Emin Özlen Hoca ile “Muallimin vasıfları” üzerine… | Kültür Sanat | | Dünya Bülteni Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


17:05, 19 Haziran 2018 Salı
11:55, 06 Mart 2018 Salı

  • Paylaş
Emin Özlen Hoca ile “Muallimin vasıfları” üzerine…
Emin Özlen Hoca ile “Muallimin vasıfları” üzerine…

İbrahim Ethem Gören, Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin ve İstanbul Erkek Lisesi'nin efsane öğretmeni Emin Özlen Hoca ile muallimin vasıfları üzerine hasbihal etti

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

‘Öğretmen istikameti ve duruşu olan bir insan olmalıdır. Rüzgârın etrafa savurduğu bir yaprak gibi olmamalıdır.’

Emin Özlen, İstanbul Erkek Lisesi’nin ve Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin “efsane” hocalarında biri. 38 yıldır ülkemiz gençliğine ilim ve irfan hizmetinde bulunan, asıl branşı tarih olmakla birlikte coğrafyadan uluslararası ilişkilere; felsefeden matematiğe ve oradan da sosyolojiye kadar tam 14 farklı dersin hocalığını yapmış olan Emin Özlen Üstad ile muallimlik mesleğinin vasıfları üzerine hasbihal ettik.

Hocam sizi tanıyan tanıyor, lakin tanımayanlar için kendinizi nasıl anlatırsınız?

İnsanın kendisini anlatması zor bir şeydir. Ancak gönle-akla ve tarihe hitap etmeye çalışan bir insan olarak tanımlayabiliriz.

Hocalığı nasıl ve neden seçtiniz?

Hayatımızın anlamı bir anlamda… Hayatın anlamı onu nerede, nasıl, ne şekilde geçirdiğimizle anlaşılabilir. Ben de insana hizmetin en iyi yollarından biri; belki de birincisi hocalıktır diye düşündüğüm için bu mesleği seçtim diyebilirim.

İŞİNİZİ İYİ YAPTIĞINIZDA HER YERDE KARŞILIK GÖRÜRSÜNÜZ

Memleketin doğusunda da batısında da hizmet ettiniz. Doğuda ve batıda neler gördünüz?

Hocalığı zamana ve mekâna göre tanımlarsak doğru bir iş yapmış olmayız.

Bu sebeple yurdumuzun her yerinde sizi bekleyen milyonlar var. İnsanımızın mayası sağlam, bunu değerlendirmek gerekir. Siz işinizi severek yaparsanız her yerde bunun karşılığı var. İnsanlara dokunabilirseniz sizi bağrına basabiliyor.

Mahir İz’e, Celaleddin Ökten’e ve Nurettin Topçu’ya yetiştiniz, Topçu merhumun talebesi oldunuz. Nurettin Topçu’dan neler öğrendiniz?

Bu hocalarımızın kitaplarından, konuşmalarından onları bizzat tanıyanların anlattıklarından çok şey öğrendim. Bazen birebir olmasa bile onlar çalışmalarıyla, ahlâklarıyla ve duruşlarıyla bize rol model oldular.

Rahmet olsun... Nurettin Topçu farklı bir şahsiyet, nevişahsına münhasır bir âlim prototipi. Merhumun derslere ibadet nazarıyla bakan bir veçhesi var. Ders anlatma tavrı nasıldı?

Nurettin Topçu hocamız, dershaneye ibadethaneye girer gibi girermiş. Biz de onunla yıllarca mesai harcamış hocalarımızla çalıştık ve onlardan bir ‘tavır’ öğrendik.

Nasıl bir tavır?

Ondan ve diğerlerinden mahviyet ve vakar; ahlak ve güç kavramlarının mahiyetlerini öğrendik.

İmtihanlarda da bildiğim kadarıyla sınıfta durmayıp, sual kâğıdını mümessile bırakıp gidiyormuş. Böyle bir tutumu ne türden keyfiyetlere binaen serd ediyordu?

Önce insana güvenmeyi öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Hoca bunu slogan olarak değil bizzat yaşayarak göstermeye çalışmıştır.

Hocanızın, sınıfın kapısını Rıza-i Bari’e açılan bir kapı olarak tavsif ettiğini söylediniz. Bu minval üzere öğretmenlere yönelik nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

ÇAĞRILMADIĞIMIZ YERE GÖRÜNMEYİZ!

Bu işi severek yapıyorsanız mutlaka karşılığını alırsınız. Hem de iki cihanda inşallah.

Şimdiki zamanda neler yapıyorsunuz?

Bir lisede yarı zamanlı derslere giriyorum. Bunun dışında çeşitli sivil toplum kuruluşlarında gönüllü hizmet yapmaya çalışıyorum. ‘Çağrılmadığımız yere erinmeyiz, çağrılmadığımız yere görünmeyiz.’

Hocanın emeklisi olmaz rahmetlisi olur” diyorsunuz. Mesaj açık lakin, yine de bu husustaki düşüncelerinizi öğrenmek isterim.

İnsanlık tarihine bir bütün olarak baktığımızda hangi akıllı insan yaptığı işi kenara bırakmış ve kenara çekilmiştir? Akılla ve gönülle yapılan işlerden emekli olunmaz. Ama hasbî değil de, hesâbî olursanız bir kenara çekilebilirsiniz.

İstanbul Erkek Lisesi ve Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde uzun yıllar öğretmenlik yaptınız… İyi liseler, öğrencileriyle mi, hocalarıyla mı her ne ile kâim oluyor?

Bir yerde (okulda) iyilik varsa burada öğrencinin, öğretmenin, mekânın geleceğin vb. birçok faktörün rol oynadığını görürüz.

Eyvallah. İEL’de henüz genç bir öğretmenken okul müdürünün dersin tam orta yerinde sizi odasına çağırdığını biliyoruz. Müdür size niye çağırmıştı?

Bu soru da bize özel bir şey olduğu için detaya girmeyelim.

Siz bilirsiniz! Geride kalan 38 yılda asıl branşınız olan tarih dışında başka hangi dersleri verdiniz?

Bütün sosyal disiplinlerdeki derslere girdim.

Bu kadar geniş ilgi ve uzmanlık alanlarına hitap eden ders yükünün altından nasıl kalkıyorsunuz?

Bu size dinamizm kazandırıyor, muallim kıdemli talebedir. Öğrendikçe şevkiniz artıyor.

AKIL YAŞTA DEĞİL; BAŞTADIR

Ders işleme metodunuzdan bahseder misiniz?

Anlatım. Soru cevap metodu. Öğrenciyi mutlaka derse katmalıyız. İyi soru soran tam puan alıyor. İyi latife yapan tam puan alıyor. İtiraz edenlerin itirazlarını değerlendiriyorum. Akıl yaşta değil baştadır. Hz. Ali’ye atfedilen bir söz var: Yedi yaşına kadar onlarla oynayın. On dört yaşına arkadaşlık yapın. Daha sonra onlarla istişare edin , diyor. Ben de bunu yapıyorum. Lise öğrencilerimizle istişare ediyoruz.

GELENEĞİ OLAN; GELENEKÇİ OLMAYAN BİR İNSANIM

Muallimlerde yürüyen ahlâk, yürüyen akıl, yürüyen vicdan, yürüyen adalet, yürüyen merhamet, yürüyen sabır ve yürüyen tebessüm gibi vasıfların olması gerektiğini belirtiyorsunuz. Mezkûr yedi unsur size has bir terkip mi?

Buradaki terkip bize ait. Geleneğimizden beslenen bir anlayış. Ben geleneği olan ama gelenekçi olmayan bir insanım.

Öğretmenliği akıl ve gönül işine benzetip üç metafordan bahis açıyorsunuz. Sizi dinliyoruz…

iğretmen çınar gibi köklü, arı gibi çalışkan olmalıdır. Minare gibi görünen ve mesajı evrensel olmalıdır.

DÜNYA HAYATI SERMAYESİ ÖMÜR OLAN BİR TİCARETHANEDİR

“Muallim yarası olan insandır” diyorsunuz. Günümüzde öğretmenlerinin ne türden yaraları; mefkûreleri olmalı?

Dünya hayatı sermayesi ömür olan bir ticarethanedir. Dolayısıyla bu sermayeyi iyi değerlendirmeliler. Çünkü yaratılmışların en değerlisi ile ilişkilidir yaptığımız iş.

Malumat bilgiye, bilgi bilince, bilinç duruşa dönüştüğünde kıymet ifade eder. Bu bağlamda ideal bir muallimin duruşuna dair neler söylemek istersiniz?

Öğretmen istikameti ve duruşu olan bir insan olmalıdır. Rüzgârın etrafa savurduğu bir yaprak gibi olmamalıdır.

HERKES KENDİNDE OLANDAN İNFAK EDER

Bereket üzerine de konuşalım dilerseniz. Malum olduğu üzere az olan helâl artar; çok olan haram yetmez. Mahir İz hocanın öğretmen maaşıyla pek çok hayırhah hizmetlere râm olduğunu, maaşının zekâtını verdiğini biliyoruz. Sizin bu husustaki tecrübeleriniz nelerdir?

Yaptığınız işten hem maddi hem manevi kazanç elde ediyorsunuz. Maddi olanların kiri kırkta birle temizleniyor. Bu temizliği ne kadar erken ve yerinde yaparsanız bereketleniyor. Herkes kendinde olandan infak eder.

“Hayat geriye doğru anlaşılır, ileriye doğru yaşanır” cümlesini öğretmenler ve öğretmen adayları nasıl okumalı?

Bu sözü söyleyen kişi bir Batılı ama doğrunun bulunduğu yerden alınmasına dair ruhsat var. “İlim Çin’de bile olsa alıp getiriniz” emri bizim kılavuzumuzdur.

Öğretmenler hayatın müfredatını nasıl oluşturmalıdır?

HAYAT BOŞLUK KABUL ETMEZ

Öğretmen ânın hakkını vermeli, ama anlık yaşamamalıdır. ‘Yurtta, dünyada ne oluyor’u günü gününe takip etmeyi bilmelidir. Çünkü hayat boşluk kabul etmez.

KOLAY ELDE EDİLEN KOLAY KAYBEDİLİR

Yeni nesil biraz kolaycı mı? Özellikle üniversitelerde kafayla girilen yerlere kasayla girilmeye başlandı. Bu keyfiyet toplumun iç dinamiklerinde nasıl bir netice doğuracak?

Kolay elde edilen kolay kaybedilir. Çünkü hayatta bedelini ödediğiniz şey sizindir.

Buradan, gönüllerimize ukde gibi yerleşen Çorlu’daki öğretmen-öğrenci görüntüsüne gidelim. Gördüğümüz “rezalet” aslında bir netice. Bu neticeye dair neler söylemek istersiniz?

Bu tür durumların nitelikli insanların bu eğitim işine ciddiyetle yaklaşıp sorumluluk almalarıyla çözümleneceğini düşünüyorum.

Kitap kurdu olduğunuzu biliyoruz. Kitapları evinize nasıl sığdırıyorsunuz? Çiçeklerle kitapların mücadelesinin galibi kim?

Kitap okumadan geçen bir gün, adeta yaşanmamış bir gündür. Çiçekler geçici bir üstünlük sağladı. Ama iyi de oldu. Kırk koli kitabı Anadolu’da bir lisemize göndermemize vesile oldu.

28 yıllık muallimlik hayatınıza 15 bin manevi evlat ve 3 bin torun sığdırdınız. Manevi evlatlar ve torunlar sizde ne türden izler bıraktı?

Her halde öğretmen öğrenci ailesi en kalabalık ailedir. Bu anlatılmaz yaşanır. Taşrada hatta yurt dışında hiç ummadığımız bir yerde onlarla karşılaşıyorsunuz. Bu da çok güzel bir şeydir.

Unutamadığınız ve hâlâ görüştüğünüz öğrencilerinize/evlatlarınıza dair de bir paragraf açalım dilerseniz.

Tabii ki görüştüklerimiz var. Bayramda, kandillerde, milli bayramlarda sizi arayıp sormaları size güç ve moral veriyor.

MODERNİTENİN KÖLESİ OLMAMALIYIZ

Sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Modernitenin kölesi olmamalıyız. Çünkü köle, kendisini azat edecek birisini bekleyen kişidir.

Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

İnsanların kemali arttıkça dertleri de artar. Akılda, ibadette ve ilimde tatil olmaz. Bakmayı bilen insan için görecek çok şey vardır. Affetmek geçmişi değiştirmez ama geleceği genişletir. Resim nasıl ressamıyla savaşmazsa, biz de bizi var edenle savaşmaya kalkışmamalıyız. Bugünkü bunalımın en önemli sebeplerinden birisi insanın kendisini var edenle savaşmasıdır.

Soru sormayı bıraktığımız zaman bittiniz demektir, soru sorup cevabını almalıyız.

Günün hesabını topladığın hasatla değil; ektiğin tohumla yapacaksın. Muhtasar beyannamelerimiz ‘’Defter-i Kebir’’ de toplanıyor. O deftere iyi şeyler yazdırabilmeliyiz.

İlginiz için teşekkür ediyorum.

Selam ve saygılarımla.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş