Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


07:18, 23 Mart 2017 Perşembe
Güncelleme: 11:20, 22 Şubat 2017 Çarşamba

  • Paylaş
Turgut Cansever’le konuşmalar
Turgut Cansever’le konuşmalar

Mimar Turgut Cansever'ın vefatının sekizinci yıldönümünde Asım Öz'ün 2016 yılında kaleme almış olduğu bir yazıyı yeniden gündeme getiriyoruz. Allah Rahmet eylesin

Asım Öz

Gecekondu meselesinden imar sorunlarına, tarım arazilerinden demografik değişimlere, vahşi kapitalizmin getirdiği felaketlerden kutu gibi evlerde, sıkışık metrolarda hayatını devam ettirmeye kadar pek çok konuya değinen konuşmalarda üzerinde durulan esas konu şu: Müşterek çalışmalarla bir ideal şehir modeli nasıl ortaya konulabilir?  Dahası bir şehrin meselelerine bakmaya nereden başlayabiliriz, sorusu ekseninde insan, kültür, insani ilişkiler, sosyal yapı, insanın çevre içindeki yeri gibi konulara da temas edildiği görülüyor

Cumhuriyet dönemi mimarlık tarihinin büyük figürlerinden merhum Turgut Cansever’e ve dünyasına ilişkin her yeni metnin, taşkın bir heyecan dalgası doğurmadığı ortada. 2007 sonrasında Cansever külliyatına pek çok eser eklendi lakin bunlar etrafında pek merak uyanmadı. Oysa başka kültür insanlarına dair her yeni keşif, bulgu, iz adına ne derseniz deyin muhakkak bir kıpırdanma oluştururdu. Muhakkak can sıkıcı olduğu kesin olan bu ilgisizlikte şaşılası bir yan bulunacaktır. Üzerinde düşünülmeye değer bir konu bu fakat biz bunun sebepleri üzerinde durmayı bir yana bırakarak, bize şimdilerde ulaşan bir toplama; Bir Şehir Kurmak kitabına bakalım.

Adını andığımız eser, Turgut Cansever’in Marmara Üniversitesi Mahalli idareler ve Yerinden Yönetim Anabilim Dalı yüksek lisans ve doktora programındaki seminerlerinden hareketle hazırlanmış. Cansever, 1997-1998 yıllarındaki “Şehir Yönetim Düşüncesi" dersindeki bu konuşmalarında Türkiye'deki şehirleşme sürecinin yakıcı meselelerini ele alarak bunlarla yüzleştiriyor bizi. Sorunların çözümüne dönük öneriler üzerinde durarak yeni kurulacak şehirler için bir model ortaya koymayı deniyor. Bu yönüyle planlı, hazırlıklı sorularla yol alan bir kitap olduğu varsayılabilir. Mimarın düşüncelerini kimi noktalarda açan, kimi noktalarda pekiştiren cevapların yer aldığı konuşmalar, katılımcıların katkılarıyla da zenginleştirilmiş. Birinci elden tecrübeleriyle, tasarılarıyla ilgili bilgi ve yorumlar ediniyoruz mimarın. Ayrıca, Cansever'in “Diyarbakır Suriçi Eylem Planı”nın taslak metni de ilk defa bu eserde gün yüzüne çıktığını belirtelim. Cansever’in mimarlık meselelerine mutasavvıf edasıyla yaklaştığı hemen fark ediliyor. Gerek sistematik gerekse fragmanter çizgili eserleri bu konuda epey ipucu sunar. Bana kalırsa bu düşünce çizgisiyle yalnız bir mimardı.

Bazı kitaplar iniş çıkış dengesini sıfırlayan, tek düze bir ilerleyişe sahiptir ama bazı kitaplar bundan uzaktır. Bir Şehir Kurmak değerlendirilirken gözden uzak tutulmaması gereken noktalardan biri, kitabın düz çizgide ilerlememesi. Dönemin öğrencileri tarafından kayda alınan “Şehir Yönetim Düşüncesi” seminerleri kapsamında yapılan tartışmalardan oluşan kitapta, Cansever, hayatından, okuduklarından ve hatırlarından sıklıkla söz ediyor. Başkalarının onu eleştirmesine sebep olan gelişmelerden de söz açıyor.

MİMARLIK MİRASINI YORUMLAMA ÇABASI

Büyüteçle bakılması gereken bölümleri epey yer tutan konuşmalarda üzerinde durulan ilk konu, Türkiye’de yerel yönetim sisteminin 1930’lardan bu yana öz bakımından bir fark taşımaması. Bu durum Cansever’e göre, 1850’lerden; şehir ve toprak mülkiyeti ile ilgili İslami- Osmanlı esasların İngilizlerin baskıları sonucu değiştirilen iki kanunnameden bu yana devam etmektedir. Gecekondu meselesinden imar sorunlarına, tarım arazilerinden demografik değişimlere, vahşi kapitalizmin getirdiği felaketlerden kutu gibi evlerde, sıkışık metrolarda hayatını devam ettirmeye kadar pek çok konuya değinen konuşmalarda üzerinde durulan esas konu şu: Müşterek çalışmalarla bir ideal şehir modeli nasıl ortaya konulabilir? Dahası bir şehrin meselelerine bakmaya nereden başlayabiliriz, sorusu ekseninde insan, kültür, insani ilişkiler, sosyal yapı, insanın çevre içindeki yeri gibi konulara da temas edildiği görülüyor.

Bu çerçevede Cansever, önce insanlık tarihinin en önemli iki insan tipine bakılması gerektiğini hatırlatıyor. Ona göre homo economicus Hıristiyan dünya telakkisinin bir neticesi. Zira bu insan tipinde, cennette yasak meyveyi yiyen insan buradan çıkarılarak cezalandırılmış, ceza mekânı olarak da dünyaya gönderilmiştir. Diğer telakkiye yani İslam’a göre ise insan, yasak meyveyi yiyince günah işlediğini fark etmiş, pişman olmuş, tövbe ederek affedilmiştir. Daha önce içinde bulunduğu çevreyi fark etmeyen beşer/insan, artık bu durumundan uzaklaşmış, çevrenin sorumluluğunu üstlenen bir Âdem’e dönüşmüştür. Allah’ın yarattığı dünyayı muhafaza vazifesini üstlenmiştir. Başka felsefe ve dinlerin insanlık telakkileri üzerinde de duran Cansever, insanı, şeytanı ve onunla mücadeleyi İslam’ın tarif ettiği gibi yürütmek gerekir diyor.

İnsanın vazifesini “dünyanın güzelleştirilmesi” olarak özetleyen mimar, bunun da ancak bilgi ve duyarlılıklarla mümkün olabileceğin değişik boyutlarıyla belirginleştiriyor. Cumhuriyet devri mimarisi konulu bir yazısından sonra “Şeytanla Kucak Kucağa” başlıklı bir yazı kaleme alma gereği duymuş olmasını şöyle izah ediyor:

“Şehirlerimizde insanların şeytanla kucak kucağa oluşunu beraberce görüyoruz. Bu hali özenilecek bir şey olarak hiçbir zaman tarif etmememiz gerekir. Eğer biz içinde yaşadığımız şehirde, spekülatif vahşi güçlerin çirkinleştirdiği işleyişin ürünü bir şehirde isek, bu şehrin özenilecek bir yeri var mı diye sorgulayabiliriz. Gerçekte özenilecek olan ecdadımızın tertemiz bir ruhi tavırla ortaya konmuş olan ürünleridir. Hâlbuki şehirden bahsedildiğinde, o ürünlerin hiç sözü geçmiyor. O ürünlerin örnek olması, geleceğe ışık tutması diye bir çaba yok. Süleymaniye’nin elden gitmesi kimsenin kaygısı değil. Bir kervansarayın her odasının düşük bir miktar paraya kiraya verilmesi ve çürük deri deposu olarak kullanılması kimseyi ilgilendirmiyor. Son derece büyük bir kültürel çaba ve gelişme sonunda meydana getirilmiş olan sivil mimari eserlerinin yok edilmesinin yalnız lafı ediliyor. Ama kimsenin kurtarmak için bir şey yaptığı yok.”

Var olan sorunların çözümü sürecinde insanların idrak düzeyini geliştirmenin lazım olduğu açık. Fakat bu da hemen gerçekleşmediği gibi insanların tutkuları üretilen sanat eserlerinin korunmasını dahi sekteye uğratabilir:

“(…) eski İstanbul gibi yapılan her şeyin güzel olduğu bir şehirde, şehirlerimizin elde kalmış abideleri ile o kırık dökük ahşap yapılar, çok büyük bir kültürel tekâmülün ürünleri. Onların içinde, insanın büyük bir idrak gelişimi dışa yansıyor. Bunlar, bir geleceği kurabilmek için dayanabileceğimiz, kitapta yazılı olanlardan daha önemli hareket noktaları. Çünkü kitapta yazılı olanları öğrendiğimizde, bilgi elde ediyoruz. O bilgiye göre ruh halimizi biraz geliştirirsek, kendi varlığımızı biraz yüceltiyoruz. Fakat bunun hayata geçirilmesi, nakledilmesi, hayatın bütün olumsuzluklarının yahut iç çelişkilerinin çözülerek bir sanat eserine dönüştürülmesi çok müthiş bir şey. Bu böyle olunca şehirlerimizin geleceğini kurmak için elimizdeki en önemli kaynak, bu tarihi mimarlık mirası. Bunun korunmasının, şehir politikalarımızın temel maddesi olması gerekiyor. Bu tabiî ki, planlamaya da yansıyacaktır. Plansa, bu değerlerin bulunduğu yerlerin korunması birinci vazife olacaktır.”

Her zaman övgüyle bahsettiği ve 27 Mayıs 1960 darbesinde açığa alınan 147 üniversite hocasından biri olan müstesna hocası Mazhar Şevket İpşiroğlu burada da karşımıza çıkıyor. Cansever’in anlattığına göre sanat tarihçisi İpşiroğlu, derslerinde ortaya bir resim koyar, “Bu resimde ne görüyorsunuz?” diye sorarak dersini işlemeye başlarmış. Bir konunun etrafında uzun uzun durmak için iyi bir yöntemdir bu ona göre. Cansever 1949’da burs alarak doktorasını yapmak üzere iki yıl süreyle Paris’e gider. İpşiroğlu o zaman kendisine, “Kütüphane kütüphane dolaşma, şehir şehir gez, kültürün nabzını tut” der. Bilen bilir; Cansever’in hocalarından söz edilecekse adı anılacak isimlerden bir diğeri Sedat Hakkı Eldem’dir. Nitekim onunla ilgili hatırlatmalar da bu konuşmalarda dikkat çekecek boyuttadır.

GELECEK NESİLLER VE MESLEK KURULUŞLARI

Cansever, bir şehrin aynı zamanda gelecek nesillere de ait olduğunun altını çiziyor. Gelecek nesillere ait olacak bir şehrin de, o nesillerin sahipleneceği ortak amaçlara, inançlara, dine ve ahlaka uygun olmasını elzem görüyor. Yapılacak yapıların israfa sebebiyet vermeyecek şekilde inşa edilmesi gerektiğini izah ederken hem adalet prensibine hem de mimarlık eğitiminin sorunlarına dikkat çekiyor:

“O zaman, en zengin insanın eviyle en basit insanın evinin mahiyet itibarıyla, tamamen farklılaşmayacak bir yapıya sahip olmasını sağlayacak teknolojik ve kültürel değerler ile ilkeleri mahallelerimizin, şehirlerimizin mimarisine kazandırmamız gerekiyor. Hâlbuki mimarlık fakültelerinin birinci sınıf öğrencilerine telkin edilen şey, ‘sen yaratıcısın’ fikridir. Böyle olunca, bir süre sona öğrenci ‘ben ne uydurursam, yaratmadır’ fikrine varıyor.(…)

Ve o çocukların, her biri kendisini yarı ilah zannedip, Türkiye’nin servetini tarumar ediyorlar. Yalnız servetini değil, istikbalini de. Dört sene sonunda diplomayı alınca büroyu açıyorlar. Bundan sonra onlara tevdi edilmeyen iş kalmıyor.(...)

Hayır! Böyle bir tavırla, her zaman için geçerli olabilecek değerlere sahip bir çevrenin oluşturulabilmesi mümkün değildir. Bu anlayışla, toplumun paylaştığı ortak değerlere dayalı bir çevre oluşturulamaz.”

Şehirlerde mimari kalitenin çökmüş olmasının sebeplerinden biri olarak mimarlıkla ilgili meslek kuruluşlarının, meslekleri yerine 1960’ların, 1070’lerin büyük toplumsal meseleleri ile uğraşır olmalarını zikrediyor. Ona göre, Marksist hareketin savunucusu olan bu kişiler, sayesinde meslek kuruluşları meslek kuruluşu olmaktan çıktı ve doğrudan doğruya politik birer kuruluş haline geldi. Bunun şehirlere etkisi bağlamındaysa şunları söylüyor Cansever:

“Durum böyle olunca, meslek kuruluşları ile işbirliği yapmak istenilmedi. Mesela, İstanbul Belediyesi işbirliği yapmak istemedi. İstanbul Belediyesi işbirliği yapmak istemeyince, bu defa meslek kuruluşu içerisinde, işi iyi bir şekilde yapmak isteyenlerin kuruluş içerisinde hâkim olma imkânları ortadan kalktı. Şehirlerimizi iyi inşa etmek istiyorsak, bu meslek kuruluşlarının yapısını tekrar kurmak mecburiyetindeyiz.”

O sebeple Cansever, artık tekrar edilen klişelerle bir çözüm elde edilemeyeceğinin anlaşılması gerektiğini hatırlatıyor. Bundan sonraysa meslek kuruluşlarının doğru ve güzel bir şekilde işletilebilmesi için öncelikle kendi mesleki vasıflarını belirgin kılmalarının gerekliliği.

KATILIMIN BOYUTLARI VE YEREL YÖNETİMLER

Turgut Cansever’in özlediği ve dile getirdiği sosyo-kültürel nitelikli katılım; evin mimari özellikleri, cephesi, rengi ve çevreye uyumu mahalle halkının katılımıyla şekillenir. Bir binanın cephesini mahalleye ait gören dolayısıyla sadece oranın sahibinin istediği gibi tasarrufta bulunamayacağı bir alan olarak gören bir yaklaşım belli meselelerin kavranmasına ışık tutar. Haliyle buradaki katılım mahallerden başlayarak, tüm şehre yayılan bir halka şeklinde tezahür eder. Bundan dolayı insanlar kendi heveslerinin istikametinde hareket etme hakkına sahip olmazlar. Cansever’in, insanın çevresine karşı sorumluluğu bağlamında ele alınan bu mevzuda aktardıkları son derece dikkat çekici:

“ 1977’de, San Francisco’da gazetelerde her hafta çıkan üç beş makale, şehrin 18. asırdan kalma eski mahallerindeki evlerin renklerinin belirlenmesi ile ilgiliydi. İnsanlar evlerini boyuyor, renklerini değiştiriyorlar. Gazetelerde de evlerin renklerinin değişmesinin verdiği neticeler olumlu ve olumsuz taraflarıyla tartışılıyor, konuşuluyor. Yine Bursa’da da, 1930’lu yıllarda, ev hanımları evlerinde bu konuyu konuşuyorlardı. İnsanlar, evlerinin renklerini değiştirirken sokaktaki evlerin renk düzenine nasıl katkıda bulunduklarını, yaptıkları şeyin ne olduğunu müzakere ediyorlardı.”

Buradaki katılımın demokratik katılımın ötesinde, içinde yaşanılan sosyal çevrenin tabiî bir tezahürü ama aynı zamanda rafine bir kültürün neticesi olduğu göz ardı edilemez. Bu yaklaşım şehirde denge ve düzen sağlayan, fiziki mekâna estetik katan bir sonuç doğurur. Cansever’in bu yaklaşımlarını önceleyen, aynı çizgideki bir başka konuşmalar toplamına; Kubbeyi Yere Koymamak kitabına dönmek gerektiği ortada. Elbette müstakil söyleşilerden oluşan bu kitabın çıtası bana kalırsa daha yüksek.

Cansever’in mimariyi bir bütünlük, bir adap, bir terbiye tavrı olarak gören, insanın keyfine göre istediği gibi davranamayacağını belirten düşünceleri elitist bulunabilir ama İbn Arabi’den hareketle adaba ve ferdin yüceliğine yapılan vurgu göz ardı edilemez. Varlıklılarla daha az gelirlilerin yapıları arasında fark bulunabileceğini ama mimari özellikleri bakımından her ikisinde de güzelliğin esas olduğunu belirtir.

Türkiye’de 1990’ların popüler tartışma konuları arasında yer alan merkeziyetçi zihniyete dair epey eleştiri var bu kitapta. Cansever, yerel yönetimin merkezden tayin edilen kişilerce ifa edilmesiyle şimdiki durum arasında bir fark görmez:

“Bugün belediye meclis başkanı ve belediye meclis üyelerini biz seçiyoruz ama, onlar bizi temsil ediyorlar diyebilir miyiz? Bugün bizlerin belediye meclis üyelerini tanıdığını, belediye meclisinde alınan kararlardan haberdar olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Belediye meclis salonunda sözde dinleyiciler için bir yer var. Belediye meclisi hangi imar planı hakkında hangi kararı alacak, o zaman o emlak işleri nasıl cereyan edecek, ona bakmak için oraya emlak komisyoncuları geliyor biliyor musunuz? Bunun vatandaşla bir ilgisi var mı? İstanbul büyükşehir ve ilçe belediyelerinde meclis üyeleri ekseriyetle emlak komisyoncuları. Belediye meclis üyelerini bir kere seçmişiz, ancak bunların aldığı kararlarla bizim hayatımızın nasıl şekillendiği konusunda bir fikrimiz yok. İlçe belediyelerinde durum daha farklı. Nüfus olarak daha küçük olduğu için, ilçedekiler şikâyetlerini belediye başkanına daha rahat duyurabiliyor.”

Şüphesiz, bir dönemde belli temalar etrafında yapılan konuşmaları aslına sadık kalarak bir araya getirmenin önemi yadsınamaz. Şehir hakkındaki telakkilerimizi geliştiren konuşmaların yapıldığı tarihin öncelikli konuları da yansımış bir şehir için yeni bir model oluşturma sürecine. Asgari merkezi hükümet vurgusu, her şeyin konuşulabildiği katılımcı, sürdürülebilir ve adil bir model üzerinde durulmuş.

Gerek tartışmalarda gerekse kitabın sonsöz kısmını kaleme alan Ömer Dinçer’in tespitlerinde, Türk kamu idaresinin merkezi niteliği ve bunun doğurduğu sorunlara sıkça dikkat çekilmiş olması belirleyici bir yan taşıyor. Gene de Dinçer’in son sözünde sorunlu yanların olduğu görmezden gelinmemeli. Dinçer, bir iki uygulamayı örnek göstererek Cansever’in düşüncelerinin 2004 sonrasında uygulamaya geçirildiğini dillendiriyor. Ama sadece bu uygulamaları dikkate alan bir akıl yürütme mekanizması bahsedilen yıldan bu yana dönen çarkı izah etmeye yetmez kanaatimce. İlk bakışta sağlam bir tanıt gibi sunulan “Bölge Gelişme Otoriteleri” ile “Kalkınma Ajansları”nın Cansever’i araçsallaştırma tehlikesi barındırdığı açıktır. Belki zorunlu hamle başka bir deyişle ısmarlama kaleme alınan bu sonsözün epey bir kısmı kitaptan uzaklaşıyor. Bu sonsöz üzerine günü geldiğinde daha soğukkanlı bir değerlendirme yapılacaktır sanırım.

Buna karşın Bir Şehir Kurmak’taki konuşmaların Osmanlı şehir modelinden mülhem olarak şehri yeniden düşünme çabasının, tekrar bir kültürel bütünlüğün oluşmasına temel teşkil edecek epey yanının olduğu göz ardı edilmemeli. Ders havasında olmasına karşın yabana atılamayacak ölçüde değerli kısımlar var bu konuşmalarda. Ne olursa olsun, bugün bize ulaşan konuşmaların dökümü, Cansever portresine, mimarın dünyasına, arayışlarına, planlarına ve ufkuna ışık tutan tafsilatlı bir belge. Biz de kitabın ilk konuşmasına neredeyse tabiî bir şekilde eşlik eden Neşati ile bağlayalım yazımızı:

“Gittin amma ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yâranı bile”



İlgili Konular turgut cansever
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş