Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


21:16, 22 Nisan 2018 Pazar
17:25, 26 Şubat 2011 Cumartesi

  • Paylaş
Bir Osmanlı subayının Trablusgarb hatıraları
Bir Osmanlı subayının Trablusgarb hatıraları

1911’de İtalyanların taarruzu üzerine başlayan savaşa Osmanlı devleti hiç bir müdahalede bulunamamış, gizli yollardan bölgeye giden Osmanlı subayları yerli halkı örgütleyerek İtalyanlara kök söktürmüşlerdi

İsmail Kaya / Dünya Bülteni / Tarih Servisi

Trablusgarp, Osmanlı tarihinde bugünkü Libya topraklarının adıdır. Trablusgarp 1551’de büyük Osmanlı denizcisi Turgut Reis tarafından fethedilmiş ve Osmanlı topraklarına katılmıştır (Türbesi Trablusgarp’tadır). 1911’de İtalyanların taarruzu üzerine başlayan savaşa Osmanlı devleti hiç bir müdahalede bulunamamış, gizli yollardan bölgeye giden Osmanlı subayları yerli halkı örgütleyerek İtalyanlara kök söktürmüşlerdir. Türk subayları Balkan savaşının çıkmasıyla Trablusgarp’tan ayrılmak zorunda kalmış, 1912’de yapılan Uşi anlaşmasıyla bölge İtalyanlara terk edilmiştir.ve  Böylece Osmanlı, Afrika’daki son toprağını kaybetmiştir. Birinci Dünya savaşında bölgeye tekrar gönderilen Osmanlı subayları yerli halkı yeniden teşkilatlamışlar, İtalyanlara büyük zarar ve zayiat verdirmişlerdir. 30 Ekim 1918’deki Mondros mütarekesinden sonra da direnişlerini sürdüren Osmanlı subayları ve yerli halk, ancak padişahın üçüncü defa teslim olun fermanından sonra direnişe son vermiş ve 26 Mart 1919’da Fransızlar vasıtasıyla İtalyanlara teslim olmuşlardır.

Trablusgarp’da ki bu kahraman subaylardan birisi olan İhsan Aksoley, 1899’da Üsküdar da dünyaya gelmişti. Kuleli askeri lisesinde eğitimini tamamlamış yaşı küçük ve cılız olduğu için cephede görevlendirilmemişti. Hatıralarında belirtiğine göre kendisi görev için komutanlarının gözünün içine bakan, sürekli gönüllü olarak cepheye gitmek isteyen genç bir teğmendi.
Bir gün Enver Paşa’nın tek başına telsiz ve telgraf istasyonu kurabilecek bir askere ihtiyaç duyması neticesinde komutanı tarafından görevlendirilerek Fizan’a gönderilmesine karar verildi. Teşkilat-ı Mahsusa’ya tayini yapıldı. Henüz 18 yaşında hiç kimsenin gitmek istemeyeceği, daha önceden insanların sürgüne gönderildiği fakat kendisinin önemli bir vazife olarak gitmeyi gerekli gördüğü Fizan’a, gönüllü olarak bir telsiz telgraf istasyonu kurmak üzere bir Alman denizaltısıyla çok uzun, çok sıkıntılı ve çok tehlikeli bir yolculuğun ardından Trablusgarp’a ulaştı.

Trablusgarp’tan Mısrata’ya geçti. Burada Almanların göndereceği ve Fizan’da kuracağı telsiz telgraf istasyonunu beklemeye başlar. Bu süre zarfında boş durmaz Hums cephesindeki telefon santrali ve telefon hatlarının tamiratını yapar. Aslında gönlünde siperde düşmanla gögüs gögüse çarpışmak vardır.Yüzbaşı Seyid Hasan Efendi’den siperde görev yapmak için izin alır ve beklemeye başlar, Ortalıkta İtalyan askeri yoktur,bir süre sonra İtalyan askerlerini görünce tetiğe basar ve kıyamet kopar. Normalde bir taraf diğer tarafa ateş açmadığı sürece diğer tarafın karşılık vermediği bir cephe olan Hums cephesi Osmanlı tarafından açılan ateş sonucunda karşılıklı olarak silah ve topçu atışlarıyla akşama kadar devam eder. Bunun sonucunda yüzbaşı Seyid Hasan Efendi, Teğmen İhsan’ı geri gönderir. Teğmen İhsan o gece ölümden dönmüştür,  çünkü kalpağında 2 tane mermi deliği vardır. Düşman kurşunları kendisini ıskalamıştır.

Osmanlı- İtalyan harbinden sonra çok sayıda İtalyan ve Habeşli esir alınmıştı ve bunların çoğu Romalılar döneminden kalma ışık almayan mahzenlere kapatılmıştı. O yıllar kurak yıllar olduğu için esirlere yeterli gıda verilememiş ve yine sağlık malzemelerindeki eksiklikler neticesinde hastalananlar tedavi edilemediğinden bir çoğu hastalıktan ve sefaletten ölmüştü.

Teğmen İhsan Efendi, ilk iş olarak bu esirlerin bu mahzenlerden çıkartılmasını sağladı ve bütün ihtiyaçlarının görülmesi için elinden geleni yaptı. Onlara yeni giysiler, ayakkabılar, yastık, battaniye ayarladı, İtalyan esirlerin isim listesini çıkartarak İtalyan kumandanlığına verdi ve Ailelerin haberdar olmasını sağladı böylece ailelerle esir askerlerin birbirleriyle muhaberesini temin etti. Bütün bunları asker olmanın yanında insani ve vicdani bir sorumluluk duygusuyla yaptı. Daha sonra bu İtalyan esirler içinden eli yatkın olanları seçerek silahların tamir işinde yevmiyeli olarak çalıştırdı ve bütün silahların tamiratı ve bakımını yerine getirdi.

Boş durmayı kabul etmeyen memleketi için bir şeyler yapabilme hevesiyle çırpınan bir delikanlıydı. Yerinde duramıyordu, bu sebeple Fizan’da kuracağı telsiz telgraf santralini nereye kuracağını belirlemek üzere Fizan’a keşif gezisi yapmak istediyse de bu kabul edilmedi. Çünkü bu telefon hattını Fizan’a çekecek malzeme yoktu. Bu sebeple santralin Fizan’da değil de Urfelle de kurulmasına karar verildi. Beklenen telsiz telgraf istasyonunun Almanlar tarafında getirilmesiyle istasyonu Urfelle’de kurdu ve İstanbul’la irtibat sağlandı ve bu irtibat Mondros mütakeresine kadar  ve hatta Mondros mütakeresinden sonra da devam etti.

Bir ara çok hastalanan Teğmen İhsan Efendi’nin ateşi 39,5 dereceye kadar yükselir   ve hastalığının çok ağır olduğu anlaşıldığından U-73 numaralı denizaltıya bindirilip tedavi için Avusturya’ya gönderilmesine karar verilmiştir ki kumandan Wiedemann’ın
‘’Saat 22.00’da Türkler mütareke ilan etti. Türkler artık müttefikimiz değildir. Müttefikimiz olmayan bir ordu mensubunu, denizaltı gemisine almaya mezun olmadığım için çok üzgünüm’’
mesajını sözlü olarak duymuşlardı. Fakat bu kötü değil iyi haberdi çünkü 3 gün sonra Alman müfrezesinden alınan habere göre U-73 denizaltı gemisi Malta açıklarında batmıştı ve gemiden kimse kurtulamamıştı. Teğmen İhsan bey bir kez daha ölümden dönmüştü.

Trablusgarp’lılarla Türkler arasında çok güçlü bir bağ vardı. Osmanlıları kurtarıcıları olarak görüyorlardı. Türkler onları İtalyanlardan koruyordu. Enver Paşa halkı gönülden Türksever olan Bingazi, Derne, Tobruk, Fizan ve Trablusgrap’ta İtalyanlara karşı mücadele eden mücahidlere yardım etmek amacıyla personel , mühimmat ve silah göndermişti. Bir türk subayı bir şehirden diğerine cephane ya da kıymetli eşya taşırken kimsenin saldırısına uğramıyor rahatça gidip geliyordu. Kimse yollarını kesmiyordu hatta yol boyunca kendilerine ikramlar yapılıyordu. Fakat bir İtalyan kafilesi bir taburun muhafazasında Fizan’a gitmeye kalkışsa mücahidler saldırır ve o taburu imha ederler ve eşyalara el koyarlardı. İtalyanlar düşman, Türkler ise baş tacıydı.

Mondros Mütareke’sinden sonra OOsmanlı subaylarının Nalut’a oradan Tunus’a geçişi çok gizli tutulmuştu. Çünkü Osmanlı subaylarının Trablusgarp’tan ayrılıp yerlerini İtalyan’lara bırakmalarını halk kabul etmeyebilirdi. Mondros Mütareke maddelerinden birisi  Kuzey Afrika’daki birliklerin derhal İtalyanlara teslim olmasını bildiriyordu. Fakat diyor Teğmen İhsan bey, ‘’Biz galiptik İtalyanlar bulundukları yerlerden başlarını bile kaldıramıyorlardı. Galip iken bu şekilde teslim olmak doğru değildi. Padişahın fermanına rağmen savaşı devam ettirdik ve teslim olmadık’’.  Nitekim Medine’deki birliklerin İngilizlere teslim olduğu haberini telsizden duymuşlardı.

Osmanlı subayları komuta ettikleri birlikleri, Trablusgarplıların şiddetle karşı çıkmasına rağmen teslim ederek ayrıldılar. Fakat İtalyanlara teslim olmak istemiyorlardı. Önce Nahut’a geçtiler orada Fransız karargahına giderek onlara teslim olmak istediklerini beyan ettiler fakat antlaşma şartları gereğince bunun kabul edilmeyeceği Fransızlar tarafından bildirildi. İtalyanlara teslim olmaları gerekiyordu ve İtalyanlarla özel bir anlaşma yaptıktan sonra Fransızlar tarafından İtalyanlara teslim edildiler. Trablusgarp’a geri getirildiler. Sonra bir gemiye bindirilerek bekletildiler. Tunus’a , oradan İtalya’ya götürüldüler.

Teğmen İhsan efendi; "Trablusgarplı mücahidler bizim bir gemi içerisinde hapsedildiğimiz duyunca büyük üzüntü duyarlar ve serbest bırakılmamız için İtalyanlara müracaat ederler Mücahidlerin elindeki İtalyan esirleri verirlerse bizi de serbest bırakacaklarını cevabını almışlar. Mücahidler bizi kurtarmak için İtalyanların teklifini kabul ederek 7 yıldan beri ellerinde esir bulunan İtalyanları iade ettiler."

Serbest bırakılan esirler Türk esirlere teşekkür etmeye gelirler çünkü Türkler, onlara esirken çok iyi bakmışlar ve bütün ihtiyaçlarını tedarik etmişlerdi. Bunun neticesinde  İtalyan gazetelerinde Osmanlı subaylar lehinde haberler her gün çıkmaya başlamıştı ve bu haberler, Osmanlı subaylarını rahatlatmıştı. Osmanlı subayları İskiya adasında 3 ay kaldıktan sonra Eylül 1919’da İtalyanların müsaadesiyle memlekete geri dönmüşlerdi Böylece Teğmen İhsan Efendi Trablusgarb macerasını tamamlamıştı.

Kaynak : Teşkilat-ı Mahsusadan Kuva-yı Milliye’ye - İhsan Aksoley Anıları




Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş