Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


01:34, 01 Kasım 2014 Cumartesi
17:21, 15 Nisan 2011 Cuma

  • Paylaş
Bir medeniyet inşası olarak Osmanlı\'da vakıflar
Bir medeniyet inşası olarak Osmanlı\'da vakıflar

Osmanlı Devleti vakıf kurma ve geliştirme hususunda hayatın hemen hemen her safhasında topluma ve insanlığa hizmet edebilecek hayır kuruluşlarını vücuda getirmiş

Ergin  Türkel/Dünya Bülteni-Tarih Doyası

Tarih içerisinde asırlara damgasını vuran Osmanlı  Devleti, kendinden önce yaşamış olan devletlerin kurum ve müesseselerini en iyi şekilde tekamül ettirmiş ve medeniyet yolunda kalıcı eser ve değerler bırakarak nihayete ermiştir. Osmanlı Devleti’nin mirası bu eserler arasında belki de en ileri seviyede görebileceğimiz vakıflar, devletin kuruluşundan itibaren gelişerek çoğalmış ve Osmanlı coğrafyasının en ücra köşelerine kadar yayılarak, Osmanlı Devleti’nin bir vakıf medeniyeti olarak algılanmasına imkan sağlamıştır. Bunun yanında Osmanlı vakıfları, birçok yönden tarihi araştırmalara konu olmuş ve gerek yerli gerekse batılı tarihçiler tarafından incelenmeye değer görülmüştür. İşte bu noktada  vakıf ve genel olarak Osmanlı vakıfları üzerinde dar bir çerçevede de olsa durmanın faydalı olacağına inanıyoruz.

 

Arapça kökenli bir kelime olan vakıf; “durma, durdurma, hareketten alıkoyma” anlamlarına gelmektedir. Genel bir ifadeyle söyleyecek olursak insanın sahip olduğu bir malı-mülkü, üzerinde hiçbir tasarruf hakkı kalmamak üzere süresiz olarak hayırlı bir işe tahsis etmesidir. İslam medeniyetinde vakıf kuruluşların ayrı bir önemi vardır.Asr-ı saadetten başlayarak günümüze kadar gelen süreç içerisinde birçok vakıf kuruluşu ve hayır eserleri Müslüman devletler eliyle vücuda getirilmiştir. İslam medeniyetinde vakıflara verilen önemin altında yatan amillere bakacak olursak bu konuda özellikle Kuran’ın ve Hz. Peygamber’in hadisleri gerçekten yol gösterici niteliktedir; “Onlar, mallarını akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolculara, dilencilere, esirlere severek verirler” (Bakara, 2/177), “Onlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcarlar” (Bakara, 2/3). Ebu Hureyre’den nakledilen bir hadiste ise Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Yalnız sadaka-i cariyesi, ilmi bir eseri ve kendisine dua eden hayırlı bir evladı olan kimsenin amel defteri kapanmaz.” İslam alimleri bu hadisteki “sadaka-i cariye” ile vakfın kastedildiğini söylemektedirler.

 

Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna paralel olarak geliştiğini söylediğimiz vakıfların ilk örneklerini Orhan Bey zamanına götürmek mümkündür. Onun 724 Rebiülevvel (1324 Mart başı) tarihli vakfiyesi ile vakfın şartlarını gösteren Farsça yazılmış tuğralı bir belge elimizde mevcuttur. Bundan başka İznik’te vakıflarca yönetilen ilk medrese de yine Orhan Bey zamanındadır. Onun yaptırdığı ve yönetimini vakıflara verdiği daha pek çok eseri bulunmaktadır. Bursa’da bir cami, zaviye, misafirhane ve imaret; Adapazarı’nda medrese ve halen “Orhan Cami” diye bilinen cami ile Kandıra’da yine “Orhan Camii” diye anılan camii bunlardan sadece birkaçıdır. Özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluş sürecinde ve fetihlerin yoğun olduğu dönemde ilk Osmanlı padişahlarının elde ettiği ganimetleri nasıl tasarruf ettiklerini ve ellerindeki maddi gücü nereye harcadıkları noktasında tarih kitapları bizi aydınlatmaktadır. Örneğin, XV. Yüzyılda yaşamış Osmanlı Tarihçisi Şükrullah, “Behçetu-t Tevarih” adlı eserinde І.Murat ve Yıldırım Beyazıd’ın yaptırdığı vakıf eserlerden bahsederken şunları nakletmektedir: “Bursa’da ahiret için bir yapı yaptılar. Hem konuk evi, hem camii, hem medresedir. Kimsesizler ve yoksullar için paçalardan, tatlılardan, ekşilerden daha güzeli olmayan yemeklerin hepsinden verilmesini, konukların hayvanlarının da yemlendirilmesini buyurdu. Hatiplere, hafızlara, müderrislere ve öğrencilere vazife karşılığı akça bağladı.O, evin karşısında bir kubbe yapılmasını buyurdu. Her gün ayrıca 30 hafız o kubbede güzel sesle Kur’an okuyup hatm etmektedirler. Mübarek vücudu o kubbede dinlenmektedir.”(Şükrullah, Behçetu’t Tevarih, nşr.Atsız, İst.1947, s.55) , “Niğbolu’dan muzaffer olarak Bursa’ya dönen Yıldırım Beyazıd, burada bir daru’l hayr, bir hastahane, bir tekke, iki medrese ve bir camii yaptırdı. Bütün bu müesseselerin ihtiyacını giderebilecek genişlikte vakıfları da tayin etmeyi ihmal etmedi. Nitekim, daru’l- hayrın evkafından olmak üzere aş ve yemekten başka, her yıl bilginlere, yerli ve yabancı yoksullara yeterli miktarda buğday verilmek, her gün konuğa ve yerliye et ile birlikte 300 çanak aş eriştirilmek üzere vakıflarını tayin buyurdu.”(Şükrullah, age.s.57-58)

 

Osmanlı Devleti’nde mali imkan bakımından toplumun en alt kademesinde bulunanlar ile en üst seviyesinde bulunanlar arasında anlayış bakımından bir fark göze çarpmaz. Onun için iki veya üç odalı evi bulunan yaşlı ve kimsesiz bir kadın bile, evinin bir veya iki odasını vakfetmek suretiyle bu anlayışa iştirak etmiştir. Nitekim Ortaköy’de üç oda evi olan Hakime Hanım’ın vakfı, toplumun bu konuda ne kadar iyi ve ileri bir anlayışa sahip olduğunu göstermektedir. Bunun yanında yüzlerce kadın, geliri azalmış bir vakfa ufak da olsa bir gelir kaynağı sağlamak için evini, meyve bahçelerini, tarla ve hatta ziynet eşyası gibi mal varlıklarını bile bağışlamaktan geri durmuyordu.Bunların yanında Osmanlı zamanında vakıf eserler arasında sayabileceğimiz  hayvan vakıfları da toplumun hizmet alanına dahil olmuştur. Bu konuda, 1874 senesinde İstanbul’a gelmiş olan bir İtalyan seyyah, kitabından şunları aktarıyor: “Sultanların veya şahısların hayratıyla beslenen sayılamayacak kadar çok güvercin sürüsü var. Türkler, kuşları himaye edip beslerler. Kuşlar da onların evlerinin etrafında, denizin üstünde ve mezarların arasında şenlik eder. İstanbul’da her yerde, insanın başı üzerinde dört bir tarafında kuşlar vardır. Şehre, köy neşesi dağıtan ve ruhunuzdaki tabiat duygusunu durmadan yenileyerek içinizi serinleten cıvıl cıvıl sürüler, size şöyle dokunup geçer…”(Edmondo de Amicis, İst. 1874.trc.Beynun Akyavaş,Ankara.1981,s.133)

 

Şunu belirtelim ki; Osmanlı Devleti vakıf kurma ve geliştirme hususunda hayatın hemen hemen her safhasında topluma ve insanlığa  hizmet edebilecek hayır kuruluşlarını vücuda getirmiş ve bunu bir lütuf olarak görmeyip dini ve insani bir vecibe olarak düşünüp öyle hareket etmiştir. Burada önemli bir husus daha var ki o da; Vakıfların herhangi bir alan veya düşünce ile sınırlandırılmayışıdır. Yani Osmanlı Devleti’nde vakıf kurmak isteyen bir kişi malını istediği alanda, istediği şekilde vakfedebilmekte özgürdü. Ayrıca kendisi hiçbir şekilde buna zorlanmazdı. Böyle bir zeminde hareket eden hayır sahibi insanlar, hayatın her alanında vakıflar kurmuşlar ve toplumu, yardımlaşma, dayanışma ve kaynaştırma noktasında buluşturarak ideal bir sosyal nizam oluşturmak için ellerinden gelen fedakarlığı ortaya koymaktan çekinmemişlerdir. Osmanlı toplumunda adeta darb-ı mesel haline gelmiş olan şu ifade, devamlı bir gelişme gösteren vakıfların, toplum hayatında ne denli hizmet ifa ettiklerini göstermesi açısından şaşırtıcıdır: “Vakıflar sayesinde bir adam, vakıf bir evde doğar, vakıf beşikte uyur, vakıf mallardan yer ve içer, vakıf kitaplardan okur, vakıf bir mektepte hocalık eder, vakıf idaresinden ücretini alır, öldüğü zaman vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülürdü.”

 

Vakıfların, toplum ve devlet yararına olan birçok faydaları vardır. Günümüzde devlet eliyle yapılan hizmetlerin çoğu Osmanlı Dönemi’nde şahıslar eliyle yapılmaktaydı. Mesela yollar, köprüler, çeşmeler, eğitim kurumları, hastahaneler, aşevleri, yetimhaneler, yurtlar vs. hepsi de hayır sahibi vatandaşlar eliyle yapılır ve hizmete açılırdı. Fakat burada Osmanlı padişahlarının  kendi adlarına yaptırdığı vakıf eserlerinin de toplumu bu yönde teşvik edici olması nedeniyle önemli rolü bulunmaktadır. Nitekim İstanbul ve Anadolu’da “Selatin Camileri” diye anılan birçok yapı, padişahların kendi servetlerini kullanarak yaptırmış oldukları vakıf eserler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan İstanbul’da Fatih ve Süleymaniye Camileri, Sultanahmet ve Şehzade Camileri, Edirne’de Selimiye Camii sadece birkaçıdır. Bunun gibi birçok cami, medrese, han, hamam, kervansaray ve imaretler, yine padişahların kendi paralarıyla yaptırdıkları hayır eserleridir. Osmanlı devlet düzeninde, vakıfların sağladığı faydalar oldukça geniş ve mihimdir. Bu faydaları genel olarak söylersek; En başta, halkın gelir dağılımdaki dengesizliğini büyük ölçüde ortadan kaldırarak  adaletli bir düzenin oluşmasında aktif bir rol oynamıştır. Toplumu, iyilik, yardımlaşma, esirgeme, dayanışma, kaynaşma gibi duygular etrafında toplayarak insanları bu doğrultuda hareket etmeye şartlandırmıştır. Öte yandan toplum-devlet bütünleşmesini sağlamış; içtimai anlamda huzur, güven ve refahı sağlayarak siyasi istikrarsızlık dönemlerinde mevcut durumu düzeltme noktasında yapıcı bir konumda olmuştur. Daha açık bir ifadeyle söyleyelim;  insanların böyle oluşumların etrafında bir araya gelmesi ile din, mezhep, etnik farklılıklar, zenginlik, fakirlik vb. açılardan doğabilecek sosyal çatışmaların önü alınmış ve bu da beraberinde barış ortamını, karşılıklı hoşgörüyü, en önemlisi insanların birbirlerine sevgi ve saygıyla bakmasını sağlamıştır..

 

Osmanlı Devleti’nin en güçlü olduğu dönemlerde özellikle XV. ve XVI. yüzyıllarda vakıfların faaliyet sahası oldukça genişlemiş, Anadolu, Rumeli, Balkanlar, Arap yarımadası ve Avrupa’da vakıf kuruluşlar inşa edilerek İslam medeniyetinin temel dinamikleri bu topraklarda hayat bulmuş ve farklı millet ve kültürlere örnek teşkil etmiştir. Hiç şüphesiz ki;  Osmanlı Devleti’nin uzun yıllar varlığını sürdürebilmesinin altında maddi gücünün yanında bu nevi manevi temellerinin olduğunu ve bu manevi temellerin, devletin asırlarca ayakta durmasını sağlayıcı bir unsur teşkil ettiğini düşünmek basit bir çıkarım olmasa gerektir. Çünkü esas itibariyle devletleri ayakta tutan ne silah gücü ne de ekonomik güçtür. Fakat asıl güç onun kültürüdür. Bir devletin veya bir milletin kültürel temelleri ne kadar sağlamsa devlet ve millet de o oranda güçlü ve ayaktadır. Bunun en güzel örneğini Osmanlı Devleti’nde görmek mümkündür. Son olarak, sözü fazla uzatmama adına, birkaç noktanın altını çizelim;   Osmanlı Devleti’nde vakıf kuruluşların ne denli geniş hizmet sahası içinde faaliyet buldukları somut örnekleriyle ortadadır. Burada hepsini topyekün anlatmaya kalkışmak bizi fazlasıyla aşacaktır. Ancak şu kadarla yetinelim ki; Osmanlı medeniyet inşasında vakıfların; Dini, iktisadi, kültürel, içtimai açıdan değerlendirilmesi ve anlaşılmasının, günümüz toplum hayatındaki mevcut sosyal sıkıntıların giderilmesi noktasında, yararlı olacağında hiç şüphe yoktur. Bu açıdan bakıldığında günümüzde  kaliteli, sağlam ve kalıcı vakıfların kurulması ve bu kültürün tekrar ihya ve inşa edilmesi, devlet ve toplum düzeninde sağlıklı bütünleşmeyi getirecek önemli adımlar olarak görülebilir..

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR:

Türk İslam Medeniyetin’de Vakıflar’ın Yeri ve Önemi: Ahmet Turan Yüksel

Vakıflar’ın Günümüzdeki Yeri ve Önemi: H. Mehmet Soysaldı

Bir Medeniyeti İnşa Eden ve Ebediyete Taşıyan İyilik Kurumu Vakıflar ve Vakıf Düşüncesi: Feyzullah Uyanık, Beyazıd 2010

Fatih Vakfiyesine Göre XV.Yüzyıl Osmanlı Sosyal Yapısı: Doç.Dr. Mehmet Şeker

Osmanlı Vakıf Medeniyeti: Ziya Kazıcı

Osmanlı Toplumunda Vakıflar ve Kadın: Prof.Dr. Hasan Yüksel

Para Vakıfları Üzerine: Süleyman Kaya




Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
güzel bir yazı
erkan
eline sağlık kardeşim,yazılarının devamını bekliyoruz..
18/04/2011, 16:35
güzel
hakan
elinize sağlık..
16/04/2011, 19:53

En Çok Okunanlar