İnsanlar ne iş yapacaklarını bilmiyorlar
PERYÖN Başkanı Yiğit Oğuz Duman'a göre, "İnsanlar ne iş yapacaklarını bilmiyorlar."
Perşembe, 10 Aralık 2009 04:52
Röportaj: Fahri Sarrafoğlu/Dünya Bülteni
Türkiye'de gerçekten işsizlik var mı, yoksa kalifiye işsizlik mi var? İnsanlar iş ararken ne iş yapacaklarını bilerek mi iş arıyorlar? Ya da Türkiye'nin ihtiyacı yabancı CEO'mu yoksa iş bilen yönetici mi? Evet tüm bu soruları Türkiye Personel Yöneticileri Derneği Başkanı Yiğit Oğuz Duman'u sorduk. Ve işte cevaplar…
ÖNEMLİ OLAN İŞE UYGUN ELEMAN BULUNMASI
Sizinle iki yıl önce röportaj yaptığımızda Türkiye`de insanlar ne iş aradıklarını daha doğrusu ne iş yapacaklarını bilmiyorlar demiştiniz..Hala bilmiyorlar mı?
Bilmemekten çok fazla alternatifleri yok diyebiliriz. İnsanlarımızı çok yönlü, esnek, gelişime açık, bir bakış açısı ile yetiştiremediğimizden, iş hayatına uygun özelliklerle donatmadığımızdan günün sonunda insanlarımız da çok alternatifli bir iş hayatı bulamıyorlar… Yani ne iş yapacaklarını bilememekten çok yapabilir işlerinin olmaması çok daha etkili.
Türkiye'de işverenin işe alım kriterleri giderek değişiyor diyebilir miyiz yani eskiden az ücret tercih eden işe alınırdı şimdi artık kalifiyeye bakılıyor mu yoksa mantık aynı mantık mı?
Eskiden de az ücret isteyenin tercih edildiğini pek düşünmüyorum. En azından ilk kriter hiçbir zaman bu olmadı. Elbette maliyet yönetimi açısından işgücünü en uygun düzeyde tutabilmek de işverenin bir kaygısıdır ve bu hep olacaktır ama asıl önemli olan her zaman işe uygun kişinin bulunabilmesidir. Bu da ne yazık ki hiç de kolay bir durum değil ülkemizde. Çünkü iş hayatının ihtiyaçlarına göre donatılmış, yetiştirilmiş işgücümüz oldukça sınırlı öte yandan iş hayatının ihtiyaç duyduğu işgücü ihtiyacı her geçen gün artmakta.
GEMİNİN KAPTANI KİM OLACAK?
Hala yabancı CEO'lar gündemde daha önce yabancı CEO çözüm değil demiştik..Ne dersiniz hala çözüm değil mi? Ya da Türkiye'deki yönetim sorununu en iyi kim çözer sizce..?
Nasrettin Hoca'nın dediği gibi çözümün en iyisinin öncelikle damdan düşenin elinde olduğunu düşünüyorum. Yabancı yerli fark etmez ama önemli olan işi ve ortamı en iyi bilenin işi yönetmesi. Burada önemli olan sadece yerel iş çevresini bilmek artık yeterli değil. Tüm şirketler artık dünya pazarındaki o inanılmaz rekabet oranının içerisinde ve bu da geminin kaptanının yerli ya da yabancı olmasından çok dünya vatandaşı olmasını zorunlu kılıyor.
Firmalarda insan kaynakları var ama insan kaynakları sadece işe alım bürosu gibi çalışıyor işe aldıktan sonra sosyal ve ruhsal vb ilgilenmiyor. Firmaya yarıyorsa kalıyor yaramıyorsa gönderiyor. Kısaca kuruma sahiplenmiş aidiyet duygusu ile çalışan eleman günümüzde neden yok?
O kadar karamsar değilim. Çok ciddi kurumlarda çok ciddi oranda bu konu gündemde ve doğru çalışanı istihdam etmek kadar onu elde tutmak, gönülden bağlılığını sürekli kılmak şirket yönetimlerinin en önemli konularından birkaçı. Bu konuda insan kaynakları ekiplerinin de liderliğinde önemli, güzel projeler yürütülüyor. Önemli olan bu çalışmaların daha da yaygınlaştırılması. Ancak bu konu sadece bir işyeri konusu değil kanımca. Toplumsal bir tatmin ve bağlılık sorunu yaşıyoruz. Bu da şirket içi hayatı da çok olumsuz etkiliyor.
ÜNİVERSİTELER PİYASAYA ELEMAN YETİŞTİRMİYOR
Üniversitelerimizdeki durumu nasıl özetleyebiliriz. Ezberci eğitime devam mı? Yani piyasaya eleman yetiştiren kurumlar değil sadece işsiz yetiştiren kurum diyebilir miyiz çözüm nedir sizce?
Sadece üniversiteler özelinde değil, meslek liseleri ve meslek yüksek okullarını da bu değerlendirmenin içine alırsak genel olarak eğitim sistemi ile iş hayatının gelecek planları arasında bir boşluk olduğu bir gerçek. Ülke insan kaynağının ne şekilde yetiştirileceğine, iş hayatının gelecek 10-15 yıllık perspektifteki ihtiyaçları yön vermeli. Bu da ulusal düzeyde bir işgücü planlama çalışmasını zorunlu kılıyor.
Sizce Türkiye'de gerçekten işsizlik var mı ya da ne iş olsa yaparım diyenler mi çoğunlukta?
İşsizlik bir sorun değil bir sonuç olarak öne çıkıyor. Sorun iş yaşamının ihtiyaç duyduğu nitelikteki insan ile işi buluşturamamak ve yeterince iş yaratamamakta yatıyor. O yüzden çözüm için öncelikle yeni iş imkânları yaratacak sektörler geliştirilmeli, biryandan da mevcut iş yaşamının ihtiyaç duyduğu insanları yetiştirebilmesi adına ilköğretimden yüksek öğrenime tüm eğitim katmanlarında ciddi bir sistem ve içerik değişimine gidilmeli
ARTIK EYLEME GEÇME ZAMANI
İşsizlikle çözüm için PERYÖN olarak sizlerin çalışması nedir?
İçinde bulunduğumuz dönem söylem değil, eyleme geçme dönemidir. PERYÖN olarak, kurumları tüm zorluklara rağmen çalışanlarının işlerini koruma yönünde karar vermeye davet ediyoruz. Zira istihdamın azalması, işten çıkanlar kadar işte kalanların da moral ve motivasyonu açısından olumsuz etkiler yaratmaktadır. İstihdam oranının azalması, işsizliğin artması gibi olumsuzluklar, toplumsal umutsuzluk ve güvensizliği beraberinde getirmektedir. Bu da krizin etkilerini daha da derinleştirmektedir. İstihdamdaki bu problemi tümüyle krizle eşleştirmek kolaycılık ve yaşanan sıkıntının gerçek sebebini göz ardı etmek olacaktır. İş dünyasının gelişen ve değişen ihtiyaçlarına göre insan yetiştiremediğimiz sürece ülke olarak işsizlik problemini yaşamaya devam edeceğiz. Krizler sadece bu rakamları biraz daha büyütecek ve geçici olarak konuya odaklanılmasına sebep olacaktır.
Peki, çözüm nedir sizce?
Böyle dönemlerde çalışanların da işlerine daha sıkı sarılması ve her zamankinden daha fazla sahiplenmesi gerekiyor. Ayrıca çalışan ya da işsiz kalmış insanlarımızın kişisel gelişimlerine çok daha özen göstermeleri, bilgi ve yetkinliklerini daima güncel tutmaları da son derece önemli. Bireyler her türlü kişisel gelişim programını, eğitim, part-time çalışma veya staj imkanını bir fırsat olarak görerek, bilgi ve donanımlarına yenilerini ekleyebilirler.
İş dünyasına düşen görevler nelerdir?
Açıklanan işsizlik oranı Türkiye`de hükümetten, firmalara, sivil toplum kuruluşlarından bireylere kadar herkesin üstüne düşeni yapması gereken bir dönemde olduğumuzu açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Alınacak her önlemin, en basit uygulamanın bile işsizlik ile mücadelede faydası olduğu inancındayız. Bireysel faydaları düşünerek değil, toplumsal menfaatimizi göz önüne alarak hareket etmek durumundayız. Bu yüzden başta icra kurumları olmak üzere tüm kamuoyunu bir kez daha göreve çağırıyoruz.