Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


11:01, 17 Ağustos 2017 Perşembe
Güncelleme: 11:00, 17 Nisan 2017 Pazartesi

  • Paylaş
Ölümle tehdit edilen bir Cumhurbaşkanı adayı: Ali Fuat Başgil
Ölümle tehdit edilen bir Cumhurbaşkanı adayı: Ali Fuat Başgil

'Sizi Cumhurbaşkanlığı arabası alıp Köşk’e götürmeyecek, aksine bir cipe bindirilerek Etlik’e götürüleceksiniz; orada yeriniz hazırlanmıştır. Belki de Etlik’te gömülebilirsiniz.” Dedi.

Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası

1893 senesinde Samsun’da dünyaya gelen hukukçu, fikir ve siyaset adamı Ali Fuat Başgil, memleketinde başladığı öğrenim hayatını İstanbul’da sürdürdü ve 1914’te Kafkas cephesinde dört yıl savaştıktan sonra tahsilini tamamlamak üzere yurt dışına gitti. Paris Buffone Lisesi, Grenoble Hukuk Fakültesi, Paris Siyasi İlimler Okulu ile Edebiyat Fakültesi, Lahey Devletler Hukuku Akademesi’ni bitiren ve Paris Hukuk Fakültesi’nde “Boğazlar Meselesi” konulu Atatürk’e ithaf ettiği teziyle doktor olan Ali Fuat Başgil, 1929 yılında Türkiye’ye döndü.

Yurda dönüşünün ardından çeşitli devlet kurumları, üniversite ve okullarda öğretim üyeliği, hocalık ve yöneticilik yapan ve Hatay’ın bağımsızlığı konusunda hukuk müşaviri olarak çaba gösteren Ali Fuat Başgil, Hatay Cumhuriyeti Anayasası’nı da hazırladı. Birçok uluslar arası toplantıda ülkemizi temsil eden ve eğitim müfredatımızda ilk defa “İş Hukuku” derslerinin yer almasını sağlayan kişi olarak da anılan Ali Fuat Başgil, Roma Hukuku, Medeniyet Tarihi, Teşkilat-ı Esasiyye (Anayasa) Hukuku gibi dersler de okuttu.

Batı kültür ve değerlerini gereği gibi özümseyerek yararlı ve uygun kısımlarının alınmasını savunan, aynı zamanda Türk-İslam medeniyetinin öz değerlerine sırt çevirmeyen bir aydın olarak, birçok eser kaleme alan Ali Fuat Başgil, ilmin saygınlığını muhafaza etmekten, düşüncelerini açıkça ifade etmekten hatta bu uğurda hapse girmekten bile çekinmedi. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, düşünce ve inanç hürriyeti, gerçek manada laiklik, insan hakları gibi konuları büyük bir vukufiyetle ele aldı. Sorunlara ışık tutan orijinal analiz ve eleştirilerde bulundu. Milli Şef İsmet İnönü ve tek parti CHP diktasının sürdüğü 1947 yılında Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’ni kuran Ali Fuat Başgil, liberal bir muhafazakâr olarak kanaatlerini her zaman ve zeminde ifade etti. 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra kurulan Milli Birlik Komitesi tarafından çeşitli üniversitelerden demokrasiye, hak ve özgürlüklere inandıkları için uzaklaştırılan 147 öğretim üyesi arasında yer aldı. Hatta bir ara da izni olmadan bir dergi tarafından iktibas edilen “Kurucu Meclis” aleyhindeki makalesinden dolayı hukuksuzca hapse atıldı. 29 Mart 1961 tarihine kadar “Balmumcu Askeri Hapishanesi’nde kaldı. Daha sonra çıkarılan bir kanunla görevine dönmesi mümkün olsa da bunu bir haysiyet meselesi sayarak üniversite hocalığını bıraktı. 10 Nisan 1961’de emekliye ayrılan Ali Fuat Başgil’i, Türk siyasi hayatında önemli bir figür yapacak süreç ise bundan sonra başladı.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Türkiye adeta yeniden dizayn edildi. 1961’de kabul edilen Anayasa ile köklü değişikliklerle gidilerek 2. Cumhuriyet kuruldu. Bu Anayasa’yla güçler ayrılığı ilkesi derinleştirildi.  Yürütmenin gücünü azaltacak, sınırlandıracak çeşitli mekanizmalar oluşturuldu. Örneğin CHP’nin 27 yıllık tek parti iktidarında var olmayan bir Anayasa Mahkemesi, iktidarların değişebileceğinden hareketle hükümet karşısında bir kuvvet olması için kuruldu. Üniversiteler başta olmak üzere ve TRT bazı kurumlar gibi özerkleştirildi. Ayrıca 450 üyeli Millet Meclisi’nin yanında seçkinlerden oluşan 150 mevcutlu bir senato kurularak iki meclisli yasama sistemine geçildi.  Amaç seçilmişlerin, yani siyasetçilerin güçlerini sınırlamaktı. DP gibi halkın büyük çoğunluğunun desteğini alsalar bile, siyasal partileringücünün kırılması hedeflendi, halkın tercihlerine göre değil, seçkinlerin isteklerine göre hareket eden, azınlığın güç sahibi olduğu bir yapı kuruldu. Ülke yönetiminde askerin etkili olabilmesini sağlamak için de düzenlemeler yapıldı ve “Yeni Anayasa’nın başlangıç bölümünde ordunun “Türk Milleti” adına iktidara el koyması meşrulaştırıldı. Milli Güvenlik Kurulu oluşturularak, ordunun siyasal alanda aktif biçimde var olması yasallaştırıldı. Tabii senatörlük unvanıyla, 27 Mayıs Darbesi’ni yapan Milli Birlik Komitesi üyesi subayların yasama içinde ömür boyu kalmaları sağlandı. TSK, rejimin üst güvencesi konumuna geldi, yürütmeyi denetleme, yürütme ve yasama güçlerine müdahale hakkı elde etti ve siyasi-ekonomik yaşam içinde özerk bir güç olmaya başladı.” Cumhurbaşkanlığı ise devlet iktidarını temsil eden bir makam, kontrol mekanizması olarak konumlandırıldı.

Asker ve sivil atanmışların da yer aldığı “Kurucu Meclis” tarafından hazırlanan yeni anayasanın %61,5 oranındaki halkoyu ile yürürlüğe girmesinin ardından 15 Ekim 1961’de genel seçimler yapıldı. Bu seçimlerde, darbeyle iktidardan indirilen Demokrat Parti’nin devamı niteliğindeki milliyetçi, muhafazakâr ve liberallerin oluşturduğu Adalet Partisi 158, Yeni Türkiye Partisi 65, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi 54 milletvekili çıkardı. Buna karşın CHP ise 173 milletvekili çıkarabildi. Yani seçimlerin galibi CHP değil, % 62’lik oy oranı ve toplam 277 sandalye ile Menderes’in mirası iddiasındaki muhalefet oldu. Ali Fuat Başgil de bu seçimlerde Adalet Partisi’nin Samsun listesinden bağımsız aday olarak senatör seçildi. Din ve vicdan hürriyetini, demokrasiyi, vatandaşlık haklarını savunan, Avrupa’da tahsil etmiş olsa da öz değerlerine yabancılaşmayan ve tek parti-seçkinci standartlara uymayan Çarşambalı Bölükbaşıoğulları’ndan Mehmed Şükrü Efendi’nin oğlu Ali Fuat Başgil, muhafazakâr halk kitlelerinin duygu ve düşüncelerine, taleplerine tercüman bir ses olarak seçkinler için kurulan senatoya girmeyi başardı.

Seçim sonuçları, başta Milli Birlik Komitesi olmak üzere darbeciler ve darbe yandaşları için üzücü ve ürkütücüydü. General Fahri Özdilek’in: “…Biz demokrasi dedik, durduk ve seçimlere girdik. Seçimlerden çıkan netice bu mu olmalıydı” dediği hatta Silahlı Kuvvetler Birliği adındaki başka bir cuntanın, milli iradeyi yansıtmadığını ve yeni bir darbenin yapılmasını istediği seçimlerin ardından en önemli konu Cumhurbaşkanlığı idi. Milli Birlik Komitesi’nin Cemal Gürsel’i oturtmak istediği Cumhurbaşkanlığı makamı garantiye alınmalıydı. Bunu sağlamak Milli Birlik Komitesi üyelerinin 21 Ekim’de, imzalandığı tarih ile anılan, protokolü ile gerekirse yönetime el konulması kararlaştırıldı. Siyasi parti liderleriyle uzlaşılarak Cemal Gürsel’in adaylığı için “Çankaya Protokolü” imza edildi. İşte tam da bu devrede darbecilerin ve seçkinlerin hiç hazzetmedikleri bir şey oldu. Ordinaryüs Profesör Ali Fuat Başgil, seçmen kitlesinden özellikle de Adalet Partisi içindeki Egeli vekillerden gelen talepler doğrultusunda, seçim için 23 Ekim 1961’de adaylığını ilan etti. Halkın “Reisicumhur Ali Fuat Başgil” nitelemesiyle büyük ilgi gösterdiği, Adalet Partisi’nden vekillerin adaylık için imza topladıkları ve kendisinden dilekçe aldıkları Ali Fuat Başgil’in adı bile 27 Mayıs’ı savunan çevreleri rahatsız etmeye yetti. Adaylıktan çekilmesi için baskı yapılmaya başlandı. O kadar ki ölümle tehdide varana kadar.

27 Mayıs Darbesi’nin komutanlarından ve Milli Birlik Komitesi üyelerinden General Sıktı Ulay ve Fahri Özdilek tarafından Başbakanlığa görüşme için davet edildiğinde, bunu olumlu olarak görüp fikir ve görüşlerini anlatmak için giden Ali Fuat Başgil, 24 Ekim 1961’de gerçekleştirdiği görüşmenin ardından hem adaylıktan çekildi hem de yemin dahi etmeden Samsun Senatörlüğü’nden istifa ederek İsviçre’ye gitti. Kamuoyunun bir mana veremediği bu sonucun sebebi ise sonradan anlaşılacaktı.

Hatıraları’nda kendisini görüşmeye çağıran Generallerin ordu içinde hâkim olamadıkları bir cuntadan söz ederek kendisini ölümle ve seçimleri iptal edip meclisi kapatmakla tehdit ettiklerini yazan Ali Fuat Başgil’i, nasıl caydırdıklarını anlatanlardan biri de General Sıktı Ulay’dı. Senato Başkanlığı’nı teklif ederek adaylıktan vazgeçmesini isteyen Generaller, ret cevabı alınca, kendisini doğrudan tehdide başlayan Sıtkı Ulay:  “Seçildiğiniz anda Cumhurbaşkanı töreni için toplarınız atılmayacaktır. Sizi Cumhurbaşkanlığı arabası alıp Köşk’e götürmeyecek, aksine bir cipe bindirilerek Etlik’e götürüleceksiniz; orada yeriniz hazırlanmıştır. Belki de Etlik’te gömülebilirsiniz.” Dedi.

Bunun üzerine “Paşalar, siz hiç harp gördünüz mü? Harpte savaştınız mı?” diye soran ve “Hayır” cevabını alan Ali Fuat Başgil: “Paşalar! Ben Kafkas Cephesi’nde dört sene savaştım. Savaşın ne olduğunu bilirim. Harp sırasında ölüm akla gelmez. Ben şu anda canımı değil, milletimin geleceğini düşünüyorum.” Diye direnince, Sıktı Ulay kısaca: “Cemal Gürsel Paşa’nın karşısında başka bir adaylığa asla müsaade edemeyiz… Biz size cuntadan aldığımız emri tebliğ ediyoruz. Kabul edip etmemek size aittir. Lakin kabul etmezseniz sizin hayatınızı garanti edemeyiz. Bunu açık söyleyelim. Netice bununla da kalmayacak. Meclis açılmadan dağılacak, seçimler iptal edilecek, partiler kapatılacak ve askeri idare devam ettirilecektir. Siz bir hukukçu olarak bu neticeyi istemezsiniz sanırım.” Şeklinde konuştu ve bazı kaynaklara göre tabancasını çıkarıp masanın üzerine koydu. Kararını veren Ali Fuat Başgil ise ölümle tehdit edildiği için değil, seçimlerin iptal edilerek meclisin dağıtılacağı, demokratik kazanımlardan geriye gidileceği endişesiyle: “Yanlış yoldasınız paşam. Dürüst bir seçimden sonra tutulacak yol bu değildir. Siz demokrasi yolunda yürüyeceğinizi söylediniz. İktidarı kazanana bırakacağınızı belirttiniz. Ben de bunun üzerine kalktım Cenevre’den buraya geldim. Sizlere yakışan verdiğiniz sözü tutmaktır…Arz ettiğim gibi ben, Cumhurreisliğine adaylığımı hod-be-hod koymuş değilim. Halkın arzusu ve milletvekillerinin talepleri üzerine koydum. Fakat buna söz verdim. Hatta yalnız söz değil, yazılı bir beyana imza ettim. Ben verdiğim sözden dönen ve imzasını yalayan namertlerden değilim. Adaylığımı geri almama imkân yoktur. Fakat benim yüzümden, memleketin söylediğiniz akıbetlere sürüklenmesine de gönlüm razı olmaz. Bu vaziyette bana düşen bir iş kalmıştır, o da yarın alessabah senatörlükten istifa ederek evime dönmektir.” Dedi ve gereğini yaptı. Ali Fuat Başgil’in çekilmesinin ardından 26 Ekim 1961 günü ise Cemal Gürsel, tek aday girdiği Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, asker tarafından kuşatılmış olan Meclis’ten 434 oy alarak, dördüncü Cumhurbaşkanı sıfatıyla 7 yıllığına Çankaya Köşkü’ne çıktı.

Kaynaklar: Mehmed Gökalp, Haksızlıklar Karşısında Susmayan Alim: Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, Santral Yayınevi, İstanbul, 1963. AA. Selçuk Özçelik, “Ali Fuat Başgil”, Dia, c. 5, 1992. Ahmet Kuyaş (Ed.), Tarih, İstanbul, 2002. Ali Fuat Başgil, Hatıralar, Kubbealtı Neşriyat, İstanbul, 2013. General Sıtkı Ulay’ın Hatıraları, İstanbul, 1968.

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş