Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


06:55, 19 Ocak 2018 Cuma
Güncelleme: 09:41, 06 Ocak 2016 Çarşamba

  • Paylaş
Türkiye-Rusya ilişkilerinin jeopolitiği
Türkiye-Rusya ilişkilerinin jeopolitiği

DÜBAM Yuvarlak Masa Toplantıları'nın bu ayki programında düşürülen Rus uçağının ardından Rusya-Türkiye ilişkileri ve jeopolitiği ele alındı

 

 

 TOPLANTI METNİ için tıklayınız. 

 

 

 

VİDEO için tıklayınız.

 

 


FORUM

için tıklayınız.

 

 

 

Aynur Erdoğan - DÜBAM / Dünya Bülteni

Türkiye-Rusya ilişkileri uçak düşürme hadisesiyle tekrar gündeme oturdu. Bu iki devlet arasındaki ilişkinin nasıl şekilleneceği, geleceğe projeksiyon tutarak çözümlenmeye çalışılıyor. Bunun sağlıklı bir şekilde yapılmasının yolu, hiç şüphesiz, çağdaş uluslararası politik gelişmelere vakıf olmakla birlikte bu iki ülkenin siyasi yapıları ve yönelimleri ile tarihte özellikle birbirlerine karşı ortaya koydukları reflekslerin de iyi çözümlenmesinden geçiyor.

Bu çerçevede Türkiye-Rusya ilişkilerine projeksiyon tutmak için uluslararası politikaları, hukuku Rusya’nın siyasi ve ekonomik yapısına ve Türkiye ile tarihi ilişkilerine dayanarak değerlendirdiğimiz yuvarlak masa toplantısında alanında uzman konuklarımız önemli tespitlerde bulundu.

Rusya’nın Türkiye’ye karşı ve bölgede güttüğü politik hedefleri değerlendiren Doç. Dr. Fatih Özbay, Rusya’nın zayıf olduğunu hissettiği durumlarda Türkiye ile işbirliğine dayalı bir ilişki formatı geliştirdiğinin, fakat güçlendiğini hissettiği andan itibaren de bunu rekabet ve çatışmaya götürmekten çekinmediğinin altını çiziyor. Uçak düşürme hadisesiyle deşifre olan hamlesiyle Rusya, Ukrayna’dan başlayıp Kafkasya’ya, Türkiye’nin çevresinden Akdeniz’e çekilen bir engelleyici hatla hem NATO bloğunu durdurmak hem de Türkiye’yi çevrelemek istiyor. Uçağının düşürülmesi ise bu hamleyi gerçekleştirmedeki motivasyonunu zedeleyici mahiyette.

Rusya’yı Suriye meselesinde müdahil olmaya iten iç faktörleri değerlendiren Yrd. Doç. Dr. Vügar İmambeyli son iki senedir Rusya toplumunun sürekli bir gerilim içerisinde ve savaş söylemi içerisinde yaşadığını hatırlatıyor ve dış düşman söyleminin rejimin bekasını devam ettirmek için kullanıldığını söylüyor. Rusya yönetiminin anti-demokratik yapısının altını çizen İmambeyli, süper güçlükten sonra zayıf bir duruma düştüğünü, şimdiki büyük gücünü de sürekli kaybeden konuma geldiğini ifade ediyor. Bu noktada Rusya’nın teknolojik ve ekonomik olarak rekabet gücünü kaybettiği için saldırgan politikalar içine girdiği sonucunu çıkarmamız mümkün.

Rusya’nın özellikle Suriye politikalarına ayna tutan Levent Baştürk ise Suriye ile ilgili kendi çıkarları doğrultusunda bir çözüm dayatma çabasında olduğunu belirtiyor. Ayrıca Türkiye’yi de burada bir aktör olarak görmeme eğilimi içerisinde bulunuyor. Bu noktada Türkiye’nin de sorunlu bir konumda bulunduğunu vurgulayan Baştürk, Türkiye’nin özellikle Suudi Arabistan lehinde tavır koyarak Yemen müdahalesine destek vermesini eleştiriyor. Türkiye’nin özellikle Mısır’daki darbe sonrasında aldığı tavırdan sonra bu konumunun ahlaki bir ikilem olarak nitelenebileceğinin altını çiziyor.

Rusya-Türkiye ilişkilerinin önemli ve sorunlu bir tarafı da İran olarak belirdi. Tarih boyunca gergin siyasi süreçlerden geçmelerine rağmen belli bir ilişki düzeyini koruyabilen bu iki ülke, -İran’ın Rusya, Türkiye’nin NATO bloğunda yer almasından mütevellit- Suriye meselesinde çatışan pozisyonlar edindiler. Hakkı Uygur İran’da Cuma namazında camilerde Rus saldırısını destekleyen dualar edildiğinin altını çizerken Rusya politikalarının kazandığı toplumsal desteği resmediyor. Bununla birlikte İran’ın Rusya ilişkilerinin iç siyasetteki gelişmeler doğrultusunda şekil değiştirebileceğine de dikkat çekiyor. Zira İran’da ilginç bir şekilde daha dindar, seküler olmayan kesimlerde müthiş bir Putin ve Rusya hayranlığı varken ve Türkiye-Rusya krizinde de ilginç bir şekilde sanki İran’ın uçağı düşürülmüş gibi tepki verirlerken Batı’dan yana tercihini koruyanlar bu politikaya da muhalefet ediyor. Uygur, İran iç politikasında bu iki siyasi gruptan hangisinin güç kazanacağına bağlı olarak dış politik yöneliminin de değişeceğini ihtar ediyor.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin yakın gelecekte nasıl şekilleneceği hususunda konuşmacılar sıcak bir savaşı muhtemel görmüyorlar. İmambeyli, Türkiye ile Rusya arasında yaşanacak bir savaşın sadece iki ülke arasındaki savaş olarak kalmayacağını, Türkiye’nin sınırının aynı zamanda NATO sınırı olduğunu hatırlatıyor. Rusya, Türkiye’yi rahatsız edici en fazla ne yapabilir diye düşündüğümüzde; Özbay, Türkiye’nin Rusya’ya karşı Kuzey Kafkasya ve Volga çevresindeki Müslüman Türk unsurlara ya da Kafkasya’daki ayrılıkçı Çeçenlere destek verebileceğini ve Rusya’nın yüzlerce yıldır korktuğu ‘Pantürkizmi’ canlandırabileceğini ifade ediyor. Ancak Türkiye’nin real politik gücü değerlendirildiğinde bunun uygulanabilirliği tartışma konusu.

Baştürk’ün Türkiye’nin yeni dönemde girdiği politik ilişkilere dair değerlendirmesi ise hayli dikkat çelici. Rusya ile yaşanan kriz Türkiye’yi Batı ile, NATO’yla daha önce kurmuş olduğu Güney Savunma ilişkileri çerçevesine geri döndürüyor. Bir anlamda Türkiye’yi “rayına oturtuyor”.

Türkiye-Rusya ilişkisinin jeo-politiğine dair aydınlatıcı tespitlerin bulunduğu toplantı kayıtlarının araştırmacıların ve ilgilisinin dikkatine sunuyoruz.

*

TOPLANTI METNİ İÇİN TIKLAYINIZ

*

 

 

 

 

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş