önce diğerleri gibi masum bir yağ asidi olduğu düşünülen trans yağlar, o dönemden sonra mahkum sandalyesine oturtuldu; işte değişen ve gelişen bilimin güzel bir örneği. O günlerde margarin üretiminde kısmi hidrojenizasyon yöntemi kullanılıyor ve bunun sonucunda değişen derecelerde trans yağ oluşuyordu. Türkiye’deki yağ sanayisi buna hızla reaksiyon verdi ve henüz Türkiye’de hatta Avrupa Birliği ve federal bazda ABD’de hiçbir yasal düzenleme yokken 2000’li yılların başlarında kendi inisiyatifiyle kısmi hidrojenizasyonu terk etme kararı aldı. Büyük yatırımlar ile gerçekleştirilen Ar-Ge çalışmaları neticesinde yeni teknolojiler kullanıldı ve 2006 yılının sonunda margarin trans yağdan arındırıldı.

Trans yağlardan kurtulmak amacıyla başlatılan bu yolculuk Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği (MÜMSAD) liderliğinde, sektördeki oyuncuların bilimsel gerçeklerin aydınlattığı yolda ortak hareket edebilmeleri sayesinde gerçekleşti. Neticede 2007 yılından itibaren ülkemizde “trans yağsız” dönem başladı. Bunu tüketicilere anlatabilmek amacıyla, MÜMSAD’ın girişimleri sonucunda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı izniyle, %1’in altında trans yağ içeren ürünlere “trans yağ yoktur” logosu konulmaya başlandı. Çünkü yağ bazındaki %1 seviyesi dünyada ürünün trans yağsız olduğu kabul edilen seviyedir.

Aslında Türkiye gıda ve içecek endüstrisinde buna benzer bilimin ışığında dönüşümlere çok güzel örnekler var. Spekülatif bilgilerin bilimsel gerçeklere ağır bastığı günümüzde, bunlar çok fazla gün ışığına çıkamıyor. İnsanlar daha çok duyduklarına inanıyor, ama sesini en çok duyurabilenler maalesef yelkenlerini korku hikayeleri ile dolduranlar oluyor.

Bugün izlenen bazı politikalar, yanlış eğitim sistemi, hatalı medya örnekleri ve aile içi tavırlar sorgulamamayı, bilgiye ulaşmak için çaba göstermek yerine önüne konulanı kabul etmeyi, ezberlemeyi tetiklerken, merak duygusunu törpülüyor. Yaşadığımız bilgi çağında, doğru bilgiye ulaşmaktan uzaklaşmanın maliyeti ise oldukça yüksek. Doğru bilgiye nasıl erişeceğini bilmeyenler rasyonaliteden uzak seçimler yaparak bu maliyeti ödemek zorunda kalacak.

Sokrates’in dediği gibi “bilgelik merakla başlar” ve bilim de kaynağını meraktan alır. Merak geçici bir tutkudan fazlası, bir yaşam biçimi olmalıdır. İçinde bulunduğumuz bilgi kirliliği kaosundan ancak merak ile beslenen sorgulama ve bilimsel düşünme alışkanlığımızın yaygınlaşmasıyla çıkabiliriz. Bunu yapmak kendimize olan borcumuzken, bilimsel doğruların yayılması için çaba göstermenin de gıda ve içecek endüstrisinin ortak görevi olduğunu kabul etmeliyiz.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş