Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


22:04, 14 Aralık 2017 Perşembe
Güncelleme: 09:01, 28 Şubat 2017 Salı

  • Paylaş
Ortadoğu ile ilişkiler doğru bir zeminde kurulmalı
Ortadoğu ile ilişkiler doğru bir zeminde kurulmalı

Zekeriya Kurşun ve Vehbi Baysan, 'Ortadoğu ve Kuzey Afrika Konuşmaları' başlıklı panel dizisinde 'Ortadoğu’da Yeni Dengeler - Arap Baharı ve Türkiye' üzerine konuştu.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nin (FSMVÜ) Ortadoğu ve Afrika Araştırmacıları Derneği (ORDAF) işbirliğiyle hazırladığı “Ortadoğu ve Kuzey Afrika Konuşmaları” başlıklı 4 panelden oluşan seri, 23 Şubat’ta üniversitenin Üsküdar Yerleşkesi’nde başladı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında meydana gelen sorunlara akademik düzlemde katkı sunmayı amaçlayan üniversite, aynı zamanda gençleri bu alanda çalışmaları konusunda teşvik ediyor. Büşra Bulut moderatörlüğünde FSMVÜ Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun ve öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Vehbi Baysan’ın konuşmacı olduğu ilk panel, “Ortadoğu’da Yeni Dengeler - Arap Baharı ve Türkiye” başlığında düzenlendi.

Ortadoğu’da Türkiye algısı

Ortadoğu coğrafyasıyla en yakın ilişkilerin kurulduğu dönemin Osmanlı dönemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, Osmanlı’nın hâlâ bir imaj olarak bölgede var olduğunun unutulmaması gerektiğinin altını çizdi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasındaki Türkiye algısını, olumlu ve olumsuz örneklerle detaylandıran Kurşun; Osmanlı’nın hilafet makamı olarak görülmesi sebebiyle 1920’lere kadar devam eden olumlu bakışın, 1920’lerde başlayan manda yönetiminin bölgenin genetik kültürünü dönüştürmeye başlamasıyla değiştiğini aktardı. Bu yıllarda Türkiye’nin bölgedeki imajının sarsıldığını söyleyen Kurşun, Arap milliyetçiliği, Bağdat Paktı gibi faktörlerin Türkiye’ye karşı olumsuz bakışı arttırdığını ifade etti. Bu bakışın, Türkiye’nin Arap-İsrail ilişkilerinde daima Arapların yanında yer alması nedeniyle özellikle 1967 sonrası lehine değiştiğini aktaran Kurşun; zikzaklarla devam eden sürecin “one munite” ile birlikte yeniden rayına girdiğini belirtti.

Türk dizilerinin Ortadoğu’da yaygınlaşmasına da değinen Kurşun, “Gönül isterdi ki Arapça kitapların Türkçeye çevrilmesi gibi Türkçeden de Arapçaya kitaplar çevrilsin. Yoksa dizi ihraç etmenin anlamı yok. Evet, diziler reklamımızı yapıyor, turizme katkı sunuyor ama gerçek bir imaj sağlamıyor, hatta belki de imajımızı olumsuz etkiliyor.” dedi.

“İmaj her daim diri tutulmalı”

2002 yılıyla başlayan siyasi istikrar, ekonomik gelişmeler ve Filistin sorunundaki tutum gibi faktörlerin Türkiye’nin imajının yükselmesine katkı sunduğunu belirten Kurşun, bu olumlu bakışın yönelimleri sürekli değişen bir coğrafyada aynı kalmayacağının altını çizdi. İmajı diri tutmak için önerilerini sıralayan Kurşun, “Türkiye siyasetini besleyen daha çok Ortadoğu uzmanı ve köşe yazarı, burayla ilgili daha çok tez yazılması ve her hâlükârda Ortadoğu’yla iş yapabilecek daha çok iş adamı gerekiyor.” dedi. Bu altyapı kurulduğunda dışarıdan gelen bir etkiyle ilişki bozulsa bile sürekliliğinin sağlanacağını belirten Kurşun, İtalya ve ABD örneğini verdi. İtalya ve ABD’nin Libya ve Irak’ta yaşattıkları zulümlere karşı hâlâ oralarda olmalarının doğru zeminde inşa edilen ve vazgeçilemeyen ilişkilere bağlı olduğunu aktardı.

Arap Baharı ezberleri bozdu

Yrd. Doç. Dr. Vehbi Baysan ise Ortadoğu uzmanlarını eleştirerek sözlerine başladı. Ülkemizde bolca bulunan Ortadoğu uzmanlarını yağmur yağarken aniden ortaya çıkan şemsiye satıcılarına benzeten Baysan, niteliğin ve akademik kimliğin önemini vurguladı.

Tunus’ta başlayan olayları hatırlatan Baysan, olayların inanılmaz bir hızla gelişmesinin ve Ortadoğu’da alışılmışın dışında olan “liderin kendiliğinden gitmesinin” bu coğrafyayla ilgilenen birçok insanı şaşırttığını dile getirdi. Baysan, Tunus’ta başlayan -daha sonra Arap Baharı olarak adlandırılan- süreçte Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn’in ayaklanmasıyla Ortadoğu’da akla gelmeyecek birçok şeyin yaşandığını vurguladı. Kadınların ön saflarda rejime karşı duruşları, itiraz etmenin yaygın olmadığı Libya’da halkın sokaklara taşınması bu “akla gelmeyecek” durumlar arasında gösterildi.

Ortadoğu uzmanları olarak sıradaki ülkenin Suriye olduğunu düşündüklerini ancak olayların Dera’da başlamasını öngöremediklerini aktaran Baysan, “Geçmişte otobüsle hacca gidenler mutlaka Dera’ya uğrar, oradan Ürdün’e geçerlerdi. Dera tüm ekonomisini bu geçişlerden sağlardı. 2006’da Dera’daki giriş kapısı 25 kilometre doğuya alındı. Artık Şam’dan otoban üzerinden Ürdün’e geçiliyor. Sınırın kayması Dera ekonomisini bitirdi. Bu yıldan beri insanların yapacağı hiçbir şey yok, ekonomik kaynak yok. Olaylara bu boyuttan bakmak gerekiyor.” diye konuştu.

Panel, dinleyici sorularının cevaplanmasının ardından nihayete erdi.

Kübra Erten

Dünya Bizim



İlgili Konular ortadoğu
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş