Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


12:46, 25 Mart 2017 Cumartesi
Güncelleme: 09:36, 13 Ocak 2017 Cuma

  • Paylaş
Global dünya tehdit altında mı?
Global dünya tehdit altında mı?

İdeolojilerin çözüldüğü bir asırda ucuz politikaların rağbet gördüğü bir ortamda Batı'da siyaset merkezden uçlara kayıyor. Reel ekonominin taşıyıcısı sanayinin gerilemesi global çağın getirdiği yeni ruhla karıştırılıyor

Sinan Özdemir | Brüksel

Analizimizin başlığında ifade ettiğimiz soru dünyada zihinleri en fazla kurcalayan soruların başında geliyor. Tedirginliği artıran yeni Amerika Birleşik Devletleri başkanının daha göreve gelmeden yaptığı bir dizi açıklama. Donald Trump'ün, Tayvan konusunda diplomatik hassasiyetleri yok sayarak Çin'e gönderdiği mesaj, otomotiv sektörünün dönüşü sağlamak için üstü örtülü savurduğu tehditler, Meksika’ya yönelik kullandığı tehdidkâr dil ve en önemlisi inşa etmeyi vaad ettiği Yeni Amerika için globalleşmeyi feda edebileceğini ima etmesi tedirginliği artıran başlıca konular.

Peki, yeni ABD Başkanı Trump'ün globalleşmeyi tersine döndürmesi mümkün mü? Otuz yıl önce başlayan ama son yirmi yılda hızlanan bu küresel/global yürüyüş sonlandırılabilir mi? Bu soruya yanıt vermeden önce üç noktada globalleşmenin ne olduğunu tekrar hatırlamakta yarar var. Birincisi dünya ilk defa artısı ve eksisiyle aynı tarihî "serencamı" paylaşıyor. İkincisi bu ortak kader bir şekilde herkesi herkese bağımlı hale getiriyor. Üçüncüsü söz konusu dünyada hareketlilik giderek artıyor. Bu hareketlilik yalnızca iktisadî dünyayı etkilemiyor insanları da doğrudan ilgilendiriyor. Globalleşmenin her şeyden önce iletişim kanallarında görülen devrimle ve mesafelerin kısalmasıyla mümkün olduğunu hatırlamak gerekiyor. Bu tarihi dönüşüm siyasî, iktisadî ve içtimaî düzenleri doğrudan etkiliyor. Bu minvalde, zaman ve mekan algımızı doğrudan etkileyen globalleşme çokkültürlü bir dünya tasavvurunu da beraberinde getiriyor. Bu durum ister istemez sınır olgusunu yeniden düşünmeye zorluyor.

Aslında yaşanan tartışmalar iki tarihi bakışın çarpışmasından kaynaklanıyor. Bir yanda, içinden geçtiğimiz, Asya'nın (Çin) başını çektiği Global Çağ; diğer yanda sınırların, gümrüklerin dönüşünü isteyen ve globalleşmeyi tarihin hatası kabul eden Batı dünyası yer alıyor. Çin, Batı ile kıyaslandığında sınırsızlık olgusunu çok daha kolay kabul edebildiğinden çok daha hızlı bir şekilde dünyaya açılmayı başardı. Coğrafi Keşifler ve Kolonyal Dönem'den farklı olarak ayaklar altına serilen yeni dünyayla temas kurmayı ; "zamanın ruhunu" doğru okumayı başardı. Küresel ölçekte yeni bir aktör olmasının getirdiği avantajı da yadsımamak gerekiyor. Bu yeni yüz aynı zamanda global dünyanın "liderliğine" de oynuyor. Bu sebepten globalleşmeyi tersine döndürecek her türlü hareketin önüne geçebilecek tek güç yine kendisi. Buna karşın kaybedenler arasında yer alan eski güçler kendi içinde sınırları kaldırırken ötekine kapalı olması globalleşmeyi yok saymaya itiyor.

Söz konusu süreç aynı zamanda "düşlerin globalleşmesini" de beraberinde getiriyor. İletişim ağlarının yayılması insanları global gidişat hakkında dakika dakika bilgi edinmelerine ve gerek gördüklerinde tartışmalara katılmalarına olanak sunuyor. Bu yeni durum hiç şüphesiz siyaî, içtimaî ve iktisadî hayatı doğurdan etkiliyor. En basiti bir dansın (gangnam style, Güney Kore) veya yemeğin dünyaya yayılması gibi DEAŞ’ın dünyanın dört bir yanından terörist ithal etmesi ve yine dünyanın dört bir yanında asimetrik eylem yapması global çağın bir diğer gerçeğini sunuyor. Arap Dünyası'nı 2011'de kasıp kavuran fırtına veya aynı yıl Kapitalizm karşıtı eylemlerin domino etkisiyle küresel ölçekte yarattığı infial, paylaşım adaletsizliğini dünyanın gündemine taşıması, yalnızca Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde değil aynı ilgi ve alakayla Afrika, Asya ve Latin Amerika'da da yakından takip edildiğini biliyoruz.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri'ni vuran ekonomik ve finans krizinden sonra söz konusu global dönüşümün ekonomik ayağı sekteye uğradı. Gordon Brown (İngiltere Başbakanı 2007-2010), Davos'ta 2009'da, sürecin çözülebileceğine dikkatleri çeken ilk siyasi kişilik oldu. Sürecin tersine döndürülebileceğine olan inanç Batı'nın etkinliğini kaybettiği bir döneme denk düşmesi şaşırtıcı değil. Kontrolü kaybeden Batı masayı devirerek, şımarık çocuk gibi, oyuna bu defa kendi kurallarıyla dönebileceğini düşünüyor. Ne var ki, gözden kaçırılan globalleşmenin temelinde devletlerden çok insanların olduğudur. Globalleşmeyi mümkün kılan onlar. Devletler olayın ciddiyetini çok sonra farkettiler.

İdeolojilerin çözüldüğü bir asırda ucuz politikaların rağbet gördüğü bir ortamda Batı'da siyaset merkezden uçlara kayıyor. Reel ekonominin taşıyıcısı sanayinin gerilemesi global çağın getirdiği yeni ruhla karıştırılıyor. Devletler sürece sonradan müdahil olsa da doğru planlamayı yapabilen devletler için yaşananlar sanyinin sonu olmadı. Almanya'nın ekonomi politiği bu noktada iyi bir örnek sunuyor. Örneğin Siemens Çin'de bir mal üreteceğinde bunun yalnızca yüzde 80'ini orada kalan yüzde 20'sini Almanya'da üretiyor. Fransa için aynı şeyi söylemek zor. Alman hükümeti geleceğin teknolojilerini ilgilendiren konularda, yabancı ortak kabul etmeyerek, Alman iş dünyasına etki ederek, kendi içinde tutunmayı başarıyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nin otomotiv sektörü başta olmak üzere sınırları dışında faaliyet gösteren endüstrisini tekrar çağırarak istihdamı artırmayı planlaması bir cihetiyle global çağın iktisadi ruhuna ters düşse de, diğer cihetiyle globalleşmenin yeni bir safhaya girmeye hazırlandığı bir dönemde üretimin çıkış/başlangıç noktasına dönmesi doğal döngüsünü tamamlamasıyla da izah edilebilir. Son yıllarda üretim/ulaştırma maliyetlerinin artması müteşebbisleri hedefledikleri pazarlara yakın coğrafi bölgelere taşınmaya zorlamıştı. Eşiğinde olduğumuz yeni dönemde globalleşme finans, hizmet, dijital teknolojiler ve bilgi bankalarını da içine alacak şekilde "serencamını" sürdürecektir. Globalleşmenin ekonomik ayağında yaşamaya hazırlandığımız dönüşüm bir dönemin sonuna geldiğimizi düşündürse de tekno-iletişimin sonu değildir. Son kertede, Donald Trump'ın yapmaya hazırlandığı, küçük ölçekte uzun zaman önce başlamış olan bir dönüşü hızlandırmaktan başka birşey olmayacaktır. Ne var ki, gerçekleşeceği yerlerde, yeni sosyo-ekonomik sorunlara davetiye çıkaracağını tahmin etmek çok güç olmasa gerek! 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş