Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


17:48, 25 Mayıs 2018 Cuma
Güncelleme: 12:43, 22 Ağustos 2017 Salı

  • Paylaş
Okul öncesi çocuğun özellikleri...
Okul öncesi çocuğun özellikleri...

Psikolog Hayriye Öztuğrul okul öncesi çocuklarını ve anaokula atılan ilk adımı değerlendiriyor...

Psikolog Hayriye Öztuğrul

Her yaş dönemi için gelişim görevleri dediğimiz bir takım yeteneklerle ilgili beklentilerimiz vardır. Mesela bebeklik dönemlerinden örnek verecek olursak; çocuğumuz 6 aylıkken beden gelişimi açısından desteksiz oturabildi, 9,5 aylık olduğunda tutunarak yürüdü, 6-8 aylıkken zihinsel gelişimi el hareketlerimizi taklit etmesiyle hızlandı.( Baş baş, gel gel… )

Gelişim görevlerinin sıralaması kültürden kültüre, çocuktan çocuğa değişmez; fakat zamanı değişebilir. Kimi geç oturur, yürür, kimi erken konuşur. Bu zamansal farklılık toplumdaki kanının aksine zekaya ilişkin bilgi vermez .Bazı durumlarda örneğin her alandaki gecikme sorun olabilir.

çocukluk



Bu gelişim görevlerini, yaşlarına ait yeteneklerini bilmek çocuğumuzu tanımanın ve sağlıklı bir eğitimin önkoşuludur.

Çocuklarımız gelişimleri açısından okul öncesi dönemdedir. Okul öncesi dönem 2-6 yaş arasını kapsar. Kişilik gelişiminin temeli bu dönemde atılır. Bu dönem; zihinsel gelişimleri için de tecrübelerini arttırdıkları bir dönemdir.

Dili kullanmaya başladığı ve bu şekilde ebeveyn dışındaki kişilerle de ilişki kurabildiği bu dönemde çocuk, kendi bağımsızlığını kazanmaya başlamıştır. Her görevi kendi yapmak ister, yardımınızı, yönlendirmelerinizi kabul etmezler. İnatlaşmalar yoğundur. Örneğin, ebeveynlerin yönlendirmelerinin çeşitli amaçları vardır. Yemeğini yemesi, güzel vakit geçirmesi için oynaması, uyuması…Buna karşın çocuğun tek amacı sizin isteklerinizin tersini yapmaktır. Bununla kendi sözünü kendi söylemiş, işini kendi yapabilmiş olmayı arzular. Bu şekilde ayrı bir birey olduğunu 'insan ufağı' olduğunu size, bize ispatlama gayretindedir.

Yürümeyi öğrenme, tuvalet eğitimi, konuşabilme derken çocuk iyice kendi başına hareket edebilir hale gelmiştir. Dur durak bilmek bu yaşlardaki çocuk için zordur. Her nesne, olay vs. için ilk temas, ilk tecrübeler onda büyük bir merak, heyecan uyandırır. Her şey onun keşfine açılmıştır. Bu nedenle belli başlı zararı olmayan hareketlerini kısıtlamak öğrenmeye, araştırmaya duyduğu merakını, heyecanını kısıtlayacaktır. Bu noktada eylemlerini kısıtlamadan, cesaretini kırmadan çocuğu terbiye etmek, yani eğitmek, teknik anlamıyla ödül- ceza kullanmak çok dikkat isteyen bir meseledir. Öyle ki bu geribildirimlerle çocuk potansiyellerini ve sınırlarını bilerek gelecekte taşıyacağı kişiliğini edinecektir. Sonuçları çok ciddi olmaması koşuluyla deneyerek öğrenmelerine fırsat verilmelidir.



Bu yaşlarda çocuklarımız doğruyu, yanlışı, toplumsal kuralları öğrenebilmeye başladıkları dönemdedirler. Bu süreçte vicdanlarının temelleri atılır. Bu yaşlarda ahlaki kuralları öğrenmeye daha açıktırlar; ancak bu öğrenme şekilleri kendilerine hastır. Önce öğrendikleri bilgiler ile yeni bilgileri farkında olmadan mukayese ederler ve sonrasında özümserler. Bu sebeple müsamahalı olunmalıdır. Müsamahadan kastımız yanlışlarını, hatalarını görmezlikten gelmek değil; bilakis, görmek ve yerinde, sakin bir tavırla karşılık vermektir. Yalnız, tutarlı olmaya dikkat edilmelidir. Bir gün yanlış kabul edilen, diğer gün doğru olmamalıdır. Gerekirse uygun cezalar ile doğru desteklenmelidir. Ebeveynin otoritesi hissettirilmelidir.

Evcilik , polisçilik vb. gibi hayali oyunlarına, özellikle hayali korkularına da bu yaşlarda sık rastlanır. Çünkü artık çocuk; gördüklerini, duyduklarını zihninde canlandırabilmektedir. Fakat tasarım yetenekleri sınırlıdır ve gördükleri kendi algılayabildikleri kadardır. Algıları ise; olayın, nesnenin sadece bir yönüne odaklanmıştır, yüzeyseldir. Bizim gibi muhakeme etmeleri, farklı açılardan düşünmeleri beklenemez. Akıl yürütmeleri " şimdiye " ve "buraya" aittir.

Algılarını olayın, nesnenin, kişinin bir yönüne odaklamaları "benmerkezcilik" olarak da tanımlanabilir. Durumu kendi açısından anlar ve o şekilde davranırlar. Bu da; oyuncaklarını paylaşmak, birlikte oyun oynamak gibi konularda sıkıntı doğurabilir.

Tam da bu dönemde; ana okulu; çocuğun eğitim hayatında konuşulan tüm bu zihinsel ve toplumsal becerilerinin sağlıklı gelişimi için önemli bir yer tutar. Ancak; eğitim okul saatleriyle sınırlı değildir. Aile ortamı eğitimin nirengi noktasıdır. Bu sebeple ebeveynler ana okulundaki çalışmaları takip ederek kendi yaşamlarına bu faaliyetleri sokabilmelidirler. Örneğin; çocuğunuzla markete gittiğinizde sebzelerin renklerini, şekillerini, hangi mevsime ait olduklarını konuşabilir, bazı ürünleri sayabilirsiniz. Ya da öğrendiği tekerlemeleri özellikle aile büyüklerinin, akrabaların yanında tekrarlamaları teşvik edilebilir. Böylelikle hem dil gelişimi hem de özgüven gelişimi desteklenmiş olur. Bu gibi örnekler çoğaltılarak çocuğun düşünme, kendini ifade edebilme, paylaşımda bulunabilme gibi yetenekleri de uyarılmış olur.

Çocuğun kişiliğini ve hatta toplumdaki yaşamını, içine doğduğu, içinde yetiştiği ailenin ilişki ve iletişim biçimi, çocuğa olan tutumları inşa eder.

Sıkı denetim, aşırı koruyuculuk çocuğun aşırı bağımlı olmasına sebep olurken izin verici, ilgisiz ailelerde ise çocuklar saldırgan ve kural tanımız hale gelirler. Kuralların belirli olduğu sıcak ilişkiler ise çocukların sağlam bir kişilik geliştirmelerine yardım eder.

Ebeveynin bu tutumlarını belirleyen iki önemli öğe ödül ve cezadır. Ceza, yanlış davranışı önlemek amacıyla oluşan olumsuz tepkilerdir. Ancak ceza; istenmeyen davranışı sadece ebeveyn ya da cezayı uygulayan kişi olduğunda engelleyebilir; etkisinin kalıcılığı azdır. Bu sebeple eğitimde ceza son aşama olarak kullanılmalıdır. Ceza yerine, istenen davranışı veya ona benzer tepkileri takdir etmek daha yararlıdır. Başarıları üzerine odaklanmalı, yanlışları aşırı vurgulanmamalıdır. En önemlisi takdir yahut cezaya karşılık gelen davranışlarına verilen tepkilerde istikrarlı olunmasıdır.

Yine bu dönemde; oyun ve oyuncaklar çocuk için yaşamının atardamarı niteliğindedir, en önemli gelişim aracıdır. Anaokulu eğitimi oyun ve oyuncaklar açısından da iyi bir fırsattır.
Anaokulundaki oyun faaliyetleri çocuğun zihinsel, toplumsal gelişimine katkıda bulunur; karar verme, hafıza, problem çözme, harf, sayı, renk bilgisi, kolektif çalışabilme, paylaşma gibi becerilerini de geliştirir.

Günümüzde oyuncaklar genellikle pilli veya kumandalı, kendi kendine hareket eden, çocuğun dokunmadan, sadece 'pasif' bir şekilde izlediği türden oyuncaklardır. Buna karşın bir de elle yürütülen arabayı, evde dikilen bebeği ya da kıyafetlerini düşünelim. Çocuk arabayı yürütürken ayak, bacak, el, kol ve bir çok kası hareket etmekte, araba sesini kendi ağzıyla taklit etmektedir. Aslında önemsenmeyen tüm bu hareketlerin çocukların bedensel ve zihinsel gelişimlerine katkısı büyüktür. Ayrıca; bu dönemde oyuncağı karşısında pasif kalan çocuklarımızı ileride aynı halde bilgisayar karşısında bulduğumuzda şaşırmamalıyız.Dolayısıyla çok sayıda oyuncak yerine yaşına uygun nitelikli oyuncaklar tercih edilmelidir.

ANAOKULUNA İLK ADIM

Çocuğun ilk güvendiği, bağlandığı kişi annesidir, sonrasında baba ve diğer yakın yetişkinler gelir. Çocuk doğduğu günden beri ihtiyaçlarını gideren, koruyan, güven veren kişiye annesine bağımlılık geliştirmiştir. Bu bağımlılık giderek duygusal bağımlılığa sonrasında bağlılığa dönüşecektir. Bu dönem için ilk kırılma noktası çocuğun okula başlamasıdır. Bu nedenle çocuk ve anne anaokuluna başladığı ilk günlerde hüzün, ayrılma kaygısı yaşayabilir. Bu olağandır. Bu duygularla baş edebilme ve uyum ise hassas bir noktadır.

Anaokuluna başlama sürecinde sadece çocuk değil anne de bir ayrılığa hazır olmalıdır. Çocuklar annelerinin duygularını çok iyi hisseder ve etkilenirler. Annenin üzüntü ve kaygısının hakkından gelerek çocuğa güven vermesi gerekir. Çocuğu üzüntüsüne, ağlamasına dayanamayarak okuldan almak bağımlılığını aşabilmesi, özgüvenini geliştirebilmesi açısından tehlikeli bir tutumdur.Bu tavır çocuğun hislerinde haklı çıkmasıdır.

Ebeveyn çocuğun ayrılık kavramına yaşı itibariyle hazır olmadığının farkında olmalıdır. "Eve gidip geleceğim" ifadesini yetişkin gibi algılayamaz, "Annem gitti, gelmeyecek" şeklinde algılar.

İlk günlerde anne, sınıfın bir köşesinde çocukla ilgilenmeyecek durumda, dergi, gazete vs. ile meşgul olarak oturabilir. Giderek sınıfın dışına geçmelidir. Annenin varlığını hisseden çocuk kendini oyunlara rahatça katacak, zamanla arkadaşlarına, öğretmenine güven duyacaktır. Öğretmenine güven duyduğunda annenin yokluğu ona kaygı vermeyecektir.

Anne- baba okula başlaması konusunda ne kadar rahat olursa çocuk da o kadar az sorun yaşar.Okula başlamadan önce okulu, öğretmenlerini, oyunları, okula giden diğer çocukları anlatmak, bol bol konuşmak, ısındırmak faydalı olur.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş