Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


01:48, 25 Temmuz 2017 Salı
Güncelleme: 12:27, 24 Aralık 2015 Perşembe

  • Paylaş
Cibuti'de Çin- Batı ve Türkiye rekabeti üzerine...
Cibuti'de Çin- Batı ve Türkiye rekabeti üzerine...

Cibuti Eski Büyükelçisi Dr. Hasan Yavuz ile özelde Cibuti genelde ise Afrika'da büyük güçlerin rekabeti üzerine konuştuk

Yusuf Sami | Dünya Bülteni

Cibuti Eski Büyükelçisi Dr. Hasan Yavuz ile Cibuti ve Afrika’da Çin- Batı ve Türkiye rekabeti üzerine konuştuk.

Yusuf Sami: Çin’in Cibuti’deki üs hamlesinin arkasında yatan nedenler neler?

Dr. Hasan Yavuz: Cibuti altı şehirden, yaklaşık bir milyon nüfustan ve yirmi iki bin kilometrekare topraktan oluşan Doğu Afrika’nın en önemli stratejik ve dünyaya açılan önemli bir liman kapısı. Cibuti’nin bu kadar genç bir cumhuriyet ve devlet olmasının yanında bir o kadar stratejik önemi söz konusu. Cibuti’nin etrafına baktığımız zaman birçok ülkenin istikrarsızlık, şiddet sarmalı içerisinde olduğunu görürüz. Birçok ülkenin limana, denize bağlantısının olmadığını görürüz. Ve hatta deniz, kara ve demiryolları ile ticaret yollarının Cibuti üzerinden özellikle Doğu Afrika ve Sahraaltı Afrika ya bağlandığını görürüz. Dolayısıyla bu Cibuti’yi önemli hale getiriyor. İkinci bir önemli noktası Cibuti’nin 20 tane Doğu Afrika ülkesiyle Gümrük birliğine sahip olan bir ülke olması. Bu Doğu Afrika dediğimiz hükümetler arası komite koordinasyon kurulu var. IGAD denilen uluslararası bir kuruluştur bu. Bu kuruluşun etki alanı yaklaşık 250-300 milyon nüfusa sahiptir. Bunun genel sekreterliği de Cibuti’dedir. Bu bugünkü konjonktürel ve stratejik ehemmiyeti. Cibuti’nin tarihteki ehemmiyetine baktığımız zaman tarihte o topraklar Habeşistan toprağıdır. Tek bir devlet ve tek bir ülke geniş bir coğrafya ve toprak bütünlüğüne sahip. Bugün, Habeşistan denilen bölge üzerinde tam altı tane ülke var olmuştur. Bu ülkelerin en güvenli noktası şu anda Cibuti’dir. Stratejisi güvenli olmasından kaynaklanıyor. İki ticaret limanı Doğu Afrika’nın ve Orta Afrika’ya açılan en önemli tren yollarının, transport ulaşım, ticaret yollarının düzgün ve işler hale gelmesi Cibuti üzerindendir. Üçüncü önemi bankacılık sisteminin uluslararası sisteme sahip olmasıdır. Dördüncüsü de serbest ekonomi piyasası, ekonomik istikrar ve güvenin olmuş olmasıdır. Beşinci faktör, bizim için, Türkiye için önemli olan, Müslüman bir ülke, Osmanlı yadigarı toprak olmasıdır. Dolayısıyla biz tarihi, kültürel ve sosyal açıdan da Cibuti ile bizim ortak birçok alanlarımız, ortak değerlerimiz, ortak kültürlerimiz, ortak tarihi ve dini alanlarımız mevcuttur. Habeşistan’a ilk hicret eden Müslümanların, Hz. Peygamberin Mekke’den göndermiş olduğu ilk Hicret edenlerin de ayak bastığı yerdir. Dolayısıyla 8. yüzyılda İslam’la tanışmış bir coğrafyadır. Bu coğrafyanın tarihteki önemi bu, bugünkü önemini de saydım. Şimdi böyle bir coğrafyada ekonomik ölçekte etkili Çin var. Yaklaşık Afrika’nın tamamında 300-400 milyar dolarlık ticaret hacmi vardır. Cibuti’de başka askeri üsler vardır. Afrika’yı, Orta Doğu ve Körfez ülkelerini içerisine alacak en büyük askeri üsler Cibuti’dedir. Tarihteki sömürgecilik döneminden kalma Fransızlar vardır. Zaten resmi dili Fransızcadır. 1977’de bağımsızlığını kazanmış en genç Cumhuriyet devletidir. Ülkede 20 ye yakın Büyükelçilik 6 civarında Uluslararası kuruluşların temsilcilikleri bulunmaktadır.

Yani Amerikan, Fransız, İtalyan, Japonya askeri üsleri ve Avrupa Birliği’ne ait askerler bulunmaktadır. Şimdilerde Cin ve Rusya askeri üs kurmak istemektedirler hatta Çin anlaşmasını yapmış ilk kez dışarıda bir askeri üssünü Cibuti de kurma çalışmalarına başlamıştır. Dünyanın en önemli ilk 10 süper gücü siyasi ekonomik ve askeri anlamda Cibuti’yi adeta üs kabul etmiş ve yerleşmişlerdir. Yine bu topraklarda sömürgeci, emperyal güçler olarak İngiltere’yi, İtalya’yı ve Fransa’yı görüyoruz.

Osmanlı dönemi?

Türkiye bu topraklar ile kader birliği olmasına rağmen yaklaşık 100 yıl geç gelmiştir. Bu topraklar Osmanlı ile yaklaşık dört yüz yıl birlikte yaşamıştır. Osmanlı oraya iki şey sebebiyle gitmiş. Birincisi; Kızıldeniz, Mısır, Harem-i Şerif, Yemen bağlamında Kızıldeniz’in güvenliğini sağlamak için gitmiş. Ve yaklaşık 400 yıl bugün sınırları içerisindeki Tacüra kentinde Osmanlı askeri karargâhı orada hizmet vermiş. Kızıldeniz’deki ticaret güvenliğini sağlamak ve Afrika’daki insanlara insani yardım, ekonomik yardım, sosyal yardım ve ilişkilerinin gelişmesi için bir askeri üs olarak değerlendirmiş. İkincisi Harem-i Şerif’in korunması amacıyla bulunmuş. O dönemde 16.yy özellikle 17.yy döneminde Portekiz ve İspanyolların Doğu Afrika’ya gelip, istila etme girişimleri, saldırıları, bombalamaları ve Harem-i Şerif’i tehdit etmeleri sebebiyle Yemen, Mısır ve Cibuti ekseninde Kızıldeniz’in Babü’l-Mendeb denilen en dar geçidinde Osmanlı adeta demirden, zırhtan, kalkandan bir koruyucu olmuş, Harem-i Şerif’i istiladan korumuştur. Dolayısıyla bu üç ana unsura baktığımız zaman, bugün Cibuti’nin önemi gün gibi ortadadır. Biz neredeyiz Türkiye olarak? Biz Türkiye olarak ilk kez Cibuti’ye 15 Şubat 2013’te 100 yıl sonra yaklaşık, ilk büyükelçiliğimizi kurmak üzere görevlendirildik ve göreve başladık. 6 ay gibi kısa bir dönem içerisinde büyükelçiliğimizi kurduk ve oradaki ekonomik, eğitim, sağlık, sosyal, siyasi, kültürel, enerji ve teknik alanlardaki tüm ilişkilerimizde özellikle su, tarım ve insani diplomasi politikalarımıza dair kardeş ve dost ülkeye üç yıl içerisinde inanılmaz bir cesaret örneği göstererek; o karmaşık, o devlerin arenasında güzel bir Türkiye imajı oluşturduk. Tabi Çin’in buradaki tek hedefi var. Singapur, Dubai gibi burada ticari bir üs oluşturup, limanların işletmesinin tamamını satın alarak, Etiyopya’ya, Addis Ababa’ya, Mekele’ye bağlayan demiryollarını, yol ihalelerini almak suretiyle Cibuti üzerinden bütün Afrika’ya, en güvenli noktadan ticaret mallarını ihraç etmenin bir hedefi içerisinde. Tahmini olarak da 400 milyar dolarlık bir pay ve pastası vardır. 2013’te bir büyükelçiliğimizi açtığımızda ve Cibuti’ye geldiğimizde ben şöyle bir gezdim; ticaret odasını, ticaret adamlarını, oradaki önemli ticaret kuruluşlarını. Orada iki malımız vardı bizim. Bir Orkide yağı, iki Duru sabunu. Ve ülkede toplam iki tane Türk şirketi ve on iki de Türk vardı. İşçi veya şirket sorumluları idi bunlar da. Ama 2015’te ayrılırken gördüğümüz manzara bizim yüreğimize su serpmişti. Tam 20’ye yakın Türk şirketi vardı, 400 çalışan insanımız vardı ve sadece artık 2 malla değil; inşaat, sağlık, mobilya, askeri ve gıda alanlarında bütün Türk mallarını Cibuti’ye ve Cibuti üzerinden Doğu Afrika’ya rahatlıkla gittiğini gördük. Ticaret hacmimiz de yaklaşık o günkü 2 milyon dolardan, 80, 90, 100 milyon dolarlara zaman zaman çıkmış bir dönüm noktasına geldik. Bu tabi 3 yılda Türkiye’nin Afrika açılım politikası ve daha sonra geliştirdiği ortaklık politikası çerçevesinde Afrika’ya verdiğimiz önemin bir göstergesidir.

Erdoğan’ın Cibuti’ye yaptığı ziyaret esnasında imzalanan anlaşmalar şu anda hangi aşamada?

Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti Cibuti’de bir ilktir. Cumhurbaşkanlığı seviyesinde, tarihi itibariyle bir ilk ziyarettir. Hakikaten son derece önemli ve stratejik bir ziyaret olmuştur. Ziyarette en üst seviyede ağırlanmış ve karşılanmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın gelişiyle başlayan sürecin en tavan yaptığı bir dönem olması hasebiyle Cibuti, Doğu Afrika ve Türkiye ilişkilerinde çok önemli bir noktayı yakalamış bulunmaktayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın gelişiyle bizim orada tarih ve kültürel birlikteliğimizin bir nişanesi olarak altyapısını hazırladığımız “İstanbul Meydanı”nın temelini attık. “Burhan Bey Caddesi” ki Cibuti’nin ilk valisidir, o topraklarda şehit edilmiştir. Onun adına bir caddenin restorasyonunu başlattık. Yine İstanbul Meydanı üzerine de bir Ahmed Mazhar Bey Şehitliği ki o da Osmanlı’nın en son Harar Başkonsolosu olarak yine Cibuti topraklarında şehit edilmiştir. Bunların temeli atıldı ve tarihi kültürel kardeşliğimizin çok önemli bir nişanesi olarak bugün ve yarın gelecekte de o topraklarda onurla devam edecek ortak bir projemizdir. İkincisi daha önceki anlaşmalarla birlikte bugün son 3 yıl içerisinde Cibuti Türkiye arasında 30’ya yakın anlaşma imzalanmıştır. Daha önceden de 7 civarında anlaşmamız vardı. Şu anda 30 civarında Cibuti’yle anlaşmamız söz konusudur. Fakat Cibuti’de bizim Sayın Cumhurbaşkanımızın gelişiyle birlikte talimatlandırdığı çok önemli bir şey vardır. O da; bu ülkenin en önemli ihtiyacı su ve enerjidir. Bugüne kadar hep sömürge güçler tarafından istismar edilmiş, fakirleştirilmiş, yoksullaştırılmış ve yoksul hale getirilmiştir. Enerji son derece düşüktür, pahalıdır ve Etiyopya’dan alınmaktadır tamamıyla. Enerji havzaları olmasına rağmen bunu yeterli materyal ve eleman eksikliği dolayısıyla yapamamaktadır. Biz orada bir baraj yapımı sözü verdik ve şu anda baraj projemiz bitti. Bu barajda 4 şey hedefledik. Öncelikle o ülkenin su ihtiyacı. İkincisi enerji ihtiyacı. Üçüncüsü baraj etrafında tarımsal ve hayvansal alanların oluşturulmasıdır. Dördüncüsü ise Etiyopya yüksek, Cibuti -150. Buradan, ormansız dağlardan gelen hızlı bir yağmur sularıyla ölümlere yol olan sel felaketi meydana geliyordu. Bunlar da büyük ölçüde önlenmiş olacak ki bu bir ülkenin kaderini değiştirebilecek en önemli projelerden bir tanesidir. İkincisi, biraz önce bahsetmiş olduğum ekonomik alandaki ilişkilerimizdi. Ekonomik alandaki ilişkilerimizde Türkiye farkındalığı oluştu ve Cibuti iş dünyası ve Cibutili işadamlarıyla yapılan tüm ortak çalışmalar, karşılıklı ziyaretleşmeler ve imzalanan işbirliği protokolleri sebebiyle bir algı oluştu ve bu algı şu cümleyle ifade ediliyor artık: “Avrupa kalitesinde Asya fiyatında Türkiye” Bunu biz değil Cibutililer slogan haline getirdiler ki bizim de çok hoşumuza gitti. Bunu da ciddi anlamda destekliyor ve değerlendiriyoruz. O liman bölgesinin olmuş olması bizim o güne kadar Türkiye’den gelen mallarımız Süveyş Kanalı’ndan geçip, Cibuti’nin önünden Hint Okyanusu’ndan direk Dubai’ye geçiyordu. Dubai’den tekrar gemiye bindiriliyor ve tekrar aynı güzergahı takip ederek Cibuti Limanı’na geliyor ve Cibuti Limanı’ndan Afrika’ya dağılıyordu. Yani iki masraf vardı. Afrikalı işadamı uçakla Dubai’ye gidiyordu, gemi iki defa gidip geliyordu. Biz buradaki rantı ve ikilemi gördük. Türkiye’nin yapması gereken dost ve kardeş ülkeye hem kalkınmayı, hem dayanışmayı hem de paylaşmayı hedefleyen ekonomik bir üs kurmaya geldik dedik. Yani burada askeri üsler kurmuş herkes, biz de gerçek bir dost ve kardeş olarak bu ülkede kardeşlik üssü, merhamet üssü ve ekonomik üs kurmaya karar verdik. Bu ortak paylaşımı, ortak kalkınmayı hedef alan bir tabirdir ve kesinlikle sömürgeci bir üslup, sömürgeci bir eda ile bu topraklara biz gitmedik. Dikkat ederseniz ilk yaptığımız iş bizim insani yardımlardır, tarih ve kültür diplomasisidir, ahlaki ve dini alanlardaki birlikteliğimizi ortaya çıkarmaktır. Sonra, ülkenin en temel ihtiyaçlarından su, enerji, tarım, eğitim ve sağlık alanlarında olmak üzere ilişkilerimize başladık ve sonrasında da ekonomiye odaklan dik. Ekonomide de çok şükür ilk defa yurtdışında Türkiye Ekonomik Özel Serbest Bölgemizi kuracağız. 5000 dönümlük araziye özel bir kanun ve karar çerçevesinde Türkiye Özel Ekonomi Bölgesi diye limana ve denize sıfır bir noktada anlaşması imzalandı ve alındı. Bu bölgede artık Türkiye’nin şirketleri, malları, iş dünyası bu stratejik ve küçük ülkeden Doğu Afrika ve Sahraaltı ülkenin tamamına batıya varıncaya kadar ekonomik bir köprü kurarak, ortak bir kalkınma, paylaşma ve dayanışma hedefli üssü oluşturulmuş olacak geç geldiğimiz kardeş, dost ve tarihi coğrafyada varlık ve bayrak göstermiş olmaktayız.

Ekonomi ve yatırım olarak Afrika’da karşı karşıya gelen batı ülkeleriyle Çin arasındaki gerilim pekin yönetiminin başta Cibuti özelinde olmak üzere Afrika’daki askeri hamleleriyle nereye evrilebilir?

Çin’in sadece Cibuti’de değil tüm Afrika’da uzun bir süreden beri ekonomik hedefli çalışmaları var. Cibuti’deki ekonomik hedefli çalışmalarına askeriyi de ekleyebiliriz. Şu anda ülkede 5 tane askeri üsse ilaveten Rusya ve Çin tarafından askeri üs talepleri gelmiştir. Buralara askeri üsler kurmayı hedeflemişlerdir. Neden? Çünkü oradasınız, mallarınız oraya gidiyor, Cibuti üzerinden bütün Afrika’ya gidiyor, gemileriniz gidiyor. Bu sefer bir güvenlik problemi oluşuyor. Güvenliği sağlayabilmek için de askerinizi getiriyorsunuz. Rahat bir ticaret unsuru oluşturabilmeniz için askeri birliğinizi kuruyorsunuz. Bu askeri birliği de kurduktan sonra, ta 70’li yıllara gelinceye kadar Afrika’daki sömürge ülkelerinin yapmış olduğu açlık, yoksulluk, geri kalmışlık sınırını aşağılara da iten politik uygulamalar Afrika’yı hakikaten mazlumlaştırmış ve geri bırakmıştır. Hastalıkların içerisine, şiddet sarmalına, güvensizlik ortamına, istikrarsızlığa itmiştir. Saymış olduğum bu ilkeler karanlık bir tablodur. Bu karanlık tablodan da her zaman emperyal ve karanlık güçler istifade etmişlerdir. Afrika’nın yer altı kaynaklarına; altınına, enerjisine, petrolüne rahat ulaşmanın yolu o ülkeleri istikrarsızlaştırmaktan geçmektedir. Güvensizleştirmekten geçmektedir. Ve tabii ki bölmekten geçmektedir. Konumuzun başında ifade ettim. Doğu Afrika’daki en geniş toprak Habeşistan topraklarıydı. Habeşistan topraklarında bugün 6 ülke vardır. Yaparlar mı bilemiyorum ama imkan olsa 7, imkan olsa 8 devlet yapacaklar. Dolayısıyla bu güvensizleştirme, istikrarsızlaştırma ve bölme taktikleri orayı bir sömürge aleti haline getirmede önemli bir etken. Tabi Çin’in oraya girmesiyle sömürgeciler arasında acımasız bir rekabet başladı. Özellikle Amerika siyasi ve askeri alanda bütün gücünü devam ettirmede ve çok güçlü yatırımlar yapmakta. Çin hakeza. İnanılmaz kredi imkanları açmakta. İnanılmaz bir Çin’den maliyeti düşük işçi getirmekte. Maalesef bu işçilerin bir çoğu da Çin’de ceza giymiş, hüküm giymiş, mahkum olmuş insanlar ve yokluk pahasına Afrika’da Çin şirketlerinde çalıştırılmaktalar. Bu da aslında bir nevi kültür ve ahlaki dejenerasyonu da beraberinde getirmektedir. Afrika halkı Çin mallarının kalitesizliği ve işçilerinin de bu şekilde bir kültür emperyalizmi yapmaları sebebiyle Çin’i yeni bir sömürgeci olarak görmektedir. Ve böylece de Çin oradaki mevcut sömürge ülkelerinin de bir korkulu rüyası haline gelmiştir. Ve şu anda Afrika’da görülmeyen çok ciddi ve şiddetli bir ekonomik ve sahip olma savaşı vardır. Bu savaş içerisinde zaman zaman şiddetleri görüyoruz, zaman zaman terör saldırılarını görüyoruz, zaman zaman her bölgede değişik isimlerde terör örgütlerini görüyoruz ve zaman zaman bu batılı ülkelere saldırmakta, zaman zaman da Türkiye’ye, Türk iş dünyasına, Türk büyükelçilerine saldırılarını düzenlemekteler.

Başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere Pekin yönetiminin söz sahibi olduğu uluslararası angajmanlar açısından Çin’in Afrika’daki askeri varlığı sorun teşkil eder mi yoksa bu hamle kendini batı ile yeni ortaklıklar olarak mı gösterir?

Çin’in Afrika’daki varlığı zaten şu anda orada bulunan sömürgeci ülkeleri ciddi anlamda rahatsız etmektedir, özellikle Amerika’yı. Orada ciddi bir menfaat çatışması vardır. Çünkü Çin gayrı safi milli hasılasından çok fazlasını Afrika’ya vermekte, Afrika’da krediler açmakta ve yatırımları kendisi yapmaktadır. Yapmış olduğu sosyal faaliyetler, binaların restorasyonu ve vermiş olduğu kredilerle; işte Cibuti’deki gibi çok önemli ve Afrika’daki limanı inşa etmesi, hemen arkasından Tacura’da başka bir limanı inşa etmesi, Tanzanya’da, Ruanda’a, her tarafta etkin varlık olması ve bizzat nüfusu da taşıması ve Çin devlet şirketleri aracılığıyla o topraklara girip mallarını götürmesi, oradan aldığı malları da limanlar aracılığıyla dünyaya ihraç etmesi tabi burada mevcut yapıyı, sömürge unsurlarını yeniden Afrika politikalarını gözden geçirmeye itmiştir. O yüzden Amerika Afrika’daki varlığını güçlendirmek için birçok alanda askeri üsler açmıştır. Onun için Fransa kesinti yaptığı savunma ve askeri harcamalarında yeniden musluklarını açmak suretiyle Afrika’daki, yaklaşık 24 tane Fransızca konuşan ülkelerde olmak üzere ekonomik ve askeri varlığını yeniden ve daha güçlü, daha temel unsurlara bağlamak için bir gayrete başlamıştır. Burada üçüncü bir faktör ortaya çıkmıştır işte. Beklemediği ve mevcut sömürge güçlerinin hoşlanmadığı bir faktör ortaya çıkmıştır. O da Türkiye faktörüdür. Türkiye 2005 yılında Afrika açılım politikasını yürürlüğe koyması sebebiyle de 2005’ten bu yana ortak partner olarak ciddi bir mesafe almıştır. Diplomatik temsilcilikler, Türk Hava Yolları’nın uçuş noktaları, kurumsal ilişkiler ve gelişen ticari ekonomik hacmiyle Afrika’da bayrak gösteren çok önemli bir ülke haline gelmiştir.

Cibuti dünya deniz ticaretinin önemli bölümünün gerçekleştiği bir bölgede yer alıyor ve yabancı yatırımcılara da sıklıkla çağrıda bulunuyor. Geçen yıl 50 hektarlık bir alanda Türk yatırımcılara yönelik Türkiye Ekonomik Özel Bölgesi kurulacağı açıklanmıştı. Proje hangi aşamada?

Cibuti deki mevcut serbest bölge projesine biz girmedik. Çünkü Serbest bölgede her ülke var. Her ülkenin ticaret yapma hakkı var. Sizin bayrağınız var ama orada şirketleriniz sadece özel olarak gidip, bürolar tutup ticaret yapıyor. Biz bunu istemedik. Bizim istediğimiz şuydu. Türkiye olarak Cibuti’de stratejik partner olarak bulunalım. Siyaseten bulunalım, ekonomik olarak bulunalım ve sadece Türkiye olarak bulunalım. Biraz önce bahsetmiş olduğum Mısır, Hint Okyanusu ve Dubai üzerinden Afrika’ya yapılan ticari sevkiyat, bizim malların Dubai üzerinden girmesine sebebiyet vermektedir. Dolayısıyla Türkiye, Afrika ilişkilerinde birçok ticari kalemde görülmemektedir. Çok yapmamıza rağmen görülmemektedir. Bunun için biz işadamlarımızın ve iş dünyamızın, daha etkin, hukuki zeminlere daha sağlam basan ve sadece Doğu Afrika değil Orta ve Batı Afrika’ya kadar da, özellikle Sahraaltı Afrika’yı hedef alan ki sömürgecilerin alanları burasıdır aslında, burasıdır yeraltı yerüstü kaynaklarının ve emperyal güçlerin dikkatini çeken alan burasıdır. Biz buralarda tarihi, kültürü, sosyali ve siyasi ilişkilerimizle birlikte mazlum ve mağdur bırakılmış olan bu Afrika halkının Türkiye’nin dost ve şefkat eliyle, üreten eliyle ve gönül gözüyle birlikte, ekonomisini de kalkındırmasıyla, paylaşmayı hedefleyen bir ekonomik hamle başlatmayı istedik. Ve bunun için sadece Türkiye’nin sahip olduğu ve Türkiye’nin işletecek olduğu, Türkiye Ekonomik Özel Bölge statüsünde özel bir kanunla yaklaşık 5000 dönümlük araziyi talep ettik ve o serbest bölge içerisindeki projemizi biz Türkiye Özel Bölgesi statüsünde yapmayı hedefledik. Sayın cumhurbaşkanımızın da ısrarla üzerinde durduğu buydu. Ve inşallah bu konuda; altyapısı, siyasi yapısı ve karşılıklı arazilerin tespiti ve rezervasyon yapılması sebebiyle de altyapısı olgunlaşmış oldu. Şimdi artık Türkiye’nin projelendirme ve hayata geçirme etabı gelmiştir.

Cibuti’deki iki mevcut limanın yanında iki liman daha inşa ediliyor. Şu anda Afrika’nın teknolojik anlamda en gelişmiş limanı da, 6 milyar dolarlık yatırımla yapımına başlanan Doraleh Limanı... Bu liman Afrika boynuzunda nasıl bir görev üstlenecek?

Evet, işte bahsetmiş olduğum Doraleh Limanı’dır o. Mevcut Cibuti Limanı’nın tamamını söküyorlar, Doraleh Limanı alanını, yaklaşık 50.000 hektarlık bir alanı tek bir liman haline getiriyorlar. Yani Cibuti Limanı değil artık Doraleh Limanı olacak. Orada petrol sevkiyatı var, konteyner ticaret limanı var, ayrıca tüm ticaret mallarının; hayvancılığa kadar ithalatı ve ihracatı söz konusu olacak tam kapasiteli bir liman. İşte bu limanın tam merkezinde denize sıfır bir 5000 dönümlük araziyi aldık. Bunun için çok güçlü mücadeleler verdik. Bazen krizler yaşadık, gelgitler yaşadık. Masadan kalkmak zorunda olduğumuz veya kalkmamak zorunda olduğumuz anları yaşadık. Ama çok şükür Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlılığı, Cibuti Cumhurbaşkanı’nın da Türkiye’yle iş yapma iradesi ortaya koyması bize bu güzel imkanı getirdi. Şimdi bizim orada siyaseten hiçbir engelimiz kalmamıştır. Hukuki olarak da kanun olarak da bize rezerve yapılmıştır ve biz şimdi artık Ekonomi Bakanlığımızın koordinatörlüğünde bütün Türkiye; ticari ve siyasi unsurlarımızla birlikte bizim Cibuti’de bu limana girmemiz ve Cibuti üzerinden etki alanı 250 – 300 milyon olan ama ulaşım imkanı ta Ruanda ve Senegal’e kadar ulaşan, Sahraaltı Afrika’ya ekonomik anlamda girmemiz gereken en önemli nokta burasıdır. Bura bizim hayati bir konumumuzdur. Yani başkaları askerle, şiddet sarmalıyla girerken, biz o insanların ayakları üstünde durmasını sağlayacak, ticaret yapmasını sağlayacak, en önemlisi altını çiziyorum birlikte kalkınmayı ve birlikte paylaşmayı hedefleyen bir ekonomik üs kurduk. Burada çok önemli bir anekdot yaşadım ben görüşmelerimiz esnasında. Mesela Cibuti Devleti bir “x” devletine “Su ve sel felaketi yaşıyoruz. Bize bir baraj projesi hazırlayıverin. Parasını ödeyeceğiz” demiş. 12 yıl geçiyor ve baraj projesi bitmiyor. Sonra biz büyükelçiliğimizi açıyoruz, bize bir talep geldi. Biz de bu talebi devletimize ve hükümet yetkililerimize ulaştırdık ve Sayın Orman ve Su İşleri Bakanımız Veysel Eroğlu bir çalışma yaptı. Aynı şunu dedi kendilerine: “3 ay sonra proje elinizde olacak” Ama ben orada yaşadım, hiç kimse inanmadı buna. Hatta güldüler bizim arkamızdan. İşte bunlar da beyazdır. Ama 3 ay sonra Sayın Bakanımız “buyurun kardeşim, projeniz hazırdır ve bir kuruş da talep etmiyoruz” dedikleri andan itibaren Cibuti yetkililerinin ben ağladıklarını gördüm ve Cibutili yetkili bakan aynen şunu söyledi: “Biz inanmamıştık başta buna ve başka beyazlar gibi geldiniz ve söz verdiniz, yapmayacaksınız demiştik ama şimdi Türkiye bizde güven demektir, söz demektir, kardeş ve dost demektir. Artık tüm yönümüzü biz Türkiye’ye yönlendirmek istiyoruz. Biz artık dost eli sıkmak istiyoruz. Bizim bütün değerlerimizi ve bütün imkanlarımızı sizinle yapmak istiyoruz” demek suretiyle güçlü bir siyasi irade ortaya koymuşlardır. Tabi ki bu Cibuti’de yaşayan Müslüman ve Afrika halkını derinden etkilemiş bir olaydır. Ama orada ekonomik rant ve ticari gelir hesabıyla bulunan ülkeleri de rahatsız etmiş bir gelişmedir. Ama Afrika politikamızın en temel unsuru bizim, elbette hedefimiz kimseyi rahatsız etmek, düşmanca tavırlar içerisine girmek, sömürge dönemlerinde olduğu gibi işkencenin kavganın boyutunu yaşatmak değildir. Artık o topraklar Afrika halklarınındır. Yerin altındaki zenginlik, yerin üstündeki yoksulluk birbirleriyle uyuşmuyor. Burada bir çelişki var. Burada işlemeyen bir düzen, sistem var.

Türkiye aslında Afrika politikasıyla, ortaklık politikasıyla; özellikle Mogadişu ve Somali kalkınma hamlesiyle Afrika’da bir farkındalık yaratmıştır ve o farkındalığın en temel unsuru da almadan veren konumunda bir Türkiye oluşturmuştur. Ve Türkiye Afrika’da dünkü dostluğumuz, kardeşliğimizin yanında bir de hedef tahtasına oturulan bir ülke konumuna gelmiştir. Ama siyasi arenada artık bu masada biz de varız. Ama bizim oturuş şeklimiz kardeşlik ve dostluk oturuş şeklidir. Bu, tarihin derinliklerindeki ortak değerlerimizi yeniden ortaya çıkartarak Afrika’nın sömürge ve kara tarihinin yerine dayanışmayı, kardeşliği, dostluğu ve ortak paylaşmayı, ortak refahı hedef alan bir dış politika...



İlgili Konular Cibuti
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş