Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


09:05, 23 Ekim 2017 Pazartesi
12:31, 26 Eylül 2017 Salı

  • Paylaş
Düzgünman üstadı edep ve tevazu kelimeleri tarif eder
Düzgünman üstadı edep ve tevazu kelimeleri tarif eder
Foto: Mustafa Düzgünman

İbrahim Ethem Gören, vefatının 27’inci sene-i devriyesinde rahmeti vesile kılarak talebesi Alparslan Babaoğlu ile Mustafa Düzgünman Üstad üzerine söyleşi yaptı

İbrahim Ethem Gören / Dünya Bülteni Kültür Servisi

Mustafa Düzgünman Üstad ebruculuğumuzun ikinci banisi. Hocası Necmeddin Okyay’dan ebru sanatının incelik, usul ve esaslarını kavrayarak, kadir kıymet bilen talebelerine öğreten ve kadim sanatımızın bugünlere ulaşmasını temin eden müstesna bir şahsiyet o. Başka bir deyişle ebrunun cefasını çekmiş olan bir insan-ı kâmil; hakikatli usta.

Vefatının 27’inci yıl dönümü münasebetiyle talebesi Alparslan Babaoğlu ile Mustafa Düzgünlan Üstad’ı konuştuk.

Hocam, Mustafa Düzgünman cennet mekan üstadı gençlere tanıtacak olsak, “Mustafa Düzgünman kimdir?” sualine nasıl bir cevap vermek gerekir?

Şimdi ben gençlere Mustafa Düzgünman'ı anlatırken şu iki şeyden bahsediyorum. Bir tanesi kendi kaleminden özgeçmişini yazmış 1986 senesinde 66 yaşındayken. Diyor ki "Beni tanıyanlar usta diyorlar. Tasavvuf terbiyem kendimi beğenmişliğe müsait değildir. Ben hâlâ Necmettin Okyay hocamın çırağıyım. Böylece malum ola" diyor.

Alparslan Babaoğlu - İbrahimEthem Gören

“BİL Kİ MANZURUN OLAN DEST-İ NÜKÛŞ-U MUSTAFA”

Bu büyük bir tevazu göstergesi. Ancak bir tevazu abidesi olan bir insan bunu söyleyebilir, herkes söyleyemez böyle. Bir de hocamın bir beyti var. Ben kendime şiar edindim o beyti.

Bil ki manzûrun olan dest-i nükûş-u Mustafâ

Nusrat-ı Mahmût Hüdayî himmet-i âl-i abâ

DÜZGÜNMAN ÜSTAD’I EDEP VE TEVAZU KELİMELERİ TARİF EDER

Diyor ki, elinden çıkan nakışlar senin elinden çıkmadı Mustafa. Onlar Ehl-i Beytin yardımı; Hazret-i Hüdayi'nin himmeti olmasaydı sen bunları yapamazdın.” Bu derecede büyük edep sahibi bir insan. Dolayısıyla Mustafa Düzgünman'ı tarif et, iki kelimeyle derseniz edep ve tevazu derim. Başka bir şey söylememe gerek yok.

Mustafa Düzgünman ismi ebrumuz için ne anlama geliyor?

Şimdi Mustafa Düzgünman ismi geçit, köprü... Necmeddin Okyay da aynı şekilde. O da Ethem Efendi’yle Mustafa Düzgünman arasında köprü olmuş. Mustafa Düzgünman da Necmettin Okyay’la bugünkü nesiller arasında köprü olarak ebrunun bozulmadan bugüne kadar gelmesine en büyük pay sahibi olan insanlardan bir tanesi. İki insandan bir tanesi. Birisi ustası Necmeddin Okyay birisi de Mustafa Düzgünman.

İLK TEKNESİNİ 1940 YILINDA AÇMIŞ

Mustafa Düzgünman 1940'ta ilk teknesini açmış. 1945'ten itibaren ciddi anlamda ebru yapmış. Düşünün 1945’ten 1970’li yıllara kadar yaptığı işten kimsenin haberi yok. Yaptığı ebrulara müşteri çıkmıyor. Kendi kendisine ebru yapıyor. Savaş yılları, kâğıt bulamıyor, gazete kâğıtlarına ebru alıyor. Ne kâğıt bulursa o kâğıda ebru alıyor. Ama 30 sene, 35 sene aşk ile, hiç bıkmadan, kimseden aferin almadan yıllarca ebru yapmış birisi.

Başka birisinin 5 sene, 10 sene sonra “Ya hu bununla mı uğraşacağım” deyip bırakacağını düşünüyorum ben. Ama Mustafa Düzgünman bırakmamış. Bu sanatı aşk ile sevmiş, sahiplenmiş, yaşatmaya gayret etmiş. Ve hamdolsun ömrünün son 10 yılında da 15 yılında da talebeler edinmiş o talebelere aktarmış ki bugüne kadar gelebildi bu sanat.

O motivasyon nasılmış hocam? İşte 35 yıl boyunca 30 yıl boyunca kimse ebru müşteri olmamış kimse aferin dememiş. O motivasyonu, o ebru yapma aşkı nereden geliyor?

Mustafa Düzgünman’ın hayatında çok önemli iki şey var. Bir tanesi ebru, bir tanesi tasavvuf. Tasavvufu çok sevdiğinden mi ebruya meyletti ebruyu çok sevdiğinden mi tasavvufa meyletti bilmiyorum. Belki ikisi birden doğru. İkisi birbirini besledi.

Düzgünman hocanın ebru malzemeleri

BİLDİĞİNİZ GİBİ EBRU ZUHURATA TABİDİR

Ebru biliyorsunuz zuhurata tabi. Dolayısıyla bir anlamda baktığınız zaman eğer tasavvuf neşesi olan bir insansanız yaptığınız ebrunun size bambaşka özellik vermesi mümkün. Muhtemelen Mustafa Düzgünman ebruda bu zevki yakaladı. O zevkle, o aşkla yaptı o ebruyu ki bu kadar sene hiç aferin almadan sürdürdü. “Bunlar zuhurata tabi” dedi. Zuhurat böyle, bunlar böyle zuhur etti. “Bana bunu nasip edene hamdolsun” dedi devam etti diye düşünüyorum.

Düzgünman ebrusu


BİZİM SANAT GELENEĞİMİZDE USTAYA TAM TESLİMİYET ESASTIR

Şimdi Mustafa Düzgünman hoca ebruda belli bir keyfiyete, seviyeye gelen talebelerine icazet verdi. Ama bu işin bir de manevi boyutu var, tasavvuf boyutu var. Mustafa Düzgünman hoca mücerret ebrucuyu değil de insan-ı kâmil olan bir ebrucu istiyor. Hoca talebelerinde manevi ve ahlaki açılardan hangi hususiyetlerinin olmasını isterdi?

Şimdi bu zor bir soru. Bizim sanat geleneğimizde ustaya tam teslimiyet esastır.

‘Tam teslimiyet’i açar mısınız?

Tam teslimiyet derken sanat anlamında tam teslimiyet. Yoksa onun dışında hocanın inançları ya da düşünceleri şöyleydi, benim de öyle olmam lazım gibi bir şey söz konusu değil. Ama bu çerçevede baktığınız zaman elbette hoca talebelerinin kendisi gibi olmasını arzu etmiştir mutlaka.

 

HOCAMIZ HER ŞEYDEN ÖNCE TALEBESİNİN EDEPLİ OLMASINI İSTERDİ

Hocamız her şeyden evvel edepli olmasanı, tevazu sahibi olmasını isterdi talebelerinin. Yanına kendini beğenmiş kimseyi soktuğunu görmedim ben. Hocanın yanında bulunanların hepsi mütevazı, tevazu sahibi insanlardı. Demek ki talebelerinin tevazu sahibi olmasına önem gösteriyor hoca.

Ayrıca hocamın yanında edebe mugayir davranan kimseyi görmedim ben. 5 sene girdim çıktım hocanın yanına. Demek ki edebe de çok riayet eden, dikkat eden bir insandı.

HOCAM EBRUYU BOZMADAN YAŞATACAK İNSANLARI YANINA ALDI

Hocamın gerek televizyon röportajlarında, gerek hususi sohbetlerde söylediği bir şey var. Bizim sanatımız karakterini bozmamalıdır hiç. Hocam, ebruyu bozmadan yaşatacak insanları yanına aldı.

Son cümlenizi açar mısınız?

Tabii ki İbrahim Ethem Bey. Bozmadan yaşatacak derken şunu kastediyorum. Nefsiniz sizi yeni şeyler yapmaya dürter daima. Böyle yapayım, benim icadım olsun bunu da ben icat edeyim, aklıma geldi şöyle yapayım diye. İşte hocanın yoluna gidenlerin böyle yapmaması lazım. Ben de yeni bir şey icat ettim, ben de yeni bir şey yaptım diye ortalıklara çıkmaması lazım. Onu bırakın, başkaları söylesin, falanca ebru şöyle bir şey yaptı diye hakkında konuşulmayı dahi istememesi lazım.

İşte bu edep ve terbiyeyle ebru yapan talebeleri istedi herhalde. Talebeliğe kabul ettiklerinin içerisinde ben hiç edebe mugayir hareket eden ya da tevazu dışı hareketlerde bulunan insanlara rastlamadım.

Alparslan Babaoğlu'nun aldığı icazet

DÜZGÜNMAN AİLESİ ÜSKÜDÜR’DA DÜRÜSTLÜKLERİYLE MARUF BİR AİLE

Sizce hocanızın en mümeyyiz, en belirgin vasfı nedir?

Dürüstlük. Düzgünman Ailesi Üsküdar’da zaten dürüstlükleriyle maruf bir aile. Aktar dükkânıyla ilgili olarak rahmetli Ahmet Yüksel Özemre’nin Üsküdar'da Bir Aktar Dükkânı kitabında çok hadise var. Ben de gözümle şahit olduğum bir şey var.

Rahmetli hocayı ziyarete gittim. Birisi karabiber almaya geldi. Eskiden karabiberler kesekâğıdına konurdu, bütün her şey kesekâğıdına koyulurdu. Esnaf için kalın kâğıtlardan kesekâğıdı örülürdü, kesekâğıdı yaparlardı, bunun altını da hamurla yapıştırırlardı. Kalın ve ağır olurdu. Elli gram karabiber tartacak hoca bu kefeye elli gramı koydu bu kefeye kese kâğıdında elli gram karabiberi koydu. Buraya bir daha boş kesekâğıdı koydu. Kesekâğıdı kadar, kesekâğıdının ağırlığı kadar hak geçmesin diye. Allah korkusunun ve kul hakkına riayetin bu kadar güzel bir ölçüsünü ben hiç kimsede görmedim şimdiye kadar. O kâğıdı koymasa ne olacak ki boş kesekâğıdını ağırlık kefesine. Kimse ona niye koymadın diye sormayacak. Ama Allah soracak. Elli gram karabiber sattım dedin, 49 gram sattın. O bir gramın hesabını verebilmek için oraya boş bir kesekâğıdı koydu.

Dolayısıyla bu onun bence hayatındaki en önemli şey. Zaten ağabeyi de öyleydi, bu hususiyet oğluna da tevarüs etmiş durumda. Ailece çok dürüst, düzgün insanlardı Düzgünmanlar. Hocamın en önemli hususiyeti bana göre dürüstlüğüdür.

Düzgünman hocanın uzun yıllar Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri’nin Türbedarlığını yaptı. Yeri geldi 3000 lira maaş aldı, türbeye 4000 lira masraf etti. Hocanızın oradaki hizmetleri adına neler söylemek istersiniz?

Şimdi kendi özgeçmişinde oraya hizmetleriyle alakalı bahsediyor. Bir kere “Orayı bir müzeci gözüyle elden geçirdim” diyor. “Levhaları indirdim tekrar tamir ettirdim tekrar temizlettim astım yerine.” diyor. Sandukalarla ayrı ayrı, onların üzerindeki örtülerle ayrı ilgilenmiş temizlemiş, kimini yıkamış, kimini temizlemiş asmış. Ve hiçbirisinin tarihi özelliğine, dokusuna zarar vermeden, bir müzeci gözüyle 24 sene hizmet ettiğini söylüyor kendi özgeçmişinde hoca. Bu sandukaların üzerindeki sarıkların açılıp yeniden sarılması temizlenmesi vs. tozlarının alınması vs. dâhil olmak üzere türbenin her iş ve hizmetini görmüş. Tüm bu hizmetleri ibadet şuuruyla yapmış.

Zaten türbedar dediğiniz zaman türbeye girip sadece bakıp bekleyip giden insanı anlamamak lazım. Bu anlamda türbenin hadimi, hizmetkârı. Efendisi, piri, Hazret-i Hüdayi’ye bu anlamda hizmet etmiş. Hizmet etmek için ne gerekiyorsa yapmış bir insan. 24 sene türbedarlık yaptığını kendisi ifade ediyor kendi özgeçmişinde. Fakat o türbedarlığı bıraktıktan sonra türbenin başına gelenlerle ilgili de çok canı yanmış. Şikâyet ettiğini biliyorum.

Hocanızın ebrularına baktığınızda neler görüyorsunuz efendim? Ya da ebrular lisan-ı haliyle size neler söylüyor?

Şimdi hocanın ebruları bizim yaptıklarımızdan çok farklı. Ben şimdi her yerde anlatıyorum. Niyazi Sayın hocam bir gün sohbet ederken "Ben hâlâ hocamın bastığı sese basamadım” diye söylemişti, son derece dürüstçe, riya içermeyecek bir şekilde.

ALPARSLAN BABAOĞLU: HOCAMIN EBRULARI GİBİ EBRU YAPMAM MÜMKÜN DEĞİL

Hocamın ebruları gibi ebru yapmam mümkün değil. Ne kadar tamam, rengini taklit edebiliyorsunuz, deseni taklit edebiliyorsunuz ama o havayı orada yakalamak mümkün değil. Bu bizim için yapılması gereken, ama çok zor bir şey.

Ben 60 yaşıma geldim, 30 küsur senedir ebru yapıyorum. Hâlâ hocamın ebrularını teknemin kenarına koyup taklit ediyorum.

Geleneksel sanatlarımızda usta-çırak münasebetine dair neler söylemek istersiniz?

Bizim sanat geleneğimizde ustayla çırağın münasebeti ikisi de Hakk’a yürümeden bitmez. Birisi Hakk’a yürüyünce münasebetleri bitti demek değildir o. Ben hâlâ ustamın ebrularından feyz alıyorum, onlara bakıyorum, onlar gibi yapmaya çalışıyorum. Her elime geçen fırsatta da bugün olduğu gibi ustamı anlatıyorum, hatıralarını yâd ediyorum, insanlara onu anlatmaya çalışıyorum. Dolayısıyla ona hizmet ediyorum.

Bu çerçeveden onun ebrularına baktığım zaman tarif edilmez şeyler hissediyorum. Bunu anlatmak çok zor. Ama aynısını yap dediğiniz zaman benzerini yapabiliyorsunuz, aynısı hiçbir zaman olmuyor. Çünkü ondaki ruh bizde yok.

Hocanızın vefatının üzerinden 27 yıl geçmiş. Bu kadar yıl içerisinde kamuoyu veya sanat camiası hocanızın hakkını tam teslim edebilmiş mi? Hakkı takdir edilebilmiş mi?

Bence edemedik. Sadece bizim hocamızın değil, diğer hocaların da hakkını teslim edemedik.

Bununla birlikte bizim sanatlarımız bizim toplumumuzda bilinmeye, tanınmaya başlandı. Sosyal konjonktür değişti. Bunun değişmesiyle beraber bizim sanatlarımıza duyulan ilgi de arttı. İlginin artmasıyla beraber bilinilirlik de arttı.

Tamam, bundan 15 sene evvel, 20 sene evvel sokaktaki insana Mustafa Düzgünman kimdir, ebru nedir diye sorsanız belki hiç cevap alamayacaktınız. Bugün sorduğunuz 10 kişiden 4 tanesi Mustafa Düzgünman’ı tanıyor, 8’i tanıyor, ebru hakkında fikir beyan ediyor.

Dolayısıyla yeni yeni toplumumuz bütün ustalarımızın, sanatkârlarının hakkını yeni yeni teslim etmeye başladı. Bu çerçevede Mustafa Düzgünman da yeterince anlaşıldı mı diye sorarsanız bence anlaşılmadı ve anlatılmadı.

Bu noktada ilave olarak neler yapmamız gerekir?

Kültür Bakanlığı’nın bunlara sahip çıkması lazım. Bizim bakanlığımızda ben eksiklik gördüm hep hâlâ da görüyorum. Şeyh Hamdullah’la ilgili örnek vereyim, bir çalışma yapılacaksa bu çok kapsamlı bir sempozyum şeklinde yapılabilir. Yok, öyle bir şey bizim aklımıza gelmiyor.

Hat hocalarımızın kitapları var Şeyh Hamdullah’la ilgili. Ya da işte Necmeddin Okyay’la ilgili bir sempozyum yapılsın, Kültür Bakanlığı organize etsin, bu işin uzmanlarını,  hocalarını hayattayken çağırsın, onların ağzından genç nesiller dinlesin, öğrensin Necmeddin Okyay’ı. Bunu ancak Kültür Bakanlığı yapar. Belediyelerin yapacağı bir şey değil bu. Bakanlığın yapması lazım. Bence bakanlığımızın bana göre bu konulara eğilmesi, el atması lazım. Bu çerçevede hiçbir sanatçımızın yeteri kadar tanındığını, tanıtıldığını, bilindiğini düşünmüyorum.

Belki şöyle bir şey olabilir. Bugün siz Altunizade Kültür Merkezi’nde hocanızı andınız, hayır ve rahmetle yâd ettiniz. Burada; Üsküdar’da önemli iki merkez var. Biri Altunizade Kültür Merkezi, diğeri Bağlarbaşı Kültür Merkezi. Belki bunlardan birine hocanızın ismi verilebilir.

Elbette sadece Mustafa Düzgünman’ın değil diğer hocalarımızın da isimleri verilebilir. Necmeddin Hoca’nın ismi verilir. Rikkat Kunt Hanımefendi’nin ismi verilebilir.

Eşref Ede-Mustafa Düzgünman-Necmeddin Okyay

Evet, Rikkat Kunt Hanım da hayatını tezhip sanatına vakfetmişti.

Elbette İbrahim Ethem Bey. O olmasaydı tezhip bitmişti. Muhsin Demironat Hoca’nın, Rikkat Hanım’ın sayesinde tezhip bugüne kadar geldi. Bugün binlerce insan tezhip yapıyor, tezhibi seviyor. Rikkat Hanım’ın, Muhsin Hoca’nın isimleri bir yerlere verilir. Hepsinin ismi verilmesi lazım bana göre. Bir sokağa adını vermek kâfi değil bana göre-Mesela şu an Çengelköy’de Mustafa Düzgünman Caddesi var. Üsküdar’da Necmettin Okyay sokağı var. Şimdi o sokakları sadece o sokakta/caddere yaşayanlar ve oralardan geçenler biliyor.

Ama kültür merkezi gibi, büyük stadyum gibi, kurulacak olan üniversiteler gibi, oradaki derslikler gibi çok insanın girip çıktığı yerlere isimlerini vermek lazım ki insanlar “Bu Mustafa Düzgünman kim acaba?” diye merak edip okusun, öğrensin, tanısın. Bu anlamda eksik kalıyoruz diye düşünüyorum.

EBRU SANATIMIZ KARAKTERİNİ MUHAFAZA ETMELİDİR

Hocanızın 27. Vefat yıl döneminde talebelerinize, ebru camiamıza ve daha genel manada sanat dünyamıza bu hocamız hakkında nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Ebru özelinde söyleyeyim ben bunu. Mustafa Düzgünman’ın kendi ifadeleriyle bizim sanatlarımız, bizim sanatımız, ebru sanatımız karakterini muhafaza etmelidir.

MUSTAFA DÜZGÜNMAN: EBRUDA MODERNİZASYON ASLA OLAMAZ.

Modernizasyon diye bir şey asla olamaz diyor Mustafa Düzgünman. Ben talebelerime ve Mustafa Düzgünman’ı sevenlere onun bu sözlerini bir kere daha hatırlatmak istiyorum. Bizim bir yolumuz var, klasik ebru yolu, gelenekli ebru yolu.

Bu yolun dışında ebru yapanlar elbette olacaktır. Nasıl ki klasik müziğin dışında müzik yapan, onlarca çeşit müzik yapan insanlar var. Türkiye’de bunların hepsinin dinleyicileri var. Hatta çoğunun dinleyicileri klasik müzik yapanların dinleyicilerinden daha fazla sayıda. Ama bu durum klasik müziğin yapılmaması gerektiğini söylemiyor. Klasik müziğin korunması, yaşatılması gerektiği ayrı bir problem.

KLASİK EBRU GELECEK NESİLLERE OLDUĞU GİBİ AKTARILMALIDIR

Ebruda da klasik ebrunun yaşatılması, gelecek nesillere olması gerektiği gibi, olduğu gibi baktırılması gerekiyor.

BENİMLE EBRU ÇALIŞANLARIN DA ÜZERLERİNE DÜŞENİ YAPMASI LAZIM

Bu çerçevede benimle ebru çalışanların da üzerlerine düşeni yapması lazım.

Bu noktada talebelerinizden neler bekliyorsunuz?

Ben onların hepsinin sergi açmasını ve bu sanatı Anadolu’nun her yerine götürmelerini beklerim. Bana “Sergi aç” dedikleri zaman koşa koşa gidiyorum. “Gel, ebru atölyesi yap, ebru anlat” dedikleri zaman yurtdışına gidiyorum koşa koşa. İşte Berlin’e gidiyorum, Varşova’ya gidiyorum. Bu sene Viyana’ya gideceğim. Birleşik Arap Emirlikleri’ne gidiyorum. Onlar da gitsinler, onlar da doğru göstersinler. Doğru ebruyu daha çok insan görsün, daha çok insan tanısın istiyorum.

Sizin ilave etmek istediğiniz bir husus var mı?

Yok, teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ediyorum. Hocanıza rahmet olsun



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş