Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


22:23, 20 Kasım 2017 Pazartesi
10:06, 25 Ekim 2017 Çarşamba

  • Paylaş
Türkistanlılar Derneği'nden Türk hükümetine çağrı
Türkistanlılar Derneği'nden Türk hükümetine çağrı

SSCB'nin dağılmasının ardından yeni oluşan Türkistan'ın kimlerden meydana geldiği hakkında Türkistan-Der Başkanı Burhan Kavuncu ile görüştük

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Eski Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Orta Asya bölgesinde tarihte Türkistan adını alan bir bölgesel gücün ve medeniyetin yeniden doğması gündeme geldi. Bu gücün ve medeniyetin temsilcilerinden önemli bir kesim bugün çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye’de bulunmaktadır. Peki, kimdir bu eski ve yeni Türkistanlılar? Onların kimliğini ve sorunlarını “Türkistan-Der” Genel Başkanı Sayın Burhan Kavuncu ile konuştuk.

DB: Türkiye’deki Türkistanlılar dediğimizde kimleri anlamalıyız? Eski ve yeni  Türkistanlılar tanımlaması ne anlama geliyor? Bunlar arasında önemli farklar nelerdir?

Türkiye’deki Türkistanlılar, Türkistan bölgesindeki çeşitli ülkelerden (Türkistan bölgesi: Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Doğu Türkistan ile Afganistan, Rusya ve İran’ın Türkçe konuşulan bölgeleri) Türkiye’ye hicret etmiş insanlardır. Türkistan’dan son yüzyıl içinde birçok göç dalgaları vuku bulmuştur. 1980 öncesinde gelenler Türkiye vatandaşı olup onlara 'eski Türkistanlılar' diyoruz. 1980 sonrasında, özellikle 2000’den sonra gelenler 'yeni Türkistanlılar'dır. Onlardan 1980-90 arasında gelenlerin çoğu Afganistanlı Özbekler olup, TC vatandaşlığı almışlardır. Demek ki eski ile yeni arasındaki en önemli fark 'vatandaşlık' noktasındadır. Türk vatandaşı olamayan Türkistanlıların ikamet, iş, eğitim, sağlık gibi birçok problemleri vardır.

DB: Günümüzde Türkistan’dan kimler ve hangi sebeplerle Türkiye’ye geliyorlar?

Günümüzde Türkistan bölgesinden en çok ekonomik sebeplerle göç olmaktadır. Türkistan ülkelerinden Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’da yıllardır devam eden ekonomik kriz ve işsizlik sebebiyle milyonlarca Türkistanlı iş aramak için başka ülkelere gitmiştir. Bunlardan birkaç yüz bin kişi de Türkiye’dedir.

Türkistan ülkelerinden göçün en önemli ikinci sebebi, henüz istikrar kazanamamış ülkelerdeki siyasi ve dini baskılardır. Özellikle Özbekistan’da Kerimov döneminde dini hayata, hak ve özgürlüklere yapılan büyük baskılar sebebiyle, binlerce Müslümanlar ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştır. (Günümüzde de henüz eski dönem uygulamaları kaldırılamamıştır). Bu durum, Tacikistan, Türkmenistan ile Doğu Türkistan’da da aynı şekildedir. Doğu Türkistan halkı ayrıca, milli kimliğini yok etmek isteyen Çin devletinin uygulamalarıyla da baskı ve zulüm altındadır. Halkın geleneksel dinî yaşantısı ve çocukların dinlerini öğrenmesi bu ülkelerde sürekli müdahalelerle imkânsız hale gelmiştir. On binlerce insan hapishanelerdedir, işkence ve yasaklar olağan hale gelmiş, toplum hayatında büyük bir baskı ve gerilim devam etmektedir. Dinî/ siyasî baskılar sebebiyle göç eden Türkistanlılar daha çok Müslüman ülkelere, tercihen de Türkiye’ye gitmektedirler.

DB: Yeni Türkistanlılarla Türkiyeli Müslümanlar arasında din, hayat ve gelenekler açısından nasıl farklar gözlediğinizi söyleyebilirsiniz?

Türkistanlılarla Türkiye halkı arasında dini hayat ve gelenekler bakımından önemli bir fark yoktur. Aynı tarihi ve gelenekleri paylaşan, hatta geçmişte kültürel ortaklıkları daha da fazla olan halklarımız, benzer gelenek ve dinî anlayış problemlerini yaşamaktadır. Günlük ibadetlerde Hanefi mezhebinin kuralları geçerlidir. Belki Türkiye halkının biraz daha fazla modernleştiği, buna karşılık (kapalı toplum hayatı yaşayan) Türkistan ülkelerinde dinî pratiklerin, siyasi sistemler sebebiyle daha az uygulandığı söylenebilir. (Komünist siyasi gelenek sosyal yapıyı 100 yıldır fazlasıyla tahrip etmiş).

DB: Türkistanlı muhacirlerin buradaki ana sorunları nelerdir?

Türkistanlı muhacirlerin ana sorunları, oturma izni ve çalışma şartları hakkındadır. Bir de son zamanlarda yaşanan terör olaylarının Türkistanlılar üzerinde çok ağır bir yansıması olmuştur. Bazı sapık grupların (DEAŞ gibi), Türkiye’ye karşı düzenledikleri cinayetlerde Türkistanlı kişileri kullanmış olması, ciddi boyutlarda bir problemler yaratmıştır.

Oturma izni ve çalışma şartları konusunda, diğer yabancı ülkelerdeki zorluklar burada da benzer bir şekilde yaşanmaktadır: Özellikle ülkesinden “muhalif” olarak ayrılmış olanlar “yasal ikamet izni” alırken istenen belgeleri temin etmekte zorlanmakta, bu yüzden kaçak duruma düşmektedir. Çalışma izni prosedürleri fazla olduğu için genellikle “kaçak işçi” olarak çalışılıyor. Bu durumdakiler pazarlık imkânı ve eşit ücret hakkı bulamadıkları için sömürülüyor, bazen aylarca çalıştıktan sonra “işveren” tarafından kapı önüne bırakılıyor ve ücretini alamadan deport edilip gönderiliyor. İnsanların vicdanına ve insafına kalmış.

Türkistanlı muhacirlerin sağlık ve eğitim sorunları hâlâ kanayan bir yara. Zorunlu Genel Sağlık Sigortası yapıldığı halde, birisi hasta olduğunda Sağlık Kurumları’nın kapısından geri çevrilir. Yerli halka ücretsiz sunulan sağlık hizmetleri, Türkistanlı “yabancılar” için paralı ve ödenmesi imkansız miktardadır. Gün geçmez ki derneğimize bir hasta sahibi başvurmasın: “Acil olarak gittiği hastanede bir yakını rehin kalmıştır!”

Türkistanlıların ikamet izni almaları zor olduğu ve uzun müddet bekletildikleri için çocukları da devlet okullarına kabul edilmemektedir. Bütün süslü laflara, “anayasada ilk öğretimin zorunlu olduğu, her çocuğun bu eğitimi alma hakkı bulunduğu” iddialarına rağmen, bu sene de Milli Eğitim Bakanlığı’nın “yorgun bürokrasisi” çocuklarımızı sokakta bıraktı.

DB: Şu anda çok sayıda Türkistanlıların Türkiye’de çeşitli nedenlerden tutuklu olduğu biliniyor. Bunun ana nedenleri nelerdir?

Suriye’deki savaşa katılan ve çeşitli muhalif silahlı gruplarla ilişkisi olan kişilerle ilgili Türkiye’nin politikalarında zaman içinde bazı değişiklikler göze çarpıyor. Önceleri sempatiyle yaklaşılan bu insanların bir bölümü, daha sonra “uluslararası savaşçı” statüsünde görülmeye başlandı.

Bizim derneğimizin üyeleri ve Türkistanlı göçmenlerin büyük çoğunluğu, her türlü silahlı faaliyetin ve grupların uzağındadır. Ama her toplumda olduğu gibi farklı düşünen, silahlı gruplarla ilişkili olan Türkistanlılar da mevcuttur. Bir de DEAŞ’ın Türkiye’ye savaş ilan edip, suçsuz insanları hedef göstermeden öldürmesi, katliam yapması ve bu işlerde de bazı Türkistanlı göçmenlerin kullanılması, maalesef, Türkistanlılar toplumunun üzerinde ağır bir suçluluk görüntüsü yarattı.

Türkiye'de bazı medya organlarının ısrarla kullandığı “Özbek terörist”, “katil Orta Asya kökenli” gibi ifadeler, halk arasında Türkistanlı göçmenlere yönelik bir kuşku oluşturdu. Devletin ilgili birimlerinde çalışan bir bölümü de maalesef, halkın ve medyanın aymazlığına paralel bir şekilde “Türkistanlı terörist” avına çıktı. Gün geçmiyor ki Zeytinburnu’nda, Başakşehir’de Türkistanlıların evleri basılıp ailece gözaltına alınmasın. Ardından yapılan “DEAŞ operasyonunda şu kadar yabancı yakalandı” açıklamalarının büyük bölümünün daha sonra aslı olmadığı ortaya çıkıyor

Nitekim yakalananlar hiç sorgulanmadan, “kamu düzeni için tehdit”, “terörle ilişkisi bulunabilir” ihtimallerine binaen “sınırdışı edilmek üzere” Göç İdaresi’ne teslim ediliyor.

Aslında herkes bu insanların masum olduğunu bilir. Buna rağmen, emniyetin yazısına istinaden Göç İdaresi, kendisine teslim edilen Türkistanlılar için “deport- sınırdışı” işlemi başlatır. Çoğu zaman yakalananlara “G-87 Türkiye’ye girmesi sakıncalı” kodu konulur. Mahkemelerde açılan “iptal, tedbir, serbest bırakılma” davaları genellikle lehimize sonuçlanır ve aileler ortalama 6-7 aylık hapishane hayatından sonra (Göç İdaresi’nin sınır dışı edilecekleri tutmak için yaptığı Geri Gönderme Merkezleri’nin bazılarının hapishaneden farkı yoktur). Devletin polisi, mahkemesi, Göç İdaresi boşu boşuna aylarca meşgul edilir.

Yapılan bunca zulmün anlamlı bir sonucu var: Türkistanlılar terörize olmuştur, Türkiye’de yaşama şansı kalmadığını düşünmeye başlamıştır. Hatta başka gidecek yeri olmadığı için Suriye son bir gidiş kapısı olabilir. Bütün Türkistanlı muhacirlerin terörist olarak görülmesinden en kârlı çıkan yine silahlı gruplardır. Bu kadar büyük bir kitle terörle yaftalanınca, kendi elemanlarının gizlenme ve hareket kabiliyeti daha da artmıştır.

DB: Bunlar arasında deport, yani Türkiye’den sınır dışı edilme olayları da var? Bu insanları vatanlarında neler beklemektedir?

Deport işlemi maalesef yaygın olarak uygulanmaktadır. Vize süresini geçirenler, hukuki yollara başvurmada gecikenler Göç İdaresi tarafından ülkelerine teslim ediliyor. Sınır dışı edilenler daha çok “kaçak işçi” durumuna düşenler. Bizim üyelerimiz arasından da istisnai olarak Özbekistan ve Tacikistan’a verilenler oldu. Maalesef OHAL’'ın tesiriyle Göç İdaresi, Emniyet ve MİT’in değerlendirmeleri sonucunda, bizim yorumlarımıza göre hiçbir günahı/ irtibatı olmayan Türkistanlılar ülkelerine gönderildiler. Hem de “DEAŞ üyesi” yaftasıyla. Bazılarından bir daha haber alınamadı. Özbekistan ve Tacikistan’da işkencenin devam ettiği, hatta işkencede ölenlerin olduğu dünya basınına yansıdı. Geçtiğimiz günlerde Taşkent’te bir grup kadın, çocuklarına yapılan işkenceyi protesto etti. Orta Asya’da işkenceyle son verilmesi ve insan hakları için mücadele yükselmektedir. Çin devletine ise deport işlemi yapılmıyor.

DB: Türk yetkililerin Türkistanlılara bakışı nedir? Bu politikalarda eksiklikler var mı? Varsa nasıl düzeltilmelidir? 

Türk halkı ve devleti Türkistan’ı anayurt, Türkistanlıları soydaş ve dindaş olarak görüyor. Ama resmiyette “yabancılar kanunu” ile muhatabız. Türkistanlı göçmenlere salt “yabancı” muamelesi yapılması, buna ek “ucuz iş gücü” veya “potansiyel terörist” olarak görülmemiz çok çirkin şeyler. Türkiye Devleti’nin bu hususlara müdahale etmesi, Türkistanlıların oturum izni hatta vatandaşlık taleplerine kolaylıklar getirilmesi, sahte “terör operasyonları”na son verilmesi için ülkeyi yönetenlerden yardım taleplerimiz sürüyor.

Türkiye’nin Türkistan’daki Devletlerle son zamanlarda yakınlaşmaya başlaması olumlu bir gelişme. Hiç birimiz “tam özgür ve müstakil” değiliz. Belki birbirimize yardım edersek daha güçlü olabiliriz.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş