Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


08:36, 23 Kasım 2017 Perşembe
Güncelleme: 22:37, 31 Ağustos 2017 Perşembe

  • Paylaş
Pasifik'teki kazalar ve ABD donanmasının stratejisi | ANALİZ
Pasifik'teki kazalar ve ABD donanmasının stratejisi | ANALİZ

Günümüzde dünyanın en güçlü donanması olan ABD donanması, 2017 yazında Pasifik'teki gemilerinin maruz kaldığı kazalarla bir kez daha gündeme geldi.

Fatih Erbaş

Günümüzde dünyanın en güçlü donanması olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) donanması, 2017 yazında Pasifik'teki gemilerinin maruz kaldığı kazalarla bir kez daha gündeme geldi. Önce Haziran ayında USS Fitzgerald muhribinin Japonya karasularında bir kargo gemisiyle çarpışmasıyla 7 ABD'li denizcinin hayatını kaybetmesi ve en son Ağustos ayının son günlerinde Malakka boğazı yakınlarında ticari bir gemiyle çarpışan USS John S. McCaine muhribinde görevli 10 denizcinin ölmesi, geminin ait olduğu 7. Filo komutanının görevden alınması sonucunu doğurdu.

ABD donanması deniz harekat başkanı Amiral John Richardson, son dönemde özellikle Pasifik donanmasında meydana gelen kazalardan dolayı, ABD donanmasının her türlü harekatının geçici olarak durdurulduğunu ve kazaların sebeplerinin araştırılacağını söyledi. Soruşturmada her ihtimalin dikkate alınacağını belirten Richardson, çalışma koşulları dahil her şeyin gözden geçirileceğini ifade etti.

Öte yandan, ABD gemilerinin maruz kaldığı kazaların aynı bölgede gerçeklemesinden hareketle, kazaların ardında kasıt arayan görüşler de söz konusu. Bu çerçevede, gemilerin kontrolden çıkmasına veya uydu takip sistemlerinin düzgün çalışmamasına sebep olabilecek bilgisayar yazılımları da gündeme geldi. Neticede sistem, kazaya sebep olan durumu ortaya çıkarmak adına bir gayrete içine girdi. Bu hadiselerin bizlere hatırlattıkları ise ABD donanmasının maruz kaldığı kazalardan daha fazlası.

19. yüzyılın 'süper gücü' İngiltere, dünya hakimiyetini donanma gücüyle tescil ediyordu. İngiliz donanması, dünyanın bütün denizlerindeki varlığıyla devletinin haşmetini ve gücünü ilan ediyor ve İngiltere’nin menfaatlerini binlerce deniz mili ötesinden koruyordu. 21. yüzyılın 'süper gücü' ABD'nin de selefinin yolundan gittiğini söylemek yanlış olmaz. Siyasi, iktisadi ve askeri anlamda dünyanın 'bir numara'sı olan ABD, dünya denizlerinde bulundurduğu harp gemileriyle menfaatlerini koruduğu gibi, dünya düzeninin kendi istediği şekilde evrilmesini de temin etme gayreti içinde.

2007 yılında yayımladığı “21. yüzyıl deniz gücü için işbirliği stratejisi” belgesi ile ABD 21. yüzyıl donanma, sahil güvenlik ve amfibi deniz gücü hedeflerini ortaya koymuştu. 2015 yılında güncellenen bu belgede, dünyanın maruz kalacağı sorunlar tanımlandıktan sonra, bu sorunlarla mücadelede işbirliğinin önemi ve bu çerçevede deniz kuvvetleri için düşünülen rol ortaya konulmuştu.

Dört bölümden ve otuz yedi sayfan oluşan söz konusu deniz gücü strateji belgesinin ilk bölümünde dünyadaki jeopolitik gelişmelerle askeri mücadeleler ele alınıyor. İkinci bölümün başlığı “İleride varlık gösterme ve ortaklıklar” olarak belirlenmiş. Bu bölümde Hint-Asya Pasifik, Ortadoğu, Avrupa, Afrika, batı yarım küre ve kutup bölgeleri yer alıyor. Üçüncü bölüm “Milli güvenliğin temininde deniz gücü desteği” adını taşıyor ve bu bölümde donanmanın istenen yere erişimi, caydırıcılık, deniz kontrolü, güç aktarımı ve deniz güvenliği konuları ele alınıyor. Dördüncü bölüm ise “Kuvvet oluşumu: Geleceğin kuvvetinin inşası” başlığını taşıyor ve bu bölümde çevik, esnek ve hazır kuvvetler, insan gücü, konseptler ve yetenekler ele alınıyor.

Strateji belgesinin ABD Donanma Bakanı tarafından kaleme alınan önsözünde, Amerikan deniz gücünün dünyanın çeşitli bölgelerinde konuşlandığı, bu gücü ihtiyaç duyulan yerde ve ihtiyaç duyulan zamanda ABD ve ortaklarının menfaatlerini korumak maksadıyla yalnız veya ortaklarla ve kimseden izin almaksızın kullanacakları söyleniyor. Kuruluş felsefesinde ABD'nin bir denizci devlet olarak inşa edildiği, bu maksatla donanma oluşturulduğu, günümüzün karışık ortamında bu donanmaya olan ihtiyacın arttığı belirtiliyor. ABD deniz gücünün devletin sınırlarının ötesindeki ilk savunma hattı olduğunun ifade edildiği önsözde, gerek ülke savunmasının gerekse uluslararası sorumlulukların yerine getirilmesi için güçlü bir donanmaya olan ihtiyacın sürdüğü, Amerikan deniz gücünün milli gücün önemli bir parçası ve dünyadaki ABD prestijinin önemli bir göstergesi olmaya devam edeceği ve bu çerçevede diğer milli güç unsurları ve dünyadaki diğer ortaklarla işbirliğinin artarak süreceği söyleniyor.

Strateji dokümanında, denizlerin dünya ticaretinin yüzde 90’ının yapıldığı bir ortam olduğu ifade edilerek Hint-Asya Pasifik bölgesinin artan önemi üzerinde ısrarla duruluyor. Buna göre ABD donanmasının, ABD menfaatlerini korumak adına teröre karşı mücadele edeceği, enerji güvenliğinde rol alacağı, ortaklarının menfaatlerini koruyacağı, Çin ve Rusya’ya karşı müteyakkız bulunacağı, sorunların çözümü için müttefikleriyle hareket edeceği ve bu maksatla dünya denizlerinde bulunacağı vurgulanıyor. ABD’nin Çin ve Rusya’yı açık bir tehdit olarak algılaması ve ifade etmesi, Hint-Asya Pasifik bölgesine özel önem vermesi, bu dokümanı önemli kılıyor.

ABD donanması açısından üzerinde önemle durulan hususların başında, donanmanın ileride varlık göstermesi geliyor. Yani ABD donanma unsurlarının dünyanın dört bir yanında hazır bulunması. Bu ifade edilirken gerekçeler de ortaya konuluyor: Vatan topraklarının en ileriden müdafaası, caydırıcılık sağlanması, krizlere anında müdahale edilebilmesi, deniz menfaatlerinin korunması, ortakların desteklenmesi ve insani yardım için hazır bulunma.

Donanmanın müttefikler ve ortaklarla işbirliğinin önemine de vurgu yapılıyor. Bu meselenin iki yönü bulunuyor: Ortaklarla hareket bir yönüyle ABD donanmasının harekatının meşruiyeti açısından önem arz ediyor. Diğer yandan,277 gemi varlığıyla ABD donanmasının tek başına dünya denizlerindeki tüm sorunlarla başa çıkması beklenemeyeceği için, donanmanın harekatının başarısı için sivil ve askeri desteğin önemi büyük. Burada müttefikler ve ortaklar denilirken sadece devlet donanmalarının desteğinin kastedildiği düşünülmemeli. ABD 2000’li yılların başından itibaren denizlerde “durumsal farkındalık” üzerinde hassasiyetle durmaktadır. Yani basitçe anlatmak gerekirse, dünya denizlerinde neler olup bittiğinin bilinmesi arzusu. Bu arzunun gerçekleşmesi için donanmaya ihtiyaç olduğu gibi, aynı zamanda tersaneler, sigorta şirketleri, haberleşme sistemlerine sahip şirketler ve benzer farklı unsurlarla da işbirliğinin gerekliliği ortaya çıkıyor. Denizlerde neler olup bittiğini anlayabilmek, sorunlar çıkmadan önleyebilmek ve sorun ortaya çıktıktan sonrada kısa sürede bastırabilmek için limanların, yüklerin, kişilerin, grupların, şirketlerin, devletlerin kontrol altında tutulması gerekiyor. İşte bu da sadece ABD donanması veya ona destek olacak örgüt ve devlet donanmalarıyla değil, yukarıda bahsi geçen sivil unsurların desteğini gerektiriyor.

ABD donanmasının dünya denizlerindeki sorunları çözme arzusu, bahsi geçen destekler dışında teknolojik yenilenmeyi, harp gemilerinin sayısının ve yeteneklerinin artırılmasını, eğitilmiş ve yeterli personel yetiştirilmesini, bu personelin, teknolojik kabiliyetin ve gemilerin dünyanın çeşitli bölgelerine taşınmasını, orada donanmanın kendi kendini idamesini gerektirir ki bu da daha çok para, zaman, masraf ve eğitim demektir.

Nitekim ABD donanması, ortaya koyduğu sorunlar yumağıyla mücadele için 277 harp gemisinin yeterli olmayacağı anlayışıyla, kademeli olarak harp gemisi sayısını 355’e çıkarma niyetinde. Bu da yeni uçak gemileri, komuta kontrol gemileri, amfibi unsurlar, muhripler ve denizaltılar demek. Belirlenen gemi sayısına ulaşmak, ABD’nin bütçesiyle ve diğer dengeleriyle ilgili bir sorun. Bu planının başarıya ulaşması dünya açısından ise denizlerin güvenliğini ve uluslararası politikayı doğrudan etkileyecek bir çarpan olması bakımından önem arz ediyor. Çin, Rusya ve Hindistan başta olma üzere diğer devletlerin, kendi deniz menfaatlerini korumak ve güvenliklerini sağlamak adına, ABD’nin bu adımına karşı ortaya koyacakları planlar, Pasifik’ten Atlantik’e, Karadeniz’den Hürmüz boğazına kadar tüm dünya denizlerinin güvenliğini ve devletler arası ilişkileri doğrudan etkileyecek.

[Uluslararası güvenlik stratejileri uzmanı Dr. Fatih Erbaş 1986-2014 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve NATO Güney Kanadı Komutanlığı’nda farklı birlik ve karargah görevlerinde bulundu; Harp Akademileri Komutanlığı ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü'nde öğretim üyeliği yaptı]



İlgili Konular pasifik ABD
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş