Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


09:07, 23 Ekim 2017 Pazartesi
14:08, 20 Eylül 2017 Çarşamba

  • Paylaş
İçinden Rumelihisarı ve İstanbul’un fethi geçen bir sohbet
İçinden Rumelihisarı ve İstanbul’un fethi geçen bir sohbet

Ülkemizin önde gelen İstanbul uzmanlarından, önemli sanat tarihçilerimizden Süleyman Faruk Göncüoğlu, 560 küsür yıldır ayakta kalmayı başaran Rumeli Hisarı'nın hikayesini anlattı

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

Süleyman Faruk Göncüoğlu ülkemizin önde gelen İstanbul uzmanlarından, önemli sanat tarihçilerimizden biri.

İki Kıta Bir Şehir İstanbul, Yitik Mirasın Peşinde, Zeytinburnu Yollar ve Kapılar, İstanbul’un İlkleri, İstanbul’un Enleri, Kısa Metrajlı Film Tadında Eyüp, Dünü ve Bugünü ile Haliç (Sempozyum kitabı) Süleyman Faruk Göncüoğlu’nun her biri diğerinden kıymetli yayınlanmış eserlerinden bazıları.
Sanat Tarihçisi Göncüoğlu ile Asitane’nin maddi ve manevi fethine beşik olan Rumelihisarı’nda içinden Rumelihisarı ve İstanbul’un fethi geçen bir sohbet gerçekleştirdik.

Faruk Bey, Miladi 1451, Hicri 855 İstanbul için; İslâm ve Türk medeniyeti için hangi manaları haizdir?

Çok güçlü bir soru. Çok derin bir cevap. Her şeyin değiştiği bir tarih. Dünya tarihinin değiştiği bir tarih, bizim medeniyet tarihimizin değiştiği bir tarih, siyasi tarihimizin değiştiği bir tarih, insanlığın yeni bir ufka doğru yol açtığı bir tarih.

1453 ÖNCESİNDE OSMANLI CİHAN DEVLETİ KOZASINDAN ÇIKMAYA BAŞLIYOR

Her şeyden önemlisi İslâmî inancımız içerisinde bir defasında Resulullah Efendimizin (sav) hadis-i şerifinin gerçekleştiği bir tarih. İstanbul’un fethi, yavaş yavaş hazırlandığı kademeye doğru gidiyor; 1453’e doğru gidiyor. Osmanlı devleti artık bir medeniyet oluşturma noktasında kozasından yavaş yavaş çıkmaya başladığı bir tarih.

 

Ve bu dönemde dünyanın en çok tartışılacak, bugün bile hâlâ dünya askerlik tarihi içerisinde dünya askerlik tarihinin lojistik başarısı noktasında bugün İstanbul’un sembol yapılarından bir tanesinde ve bizim hâlâ Osmanlı mirası içerisinde tartıştığımız Rumelihisarı’nın inşasının yavaş yavaş başlandığı bir tarih bu.

RUMELİHİSARI KADİM BİR MİMARLIK MİRASIDIR

Rumelihisarı’ndan; biraz fiziki özelliklerinden bahseder misiniz? Buraya kadar 560 küsur yıldır ayakta kalmayı başarmış bir yapıdan bahsediyoruz. Biraz bunun tarihi ve özellikle fiziki özelliklerinden bahseder misiniz?

Cümleniz çok güzel, sorunuz çok güzeldi. Bu kadar yüzyıl ayakta kalabilme başarısını gösterebilmiş. Kolay bir şey değil. İstanbul her yüzyılda birçok büyük depremler geçiriyor. Ve İstanbul’un yüzyıllık tarihi limiti içerisine baktığımızda her otuz yılda bir güçlü yangınlarla karşılaşıyoruz ki bütün bunlara maruz kalmış kadim bir mimarlık mirası Rumelihisarı. Bütün bunları atlatmış ve bugün hâlâ ayakta durabiliyor. Bugün hâlâ içerisinde Fatih Divanhanesi ile beraber mevcudiyetini koruyabiliyor. Ve biz boğazdan her geçişimizde onun abidevi, heybetli, etkileyici mimarisine şahit olabiliyoruz.

RUMELİHİSARI ASKERİ TARİHTE DÜNYANIN EN BÜYÜK VE BAŞARILI LOJİSTİK YAPISIDIR

İşte Rumelihisarı, bu koca yapı dünyanın en büyük, en başarılı lojistik inşa yapısı olarak askerî tarihte yer alır.

Nasıl, nedendir bu?

İbrahim Ethem Bey, çünkü dört ay gibi bir sürede bu yapı inşa ediliyor. İnşa edilirken dört duvar olarak değil. İçinde mahallesi, suyolları ve akustik bir kubbesinin olduğu divanhanesi ve bütün askeri stratejik noktaları, top sistemleri ve her şeyiyle beraber dört aylık bir sürede inşa ediliyor.

Peki, dört ayda nasıl inşa edildi?

İşte o dört aydaki yapının taşlarının, orada kullanılacak ağaçların, orada kullanılacak kireç yapısının, harç donanımının her şeyinin insan yapısının dahi planlandığı, hepsinin milimetrik ölçülerinin bilfiil hayata geçirildiği ve bunun inanılmaz bir programla vücuda getirildiği bir Rumelihisarı’ndan bahsediyoruz.

Nasıl bir şey bu?

İlginç bir şey! Bugün Rumelihisarı’nın bulunduğu mevkie geldiğinizde boğaza çok nazır bir noktada görürsünüz.

Üstelik tüm bu hamle çapında hizmet ve iş süreçleri Bizans toprağında üretildi.

Elbette. Orası Bizans’ın toprağıydı. Bizans’ın en stratejik noktasında Karadeniz bağlantısının üzerinde siz bir yapı inşa ediyorsunuz. Ve o yapının bugün İstanbul Boğazının iki yakasını dolanan kara yolları yok. İstinye’den taş ocaklarından taşı çıkartıyorsunuz ve her şey gemiler üzerinden geliyor. Ve siz o taşları kireç harcıyla beraber inşa ediyorsunuz. Ahşap hatılları oluşturuyorsunuz. Bu ahşap iskeleti kuruyorsunuz. Ve bu ahşapların Karadeniz’in hangi noktasından geleceğini; Beykoz’un hangi noktasından getirileceğini, bütün bunları planlıyorsunuz. Hiç birinde bir aksama olmadan dört ayda faaliyete geçiriyorsunuz.

Esasında İstanbul’un fethi bugüne kadar kutlanıyor. İstanbul’un fethi üzerine pek çok şeyler söyleniyor. Sadece Rumelihisarı İstanbul fethi üzerinde bir gün boyunca konuşulacak, tartışılacak bir yapı, bu devasa mimari yapı bize miras kalmış. Ve biz Rumelihisarı’nı, fethin sembolünü bugün unuttuk mu onu tam bilemiyoruz ama fiziki olarak kısaca değindiğimizde hadiseyi muhataplarıma anlatırken etkilenen bir şahıs olarak bütün bunları İstanbullulara anlattığımızda ya da İstanbul'un tarihini merak edenlere anlattığımızda bir kültür, bir mantık şoku yaşayabilecekler.

 

DÖRT AYDA İNŞA EDİLEN RUMELİHİSARI’NI 3 YILDA RESTORE EDEMEYİZ

Rumelihisarı’nın inşasında takriben kaç kişi görev almıştır?

Binlerce insan çalışmadı. 800 kadar işçiden; 200 kadar ustadan bahsedebiliriz. Ayrıca 200 küsur kayıkçıdan söz edebiliriz. Ve düşünün, herkesin ne görev yapacağı önceden belirlenmiş ve bir yıl önce bunun hazırlığı yapılıyor. Ve bunca ustayı, bunca malzemeyi büyük bir titizlik ve organizasyon içerisinde tedarik ediyorsunuz. Bugün biz Rumelihisarı’nı restorasyon içerisine soksak iki üç yılda herhalde zor tamamlarız. Ama dört ay içerisinde sıfırdan inşa ediliyor.

OSMANLI DÜNYADAKİ SON MEDENİYET

Rumelihisarı’nın inşasında iki şey ön plana çıkıyor. Birincisi liyakat, ikincisi vefa. Liyakat burada II. Mehmet o dönemde en mahir Ermeni ustalarını burada çalıştırıyor. Onlara görev veriyor. Yapılan iş güzel ve sağlam olması için. İkincisi Rumelihisarı’nın bu dört aylık inşa sürecinde bazı Ermeni ustalar ölüyor, onların o hatırasına vefa gösteriyor ve şu anda Rumelihisarı Merkez Camii'nin hemen yakınlarında bir Ermeni Mezarlığı var.

Bu Ermeni Mezarlığı da 566 yıl öncesine M. 1451 yılına tarihleniyor. Bu hususta ne söylemek istersiniz?

Şunu net ifade etmekte fayda var. Bir defasında Osmanlı dünyadaki son medeniyet. Bugün Osmanlı’dan sonra yeni bir medeniyet kurulmadı. Medeniyet dediğiniz bir şey bulunduğu coğrafyadaki bütün kültürel değerleri bünyesinde toplayandır. Dünya tarihi içerisinde var olan bütün medeni gelişmelerin devamiyetidir. Damıtılmış halidir.

Biz bugün sizin ifade ettiğiniz Ermeni ustalardan bahsediyoruz. Bu ermeni ustalar sadece Ermeni usta değildir. Onlar o Osmanlının birer bireyi, birer ustasıydı. Bugün baktığınızda Humbaracı Mehmet Paşa’nın, Darandotot’u ve benzerlerinin, Osmanlı'nın siyasi, askeri ve teknoloji açısından pek çok katkı sağlayanlarının tamamının onure edildiğini görüyoruz.

Eminönü Yeni Camii inşa edilirken oradan Hasköy'e nakledilen Yahudiler için 1927'ye kadar emekli sandığı gibi bir sandık kuruluyor ve bunlara her yıl belli miktar meblağ devam eden soyuna maaş ödeniyor. Bu bir İmparatorluk mantığıdır.

Bugün Rumelihisarı'ndaki Merkez Camii’nin sırtında yer alan Ermeni Mezarlığı’nı aslında bir Ermeni Mezarlığı olarak ifade etmeyelim. O bir Osmanlı mezarlığıdır.

Rumeli Hisarı... İstanbul'a bugünün ve yarının insanına lisan-ı haliyle ne söylüyor?

Rumelihisarı’nın teşekkülü dünyaya "Ben varım" diyen liderin ve o toplumun fiziki yansımasıdır. Rumelihisarı’na bir defa aslında bu şekilde bakmamız gerekiyor. Onun öncesi Anadoluhisarı da öyledir. Ve bizim inşa ettiğimiz mirasımızın, ecdadımızın inşa ettiği bütün miras unsuru da böyledir. Onların ruhlarının dünyada yaşamasıdır. Çakma değil, taklit değil, kendi özgüveni ve gelecekteki tasavvurunun yansımalarıdır. Rumelihisarı'na bir noktada bu şekilde bakmak gerekiyor.

İSTANBUL’UN FETHİ SOSYOLOJİK BİR BAŞARIDIR

Bakınız, Rumelihisarı için dünyanın en büyük askeri lojistik başarısı diyoruz. Sosyal bir olgunun da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Fetih, bu kadar insanın toplayıp organize olması bir gönülle olur. İşte siz o gönlü verebiliyor musunuz? İstanbul’un fethi sosyolojik bir başarıdır. Fethin biz hep fiziki yönünü tartışıyoruz. Esasında fethin bir manevi fetih yönü vardır.

Bir de sosyolojik fetih noktası vardır. Düşünebiliyor musunuz? Yabancı topraklarda siz geleceğin fethinin hazırlığını yapıyorsunuz. Ve hiç hata yapmıyorsunuz. Ve o yüzyıl içerisindeki en etkili ve bugün modern inşa aletleri olmadan, modern taşıma araçları olmadan Bizans donanmasını atlatıyorsunuz. Bizans donanmasına baktığımızda Osmanlı donanmasından kat kat üstündür. Osmanlı donanması küçük ölçekteydi. O küçük ölçekteki donanma bütün o taş ocaklarından bu taşı getirebiliyor, Bizans donanmasına karşı mücadelesini verebiliyor ve burada az bir fire vererek bunu bilfiil gerçekleştirebiliyor. Bu keyfiyet dünya mimarlık ve askeri tarihi içerisinde çok daha detaylı ele alınıp incelenmesi gereken bir unsurdur…

TANIMAZSAK SEVMEYİZ, SEVMEZSEK SAHİPLENMEYİZ

Bir şekilde Rumelihisarı mevcudiyetini asırlar beri mevcudiyetini sürdürüyor. Fakat Rumelihisarı'nın refikleri diyebileceğimiz tarihi ve abidevi yapılar; manevi kültür mirasımızda son derece önemli yeri haiz olan bir takım tekkeler ve camiler günümüze kadar maalesef gelememiş. Hemen Rumelihisarı'nın altında bulunan Durmuş Dede Tekkesi, Rumelihisarı Şehitlik Dergahı -ki arazisi bir zamanlar Rumelihisarı sahilden Zincirlikuyu'ya kadar uzanıyordu- Rumelihisarı kadar çok şanslı olamamışlar! Bugün Nafi Baba Tekkesi’nin yerinde yeller esiyor. Yine İstanbul’un ilk namazgahı olan Rumeli Hisarı Şehitlik Dergahı'nda bulunan namazgah maalesef şu anda helikopter pisti olarak kullanılıyor. Biz neyi yanlış yapıyoruz efendim?

Bütün çalışmalarımın önsözünde şunu ifade etmeye çalışırım. Derim ki: Eğer biz tanımazsak sevmeyiz. Sevmezsek sahiplenemeyiz. Şimdi İstanbul’un bir sevgi, sevgiden kaynaklanan tanıyamazlık ve aidiyet eksikliği var. Siz eğer bir şeyin ne olduğunu bilmezseniz zihniniz de resetlenirse onunla hiçbir duygusal bağ kuramazsınız. Duygusal bağ kuramadığınız zaman da aidiyet duygunuz gelişmez.

Bugün savaşlar, artık cephelerde işgaller bilfiil askeri kuvvetlerle yapılan unsurlar değildir. Zihinlerinizdeki sahip olduğunuz miras hakkındaki fikriyatınızı sildiğiniz an siz zaten işgal altındasınız.
Bugün Edward Said’in Şarkiyatçılık kitabıyla ilgili bazı satırlarına baktığımızda diyor ki: İngilizler Hindistan’da, Duabi’de, Dubai tren istasyonu inşa ediyorlar. Ne Hint mimarisi, İngiliz mimarisi. Yani sizin bütün aidiyet unsurunuzu oluşturacak hafızanızı sekteye uğratılıyor. İşte bugün efsaneler, hikâyeler, masallar bunlar hepsi sizin aidiyet duygunuzun alt yapısını kurar. Efsanelerle beraber çocukların merakı uyanır. Masallarla beraber onu pekiştirirsiniz. Ve bir süre sonra gezersiniz. Size taşı toprağı anlatılır.

Bugün müzelerimizin pek çoğuna gittiğimizde bizim insanımızla ilgili doğru dürüst kayıt yok. Bugün İstanbul'la ilgili doğru dürüst kaydımız yok. Bize ait kayd yok. Ve her şey bazı şahısların dili arasında ve onların mantığı arasında kalmış. Kitaplarımızda bir sürü bilimsel detaylı bilgiler var ama onların bilimsellikten kurtarılarak, daha popüler verilmesi gerekiyor! Ki herkes akademik şeyler okuyamaz. Bizim en büyük sıkıntımız halkımıza bilgiyi akademik unsurla vermeye çalışmaktır.

Osmanlı döneminde yaşanan son dönem Balkan harbiyle başlanan yıkım nüfustaki pek çok değişime sebebiyet verdi. Ve göçler başladı. Yerliler, yerini terk etti ya da yerliler artık yerini koruyamaz hale geldi. Bugün Nimelceyş mescitlerinin ve kabirlerinin tahribatı da öyle oluyor. 1920’lere kadar herkesin koruduğu, mahallesinin büyüğü olarak, piri olarak yer verdiği o Nimelceyş kabirleriyle ilgili hafıza siliniyor, göçler bunda büyük bir etken. Aynı şekilde bugün Rumelihisarı ve çevresinde yaşanan da böyle. Bu bölge boğazdaki ani göçü alan bir nokta.

Yeni gelen nüfus için sadece burası barınma ve geçim kaynağı olarak görülüyor. Ve hafızalar silindiği zaman sizin onunla ilgili aidiyet duygunuz gelişmiyor. Ve bugün bizim Rumelihisarı ve Anadoluhisarı’yla ilgili yazdığımız, hazırladığımız kitabımızın öncesine baktığımızda maalesef fazlaca bir şey göremiyoruz.

Bu alanda hangi yayınlar var?

1940’lı yıllarda Albert Gabriel'in hazırladığı Türk Kaleleri kitabı var. Bu çalışma Tercümanın 1001 eserinde çıkmıştır. Çok az bir şey bahseder Rumelihisarı'ndan. Bir de eski Rumelihisarı'nın muhtarını, hatıralarını ve aile efradını anlatan bir kendi ailesi içerisinde basılıp dağıtıldığı bir risale vardır.

KADİM RUMELİHİSARI’YLA İLGİLİ YETERLİ TÜRKÇE KAYNAK YOK

Düşünebiliyor musunuz? Bu kadim Rumelihisarı ve mahallesiyle alakalı Türkçe kaynak yok. Bu durum bizim 70 yıl boyunca, 80 yıl boyunca bu hafızayı tazeleyemediğimizi gösteriyor. Tazeleyemediğimiz zamanda da birileri hızlı bir şekilde bu boşluğu ve dağıtılmış zihinleri yeni bilgilerle, yeni rant alanlarıyla ve yeni beklentilerle dolduruyor.

ŞEHİRLERİMİZİ SEVMEMİZ GEREKİYOR

İşte o yüzden bizim şehirleri sevmemiz gerekiyor. Sevmemiz için de o şehri tanımamız gerekiyor. Tanımamız için de sahiplenmek gerekiyor ve gezmemiz gerekiyor. Çoluğumuzla, çocuğumuzla gezmemiz, tanımamız gerekiyor.

Bugün sizler, bizler aklı başında olanlar bu kaygıları yaşıyor. Peki, biz bunları kendi çocuklarımıza aktarabiliyor muyuz? Biz bunları yeğenlerimize, torunlarımıza aktarabiliyor muyuz? Biz bu kaygılarımızı mahallemize aktarabiliyor muyuz? Bir noktada biz Türkiyeliler olarak gündelik hayatın dışında, gündelik siyasi ve kültürel kaygıların dışında gelecekteki iyi yaşam beklentilerinin dışında bugünkü hayat ve halimizin ve bugün sahip olduğumuz mirasın değerlerini bilecek şekilde “mahallenin delisi” olmamız gerekiyor.

Herkese, kendi dertlerimiz gibi toplumsal dertleri anlatmaya başladığımız an bunların önüne dur diyebiliriz. Bugün sizin sorduğunuz sorularla ve benim şu an kamuoyuna aktardığım kaygılarla beraber herkesin zihninde bir soru işareti oluşmaya başlayacak. Bir yerden başlamak gerekiyor. Ve insanlar sorgulayacak. Sorguladıkça gerçeği bulacaktır. Biz bir noktada Türkiye’de sormayı unuttuk. Ve sorularımıza cevap bulmayı da unuttuk. O yüzden şu an siz soruyorsunuz, biz de cevabı bulmaya çalışacağız ve sonuçta da 1, 2, 3 derken bütün toplum olarak önce İstanbul’la, sonra Marmara Bölgesi’yle, daha sonra da bütün Türkiye olarak bu sorulara cevap bulacağız.

RUMELİHİSARI’NIN İÇİNDEKİ MAHALLE SOSYAL FETHİN, MANEVİ FETHİN AKTARIM NOKTASIYDI

1950 yıllarının ortalarına kadar Rumelihisarı kale ve kulelerinin içerisinde şirin bir Osmanlı mahallesi vardı. İstanbul mahallesi vardı. Fakat ne hikmetse -ya da hikmetinden sual olunmaz- O mahalle yerle bir edildi, cami ve mescitler dahil olmak üzere. Geçtiğimiz yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın teşvikiyle camii ibadete açıldı. 

Rumelihisarı için ne ifade ediyordu? İstanbul için ne anlam ifade ediyordu? Bunlardan da bahseder misiniz?

Anadoluhisarı ve Rumelihsarı İstanbul’un fethi arefesinde Türklerin ilk inşa ettiği kalelerdir. Ve bu kalelerin içerisinde ve dışarısında yerleşimler de ilk Türk mahalleleriydi. Türk-İslâm mahalleleriydi. Bu mahalleler alperenlerin yeriydi. Bunlar İstanbul’daki Bizans’la sosyal fethin, manevi fethin aktarım noktalarıydı.

Bugün Merdivenköy, diğer ayağı Bektaşi dergahının olduğu yer, İstanbul’un fethinden yüzyıllar önce oluşturulmuş, alperenlerin, kolonizotör dervişlerin mekanıydı. Ve buradan Türk-İslâm medeniyeti topluma anlatılabiliyordu. Bunlara çok dikkat etmeniz gerekiyor.

MAHALLE SAHİPLENMEYİ SAĞLAYAN BİR UNSURDUR

Mahalle burayı sahiplenmeyi sağlayan bir unsurdur. Ama maalesef biz restorasyon olgusunu ve sahiplenme olgusunu daha yeni yeni fark edebildik. Dünyada 1950’li yıllarda hep böyle yıkıp yeniden güzelleştirme unsuru, anlayışı var. İşte aynı şekilde Paris’in surları yıktırılmıştır, Viyana’da surlar yıktırılmıştır, yeni şehrin oluşturulması için! O moda bize kadar geldi. Böylelikle Galata surlarının etrafı yıkılıp Galata genişletildi!

İÇERİSİNDE İBADET YAPILMAYAN CAMİ YIKILMAYA MAHKUMDUR

Şöyle bir şey söyleyeyim ben size. İçinde ibadet olmayan cami yıkılmaya mahkumdur. Kullanılmayan yahut yapılış amacı dışında kullanılan yapıların hepsi dejenere olmaya, yıpranmaya ve bir süre sonra tahrip olmaya müsaittir. Bu mizaçtır. Bu bir medeniyetin mizacıdır.

KULLANMIYORSANIZ SİZE AİT DEĞİLDİR

Siz kullanmadığınız zaman size ait değildir zaten. Evdeki eşyalar da böyledir. Haramdır. Kullanmadığınız eşyalarınız haramdır. Kilo alır, kilo verirsiniz. Ve aman ben bunu ilerde giyerim, aman bu dursun, diye sakladığınız her şey esasında gereksiz bir şeydir ve haramdır. Çünkü kullanmadığınız eşya size ait değildir. Siz stokçu olursunuz bu durumda. Tarih de medeniyet de böyle bir şeydir. Siz onu bilfiil yaşayamadığınız müddetçe o size ait olmaktan çıkar. O artık size zülgelmeye başlar. Ve zül olmaya başladığı zaman da bunu değiştirmeye yönelirsiniz. Artık o günkü şartlar içerisinde kullanmaya yönelirsiniz.

İşte maalesef bir dönem boyunca tarihi mirasımız bu şekilde bir tahrip gördü. Bu şekilde değerlendirilmeye tabi tutuldu. Ve sonuçta da bir noktanın orayla ilgili aidiyet duygusu, hafıza bantlarımız silindi. Ve biz tekrardan bunu kazanmaya çalışıyoruz. Bu tabi ki ciddi bir şekilde, yılların; yarım yüzyılın kaybı var.

Şöyle sorayım. Bunu mülakat esnasında burada pek çok yerli ve yabancı turist görüyoruz. Turistler Rumelihisarı’nda ne arıyorlar, niçin geliyorlar ve aradıklarının ne kadarını buluyorlar?

Bazen turistlerle beraber geziyoruz ve şunu görüyoruz. Rumelihisarı İstanbul'un panoramik terası. Çinliler, Ruslar, Araplar panoramik noktadan boğazı seyretmek için geliyor. İstanbul'un en büyük panoromik noktalarından biri çünkü burası. 

Bunun devamında burası İstanbul'un Türkleşme, Türk-İslâmlaşma noktasının sıfır noktası. Bir noktada İstanbul’un nasıl bir Türk-İslâm medeniyetine yöneldiğini anlamanın, tasavvur etmenin yolunu idrak için buraya geliniyor. Daha çok Arap turistleri bu hisarlarda görüyoruz, ama İstanbul’da yaşayan Avrupa ve Amerika kökenli ailelerin genellikle çocuklarını gezdirmek için tercih ettiği nokta burası, Rumelihisarı.

Rumeli Hisarı içerisinde Fatih'in döktürmüş olduğu topları da görüyoruz. O toplar hisarda anlayabilenlere neler söylüyor?

Tabii Rumelihisarı’nın içini gezdiğimizde sizi Fatih’in ilk icat ettiği havan topunu görüyorsunuz. Ki bu toplar askerlik teknoloji tarihinde bir devirdir. Hemen surun dışında baldöken toplarından bir örnek var. Ve daha Osmanlı döneminde kullanılmış diğer top örnekleri de orada sergileniyor.

Rumelihisarı’nın top mekanizması çok ilginçtir. Biliyorsunuz havan toplarının atış mekanizması çok farklıdır. Suyun üstünden yalıtarak yol alır. Şimdi göllerde ve deniz kenarlarında gençler suyun üzerine taş atarlar, o taş zıplayarak gider. O top mermileri, top mermileri dediğimiz taştır bunlar. Gülleler taştır. O gülleyi suyun üstünden sektirerek geminin suyla bağlantı noktasındaki gövdeden vurularak batırılmasını sağlar. Bu matematiksel bir başarı, matematiksel hesaplama, artı inanılmaz bir uygulama tecrübesidir.

Ateşli silahlar tarihi içerisinde ve uygulanması içerisinde apayrı anlatılacak belgesel niteliğindeki mekanizmalardır bunlar. Tabii bugün bunları anlatmaya başladık, devamı günler sürer. Çok ilginç bir matematiksel hesaplamalar yapılan bir top düzeneği vardır

Surların üzerinden toplar ateşlenmiyor. Aşağıda, toplar önü denilen mevkiden ateşleniyor. Ve havan topu sistemiyle yapılıp su üstünde sektirilerek geminin gövdesinden deliyorsunuz.

Son olarak... Rumeli Hisarı'ndan izleyicilerimize nasıl mesaj vermek istersiniz?

Efendim, İstanbul’un en güzel panoramik noktaları Rumelihisarı ve Anadoluhisarı mevkileridir. Buraları boğaza hâkim olarak Boğaziçi medeniyetinin bir seyir terasıdır. Öte noktada fethin ruhu olduğu İstanbul’un Türk-İslâm kimliğine ilk başlangıç noktası, sıfır noktası bu noktalardır. O yüzden her İstanbullunun ve her İstanbul severin buraya gelmesi, bu kaleleri gezmesi şarttır.

Teşekkür ediyorum Süleyman Faruk Bey.

Efendim ben teşekkür ediyorum.

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
Teşekkür ederim
İbrahim Alkılıç
Manisa'da İstanbul'la ilgili bir yazı sana nasıl ilginiç gelir? Diye sorulursa derim ki; İstanbul dünyanın merkezi, santralıdır. ikincisi İstanbul'u içindeyken değil de dışarıdayken daha çok seviyorum.Bir diğeri ise Medine-i Münevvere gibi içinde pek çok sahabeleri ve evliyayı barındırıyor. Rabbim buraya cennetinin bir sahifesini eklemiş. Bu yazıyı çıktı yapıp tekrar tekrar okumak istiyorum. Sayın Hocam Süleyman Bey'e ve bu konuda ki bilgisini tebrik ettiğim İ. Ethem Bey'e teşekkürler.
24/09/2017, 12:47