Asım Öz/Dünya Bülteni
12 Mart Muhtırasını imzalayan dört komutandan biri olan dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı yahut uçan generali Muhsin Batur yapıp ettiklerini Anılar ve Görüşler adıyla yayımlamıştır. Ordu siyaset ilişkilerini bir generalin gözünden okumak yaşanan kimi gelişmeleri anlamlandırmak noktasında önemli bir hafıza kaydı olarak oldukça işlevsel.
Yakın bir o kadar da uzak olan Cumhuriyet tarihinde (or)generallerin farklı sınıflara ayrıldığını biliyoruz. Bu sınıflar içinde ağırlıklı olarak karacı generalleri biliriz nedense. Deniz ve Hava kuvvetlerinde görev yapmış olanları ise pek bilmeyiz. Gerçi bu durum negatiflikler üzerinden son yıllarda denizciler aleyhine değişti. Denizci generallerden olmamakla beraber yakın dönem siyasi hayata etkileri bakımından üzerinde durulması gereken figürlerden biri Hava Kuvvetleri eski komutanı Muhsin Batur’dur. Onu daha çok 12 Mart Muhtırasının altında imzası olan 4 komutandan biri olarak hatırlar kamuoyu.
Yetmişli yıllarda hava kuvvetleri jetlerini meclisin hemen üstünden ve alçak irtifada uçurarak meclisin camlarını indirmesiyle de meşhur olmuştur. Bunu sonradan araları bozulacak olan kendi kankası Faruk Gürler cumhurbaşkanı seçilsin diye tehdit olarak yapar. Aynı zamanda 27 Mayısta Kurmay albay rütbesindeyken dönemin başbakanı Adnan Menderesi tutuklayan kişidir. Onu tutukladığı dönem Eskişehir'de görev yapmaktadır Batur. Darbe sırasında Kütahya'da bulunan Menderes'i bizzat elleriyle teslim almıştır. Zaten o yıllarda Eskişehir’de yaşadığını oğlu Enis Batur’un biyografisindeki "Eskişehir doğumlu" ifadesinden anlıyoruz. Adnan Menderes'e uçağa kadar refakat ettiği sırada emrindeki teğmenlerden birisi Adnan Menderes ve ekibine güvenlik açısından silah doğrultmuş, bu duruma kızan Muhsin Paşa; "Her ne suç işlediyse işlesin, sonuçta halkın seçtiği 10 yıllık bir başbakana silah doğrultma" deyip silahların yerine konmasının emrini vermiş. Bunun yanında 12 Eylül’e uzanan süreçte de adı sıklıkla anılır Batur’un.
Altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk`ün görev süresinin dolması üzerine CHP, 27 Mayıs darbesi ve 12 Mart Muhtırası sürecinde aktif rol alan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Muhsin Batur`u aday gösterdi. 22 Şubat 1980`de 41 adayla başlayan seçimler 11 Eylül 1980 tarihine kadar sürdü. 124 tur devam eden seçimlere bir gün sonra gelen darbe nokta koydu. Bu seçimde AP karşı çıktığı için seçilememiş Batur ve 12 Eylül’e giden süreç hızlanmıştır. 12 Eylül belgeselinde "Ben cumhurbaşkanı olsaydım 12 Eylül olmazdı" demişliği vardır. 1980 Cumhurbaşkanlığı oylaması pusulalarından çıkan bir mani ise aklılarda kalmıştır: “Ne kendi seçildi Cumhurbaşkanı/Ne Sadettin Bilgiç’e verdi huzur/ Nafile turların sonunda/Terhis oldu Muhsin Batur” Bu seçimlerde MSP kanadından 15 kişi Batur’a gönüllü oy verir. Bunlar içinde Necmettin Erbakan başta gelir. Onun baskısıyla kerhen oy verenler Süleyman Arif Emre,Oğuzhan Asiltürk,Recai Kutan,Hasan Aksay’ı sayabiliriz. 14 kişi ise oy atmaz. Bunlar arasında Korkut Özal,Tahir Büyükkörükçü ve Yaşar Göçmen sayılabilir. Öte yandan Muhsin Batur İslamcılığı sağcılık içinde değerlendirerek tipik bir zihniyet halini de ortaya koymuştur. Gene küçüklüğünün Üsküdar’ının gerici olmadığını vurgulayarak bir başka cumhuriyet retoriğinin ılıman kucağının mütekebbir mührünü hayali olarak basmıştır kimi insanların üzerine.
Perdeli Perde Arkası
Bütün bunların da yer aldığı dikkat çekici bir diğer özelliği de şudur Muhsin Batur’un: Yapıp ettiklerini Anılar ve Görüşler adıyla yayımlamıştır. Sabırla okuduğum zaman zaman bugüne zaman zaman da geçmişe gittiğim bu kitap bir önsöz ve beş bölümden oluşmakta. Muhsin Batur’un anıları için:"Oğlunun bütün yazdıklarından daha edebîdir" der Nihat Genç. Ne var ki emekli olduktan sonra anılarını topladığı kitabında kurmay subay olarak orduya katıldığı 1938 de Dersimde yaşadıklarını ‘okurlarımdan özür diliyorum hayatımın Dersim’de geçen bu bölümünü yazmayacağım’ demektedir Muhsin Batur. Niçin bu yolu tercih ettiğini anlamamak mümkün değil! O nedenle her zaman perde arkasını gösteren bir hatıratla karşı karşıya olmadığımızı belirtelim hemen.
“Hiçbir olay tek başına yaşanmaz” diyen Muhsin Batur’un Anılar ve Görüşler adını taşıyan eserinin alt başlığı “Üç Dönemin Perde Arkası” başlığını taşımakta. Eserin birinci basımı Haziran 1985 yılında yapılmış. Dolayısıyla sonraki yıllarını içermiyor hayatının. Eserin başında askeri ve siyasi yaşamda önemli olayların içinde bulunan bir sima olarak hatıratını niçin yazdığını ve bu hatırata başlamakta niçin geciktiğinin altını da kalın kalın çizer Batur. Zaman zaman bazı isimleri gizlese de kendini sorguya çeker Muhsin Batur.Bazı konuları aktarırken isimleri gizlemesinin bir çeşit perde işlevi gördüğü de ortadadır.Şu var ki anılarını kişisellikten uzak biçimde bir bakışın siyasi ve sosyal ortam içinde nasıl konumlandığını analitik biçimde kendi hatalarını da gizlemeye çalışmaksızın ortaya koymaktan çekinmez.Anılarını yazmaya çok önceden karar vermiş olmalı ki bazı notlar tutmuş kimi belgeleri saklamış.Bu belgeler kitabın önemli bir boyutunu teşkil etmekte.
Asker Kökenli Bir Aileden
Muhsin Batur, elindeki nüfus cüzdanına göre 5 Aralık 1920’de dünyaya gelmiştir. Cumhuriyet ve Akşam gazetelerinin sürekli okunduğu bir evdir doğduğu ev. Babası Yüzbaşı Salim Bey’in Berlin Kara Ataşe Yardımcılığı’ndan 1. Dünya Savaşı bitimi ile yurda bekar olarak dönmüş olması doğum tarihini doğrulamaktadır. Büyükbabası ağır topçu miralayı İsmail Hakkı Bey, Manastır Harp Okulu’nu bitirip subay olmuş, Gelibolu’da görevdeyken, Mekke ile İstanbul arasında ticaret yaparken Gelibolu’ya gelip yerleşen Hacı Sami Bey’in kızı Ayşe hanım ile evlenmiş, babası ve iki amcası dünyaya gelmişlerdir.
Muhsin Batur askeri liseye onuncu sınıfın yarısında başvurdu ve 1937 başlarında Kuleli Askeri Lisesi’ne başladı ve liseyi burada bitirdi. Harp Okulu, Harp Akademisi ve Hava Kuvvetleri Harp Okulu’na başlamadan önce kıtalarda 6 ay süre ile er olarak staj yapmak gerekiyordu. Havacılar, jandarmalar, levazımlar bir trene ilave edilmiş özel yolcu vagonları ile Kayseri’deki 19. piyade alayına sevk edildiler. 6 ay sonra stajı bitti ve bu sefer normal yolcu vagonlarına binerek Ankara’daki Harp Okulu’na geldi.
Yetişme Yıllarından Birkaç Anekdot
Muhsin Batur’un önünde kurmay olup olmama şıkkı duruyordu ve kurmay olmaya karar verdi. Sınavlara girdi ve 1946 yılı başında sınav sonuçları ilan edildi; kazanmıştı. 30 Ağustos 1946’da yüzbaşılığa terfi etti. Aynı yıl ekim ayında akademi öğrenimine başladı. Burada Türk Harp Tarihi öğretmeni Kadri Paşa Enver Paşa hayrandır. Onu çok sever derslerde metheder.Tabii Mustafa Kemal’i de anar.Ama her halükarda Enver Paşa ağır basar. Kendisinden Enver Paşa hakkında “mazbut, dürüst, vatanperver ve cesur” sözcüklerini sıklıkla işitir. Bir gün Mustafa Kemal’in daha büyük olduğunu belirterek ona itiraz eder derste. Paşa derste ona.Kadri Paşa derste ona hak verir..Ama bundan dolayı ders notları menfi değerlendirmelere konu olur.Akademi komutanı Kurmay Albay Nijat Orkuş bundan dolayı onun kulağını büker.Akademide birinci yılı fire vermeden bitirdiler fakat ikinci yıl 3 kişi refüze oldu. Büyük gürültülerle 1946 yılında yapılan seçimler onların iç politika ile ilgilenmeye başlamalarının başlangıcını oluşturur. Sınıfları yumuşakça iki bölüme ayrılır bir kısmı CHP’li bir kısmı DP’lidir. İkinci gruptakiler DP’lilerin eski CHP’li olmalarından hareketle düşünce farkından ziyade bu atılıma kişisel sebeplerden ve anlaşmazlıklardan dolayı buna sıcak bakarlar. Bunlardan biri de Muhsin Batur’dur.
Demokrat Parti döneminde Tahkikat Komisyonu kurulur. Muhsin Batur bu olayla iktidarın muhalefete karşı hoşgörü anlayışının kalmadığının görüldüğünü ve bir anlamda 27 Mayıs’ın habercisi olduğunun altını kalın kalın çizer. O yıllarda İsmet İnönü’de: “Şartlar tamam olduğu zaman, milletler için ihtilâl meşru bir haktır, bu yolda devam ederseniz sizi ben bile kurtaramam” diyerek sitem içindeki yerini ve gücünü de ortaya döküyordu. Bir anlamda da darbeye ışık yakıyordu. Onun bu sözlerini basan gazeteler toplatılır toplatılmasına ama bu gazeteleri bir biçimde subaylar okur. Muhsin Batur bu yıllarda baskı da hisseder. Bir gün bayiden Akis dergisini almak ister. Bayi verdikten sonra “Bir dakika albayım Kağıda sarayım. Elinizde açıkta görmesinler” der.
12 Mart’ın Komuta Kademesi
Türkiye’de 27 Mayıs 1960 sabahı yapılan darbenin öncesini, darbe yönündeki tereddütsüzlüklerini açık açık anlatmaktan çekince duymaz Batur anılarında. 12 Mart’ı ise başarısız görür Batur. 27 Mayıs darbesinden sonra ülkede siyasi kamplaşmanın bitmediğini, dolayısıyla 61 Anayasasının öngördüğü reformların yapılmadığını, uygulamada sorunlar yaşandığını belirten Batur, o günlerde TSK’yı rahatsız eden suistimallerin bugünküler karşısında devede kulak kaldığını kaydeder.
12 Martın şöyle ya da böyle 9 Mart’a karşı yani Cemal Madanoğlu Cuntası`na karşı yapıldığını belirten Batur 9 Mart cuntasının büyütülmüş bir olay olduğunu ifade eder. Ona göre bunların kadroları belliydi ve gizlisi yoktu. O hareketin toplantılarına katılan bazı generaller gelip Genelkurmay Başkanı`na bilgi veriyorlar, ikili oynuyorlardı. 12 Mart olmaz da 15 Mart olurdu. Bir müdahale kaçınılmazdı. Fakat müdahalenin 27 Mayıs yahut 12 Eylül gibi olmasına hiçbirimiz yanaşmadık. Hakikaten memlekette gerçekleştirilmesi lazım gelen bazı işler varsa işte biz müdahale ediyoruz, size süre tanıyoruz şunu meclis yapsın dedik. Particilikten bir süre sıyrılsınlar, bir müşterek zemin bulsunlar dedik ama olmadı maalesef." Batur bir konuşmasında 12 Eylülün 12 Marttan ders aldığını, aralarında en büyük farkın ise 12 Eylül`ün komuta kademesinde birlik ve beraberlik varken 12 Mart`ın komuta kademesinde uyumun olmadığını belirtir.
Bir Generalin Sanık Oluşu
Muhsin Batur’un bir önemli özelliği de 1968-69 yıllarında Yüksek Askeri Şura üyeliğine seçilir. O yıllarda bu şura görevinin yanında Genelkurmay Askeri Mahkemesi Başkanlığı görevini de yürüten Muhsin Batur sadece generallere ait davalarla ilgilenir.Duruşmalara sırasında çok üzüldüğünü ifade eden Batur’un anılarında yazdığı kimi ifadeler günümüzdeki general yargılamaları ve tutuklanmalarına dair de önemli bir açılım sunmaktadır: “Bir generalin üniforma ile sanık yerinde bulunmasına,duruşma hâkiminin bunaltıcı sorularına cevap vermeğe çalışmasını,savcının ağır ithamlarını dinlemesini,kürsüden izliyor ve belki de davası görülen generalden daha fazla huzursuz oluyordum.Hâkim ve savcılar,asker olmalarına rağmen,davaya yalnız hukuk açısından bakıyorlardı… ama bir de askerliğin özellikleri…disiplin ve otorite sağlanması konuları vardı, bunlar da pek hukukla bağdaşmıyordu.Bir hayli deneyimden sonra şu kanaate vardım…hukukçu olmayan Başkan ve üyenin davanın seyri üzerinde bir etkinliği yok..karar için çekildiğimizde hâkimlere görüşlerimizi aktarıyor,fakat genellikle etkimiz az oluyordu.Bana göre mahkemenin kuruluş şeklini değiştirmek lâzımdı… davayı hukukçu hâkim ve savcılar yönetmeli bizler, yani Başkan ve üye, mahkeme kürsüsünde görev almamalı,jüri olarak görüşümüzü bildirmeliydik… bu görüşlerini anlatmağa çalıştım, fakat bir sonuç alamadım.” Anılarının girişinde anılarda yazılanların ve anlatılanların tarihe bir vesika bırakmak ve geçmişten ders almak bakımından faydalı olup olmayacağını soran Batur’un bu konuda önemli bir vesika bıraktığı ortadadır. Ayrıca anılarını hayattayken yayımlaması da önemli tabii.
Generaller Halkı Nasıl Görüyor?
Anılarda generallerden bir kısmın halkı nasıl gördüğünü de okuma imkânı buluyoruz. Seçmenlerin kalitesizliğinin seçimlerin kalitesiz olmasına etki ettiğine ilişkin yaklaşımlar bunun bir örneğidir. Yine bir başka general solun yükselişte olduğu bir dönemde,1970 yılında İslami akımları kastederek şunları ifade ediyor:”Aşırı sol şu anda tehlike değildir, esas tehlike büyük tavizlere mazhar olan aşırı sağdadır. İyiye gitmiyoruz.Memleketi idare için meclisin çıkaracağı kanunlar,bir zümrenin menfaatini korur şekilde olmamalıdır”
Aynı konuda bir başka general şu sözleri sarf ediyor: “Sağ’a aşırı taviz verilerek din okul ve kursları aldı, yürüdü. Sağ neşriyatta aşırı rol oynayanlardan bazıları mahkûm oldukları halde serbest dolaşıyorlar.” “Aşırı sağ’ın menşei İstiklâl Harbi’ne kadar geri götürülebilir. Otoriter idare zamanında gerici çevre sinmiş, çok partili devirde başkaldırmıştır. Bir de oy endişesi ile taviz verilince rejim tehlikeye düşmüştür.”
Peki Muhsin Batur ne düşünüyordu?
Toplantıya katılan generallerin adı gizlendiği için bunu da çok açık bir biçimde okuyamıyoruz anılardan .Ama tümden de gizli değil onun ne düşündüğü.Başka yerlerinde bu görüşlerini ucundan kıyısından aktarıyor sonuçta.
Türkiye sistemini silahlı kuvvetler perspektifinden yorumlayan Muhsin Batur 12 Mart Muhtırası öncesinde anayasa değişikliği düşünmez. Mevcut 61 Anayasasının sorunları çözebileceğini ifade ettikten sonra anayasanın tam uygulandığında Milli Nizam Partisinin kapatılabileceğini belirtir. Hatta yıllar sonra kendisini MSP ile ilişkisine dair ortaya atılan basın haberlerini de değerlendirir. Erbakan’ı İsviçre’den Faruk Gürler ile kendisinin Türkiye’ye getirterek Milli Selâmet Parti’sini kurdurttuğunu ortaya koyan haberleri yalan olarak tanımlar.
Durumdan Vazife Çıkarmak
Anılarının son kısmında günümüzde sıklıkla konuşulan İç Hizmet Kanunu’nda hareketle orduya verilen siyasi görev hakkında da düşüncelerini ifade eder Batur.Ordunun siyasetten ayrılması yönündeki yaklaşımları biraz safça bulduğunu açık açık söylemekten geri durmayan Batur İç Hizmet Kanunu’ndaki ilgili madde değiştirilse bile askerin “durumdan vazife çıkararak” Cumhuriyet’in “tehlikeye” düştüğünü görünce müdahale etmekten kaçınmayacağını belirtir.TSK’nın askeri ve siyasi görev arasında yaşadığı ikilemi aşmasının siyasilere bağlı olduğunu söylerken var olan hukuki yapıyı aşarak farklı bir yapı oluşturmayı amaçlamaktan ziyade muti bir siyaset anlayışından yana olduğunu da alttan alta yansıtır.Çünkü Eskişehir’e 27 Mayıs öncesinde gelen DP’liler için “ayaklar baş oldu” diyebilecek derecede elitist bir askerdir Batur. Kalıcı politikalar üretememenin belki de cumhurbaşkanı ya da başbakan olamamanın hüznünü duyuyordu belki.Üretebilir/olabilir miydi acaba? Soruları kısa bir zaman diliminde yanıtlanamıyor.
Muhsin Batur’un “terhis” olduğu ama askerin hâlâ siyasetten bir türlü terhis olamadığı güncellikte yakın tarih, ordu ve siyaset konularının arka planını,tarihi seyrini hatırlamak/kavramak için mutlaka okunması gereken bir kitap Muhsin Batur’un anıları.
İbret al, ders al gecelerden çevir başını anılara desek yeter.










İsrail 700 kişilik köyü böyle yaktı-VİDEO
Pakistan'daki kazadan yeni görüntüler-VİDEO
Pakistan'daki uçaktan kurtulan yok-GÜNCELLENDİ 




























