Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


07:17, 14 Aralık 2017 Perşembe
16:48, 06 Aralık 2017 Çarşamba

  • Paylaş
Kültür ve sanat, medeniyetimizin can damarlarıdır
Kültür ve sanat, medeniyetimizin can damarlarıdır

Kültür ve sanat medeniyetimizin can damarlarıdır. Dolayısıyla medeniyetimize bir nevi hayatiyet kazandıran kültür ve sanat çalışmaları ve dahi politikaları akl-ı selim, tab-ı müstakim bir plan, program dâhilinde yürütülmelidir.

İbrahim Ethem Gören

Yazımızın serlevhasında yer alan cümle Belkıs İbrahimhakkıoğlu’na ait önemli bir tesbit. Hakkıoğlu, 2 Aralık Cumartesi günü Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin düzenlediği Edebiyat Mevsimi/9. Edebiyat Festivali programının kapanış oturumunda ödül takdimi için sahneye davet edildiğinde adet olduğu üzere kürsüde birkaç kelâm etti. İyi de yaptı. Edebiyat ve milli kültür alanlarında istikrarlı yürüyüşüne devam eden Belkıs Hanım’ın konuşmasında vurguladığı “Kültür ve sanat medeniyetimizin can damarlarıdır” cümlesinin altını çizdim ve çerçeve içerisine aldım. 

İçinde asliyet ve terkip şuuru bulunan tesbiti ehemmiyetine binaen bir kez daha tekrar edelim: Kültür ve sanat medeniyetimizin can damarlarıdır. Dolayısıyla medeniyetimize bir nevi hayatiyet kazandıran kültür ve sanat çalışmaları ve dahi politikaları akl-ı selim, tab-ı müstakim bir plan, program dâhilinde yürütülmelidir. Bu yazıda konuyla ilgili bazı tesbit ve önerilerimizi ilgililerin dikkatlerine arz etmek istiyorum.

MİLLİ KÜLTÜR UNSURLARIMIZ MUHAFAZA EDİLMELİ

Milli kültür unsurlarımıza ait zenginliklerimizin gelecek nesillere aktarılabilmesi için öncelikle korunması ve akabinde geliştirilmesi lazım geliyor. Bu konuda hemen herkesin üzerine düşen sorumluluklar var. Öncelikle sanatkâr dedelerimizden kalan eserlerin envanterinin tutulması gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kültür Bakanlığı, devlet bakanlıkları, kısaca kamu otoritesinin ve yerel yönetimlerin elinde bulunan eserlerin envanterinin çıkartılarak ortak bir veri tabanında birleştirilmesi önemli bir iş olarak karşımızda durmaktadır.

ÜSTADLAR UNUTULMAMALI, UNUTTURULMAMALI

Mimari eserlerimize, irfan ve tevhid merkezlerine sahip çıkılır, vatandaşlarımız pekâlâ etrafındaki taşınabilir kültür varlıklarının korunmasına yardımcı olabilir, cami cemaati ibadethanelerini madden ve manen tezyin eden âlâ keyfiyeti haiz hatların birbiri ardına götürülmesine izin vermez, öz sanatlarımızın ustalarının isimleri, usullerini ve hatıralarını yaşatmak için kültür merkezlerine, yeni açılan geleneksel sanatlar fakültelerine verilebilir. Necmeddin Okyay, Hamid Aytaç, Süheyl Ünver, Mustafa Halim Efendi ve Mustafa Düzgünman, Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt gibi müstesna kıymetlerimiz unutulmamalı, unutturulmamalı.

RESTORASYONLARA EL ATILMALI!

İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin her tarafı kültürel miras hazinelerimizle müzeyyen. Lakin milli kültür mirasımızı korumaya yönelik olarak yapılmakta olan restorasyon faaliyetleri “yenileme” olarak algılanmakta; böylelikle kadim eserler bozularak ortaya yeni bir yapı grubu çıkmaktadır. Dolayısıyla özellikle mimari eserlerimizin aslına uygun bir şekilde korunmasını temin ve garanti edecek bir mekanizma mutlaka tesis edilmelidir.

YURT DIŞINA KAÇIRILAN TAŞINABİLİR KÜLTÜR VARLIKLARIMIZ TEKRAR ÜLKEMİZE KAZANDIRILMADI

Yurtdışına çıkarılan/kaçırılan eserlerle ilgili de titiz bir çalışma yapılarak bu alanda envanter çalışması yapılmalıdır. İngiltere’de hemen her ay düzenlenen müzayedelerde Türkiye’den kaçırılan eserler yeni sahiplerini buluyor. Türkiye’den kaçırılan eserlerle Sharjah’ta Abdurrahman El Üveys Kaligrafi Koleksiyonu kuruluyor! Akabinde de merdi kipti şecaat arz ederken sirkatin söyler fehvasınca cürmün kitabı basılıyor. İsmi de Eternal Letters/Kalıcı harfler… Bir Allah’ın kulu çıkıp da aralarında Şeyh Hamdullah’ın Mushaf-ı Şerifi’nin, Yedikuleli Seyyif Abdullah Efendi’nin, Yesârizâde Mustafa İzzet Efendi’nin yazıları nasıl olmuş da yurt dışına kaçırılmış diye sormuyor/soramıyor! Bu alanda Karakuşî hükümleri cârî. Parayı bastıran, tüccarını, simsarını, aracısını bulan “kalıcı harfler”e istediği gibi sahip olabiliyor.

Kültür Bakanlığı, İç İşleri Bakanlığı, Gümrük Bakanlığı, Dış İşleri Bakanlığı koordineli bir çalışma yaparak öncelikle sınır kapılarımızı/gümrükleri daha korunaklı bir hale getirmeli, yurtdışına kaçırılan eserlerimizin peşine düşülerek ülkemize kazandırılmalı, sanat eseri kaçakçılarıyla mücadele edip caydırıcı müeyyideler uygulanmalıdır.

OKUMA KÜLTÜRÜMÜZ GELİŞTİRİLMELİ

Okuma kültürümüzün gelişime ihtiyaç duyuyor. Okuma kültürümüzün geliştirilmesiyle de hemen herkes kendi imkânları nisbetinde mükelleftir. İlkokul kitaplarımızın üzerinde “okuma kitabı” ibaresi yer alıyor. Buradan kitapların okunmaması gerektiği gibi bir anlam çıkartıyor olmalıyız ki her yüz kişiden 41’i kitabı eline hiç almıyor. Olcay Yazıcı merhumun ifadesiyle “Kitapsız Toplum”a doğru sürükleniyoruz.

ÇOCUK KÜTÜPHANELERİNİN SAYISI ARTIRILMALI

Kitaplarla aşinalık okuldan önce evde başlar. Çocuk, kitabı anne ve babasının elinde görürse sever, benimser. Okuma kültürünün yaygınlaştırılmasında devlet kadar STK’lara da önemli görevler düşüyor. Çocuk kütüphanelerinin sayılarının artırılması önemli bir başlangıç olabilir. 

ÇOCUKLARA YÖNELİK ÇİZGİ FİLM VE ANİMASYONLARIN SAYILARI ARTIRILMALI

Çocuklarımız teknolojiye bağımlı hale geldi. Bilgisayar oyunları gençliğimizi tehdit ediyor. Çocuklar için milli oyunlar geliştirilmeli, geleceğimizin teminatı yavrularımıza yönelik milli kimlik şuurumuzla harmanlanmış animasyonlar, çizgi filmler, belgeseller hazırlanmalıdır. Burada üniversitelerle birlikte görev TRT’ye, Diyanet’e, Kültür Bakanlığı’na ve ilgili kurum ve kuruluşlara düşüyor.

YAZMA ESERLER İVEDİLİKLE TOPLUMUN HİZMETİNE AÇILMALIDIR

Yazma eserlerimiz ivedilikle toplumun hizmetine sunulmalıdır. Yazma eserlerin ilgililerin, daha doğrusu topumun tüm fertlerinin istifadesine sunulması lazım geliyor. Bugün hâlâ Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki, Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki, TİEM’deki tüm eserler dijital ortama aktarılmış değil. Oysa ABD ve İngiltere’deki üniversitelerin, müzelerin envanterlerinde bulunan ve ana yurdu Anadolu olan yazmalar ücretsiz olarak ilgililerin hizmetine sunulabiliyor.

GAZETELER EDEBİYAT VE SANATA KÜSKÜN!

1991 yılında Tepe Edebiyat Sanat mecmuasında Süleyman Hasanoğlu müstearıyla kaleme aldığım bir yazının serlevhası “Gazeteler edebiyat ve sanata küskün” şeklindeydi. Bugün de aynı yerdeyiz, hatta gerileme söz konusu. Gazeteler hoş kokulu sahifelerinde sporu, ekonomiyi, politikayı ve magazini misafir etmeyi seviyor. Birkaç gazeteyi hariç tutarsak ulusal bazda yayın yapan gazetelerde edebiyat, sanat, kültür sayfaları bulunmuyor.

TV’LER KÜLTÜR SANATI GÖRMEZDEN GELİYOR!

Aynı durum TV’lerde de geçerli. Türk televizyonlarında kültür sanat programlarının sayıları oldukça yetersiz olmasına rağmen her ne hikmetse tek tük arz-ı enam endam eden kültür sanat programlarının ömürleri uzun olmuyor. TV’lerde yayınlanmakta kültür sanat programları birbiri ardına tarihin nisyan karanlığına sürükleniyor.

SN. RECEP TAYYİP ERDOĞAN: KÜLTÜR SANATTA SINIFTA KALDIK

Oysa Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz yıl kültür sanat büyük ödüllerini takdim ederken kültür sanatta sınıfta kaldığımızdan yakınıyordu. Bu cümleler Reis-i Cumhurumuza ait: “Kendimizi bir cam fanusun içine hapsedemeyiz. Tarihin bir noktasında dondurup bırakamayız. Karşılıklı etkileşim mutlaka olacaktır. Diğer alanlarla birlikte kültür sanatta da sadece kopya çektik, taklit ettik. Onları da kötü bir şekilde yaptık. Kendimize ait olanları geliştirmek şöyle dursun, mevcuda dahi sahip çıkamadık. Bu sürecin sonunda ise ne özü, ne şekli itibariyle dünyaya söyleyecek sözü olmayan bir ülke, toplum haline dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldık. Bu demek değildir ki hiçbir şey yapılmamıştır. Elbette çok takdire şayan kültür sanat eserleri ortaya konmuş, ancak bunlar sınırlı bir alanda kalmış, kendi toplumumuza dahi ulaşmakta zorlanmıştır.”

KÜLTÜR VE SANAT TOPLUMUN TUTUNDUĞU DALDIR

Öz sanatlarımızın toplumumuzun tüm bireylerine ulaştırılması için birkaç program yetmez. Pek çok yeni program yapılmalı, kapatılan programlar ise ivedilikle tekrar devreye alınmalı, mevcutlara da gerekli özen ve hassasiyet gösterilmeli Devriâlem ve Kültür Sanat Dünyası gibi gündeminde sadece estetik kaygılar, kültür ve öz sanatlarımız olan programlarının sayıları artırılmalı, kapatılanlar ivedilikle tekrar açılmalı.

KÜLTÜR VE SANAT MİLLETİMİZİN YURDUDUR

Belkıs İbrahimhakkıoğlu’nun tesbiti işte bu yüzden mühim. Kültür ve sanat medeniyetimizin can damarlarıdır. Çünkü kültür-sanat, toplumumuzun tutunduğu daldır. Medeniyet bu iki özel umdenin üzerine inşa edilir ki bu ikiliye edep eklendiğinde bu kez karşımıza irfan çıkar.

Kültür ve sanat faaliyetlerinin toplumun tüm kesimlerine ulaştırılması hizmetinin milletin/ümmetin ortak değerler etrafında toplumsal beraberlik ve dayanışmasının güçlenmesini temin edeceği hakikati göz ardı edilmemelidir.

Tarih gibi kültür ve sanat da milletimizin yurdudur. TV’lerdeki kültür ve sanat programları reyting kaygılarına ve sair mülahazalara kurban edilmeyip milletlerin ve dahi medeniyetlerin kültür-sanat değer ve eserlerinin üzerine inşa edildiği gerçeği unutulmamalıdır.

 

 

 

 

 

 

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş