Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


14:55, 20 Kasım 2017 Pazartesi
10:00, 26 Ekim 2017 Perşembe

  • Paylaş
Bir tutam saç yahut Batı Medeniyeti’nin mezar kitabesi!
Bir tutam saç yahut Batı Medeniyeti’nin mezar kitabesi!

İzmir sahillerine vuran, jandarma komutanının elinde hüzünle tuttuğu, fotoğrafta gördüğünüz bir tutam saçın hikayesi...

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

-Bir hüzün fotoğrafına dair mülahazalar-

İçinden hüzün ve mütemadiyen acılar geçen 10 yıllık hayatımdan geriye bir tutam saç kaldı. İzmir sahillerine vuran, jandarma komutanının elinde hüzünle tuttuğu, fotoğrafta gördüğünüz bir tutam saç…
***
Babam, elinde avucunda ne varsa, varını-yoğunu Ege denizinde bizi karşı kıyılara; sözüm ona mutlu, mesut yaşama götürecek olan insan kaçakçılarına verdi.

İzmir’in varoşlarında sığındığımız gecekondu mahallesinde önce Yunanistan’a kaçma ve oradan da Avrupa ülkelerine geçme hayaliyle üç ay kadar kaldık. Bu esnada ne sıkıntılar, yokluklar ve yoksunluklar çektik, Allah biliyor.
***
Babam, sığınmacıların müdavimi olduğu amele pazarında insan tacirleriyle tanışmış. Tacirler, pazardaki mülteci biçarelere özel olmak üzere (!) cümlesini ve ailelerini kişi başı 3 bin Avro’ya Yunanistan’a götürme sözü vermiş. Bizim nasibimize düşen tutar 12 bin Avro, babamın 45 yıllık hayatında toplayabildiği tüm varımızdı. Bunun içine memleketimizden satarak geldiğimiz viran evimizle hayvanlarımızın bedeli, annemin altınları ve mihri de dâhildi. Siz buna kısaca tüm istikbalimizdi diyebilirsiniz. Her neyse… Babam maddi anlamda her şeyimizi umut ve ümit yolculuğumuza mukabil kaçakçılara vermişti.
***

YUNANİSTAN’A GİTME VAKTİ!

Derken, beklenen, haberleşilen gün, saat geldi. Gecenin bir vakti sığındığımız barakanın kapısında at hırsızı tipinde iki kişi belirip “Yunanistan’a gitme vakti!” diye haykırdı. Gecenin ikisinde yola çıktık. Bir buçuk saatlik bir yolculuğun ardından deniz kenarına vardık: Ay ışığı, denizin yüzeyinde şavkıyor, vücudumu serin sularına hiçbir zaman bırakamadığım deniz, gönlüm gibi dalgalı...

İçine kadar, tabir yerindeyse itildiğimiz tekne bir sağa bir sola yalpalıyor. Küçücük tekneye 80 kişi sığdırıldı. Kıyıdan henüz beş-altı yüz metre kadar açılmıştık ki tekne ağırlığımıza dayanamayarak öteden-beriden, kenardan-köşeden su almaya başladı. Bu esnada herkes üzerinde ne varsa denize boca etti. Ekmekten bebek bezine; mamadan battaniyeye varıncaya kadar adı mülteciye çıkmış insanların yanlarındaki her şey Ege denizinin mavi sularına el birliğiyle birkaç dakika içerisinde bırakılıverdi.

BEN DE BİR ŞEYLER YAPMALIYDIM!

Evet, evet… Durum ciddi ve hayati... Ben de bir şey yapmalıydım. Annem, iki yaşındaki erkek kardeşim ve hasta babam ve istikbalimiz için… Teknenin orta yerine doğru gittikçe ilerleyen, sığışan, büzüşen, ilerledikçe de tek vücuda; çaresiz bir ümmete dönüşen tekne ahalisi için ben de bir şeyler yapmalıydım. Kararımı verdim. Doğru dürüst tahsil göremediğim Kandahar’daki okuluma Türkiye’den; İHH’dan gönderilen kırtasiye malzemeleri içerisinde talihime düşen makası elime aldım. 5-6 yıldan bu güne kadar özenle uzattığım, annemin tatlı hülyalara dalarak ördüğü saçlarımı kesmeye karar verdim. “Anne dedim, anne! Sen keser misin lütfen! Belki teknemiz saçlarımın yüzü suyu hürmetine kurtulur!”

Annem, “Yapma kızım!” dese de bir biri ardına tekrarlanan “Lütfen anne!” yalvarmalarıma daha fazla dayanamadı. Makasın üç hareketiyle saçlarım kesiliverdi. En yakın arkadaşım ve dahi sırdaşım olan saçlarımın denizin sularına besmeleye bırakılmasının üzerinden henüz birkaç dakika dahi geçmeden, kardeşimle oynamaya doyamadan, el-ele tutuşarak Ege denizinin mavi sularına gömüldük. Böylece gözbebeklerimdeki takvim bir başka baharda; cennet ikliminde açmak üzere henüz 10 yaşımdayken söndü.

Kısacık hayatımdan geriye bir tutam saç kaldı. Ve kocaman bir hüzün. Bir de nutuklarınız... Saçlarım Batı Medeniyeti’ne, hür dünyaya armağan; yahut mezar kitabesi olsun!
***
Yazımızı Son Devir haber portalında 1 Mayıs 2015 Cuma günü yayınladığımız Akdeniz Yahut Göçmen Mezarlığı başlıklı yazımızın final bölümüyle nihayete erdirelim:

“Akdeniz kıyılarındaki göçmen hareketliliği günbegün artıyor. Acilen insan kaçakçılığına yönelik tedbirler almak gerekiyor. Gönül, tabii ki meselenin kökünden halledilmesini, bataklığın kurutulmasını, bölgedeki iç savaşların sonlandırılmasını, bölge halklarının adil bir gelir dağılımına kavuşmasını ve insanca yaşam standartlarına eriştirilmesini arzu ediyor. Son cümlemiz kısa ve orta vadede temenniden öteye gidemeyecek gibi gözüküyor. Havalar, iklim şartları ve kamuoyunun duyarsızlığı insan kaçakçılarına daha fazla imkân ve cesaret vermeye başladı. Bu keyfiyet beraberinde yeni tekne facialarını da getirecek, umuda yolculuk seferleri artarak devam edecek.

Akdeniz’in iki yakası… Birinde batılı, zengin, modern uluslar, diğerinde bahtı kara, fakir Afrikalılar… Petrol, zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla mücehhez kara kıta insanı fakirlikten toprağa düşmüş vaziyette. Avrupa devletleri 55-60 yıl öncesine kadar iliklerine kadar sömürdükleri Afrika sayesinde âbâd olmuş vaziyette. Sömürü düzeni kukla idareciler üzerinden hâlâ devam ediyor.

Kapitalizmin ve emperyalizmin giderek küreselleştiği dünyada kendi ayakları üzerinde duramayan, adil; Hakk’a ve hakikate teslim olmuş idarecilerin yönetiminden mahrum kalan Müslümanlara maalesef onurlu bir hayat hakkı yok…

Müslümanlar kendi içindeki ayrışmalara son verip topyekûn birlik olmadığı “Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun!” nebevi buyruğuna sarılmadığı müddetçe Akdeniz’de de, sair Müslüman coğrafyalarında da durum pek değişmeyecek. Akdeniz’in zengin yakasının insanları her türlü israf içerisinde denizin, kumun ve güneşin tadını çıkarırken (!), fakir yakasının talihsiz fertleri ise denizde, kumda ve güneşte hayata el veda diyecek, “el veda!”



İlgili Konular İbrahim Ethem Gören
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş