Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


02:13, 18 Şubat 2018 Pazar
16:03, 21 Kasım 2011 Pazartesi

  • Paylaş
İki hatıratta iki farklı Vehbi Efendi
İki hatıratta iki farklı Vehbi Efendi

Konyalı Mehmed Vehbi Efendi\'yi Mahir İz ve Ali Ulvi Kurucu hatıratlarında birbirinden çok farklı şekilde anlatıyorlar...

Dünya Bülteni/ Tarih Servisi

Hatıra eserleri her ne kadar tarih için esas kaynak değillerse bile tarihin anlaşılması için önemli bir yardımcı kaynak durumundadırlar. Son yüzyılda önemli işler yapmış iki önemli şahsiyetin hatıratında karşımıza çok farklı iki Konyalı Mehmet Vehbi Efendi portresi çıkıyor.

Önce Mehmet Vehbi Efendi'yi kısaca tanıyalım;

Hülasat-ül Beyan adıyla bir tefsir kaleme almış olan Mehmet Vehbi Efendi, 19. Yüzyılın sonu ile 20. Yüzyılın başlarında yaşayan önemli alim ve siyasetçilerden biri olarak kabul edilir.

1862 yılında Konya'nın Hadim kazasında doğan Mehmet Vehbi Efendi, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanına kadar Konya'da tahsil görmüş ve çeşitli Konya medreselerinde müderrislik yapmıştır. Meşrutiyet'in ilanıyla Konya mebusu oldu. 1911'de meclisin dağılmasına kadar vekilliğini sürdüren Vehbi Efendi, ardından Konya'ya döndü. I. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar ilmi çalışmalarını devam ettirdi, bu arada Hülasat-ül Beyan'ı yazdı.

Mondros ve Sevr Anlaşmalarından sonra Milli Mücadele'ye katılıp Birinci Meclis'te milletvekilliği ile Evkaf ve Şer'iye Vekilliği yaptı. Bu arada İstanbul'u terk etmek zorunda kalan Sultan Vahdettin'i padişahlık ve halifelikten azleden fetvayı hazırladı.

TBMM'nin birinci ve dördüncü döneminde vekillik yapan Vehbi Efendi daha sonra Konya'ya yerleşti ve hayatını burada sürdürdü.

Birinci Meclis'te zabıt katipliği görevinde bulunan Mahir İz, 'Yılların İzi' isimli hatıratında Mehmet Vehbi Efendi'nin çok değerli bir alim olduğunu, kimseye boyun eğmediğini söylüyor. Mahir İz hatıratında Vehbi Efendi ile ilgili şöyle bir olay anlatır:

"Bir yandan savaş devam ediyor, bir yandan da Meclis iki cereyanın bütün hızıyla çalkalanıyordu. Sene başı idi ve Başkanlık Divanı seçilecekti. Yapılan seçimde, hatırımda yanlış kalmadıysa, muhaliflerden İkinci Grubun başı olan Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey 148 rey aldı. Hâlbuki İkinci Grubun yekûnu 72 kişi idi. Bu miktarın üstündeki reyler Halk Partisinden verilmişti. Bu hâdise üzerine Parti bir disiplin kararı aldı:

Parti toplantısında herkes reyini serbestçe söyleyebilecek; fakat Parti grubunda ekseriyetle karar alındıktan sonra, artık bu 'Parti grup kararı' aleyhinde Mecliste mebuslar ne konuşabilecek, ne de rey vereceklerdi.

Bu da kâfi görülmemiş ve ayrıca Kabinenin bütün âzâsının da Partiye (Halk Partisine) kaydolunması mecburiyeti kabul edilmişti.

Fakat Şer'iyye ve Evkaf Vekili olan Konya mebusu, meşhur tefsir sahibi, benâm ulemadan Mehmed Vehbi Efendi, bu teklifi kabul etmedi. İstifa teklif ettiler, onu da yapmadı: 'Beni Meclis seçmiştir, ancak o düşürür' dedi.

İş meclise geldi. Vehbi Efendi kürsüye çıktı, durumu anlattı ve 'Ben bugüne kadar hiçbir partiye girmedim, bundan sonra da girmem. Kula kul olmam, Allah'a kul oldum kâfi' dedi ve kürsüden indi." (Mahir İz, Yılların İzi, İstanbul 2000)

Mahir İz'in hatıralarında bu şekilde dik duran Vehbi Efendi, bir başka hatıratta ise CHP'nin tek parti dönemindeki zulümlerini görmezden gelmekle suçlanıyor.

Bazı kaynaklar, Vehbi Efendi'nin II. Meşrutiyet'ten sonra mebus olunca da İttihat ve Terakki'ye katılmadığını belirtir. Oysa 1922 yılında Konya'da doğan Ali Ulvi Kurucu hatıralarında Vehbi Efendi'nin İttihat ve Terakki ile CHP zihniyetini hoş gördüğünü ima eder. Kurucu'nun hatıralarında Vehbi Efendi'nin tek parti dönemindeki zulüm ortamından Mekke'ye ve Medine'ye göç ederek orada vefat eden iki kişinin ardından "Yeryüzünde yatacak yer bulamadılar, vatan onları dışarı attı." dediğini söylüyor ve Hocaefendi'inin bu davranışının ittihatçılığından kaynaklandığını ifade ediyor. (Üstad Ali Ulvi Kurucu, I. Cilt, Haz. Ertuğrul Düzdağ, İstanbul 2007)

Kurucu'nun, hatıralarında Vehbi Efendi'ye getirdiği suçlamalar bununla sınırlı değil. Vehbi Efendi'nin ilim sahibi olduğu halde irşad faaliyetlerine katılmadığını belirterek 'Aman hükümet darılmasın' diye sustuğunu, CHP hükümetinin din aleyhindeki faaliyetlerini de 'istemeden yapıyorlar' diyerek mazur gördüğünü ifade ediyor. (A.g.e. s.179)

Kurucu, Vehbi Efendi'nin oğullarından Fevzi Çelik'in tek parti döneminde Konya il başkanı olduğunu ve tek parti döneminde yapılan zulümlere ortak olduğunu söyler, Vehbi Efendi'yi de oğlunun yaptıklarına göz yummakla suçlar hatıratında. Kurucu, Vehbi Efendi'nin CHP ile resmi bir münasebeti bulunmadığını fakat eskiden ittihatçı olduğunu belirterek CHP il başkanı olan oğlunun parti adına uyguladığı zulümlere eski bir Evkaf ve Şer'iyye vekili olarak ses çıkarmadığını söyler. (A.g.e. s.185)

Bediüzzaman Said Nursi ise Emirdağ Lahikası eserine de aldığı, Konya'daki talebelerine yazdığı bazı mektuplarında Vehbi Efendi'yi 'müfessir mübarek Hoca Vehbi' ifadeleri ile övmüştür.

Bir tarafta Meclis oturumunda 'Ben Allah'a kul olduğum için kula kul olmam, dolayısıyla partiye katılmam' diyerek dik durduğu söylenen, öbür tarafta tek partinin din aleyhtarı uygulamalarına ses çıkarmayan, bunları uygulayan oğluna bile karşı çıkmayan tefsir sahibi bir şahsiyet... Gerçek Vehbi Efendi hangisi, bilemiyoruz. Tarihi olayları ve şahsiyetleri yargılamadan okumak gerektiği bir kez daha anlaşılıyor.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş