Haber Analiz
Ankara  
15 / 36 °C
Antalya  
26 / 34 °C
İstanbul  
25 / 29 °C
Ezan Vakitleri
Anket
Referandumda oyunuzun rengi ne olacak?
EVET
HAYIR
KARARSIZIM
KULLANMAYACAĞIM
Video Haber
Foto Galeri
Video Galeri
Çok Okunanlar
“Eşitlik, Kardeşlik ve Hürriyet” !
Fransa'nın iç sorunları ülkede kimlik tartışmasını da başlattı...
Pazartesi, 16 Kasım 2009 10:26

Sinan Özdemir / Brüksel- Dünya Bülteni


Fransa ilk bahara kimlik tartışmaları ile girdi. Okullar konuyu tartışmaya başladılar. Aralık ayında Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin "ulusal kimlik" konulu bir konuşma yapması bekleniyor. Öyle anlaşılıyor ki bu tartışma daha aylar sürecek. Fransa'nın Avrupa'da ki konumu ister istemez diğer devletlerinde ilgisini çekiyor. Türkiye'de de buna benzer bir tartışma yaşanıyor. Fransa'da yaşananların ışığında Türkiye'ye bakmak mümkün. Fransa'da ki tartışmayı dış basın da takip ediyor:


Almanya'da yayımlanan Die Zeit gazetesinde Gero von Randow imzalı haberin başlığı "Fransız karşıt modeli" iken El Pais (Lluis Bassets): "Bir saplantı olarak kimlik", Cezair'de yayımlanan Le quotidien d'Oran (Akram Belkaid): "kötü kokular ve Pandoranın kutusu" , Beyrut'ta yayımlanan L'Orient le jour'un (Fifi Abu Dib) Fransa'da ki tartışmalardan yola çıkark Lübnan'ı analiz ettiği haberin başlığı "Kimlik, Lübnan'da öldürüyor" olarak yansıdı.


"Ulusal kimlik" tartışmasında iki noktanın altını çizmek gerekiyor: Birincisi zamanlama, ikincisi ise tepeden inmeci (jakoben) karakteri.


Zamanlama önemli. Fransa kendi içinde çok ciddi sorunlarla boğuşuyor : fransız sosyal modeli kan kaybediyor, yola tekrar koyulamayan bir ekonomi, yükselen işsizlik, orta sınıfın sırtına yüklenen ve ağırlaşan vergiler, banliyölerde artan eylemler ve Afganistan'da kayıp veren bir Fransız ordusu. Tüm bu tablo ile birlikte her geçen gün popülaritesini yitiren bir Cumhurbaşkanı ve en önemlisi Fransa ilk baharda seçime gidiyor.


Sarkozy açısından bölgesel seçimler haliyle önemli. Bir önceki yapılan seçimler Avrupa Parlamentosu için yapılmıştı. O seçimlerin tartışmasız galibi yeşiller idi. AB'nin Fransız toplumunun çok fazla ilgisini çekmediği biliniyor. Onun için sonuçları üzerinde pek durulmadı ama bu defa çıkacak sonuç çok önemli. Kimlik tartışması başladığı andan itibaren, solun bir kesimi monopolü sağcılara bırakmamak için konuyu sahiplendiler ve sağın bu tartışmadan kazanacağı puanlardan pay almak için yanında yer alamayı uygunbuldular.


Fransa'nın iç sorunlarının böylesi bir tartışmayı başlattığını düşünüyoruz. Gözleri farklı bir yere çekmek , tepkileri farklı alanlara kanalize etmek için. Kimlik tartışmalarından -seçim tarihi yaklaştıkça- tartışmanın "güvenlik" meselelerine kayacağını düşünüyoruz. Nasıl ki 2007 seçimlerinde Sarkozy , aşırı sağ seçmeni kendisine çekmek için Ulusal Cephe'nin (Front National) söylemlerini biraz değiştirip kullandıysa, bu defa da aynı şekilde onlara gidebilecek oyları kendisine çekmeye çalışacaktır.


Tabii birde bu tartışmanın jakoben ( tepeden inmeci ) karakterine de değinmek gerekiyor. Asıl en tehlikelisi de bu tartışmanın devlet eliyle yapılıyor olması. Fransa'da bir "ulusal kimlik"ten söz edilebilir mi ? Fransa gelen göçlerle içine aldığı "yabancıların" dışında kendi içinde farklı grupları zaten barındır mıyor mu? Bir Bretonun veya bir Korsikalının bu tartışmanın nersinde durması gerekiyor ?


Fransız kimliği uzun ve zorlu bir tarihi süreçten geçtikten sonra oluşmuş bir ortak değerler toplamıdır. Onun içindir ki Fransız tarihçi Fernand Braudel (ö. 1985) bir Fransız kimliğinden söz etmek yerine daha çok "bir Fransa kimliği"nden bahsederdi. Tartışma her ne kadar belirli bir grubu ilgilendiriyor gibi görünse de tartışmadan herkesin nasibini alacağını şimdiden kestirebilmek mümkün. Fransa'ya sadece dışarıdan içeriye doğru bir hareketlilik yok , içeride de kırsal alanlardan kent merkezlerine doğru bir kayma/göç yaşanmakta.

Jean-François Bayart (Fransız Araşrımaları Merkezinde Bölüm Başkanı) durumu şu şekilde özetliyor: " Ne zaman siyasiler , sosyal meselelere el attıysa ve özellikle kimlik meselelerine, işte o zaman totalitarizm çok uzakta değildir."


Kimlik meselesinin tepeden inmeci bir şekilde siyasetin belirlemeye çalışıyor olması başlıca yanlış. Meselenin toplum tarafından zamanla tartışılıp karara bağlanması daha doğru olarak tercih edilmesi gereken yöntem olmalıydı. Fransız devletinin etnik ve mezphesel/dinsel farklılıkların görmezden gelerek , toplumu kendisinin karar verdiği bir yapının içine hapsetmesinin trajik sonuçlara yol açacağını Fransa tarihinde örnekleriyle görebilmek mümkün. Din devlet tartışmaları sırasında (geçen asrın başında) katolikleri ve protestanları kendi içine almayı kabul ederken (sessizce durmaları şartıyla) yahudiler dışlanmıştı. Bu dışlanma, o gün onları "kimliksiz" kabul edilmeleriyle ve II. Dünya Savaşında'da Fransa'nın kendi elleriyle Fransa'da yaşayan yahudileri gözden çıkarmasıyla son buldu. Dreyfus olayı (1894) da aynı bakış açısının sonucunda gerçekleşmiştir.


Bir yanda burka tartışmalarında 400-500 kadının bu şekilde kapanmasına mani olmak için kanun çıkarmaya hazırlanan ve yersiz korkular üreten , sorunları parçalayıp mikro ölçekte ele almak yerine makro ölçekte değerlendirip, kolayca isimlendiren (Burka tartışmalarında İslam'ın cumhuriyetçi değerlerle bağdaşamıyacağı ima ediliyordu) ve herşeyi kanunlar yoluyla baskıya dönüştüren bir iktidar var. Göçmenlere karşı da tutarsız davranmakta. Fransız ekonomisi içinde (cafelerde, lokantalarda, otellerde, tekstilde...) kullanılan/ezilen göçmenlerin, ekonomiye zor şartlar altında yaptıkları katkıyı görmezden gelen Fransa onları kullanmaktan çekinmiyor.


En son Sangat'te yaşananları (Göçmenlerin tekrar geldikleri ülkelere gönderilmek üzere bekletildikleri kampta polis ile yaşanan çatışmalar ama en önemlisi hangi şartlar içinde bekletildikleri idi) hatırlamakta fayda var. Korkular üreten bir siyaset, haliyle sorunlara bulacağı çözüm baskı veya dışlama olacaktır. Örneğin, ilk uydu antenleri çıktığında, uydu antenlerinin göçmenlerin davranışları üzerinde olumsuz etkiler yaptığına dair yazılar yayımlanıyordu ama bu gün 25 yıl sonra bunun böyle olmadığını görebilmek mümkün. Aynı dönemde (1980'lerde) Paris'te yaşayan Aveyronlular da(Kendilerine has farklı kültürel zenginliği olan Fransa'nın güney batısında bulunan bir bölge) yatırımlarını kendi bölgelerine yaparlardı. O zamanlar geldikleri bölgeye yüzleri dönük yaşarlardı.


Jean-François Bayart'a göre:" bu gün Fransa'da ne okullar, ne sosyalist partisi ne de klise entegrasyon noktasında bir zamanlar oynadığı rolü oynayabiliyor. Ancak aile herşeye rağmen (İNED'in yaptığı anketlere göre) ayakta kalan en önmeli entegrasyon kurumu". Devlet, kimlik tartışması yapmak yerine daha çok bu son yıllarda Fransa'ya sığınmış olan bu göçmenlerin başarılarından söz etse alınacak sonuç çok daha farklı olur. Ancak ne var ki bir iktidar siyasi başarısızlığını gizlemek için milyonlarca insanını/vatandaşını dışlamayı göze alabilmesi düşündürücü. Özellikle cumhuriyetçi değerlerinin en başında yer alan ve Fransız devriminin mottosu olan "Eşitlik, Kardeşlik ve Hürriyet" ilkesine rağmen !