Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


08:35, 18 Ekim 2017 Çarşamba
16:09, 02 Mart 2017 Perşembe

  • Paylaş
Validebağ ruhu!
Validebağ ruhu!

Ahmet Haşim'in Müslüman Saati yazısı özelinde cami merkezli olarak cemiyet ruhunun inşasına dair bir analiz

İbrahim Ethem Gören

Ahmet Haşim’in tam 100 yıl önce kaleme aldığı Müslüman Saati isimli yazısı, yönünü, kıblesini kaybetmeye başlayan Osmanlı Cihan Devleti bakiyesi insanlarımızı hakikate ve Müslümanca yaşamaya davet eden enfes bir düşüncenin ürünüdür.

Üstad, yazısının evvelinde gönlünde hak ve hakikate dair aralık kapılar bulunanlara, “İstanbul'u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilaların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. "Saat"ten kastımız, zamanı ölçen alet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu üslub-ı hayata göre de "saat"lerimiz ve "gün"lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder.” cümleleriyle sesleniyor. Ne yazık ki şairin güçlü avazını çok az kişi işitiyor.

Bir önceki paragrafta, “çok az kişi” ile kastettiğimiz zümrenin arasında, İstanbul Şehir Üniversitesi öğrencileri ve mezunları da bulunuyor... Şehir Üniversitesi camiasından Abdullah Bilal Akbulut ve arkadaşları, vakitlerini ‘Müslüman Saati’ne göre kurarak yaşamayı önceliyor. Akbulut ve arkadaşları bu bağlamda Pazar günlerinin sabahında, “her gece camlarında yangın çıkan Üsküdar”daki Validebağ Koru Camii’nde güne besmeleyle başlıyor.

Müslüman Saati’ni, seher vakti ile güne başlayıp gününü ve gecesini namaz vakitlerine göre şekillendirmek şeklinde telif eden grup, Pazar günleri Validebağ Koru Camii’nde sabah namazı, zikir, sohbet, tefsir ve kahvaltı programları tertip ediyor.

Büyük mücadelelerin ardından iş adamı Serhat Kalsın’ın öncülüğünde geçtiğimiz yıl inşa edilip ibadete açılarak Üsküdar’a yeni bir renk, ahenk ve oluş katan Validebağ Koru Camii’nin saflarını, Pazar sabahları gençler ve gönlü genç kalanlar hınca hınç dolduruyor.

Geçtiğimiz günlerde bir pazar gününün sabah namazını Serhat Kalsın ve gençlerle birlikte Koru Camii’nde eda ettiğimde aklıma ilk düşen keyfiyet Muharrir Mehmed Şevket Eygi’nin yıllar önce düzenlediği sabah namazı cemaati programları oldu. Eygi Üstad’ın girişimiyle bundan 40 yıl önce İstanbul ve civarındaki illerde tertip edilen sabah namazı programlarının cemaatlerine on binlerce kişi katılırdı.

Kırk yıl öncesine göre nüfusumuz iki kat artmış olsa da ne hikmetse sabah namazlarının müdavimlerinin sayısı neredeyse on kat azaldı. Validebağ Koru Camii’nde geniş katılımla kılınan sabah namazları İstanbullular için açık bir çağrı… Namaza, duaya, birliğe, dirliğe, kardeşliğe, yardımlaşmaya ‘Müslüman Saati’ni hep birlikte yaşamaya dair, saflar arasından neş’et eden naif bir mektup.

Günde beş defa Asitane’nin minarelerinden yükselen “Hayya alel-felah/Kurtuluşa geliniz” nidası önemli. Ebedi kurtuluş o çağrıda. “Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebut Suresi-45)

Asitane’nin kadim semti Üsküdar’da, Vamlidebağ Koru Camii’nde Pazar sabahları yalnızca eller değil, gönüllerde duaya ve Talha Hocaefendi’nin naif kıraatiyle zikir iklimine açılıyor. Talha Hoca, Davudi sesiyle “Fa’lem ennehu la ilahe illallah” derken hazirun, tüm mazlumlar, darda kalanlar, biçareler, şehitler ve gaziler için yanık dualar ediyor.

Sabah namazında safları sıklaştırılan Koru Camii sadece Osmanlı camilerinde olduğu gibi küçük bir külliye. Kadim zamanların camilerinde okuma salonları, kütüphaneler, sohbet ve ders mahalleri, ikram yerleri olurdu. Osmanlı’da şehir camilere göre konumlandırılır, merkeze cami, medrese, mektep, aşevi, misafirhane, etrafına da çarşılar ve hamuşan (kabristanlık) konuşlandırılırdı.

Osmanlı ve İslam toplumlarında hayatla memat iç-içeydi. Hayat cami ve mescidin etrafında gün ışığı ile başlar yine gün ışığı ile sona ererdi. İlk gün ışığı perdelerin koynunda kıvrım kıvrım kaybolmaya başladığı vakitlerde ise insanlar ibadete ve tefekküre râm olurdu. O vakitlerde “Bir anlık tefekkür bin yıllık nafile ibadetten hayırlıdır” düsturu henüz unutulmamıştı.

Validebağ Koru Camii de az önceki paragrafımızda ifade edildiği üzere sadece bir cami değil, camia, küçük bir külliye. Pazar sohbetleriyle ilim meclisi, kapıları herkese açık okuma salonuyla medrese, ikramlarıyla aş evi; hâsılı müstesna bir huzur ve secde mahalli. Cemiyetimizin meselelerinin müzakere edildiği, cemaatin birbiriyle etle tırak olduğu bir Beytullah şubesi.

Unutmadan yazalım… Validebağ Koru Camii’nde pazar günlerinin sabah namazları sonrasında zikir var. Herkesin ve kesimin zikre, fikre, tefekküre ve tabii ki duaya ne kadar çok ihtiyacı var değil mi? İbadethanede otuz dakika kadar süren zikrin akabinde Mescid-i Nebevi’de ve Mescid-i Haram’da olduğu gibi ilim ve hikmet dersleri, tefsir dersleri düzenleniyor, hikmet meclisi kuruluyor. Herkes meclisten nasibi miktarınca arzu ettiği kadar istifade ve istifaze ediyor. Namaza gelen ve zikre, tefsir dersine kalan herkese gönül ateşinde pişirilen leziz çorbalar ikram ediliyor. Ol demde hazirun, birbirleriyle tanışıp halleşiyor, yürekler bir olup atmaya başlıyor. Zaten Allah da insanları tanışıp bilişmeleri için farklı farklı hususiyet, kabiliyet ve meziyetler üzerine yaratmadı mı?

Biz bu keyfiyeti bizzat müşahede ettik. Abdullah Bilal Akbulut kardeşimizin hazırlattığı çorbalara kaşıklarımızı uzatırken bir yandan halimize şükrettik, diğer yandan Ümmet-i Muhammed’in meseleleri için neler yapabileceğimiz hususunda istişareler ettik. Birbirimize hadis-i şerifte ifadesini bulan tuğlalar misali yaklaştık. İçinden geçmekte olduğumuz zor günlerin birbirimize kenetlenip daha çok çalışarak geride bırakılabileceğimizi, ümit ve umut burçlarına çıkarak anladık. Neticede Müslüman ümitli olur. Ümit ikliminde yaşanır, yaşatılır, şenlendirilir, ihyâ ve inşa edilir.

İhya ve inşa süreci her an devam ediyor. İnsan çevresine göre dönüşüp gelişiyor, evriliyor. Bu noktada marife,t Hakk ve hakikat tarafına doğru evrilmekte…

Mezkûr döngü içerisinde ‘Müslüman Saati’nin tik takları belirli bir ahenk ile atmaya devam ediyor. Ahmet Haşim, “Çölde yolunu şaşıranlar gibi biz şimdi zaman için kaybolmuş kimseleriz” derken, düne olduğu gibi, bugüne; modern zamanlar saatinin dişlisinin çarklarına elini eteğini kaptıranlara da “aman” diyor: Aman dikkat!

Tecrübeyle sabittir ki dikkat ve rikkat şuuru cami merkezli oluşur. Tıpkı, Müslüman toplumun içerinde bin bir, emek, gayret ve meşakkatle ihya ve inşa edilen Validebağ Koru Camii ruhunda olduğu gibi. Kalsın Ailesi’nin ibadete açılmasına vesile olduğu güzide ibadethanenin kapıları arz ettiğimiz ruh ile mütemadiyen açık kalıyor.

Camiyle, mescitle; birlik, vahdet ve tevhid ruhuyla arası olmayanlarla büyük bir uğraşının ardından Üsküdar’a kazandırılan Koru Camii’nde Osmanlı dini mimarisinin akisleri hissedilip ‘Müslüman Saati’nin naif zikri duyuluyor. Çünkü yolunu kaybeden, kıblesini şaşıran, hakikat pusulasını zayi eden ve bir adım öte insanca yaşamayı bir kenara bırakan günümüz insanları çıkış yolunu, camiyi, kürsüyü, minber ve mihrabı; vahyi, sünneti ve ‘Müslüman Saati’ni merkeze alarak bulacak.

Şimdiki vakit, ümitvâr olma; kubbe ve minareleri alaca vakitlerde görme; taşa en ilahi manayı vererek akılları hayrete düşüren ruh mimarisini anlayıp ihya ve inşa etme vakti.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş