Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


01:39, 27 Mayıs 2017 Cumartesi
Güncelleme: 00:00, 14 Mayıs 2017 Pazar

  • Paylaş
Çin'in 67 yıllık dönüşümü
Çin'in 67 yıllık dönüşümü

Çin Halk Cumhuriyeti kurulduğu 1949'dan bu yana siyasi ve ekonomik olarak değişimler yaşadı. Bu yaşanan değişimler neticesinde, Çin bugün dünya siyasetinde etkin bir rol oynuyor

Çin ile Japonya arasındaki savaş, İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda Japonya'nın teslim olmasıyla sona erdi. Japon tehdidinin ortadan kalkmasıyla Çin'de milliyetçilerle komünistlerin yolları yeniden ayrıldı. Japon emperyalizmine karşı birleşen Çan Kay Şek ile Mao arasındaki barış son buldu. Taraflar yeniden silaha sarıldı. Amerıka Birleşik Devletleri, Çan Kay Şek hükümetini açıkça destekledi. Sovyetler Birliği ise komünistlere desteğini dolaylı yollardan verdi.

Temmuz 1947'de Çin'de devrim savaşlarının son perdesi başladı. Komünist orduları güneydoğuya inerek Kuamintang ordularını bölmek için harekete geçti. 1948 Temmuz'unda üstünlüğü sağlayan komünistler, sonbaharda büyük saldırıyı başlattı. Ardından kuzey Çin'deki son Kuamıntang kuvvetleri de çekilmek zorunda kaldı.

1948'in Ekim ayında Mançurya'nın kaderini belirleyen savaşlar yapıldı ve kuzey tamamen komünistlerin eline geçti. 1 Ekim 1949'da Çin'de devrim savaşları bitti. Mao Zedong ve Komunist Parti Pekin'de Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğunu ilan etti.

1960'ların başlarında Sovyetler Birliği ile Çin arasında ortaya çıkan gerginlikler sırasında Çin Halk Cumhuriyeti'nin lideri Mao Tse Tung, Bolşevik Devrimi'nİn amacından uzaklaştığı kanısına varmıştı. Mao'nun kaygısı Çin'in de benzer sorunları yaşamasıydı. Bu görüş ayrılıkları komunist partiyi de ikiye böldü. Mao, radikal kanadın lideriydi. 9 Eylül 1976'da Çin'de değişimi tetikleyecek bir gelişme olur. Sosyalıst gençlik akımını yayarak, kapitalizme karşı savaş açan Mao Tse-Tung 82 yaşında yaşama veda eder.

Mao'nun ölümünden sonra eşı Chiang Chin bir süre daha Çin yönetiminde Mao'nun etkinliğini sürdürmeye çalıştı. Ancak başarılı olamadı. Kısa süre sonra tutuklandı. Kültür devriminin Ekim 1976'da sona ermesiyle Çin'de artık yeni bir dönem başlıyordu. Ardı ardına gerçekleşen anayasa değişikliklerin ilki 1982'de yapıldı.

1982 yılından sonra Çin'de 1988, 1993, 1999 ve 2004 yıllarında toplam 34 anayasa maddesi değiştirildi. Anayasada yapılan her değişiklik kendini farklı alanlarda hissettirdi. 1988 yılındaki anayasa değişimi çoğunlukla özel sektörün yasallaştırılmasıyla ilgiliydi. Zira 1978-1988 yıllarında Çin ekonomisi hızla gelişti. Pekin hükümeti özel sektörün haklarının korunması için harekete geçmek zorunda kaldı.

1993 anayasası ise sosyalist pazar ekonomisinin yasal haklarının korunması yönünde yapıldı. 1999 yılındaki anayasa değişikliği devletin yönetim işlerindeki değişikliklerle ve yasal sistemin yapısıyla ilgili oldu. 2004 yılında yapılan değişiklik ise Çin'de insan haklarının korunmasına yöenlikti.

Son 30 yılda alınan kararlara karşın Çin'de halen, anayasanın bazı değişikliklere ihtiyacı olduğu birçok kesim tarafından dile getiriliyor. Bunlardan en önemlisi yargı denetimi ve soruşturma sistemindeki aksaklıklarla ilgili. Bu yasalarda şeffaflık olmaması ülkede tartışmaların da ana gündem maddesini teşkil ediyor.

EKONOMİK DÖNÜŞÜM

İkinci Dünya Savaşı bittiğinde, Çin ekonomisi tamamen çökmüş durumdaydı. Ülkede hem siyasi hem de ekonomik bir devrim yapılması ihtiyacı hissediliyordu. Devrim ya milliyetçiler tarafından ya da komünistler tarafından yapılacaktı. Sonunda bu devrim bir iç savaşa dönüştü. Mao önderliğindeki komünistler iç savaş sonucunda ülkede devrimi gerçekleştirdi.

Devrim sonucu Çin’de planlı ekonomik programlar meydana geldi. Bu programlar Mao’nun ölümüne kadar sürdü. Mao’dan sonra, 1978’de devletin başına geçen Ding Şiao Ping, Mao’ya göre daha liberal bir devlet başkanıydı. Şiao Ping, ekonomide birçok değişiklik yaptı. Çin ekonomisi katı komünist yapısından çıkmaya ve sosyalizme yaklaşmaya başladı.

Şiaoping’den sonra devletin başına Citang Zımin geçti. Zımin de sosyalizm taraftarı ve Şiao Ping gibi liberal düşünceye sahipti. Zımin döneminde birçok alanda değişiklik yapıldı. Bu değişimler sayesinde Çin; yabancı yatırımlar için cazibe merkezi olmaya başladı. Çin’de maliyetlerin, özellikle de emek gücünün ucuz olmasından dolayı başta ABD olmak üzere yabancı sermaye, yatırım miktarını her geçen yıl daha da arttırdı.

Çin 2000'li yıllara da hızlı girdi. Dünya Ticaret Örgütüne üye olan Çin, dünya ticaretindeki payını yüksek hızla arttırarak bu alanda dünya liderliğini ele geçirdi. Komünist yapıda olan devletlerden çok farklı bır yol izleyen Çin, hem ihracat payını hem de ithalat payını her geçen gün daha da arttırrıyor. 70'li yılların sonunda başlayan yüksek hızlı ekonomik büyüme sayesinde Çin, ABD'nin ardından dünyanın en büyük ikincisi ekonomisi oldu.

Birçok uzman yakın gelecekte Çin'in ABD'yi de geçerek dünyanın en büyük ekonomisi olacağı tahminlerinde bulunuyor. Ancak son yıllarda Çin ekonomisinde kısmen de olsa yavaşlama belirtileri gözüküyor. Yeni durumu kabul eden Çinli liderler, ülkelerinin 'yüksek hızlı büyüme'den 'orta hızlı büyümeye' geçtiğinin altını çiziyorlar. Çinli yetkililere göre bu durum zaten bekleniyordu ve ekonomik kalkınma yavaş da olsak istikrarlı bir şekilde devam edecek.

Tabii bu yeni durumun küresel ekonomik gelişmelerle de bağlantılı. Azalan küresel talep karşısında Çin'in dış ticaretinin de azalması zaten bekleniyordu. Dolayısıyla Çin son yıllarda ortaya koyduğu devasa projelerle küresel ekonomiyi canlandırmayı amaçlıyor. Kurduğu uluslararası yatırım bankaları ve fonlarıyla yerel yatırım fonları sunan bankalar, yerel kalkınmayı sağlarken çin'e de yeni pazar kapılarını açıyor.

“ÇİN DEVALÜASYONLA BÜYÜMEYİ ARTTIRMAK İSTİYOR”

Çin Merkez Bankası'nın 2015'in 11 Ağustosunda yuanın günlük referans kurunu art arda üç gün devalüe etmesi, küresel piyasalarda gündemin üst sıralarına yerleşirken, söz konusu kararın küresel ekonomiye etkileri uzun süre gündemde kaldı.

Çin'in devalüasyona gitmesinin ülkenin ihracat avantajı yakalayacağı konusunda piyasada görüş birliği bulunurken, rekabet üstünlüğü elde etme yönündeki çabaların "kur savaşlarını" yeniden tetikleyebileceği de dile getiriliyor.

Analistler, Çin'in yuanın değerini düşürmesinin yavaşlayan ekonomiye karşı bir önlem amacı taşıdığını belitirken, büyümenin desteklenmesi için ihracattan daha fazla pay alma hamlelerinin ise bölgedeki rekabeti artıracağını vurguluyor. Yuanın devalüe edilmesiyle Asya ülkeleri para birimlerinin baskı altında kaldığına da dikkati çeken analistler, uzun süreli bir düşük politıkasının küresel ekonomiye etkilerinin ağır olabileceği uyarısında bulunuyor.

Uzmanlara göre Çin devalüasyon hamlesiyle yuanın ticaretteki ağırlığını artırmaya çalıştığını ve böylece büyümeyi canlandırmayı amaçlıyor. Uzun süreli zayıf yuan beklentisi dünya ekonomisi için kötü bir haber ve küresel ekonomiye negatif yansıması yüksel ihtimal olarak gösteriliyor. En büyük baskı ise Asya para birimlerinde hissedilecek. Bu doğrultuda, komşuyu zarara sokma politikası rekabeti kızıştırabilir. Keza devalüasyon haberinin ardından birçok Asya para birimi zayıfladı.

Gelecek haftalarda, hatta aylarda yuan üzerinde daha fazla aşağı yönlü baskı da oluşabileceği tahmin ediliyor. Çin'in yuan politikasında Ağustos ayından başlayarak ortaya koyduğu politika tüm aktörlerin para politikasını gözden geçirmesine sebep oldu. Yuanın önümüzdeki rotası dikkatle izlenmeye devam edilecek.

DALGALANMALAR KÜRESEL DENGELERİ SARSIYOR

Birleşmiş Milletler'in ticaret istatistiklerine göre, dünyada yaklaşık 35 ülke, ihracatının yüzde 15'inden fazlasını çin'e yapıyor. Özellikle bu ülkelerde Çin ekonomisinde yaşanan gelişmeler endişe ile takip ediliyor. Sanayi üretimi açısından dünyanın fabrikası olarak kabul edilen ülkedeki yavaşlama küresel ekonomiyi tehdit ediyor.

Büyüme sorunu yaşayan küresel ekonominin Çin'deki duruma paralel olarak daha da kötüye gitmesi bekleniyor. Çin geçen yıl toplamda 1 trilyon 958 milyar dolarlık ithalat yaptı. Sadece Güney Kore'den yapılan ithalat 190 milyar doları buldu. Çin'e kara komşusu olan Moğolistan ihracatının yüzde 88'ini, Asya ülkelerinden Türkmenistan ise ihracatının yüzde 65'ini Çin'e gerçekleştiriyor.

Çin, kıta sahanlığı sorunu yaşadığı Japonya'dan ise geçen yıl yaklaşık 163 milyar dolarlık ithalat yaptı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Hong Kong, Mali ve Gambiya ise ihracatlarının yarısından fazlasını Çin'e yapıyor. Solomon Adaları, Moritanya, Sierra Leone Cumhuriyeti, Angola ve Zambiya'nin Çin'e yönelik ihracat oranları ise yüzde 40'ları buluyor.

Kongo Cumhuriyeti, Yemen, Sudan ve Oman ihracatının yüzde 30'unu, Avustralya, Benin, Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Kore, İran ve Kazakistan ise toplam ihracatlarının yüzde 20'sinden fazlasını Çin'e yapıyor. Gelirinin büyük bölümü enerji ihracatına dayalı olan Rusya, Çin'e 2014'te toplam 30 milyar dolarlık petrol ve doğalgaz sattı. Dünyanın önemli petrol ihracatçısı Suudi Arabistan ise geçen yıl Çin’e yaklaşık 49 milyar dolarlık petrol ürünleri ihracatı yaptı.

Türkiye'nin Çin'e yönelik ihracat rakamları ise 3,7 milyar dolar oldu. ABD, geçen yıl Çin'e 160 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Öte yandan, ABD hazine tahvillerinin yüzde 20'sini Çin elinde tutuyor. ABD hazine bakanlığı verilerine göre, Haziran 2015'de söz konusu tahvillerin maddi karşılığı 1 trilyon 271 milyar doları buluyor. Çin, bu yolla ABD'nin ekonomisine de finans sağlayarak ihracatın önünü açıyor. ABD, ihracatının yaklaşık yüzde 7'sini Çin'e, ithalatının yüzde 17'sini de Çin'den yapıyor. Çin, ABD'ye yapılan doğrudan yatırımların yüzde 2,5'ini oluşturuyor.

ÇİN VE ULUSLARARASI ÖRGÜTLER

Çin, 70'li yılların sonlarından başlayarak dış dünyayla iyi ilişkiler geliştirmeye, ülkesinin kapılarını yabancı sermaye girişine açmaya başladı. Bu tarihten itibaren Çin'in izlediği dış politika, mao döneminden keskin çizgilerle ayrıldı. Bu farklılığın en belirginlerinden biri de Çin'in kurduğu ve katıldığı uluslararası örgütler.

Çin'in tarih boyunca geleneksel etki alanı olan Güney Asya'daki küçük devletler Asean'ı kurarak ortak bölgesel politika geliştirmeye başlayınca Çin de yeni durum karşısında yeni politikalar benimsedi. Asean'ın ilk kurulduğu yıllarda soğuk olan ilişkiler zamanla bölgenin en büyük ticaret ortaklığına dönüştü.

Günümüzde Çin, Asean üyesi olmamakla birlikte, Asean üyeleriyle ayrı ayrı ve birlik olarak devasa ticari ve siyasi ilişkilere sahip. Ayrıca her yıl düzenlenen Asean-Çin, Asean+3 zirveleriyle de bölge ülkeleriyle sürekli temas haline. Çin, Asean'ın en büyük ticari ortağı haline çoktan geldi bile. Asean, üzerindeki abd hakimiyetini de kıran Çin, yanına çektiği üye devletler sayesinde bölgede aleyhine bir karar çıkmasına engel olabiliyor. Öte yandan, Çin batı bölgesinde, yani kara sınırlarının olduğu bölgede komşularıyla uzun süren çatışma ortamından kurtulmak için ortak müzakareler yapma kararı almıştı.

90'lı yılların sonlarında toplanmaya başlayan Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan sınır sorunlarını çözmek için bir masa etrafında toplandılar. Yüzyıllardır süren çatışma ortamına son veren devletler, siyasi işbirliğini geliştirmek için Şanghay İşbirliği Örgütü adı altında yeni bir örgüt kurdular. Çin, bu birliğin oluşmasında başat rollerden birini oynadı. Birlikte alınan kararlarda Rusya ile beraber büyük bir ağırlığa sahip.

Zamanla genişleyen örgüt tam üye, gözlemci üye ve diyalog partnerleri de kabul ederek uluslararası etkisini arttırdı. Doğu'nun NATO'su benzetmesi yapılan örgütün askeri alanda işbirliği çok sınırlı olsa da, Çin, örgüt üyelerile teröre karşı işbirliği çerçevesinde askeri tatbikatlar yapmak için kullanıyor. Çin'in etkin rol oynadığı diğer bir örgütse Brics. Dünya'nın en hızlı gelişen ekonomilerinin oluşturduğu bu örgütün şüphesiz en etkili üyesi Çin Halk Cumhuriyeti.

Çin, Brics'in uluslararası etkinliğini arttırmak için IMFbenzeri bir Brics bankası oluşturma konusunda diğer ülkeleri çoktan ikna etti bile. Buna göre %40'lık fonunu Çin'in karşılayacağı yatırım bankası, gelişmekte olan ülkelere kredi sağlayacak. Bu yolla IMF ve dünya bankasının bu alandaki tekeli kırılmak isteniyor. Çin'in tüm bu örgütlerde oynadığı başat rol, Çin'in küresel çıkarlarını sağlamayı hedefliyor ve Çin her alanda etkisini arttırmaya devam ediyor.

ÇİN'İN DIŞ POLİTİKA STRATEJİSİ

Çin Halk Cumhuriyeti, tüm eleştirilere rağmen dış politika hamlelerinden ödün vermiyor. Pekin yönetiminin uluslararası arenadaki tavrı ağırlıklı olarak enerji ve ekonomi alanlarındaki ortaklıklarla şekilleniyor. Başka ülkelerdeki siyasi hareketler kendi politikalarını etkilemediği sürece, Çin gündeminde önemli bir yer teşkil etmiyor. Çinli siyasetçiler; dış ülkelerde yaşanan gelişmelerin sadece o ülkeleri bağladığı görüşünde. Bu nedenle dış müdahalelerin ne demokrasi ne de istikrar getireceğine inanıyor.

Çin, aynı şekilde, diğer ülkelerin de kendi iç işlerine karşımaması yönünde sert uyarılarda bulunuyor. Özellikle de Çin içinde insan haklarının eleştirilmesi ve demokrasi propagandasının yapılması, Çin rejimini en çok rahatsız eden konulardan bazıları. Örneğin son zamanlarda yaşanan güney denizi sorunlarına ilişkin olarak, Çin yönetimi sorunun bölge ülkeleri arasında diplomatik bir şekilde çözülmesinden yanaydı ve başta Amerikan yönetimi olmak üzere, diğer ülkelerin dışarıdan müdahalesine sert çıkışlarda bulundu.

Çin'in tartışmalı pek çok rejimi desteklemesi, uluslararası kamuoyunda eleştiri konusu oluyor. Çin'in daha önce uluslararası ceza mahkemesı tarafından tutuklanması istenen Sudan Başkanı Ömer el Beşir'i Pekin'de ağırlaması, benzer şekilde Suriye'ye kınama kararı almak isteyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde aksi yönde tutum sergilemesi tartışmalara yol açıyor.

Çin bu tutumuna gerekçe olarak diğer ülkelerin iç işlerini müdahale karşıtı tutumunu ve potansiyel sivil kayıpları gösteriyor. Ancak hızla büyüyen ekonomisi için enerji ve kaynak arayışına öncelik veren Çin'in, bu bölgelerde ekonomik çıkarları var. Çin'in son dönemde en sık karşı karşıya geldiği ülkeyse Amerika Birleşik Devletleri. İki ülke özellikle Afrika'daki kaynakların paylaşımı konusunda rekabet halinde.

Birleşik Devletler, halihazırda ithal ettiği petrolün yüzde 15’ini Afrika’dan sağlıyor. 2015 yılına kadar bu oranın yüzde 25’e ulaşması bekleniyor. Afrika ile Çin arasındakı ticaret hacmınin ise 2004 yılından bu yana on katına çıktığı ifade ediliyor. Suriye'deki iç savaş ve İran konularında Çin yine ekonomik çıkarlarını ön planda tutuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olan Çin, tüm uluslararası baskılara rağmen Rusya ile birlikte yaptırım kararlarını veto ediyor.

Çin'in ekonomik gücü kadar, askeri gücünün de hızla gelişmesi, Çin'in yürüttüğü 'ahenkli dünya' politikasının değişmeye başladığı yönünde kuşkulara neden oldu. Başta Amerikan yönetimi olmak üzere, Çin'in bölgesele komşuları da Çin'den askeri konularda daha şeffaf ve işbirlikçi olması yönünde çağrıda bulunuyor. Çin 21. yüzyılda, dışarı açılım konusunda önemli girişimlere yer verdi. Aynı zamanda Afrika, Orta Asya ve Güneydoğu Asya gibi bölgelerden pek çok ülkeyi ağırlayan zirvelere ev sahipliği yaptı.

Dünya çapında pek çok bölgede ekonomik, stratejik ve güvenlik konularında işbirliği çabalarını arttırmaya devam eden Çin, son yıllarda uluslararası arenada çok daha güçlü ve söz sahibi bir ülke olarak kendini gösteriyor.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'DE ÇİN

Çin devlet başkanı Şi Cinping, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmada, küresel sistemin işleyişine dair eleştirilerde bulundu. Şi, "Uluslararası ilişkiler, orman kanunları ile yönetilemez" dedi.

"Dünyadaki sorunları diyalog ve görüşmelerle çözmeliyiz" diyen Şi, "barış, kalkınma, adalet, demokrasi ve özgürlüğün insanlığın ortak değerleri" olduğunu vurguladı. Çin devlet başkanı, tüm güvenlik tehditlerine ortak bir bakış açısıyla yaklaşılması ve Güvenlik Konseyi'nin bu konuda adil olması gerektiğini ifade etti.

Şi, uluslararası toplumun yararına olan bir güvenlik mimarisi oluşturulması için de çaba sarf edilmesini istedi. Yeni çatışmaları önlemek için soğuk savaş zihniyetinin terk edilmesi gerektiğini belirten Çin devlet başkanı, büyük ve güçlü ülkelerin "küçük, zayıf ve yoksul" ülkelere zorbalık yapmaya son vermesi gerektiğini söyledi.

Şi, Çin'in dünya barışı için mücadeleye devam edeceğini, hiçbir zaman; hegemonya, yayılmacılık ya da etki alanı yaratma yoluna başvurmayacağını öne sürdü. Konuşmasında, ülkesinin küresel kalkınmaya verdiği desteğin devam edeceğini ifade eden Şi, kalkınma deneyimlerini diğer ülkelerle paylaşmaktan memnuniyet duyacaklarını ifade etti. Çin'in 8 bin kişiden oluşan bir geçici Birleşmiş Milletler Barış Gücü oluşturacağını duyuran Şi, ülkesinin 10 yılda Birleşmiş Milletler çalışmalarını desteklemek için 1 milyar dolar yardımda bulunacağını da kaydetti.

Şi Cinping, ayrıca Çin'in gelecek 5 yıl içinde Afrika Birliği'ne barış gücü için 100 milyon dolarlık askeri yardımda bulunacağını açıkladı. Çin devlet başkanı Şi, ülkesinin iklim değişikliği konusunda da üzerine düşeni yapacağını belirtirken, gelişmiş ülkeleri, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlama sürecine yardımcı olmaya çağırdı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantılarına katılmak için Amerika Birleşik Devletleri'ne giden Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in New York'tan önceki durağı Washington'du. Şi Cinping, Beyaz Saray’da Amerikan Başkanı Barack Obama ile biraraya geldi. İki lider daha sonra ortak basın toplantısı düzenledi. Obama, basın toplantısında, insan hakları ve sivil toplum konularında farklı düşüncede olduklarını söyledi, yine de istişarelere devam etmeyi umduğunu ifade etti.

İki ülke arasındaki ilişkilerin; barış, saygı ve işbirliği ile tanımlanması gerektiğini ifade eden Şi Cinping ise "Stratejik güven ile karşılıklı anlayışı geliştirmemiz, birbirlerimizin kaygı ve çıkarlarına saygı göstermemiz, farklılıklarımıza açık fikirli yaklaşmamız gerek" diye konuştu. Barack Obama, ortak basın toplantısında, Amerikan şirketlerine ve vatandaşlarına yönelik siber saldırılara ilişkin endişelerini çinli muhataplarına ilettiklerini söyledi ve “bu saldırılar sona ermeli” dedi.

Çin Devlet Başkanı Şi ise ülkesinin ticari kazanç için yapılan bu tür saldırılara karşı çıktığını savundu. Amerikan Başkanı Obama, Asya-Pasifik bölgesindeki güvenlik konusuna da değindiklerini belirterek, Pekin yönetimi ile iyi ilişkileri bulunan Kuzey Kore’nin nükleer silahlara sahip olmasını asla kabul etmeyeceklerini ifade etti. Obama, yeni bir girişim başlatarak gelecek beş yıl içinde bir milyon Amerikalı öğrencinin Çince öğrenmesini kararlaştırdıkları bilgisini de kamuoyuyla paylaştı.

Kaynak: Kuzey Haber Ajansı



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş