Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


21:34, 30 Mart 2017 Perşembe
10:20, 28 Nisan 2016 Perşembe

  • Paylaş
Fahrettin Gün: Eşref Edib’in mirası anlamlı ve işlevseldir
Fahrettin Gün: Eşref Edib’in mirası anlamlı ve işlevseldir

Yayınlandığı dönemde en popüler İslâmcı dergilerden biri olan Sebilürreşad mecmuasını ve Eşref Edib'i Fahrettin Gün’le konuştuk

Asım Öz | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

II. Meşrutiyet`in ilanından itibaren İslâmcılık düşüncesinin yayın organı şeklinde intişar eden Sırat-ı Müstakim -Sebilürreşad mecmuası, Cumhuriyet döneminde çok partili hayata geçiş sürecinde yine Eşref Edib`in öncülüğünde “Din hürriyetinin sembolü` olarak tekrar yayınlanmaya başlanmıştır. Yayınlandığı dönemde (1948-1966) en popüler İslâmcı dergilerden biri olan Sebilürreşad`da, din siyaset/din-devlet bağlamında oldukça önemli ve özgün makale ve yorumlar yer almıştır. Eşref Edib’i ve Sebilürreşad mecmuasını Fahrettin Gün’le konuştuk. Gecikerek yayımlanan bu söyleşinin Eşref Edib’in eserlerinin anlaşılmasına katkı sunacağını düşünüyoruz.

Asım Öz: Sırat-ı Müstakim mecmuasının Sebilürreşad’a dönüşmesinin sebebi nedir?

Fahrettin Gün: Sırat-ı Müstakim mecmuasının sahipleri olan Ebu’l Ula Mardin ile Eşref Edib Fergan arasındaki anlaşmazlıktır. Bu anlaşmazlıktan sonra Sırat-ı Müstakim adı Sebilürreşad’a dönüştürülmüştür. Anlaşmazlığın ciddiyetini göstermesi açısından gerek Ebu’l Ula Mardin ve gerekse Eşref Edib’in farklı mecmualar çıkarmış olmaları gösterilebilir. Ebu’l Ula bu anlaşmazlıktan sonra “Kelime-i Tayyibe” adıyla bir başka mecmuayı neşre başlarsa da ancak 6 sayı yayınlayabilmiştir. Eşref Edib ise çeşitli fasılalarla Sebilürreşad’ı bu ayrılıktan sonra 924 sayı yayınlamıştır.

Eşref Edib bahsi geçen hadiseden takriben kırk yıl sonra Ebu’l Ula ile birlikte nasıl çalıştıklarını Sebilürreşad’da konu edinen bir yazı kaleme alsa da bu olumsuzluğa değinmez. Yerinde ve anlamlı bir tavırdır bu.

EŞREF EDİB’İN BASIN HAYATINA GİRİŞİ

Eşref Edib’in matbuat hayatına girişi ve Sırat-ı Müstakim’le ilişkisi nasıl gerçekleşiyor?

Eşref Edib’in yükseköğrenim yıllarında başlayıp daha sonraki yıllarda da sürüp giden bir faaliyeti var. Dönemin önde gelen ulemâsının vaaz ve sohbetlerini not etmek... Çok başarılı bir şekilde bu görevi yerine getirir. Bu doğrultu da Hacı Adil Bey’in, bilhassa da Hakkı Bey’in (Sadrazam Hakkı Paşa’nın), “Hukuki İdare ve Hukuki Düvel Notları”nı, Büyük Haydar Efendi’nin “Usulü Fıkıh Notları”nı ve Cuma günleri Ayasofya Camii’nde vaaz eden Manastırlı İsmail Hakkı Efendi’nin konuşmalarını not tutar. Bu notlar ve tahrirler, Babıâli’deki İbrahim Hilmi Kütüphanesi’nce neşredilir. Eşref Edib Fergan, böylece daha Mekteb-i Hukuk’taki öğrencilik sıralarında muharrirliğe başlar. Daha sonrada söz konusu notları Sırat-ı Müstakim’in birinci cildinde neşreder.

Kısacası, Eşref Edib’in basın hayatına girişi Hukuk Fakültesinde okuduğu yıllardır.

Tabii Eşref Edib, bu gerçekten takdire değer çabayı sonraki yıllarda da devam ettirir. Şair Mehmed Âkif’in Millî Mücadele yıllarında Balıkesir’den başlayarak (1920) Kastamonu ve havalîsinde yaptığı çok önemli konuşmaları kaydeder ve bunları Sebilürreşad mecmuasında yayınlar. Eşref Edib’in tuttuğu notlar böylelikle büyük bir yekûn oluşturur. Nitekim Sırat-ı Müstakim-Sebilürreşad Kütüphanesinin oluşumunda onun fiili gayretinin yanı sıra bu notların da büyük payı vardır.

Peki, Eşref Edib’in Mehmed Akif’le tanışması hangi yıllara rastlıyor?

Eşref Edib Serez’den 1902’de İstanbul’a gelir ve bir süre sonra Mekteb-i Hukuk’a kaydolur. Üstad Mehmed Âkif’le bir “ihya gecesi”nde Fâtih’te Bosnalı Ali Şevki Efendi’nin evinde tanışırlar. Daha doğrusu ev sahibi olan Ali Şevki Efendi onları tanıştırır. Eşref Edib hemen kalkıp Mehmed Âkif’in elini öper. Âkif’de ona ilgi ve yakınlık gösterir. Ve yaşam boyu sürecek dostluğun temeli böylece atılmış olur. Bu tanışma 1904-1905 yıllarında olsa gerek…

MESAFELİ VE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM

Derginin 1925’e kadar devam eden yayın hayatında devrin iktidarlarıyla ilişkisi hakkında neler söylenebilir?

Mesafeli ve eleştirel bir yaklaşım söz konusu... İttihad ve Terakki’ye karşı mesafelidir. Sert eleştiriler yöneltir, bu sebeple İttihad ve Terakki yönetimince Sebilürreşad birkaç kez kapatılır. Diğer taraftan 1923 de Cumhuriyetin ilânından sonra büyük bir ivme kazanan “Batılılaşma-Garplılaşma” hareketine karşı yayın yoluyla eleştiriler yapar ve Garplılaşma çabalarına karşı çıkar. Garplılaşma çabaları doğrultusunda İslâmiyet’in temel müesseselerine yapılan saldırılara karşı muhalefetini artan bir şiddetle sürdürür. Ülkedeki seküler nitelikteki değişimlere karşın “İttihad-ı İslâm” düşüncesi doğrultusunda Sebilürreşad Mecmuası yayınlamaya devam edilir. Lozan Andlaşması’ndan sonra İslâmcı kesimin Meclis’ten ve etkin odaklardan tasfiye edilme teşebbüslerinden Sebilürreşad’da büyük ölçüde etkilenir. Nihayet Şeyh Said “İsyanı” bahane edilerek çıkarılan “Takrir-i Sükûn Kanunu”yla birlikte Millî Mücadele’de geniş halk kitlelerini büyük ölçüde etkileyip zaferin kazanılmasında büyük payı olan Sebilürreşad dergisi de kapatılır (6 Mart 1341/1925) ve sahibi olarak Millî Mücadele’nin başarısında tartışılmaz bir yeri olan Eşref Edib, tutuklanarak İstiklâl Mahkemelerine sevk edilir. Uzun muhakemelerden sonra Eşref Edib Fergan, yayın faaliyetlerini durdurmak şartıyla 13 Eylül 1925’ de serbest bırakılır.

Sebilürreşad’ın Millî Mücadele sürecindeki yeri nedir? Bu dönemde derginin Ankara ile olan ilişkilerinde sonraki yıllarda yaşanacak bazı siyasi meselelere ilişkin ipuçları var mı?

Mehmed Âkif ve Eşref Edib’in öncülüğünde çıkan Sebilürreşad Mecmuası başından itibaren Millî Mücadeleye destek verir. Millî Mücadele ateşini yakan, harlandıran bir işleve sahiptir.

İstanbul’da işgal devletlerinin müthiş zulmü ve tazyikleri altında Millî İstiklâl dâvasını müdafaa eder, Sebilürreşad’ı gizli gizli bastırarak Anadolu’ya sevk edilir. Anadolu’daki istiklâl mücadelesini bütün kuvvetiyle destekleyip, hem İhtilaf Devletleri’ne ve Saraya karşı cephe alır, hem de Sebilürreşad kadrosu “Bugün İcma-ı Ümmet Anadolu’dadır” serlevhası altında Kuvâ-yı Milliye hareketine desteğini sürdürür. Sonunda İşgal kuvvetlerinin baskısı İstanbul’da yayın yapma imkânını ortadan kaldırınca önce Âkif Ankara’ya gider. Sonrada onun tavsiyesi doğrultusunda Eşref Edib Sebilürreşad’ın klişesini yanına alır ve Kasım 1920’de İnebolu yoluyla Kastamonu’ya geçer. Burada Mehmed Âkif’le buluşur ve Âkif’in o pek meşhur başta Nasrullah Camii’nde olmak üzere Kastamonu havalîsinde verdiği hitabeleri not eder ve binlerce nüsha bastırarak Anadolu’ya gönderilir. Ayrıca Eşref Edib’de pek çok yerde Millî Mücadeleyi destekleyen konuşmalar yapar. Kastamonu ve ilçelerinde Millî Mücahedeyi örgütler. Âkif’le birlikte Eşref Edib’de Kastamonu’dan Ankara’ya gelip Taceddin Dergâhı civarına yerleşir. Ankara’da Sebilürreşad’ı neşre devam edilir. Arka arkaya neşredilen Sebilürreşad, Millî Hükümet tarafından binlerce bastırılarak bütün cephelere sevk olunur ve bütün askerî kıtalarda okunur; ülke sathında iman ve inanç ateşini körükleyerek İstiklâl Mücadelesi’ni harlandırır, alevlendirir.

Bu noktada bir hususu daha belirtmekte yarar var: Mehmed Âkif Ankara’ya gitmeden önce halk tarafından Millî Mücadele hareketine İttihad ve Terakki’nin yeni bir oyunu olarak bakılır. Âkif’le birlikte bu algı tamamen değişir.

Diğer taraftan, 1921 yılında Mehmed Âkif Millî Mücahede’nin zaferle neticeleneceğinden emindir. Ne var ki, zafer sonrasından ümitsizdir. Âkif ve arkadaşları bazı meseleleri çok önce görmüşlerdir.

1925’te Sebilürreşad’ın kapatılmasının sebebi nedir?

Muhalefetin top yekûn tasfiyesine girişilir. Şeyh Said İsyanı bahane edilerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu/Huzuru Sağlama Yasası çerçevesinde İstanbul matbuatının tasfiyesi doğrultusunda birçok gazeteyle birlikte Sebilürreşad’da kapatılır. Eşref Edib, yeni yapılan ve henüz inşaat kalasları bile alınmamış bir hücrede ölü kafatasları arasında hapis yatar. Ankara İstiklâl Mahkemesince yargılanır ve suç bulunamayınca da İsyan Bölgesi İstiklal Mahkemesine gönderilir. İstiklâl Mahkemeleri arasında Ankara ile Şark İstiklâl Mahkemesi arasında bir fark vardır. Ankara İstiklâl Mahkemesinin verdiği idam kararlarını Meclis’e onaylatmak zorundadır. Şark ya da İsyan Bölgesi İstiklâl Mahkemesi’nin verdiği kararlar anında infaz edilir. Hüseyin Avni Ulaş’ın ifadesiyle “Allah’ın Meclis’e vermediği adam asma hakkını daha sonra Meclis, İsyan Bölgesi İstiklâl Mahkemesine vermiştir.” Tabii bu Şark İstiklâl Mahkemesi’nde “kelle müzayedesi” yapıldığı ve yüzlerce kişinin asıldığı da bir hakikattir. Kelle müzayedesinde bir kişinin bedeli 550 altındır. Şark İstiklâl Mahkemeleri üyeleri Doğu’da kulplu kulpsuz altın diye bir şey bırakmamışlardır.

Eşref Edib’in de bulunduğu “Gazeteciler Davası” Ankara’nın, muhalif olan İstanbul matbuatına bir gözdağı hareketidir. Bu nokta da Mustafa Kemal Paşa’nın ilk İstanbul’a geliş tarihinin 1 Temmuz 1927 olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır. Cumhuriyetin 29 Ekim 1923 ilân edildiği düşünülürse, Mustafa Kemal İstanbul’a ancak 4 yıl sonra gel(e)miştir.

İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanan Eşref Edib’e ne tür suçlamalar yöneltilir?

Suç hamledilmeye çalışılır. İstiklâl Mahkemesi üyelerinden Mustafa Kemal’in temsilcisi durumunda olan ve her gün gizli şifre ile Ankara ile haberleşen Ali Saib, Sebilürreşad’la Şeyh Said arasında bağıntı kurmaya çalışır. Seküler değişimlere karşı olduğu, Şapka inkılâbı gibi konularda suç isnad edilmeye çalışılır…

Burada Eşref Edib’e dolayısıyla Sebilürreşad’a yöneltilen “Şeyh Said’i kışkırtmak” şeklindeki suçlama ile 1952’deki Malatya Suikastı sonrasında gerek Sebilürreşad’a gerekse diğer İslâmcı dergilere yöneltilen suçlamalar arasında bir paralellik kurulabilir mi?

Kısmi olarak bir paralellik söz konusudur. Şeyh Said Hadisesi’nde, teşvik ve yönlendirme iddiası var. Şeyh Said ve arkadaşlarının Sebilürreşad’da çıkan yazılardan etkilendiği… Ahmet Emin Yalman hadisesinde ise açıktan bir kalem kavgası söz konusudur. Malatya Hadisesi sırasında da gerek Necip Fazıl ve gerek Eşref Edib’e gençleri yazılarıyla etkilediği, yönlendirdiği iddiası mevzubahistir…

Eşref Edib’in bu yıllarda yaşananları anlatmak için 1958 yılını beklemesini nasıl yorumluyorsunuz?

Eşref Edib bir fikir ve düşünce adamı, bir hukuk doktoru, bir gazeteci, Âkif’in rahle-i tedrisinden geçmiş bir muharrir ve bir Hâfız… II. Meşrutiyet, I. Cihan Harbi, Balkan Savaşı, İttihad ve Terakki Yönetimi, Milli Mücadele Yılları, Cumhuriyet ve sonrasında İslâmcıların tasfiyesi, Tek parti yönetimi ve çok partili hayat… Eşref Edib bütün bunları görmüş, bizatihi yaşamış bir gazeteci. Dolayısıyla iktidara güvensizlik söz konusu. Demokrat Parti’ye güvensizlik, onu itidalli bir duruş almaya yöneltmiş ancak bahsettiğiniz süreçte İstiklâl Mahkemelerine dair hâtıratını kaleme almış, alabilmiştir.

Yine bu noktada Millî Mücadele hareketinde büyük payı olan Eşref Edib aradan iki yıl geçmeden İstiklâl Mahkemesinde idam edilmek üzere yargılanıyorsa bu oldukça düşündürücü bir durumdur. Eşref Edib’in de bu ve benzeri hadiseleri iyi okuduğu söylenebilir.

SEBİLÜRREŞAD TAHRİR HEYETİ VE DEVLET

1925 sonrasında bu dergi çevresinde bulunan pek çok ismin devletle bütünleştiği görülüyor. Sebilürreşad kadrosunun devletle içli dışlı olmasını din-devlet ilişkileri ve entelektüel özerklik açısından değerlendirdiğimizde karşımıza nasıl bir manzara çıkar?

Sebilürreşad tahrir heyeti içinde devletle bütünleşen muharrir sayısı pek yoktur. Fakat başlangıç sürecinde yani Sırat-ı Müstakim kadrosunda yer alan muharrirlerden bazıları için bu doğrudur. Sözgelimi M. Şemseddin Günaltay gibi… Erik Jan Zürhcer’in ifadesiyle “1926’da yapılan temizlik operasyonu”ndan sonra hangi entelektüel özerlikten bahsedilebilir ki…

Peki, bu yıllarda yani Sebilürreşad kapatıldıktan sonra tek-parti döneminde Eşref Edib neler yaptı?

Eşref Edib, Tek Parti döneminde, Sırat-ı Müstakim -Sebilürreşad’ın muharrir kadrosundan geride kalanlarla sohbet toplantıları düzenler. Âsâr-ı İlmiye Kütüphanesini kurarak çoğu tercüme eser olmak üzere yayın faaliyetlerini sürdürür. Yine bu doğrultuda 1930’ların sonlarında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından neşredilen “İslâm Ansiklopedisi”ndeki yanlış ve eksik maddeleri tenkid ve doğruları inşa maksadıyla İzmirli İsmail Hakkı, Ahmet Kamil Miras ve Ömer Rıza Doğrul’la birlikte “İslâm-Türk Ansiklopedisi” ve “İslâm-Türk Ansiklopedisi Mecmuası”nı Ekim 1940 da neşre başlar. Ansiklopedi çalışması “Âzad” maddesiyle akim kalırken, Mecmua 1948 Nisan’ına kadar 104 sayı neşredilir ve Sebilürreşad’ın “Takrir-i Sükûn Kanunu” ile kapatılmasından 22 yıl sonra, “Din hürriyetinin sembolü” olarak gördüğü Sebilürreşad’ı 1948 Mayıs’ında tekrar yayınlamaya başlar. Aslında 1940’lı yıllardan itibaren 104 sayı yayınlanan İslâm-Türk Ansiklopedisi Mecmuası da Sebilürreşad’ın ilk versiyonudur.

Eşref Edib ve arkadaşlarının yayınladığı İslâm-Türk Ansiklopedisi nasıl bir yayın organı? Burada dergi yazarlarının ortaya koydukları dille tek-parti devri öncesindeki dilleri arasında esaslı bir farklılaşma var mı?

Bugün Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan İslâm Ansiklopedisi pek çok hataları olmasına karşın hâlâ kayda değerse bunu Eşref Edib ve arkadaşlarının sağladığını söylemek deyim yerindeyse hakkı teslim etmek olur. Gerek alternatif ansiklopedisi girişimiyle gerek İslâm-Türk Ansiklopedi Mecmuası’nda yönettiği tenkidlerle oryantalistler tarafından yazılan İslâm Ansiklopedisi Türk ilim adamları tarafından tashih edilmiş, eklerle ciddi mânâda katkı yapılmıştır.

İslâm Türk Ansiklopedisi Mecmuası ya da diğer adıyla Muhitü’l-Maarif Mecmuası yazarları olan ilim adamları tarafından İslâm Ansiklopedisi’ndeki, “tariz, iftira ve saygısızlıklar“ sert bir biçimde eleştirilmiştir.

Eşref Edib’in çıkardığı ve “Âzad” maddesinde kesilen İslâm-Türk Ansiklopedisi’nin kadrosu yerli ve yabancı bilim adamları ile gerçekten ehliyetli bir kadrodur. Ne var ki, bu ciddi alternatif ve nitelikli girişim, maddi imkânsızlıklar yüzünden akamete uğramıştır.

Dahası, Bernard Lewis, bu alternatif ansiklopedi girişimini tek-parti döneminde en önemli dinî içerikli muhalefet olduğunu ve tek-partiye çok ciddi darbe vurduğunu belirtir.

1948’de tekrar yayınlanmaya başlanan dergi okurlardan ne kadar ilgi görür?

1908 ile 1925 yılları kadar olmasa da yine de ciddi mânâda ilgi görür. 362 sayı yayınlanması bunun bir göstergesidir.

Derginin yayın hayatına başlarken “Atatürk’ün himmetine” değinmesinden hareketle Tek Parti devrini değerlendirme sürecinde “sinik” bir tutum içinde olduğu söylenebilir mi?

Böyle bir değerlendirme hem Eşref Edib için, hem de Sebilürreşad mecmuasının tahrir heyeti için büyük bir haksızlık ve kadirşinassızlık olur. Efendim, malumunuz ben Eşref Edib’in CHP ile ilgili 40 küsur makalesini derleyip CHP ve DİN başlığı altında makaleler seçkisini yayına hazırladım. Tamamı 364 sayfa. Beyan Yayınlarınca neşredildi. Bu seçkiyi hazırlarken 1948 ile 1952 arasında yayınlanmış 8-10 tane makaleyi (bir de 1959-1960 yılında yayılanmış bir-iki makaleyi) kitaba koyamadım. Çünkü Eşref Edib Tek-Parti dönemini eleştirirken 1920’lerden başlayıp aradaki çeyrek asırlık süreci çok şiddetle tenkid eder. Mustafa Kemal’e ve inkılâplara ilişkinde ağır tenkidleri vardır. Bahsettiğim bu süreçte daha “Atatürk’ü Koruma Kanunu” Menderes Hükümeti tarafından henüz çıkarılmamıştı. Bilindiği üzere söz konusu Kanun 25 Temmuz 1951’de kabul edilmiştir.

Eşref Edib’in bahsettiğiniz tutumu ise tam bir siyasi manivela…

Sebilürreşad’ın çok partili hayata geçildikten sonra yayımlanan sayılarına bakıldığında dergide öne çıkan konu ve kavramlar nelerdir?

Din ve vicdan hürriyeti… Gerçek anlamda dinin yaşanması için var olan yasakların kaldırılması, anayasanın düzeltilmesi. Din eğitim ve öğretimi… Kısacası, Din eksendir, ölçüttür. Hadiselere bu minvalden balkır. Partilere bu perspektifle bakılır...

Bu yıllarda dergide kimler yazı yazmaktadır?

1948 sonrasında mecmuayı bazen Eşref Edib’in tek başına çıkardığı bile olmuştur. Fakat o gençlerin önünü açan da biridir. Ayrıca derginin en önemi yazarlarından biri olan Raif Ogan 1955 yılında yaşadığı bir olumsuzluktan sonra küsüp köşeye çekildiğinde onu ikna edip tekrar yazdıran Eşref Edib’tir. Dolayısıyla muharrir kadrosu Eşref Edib Fergan başta olmak üzere Ahmet Kamil Miras, Cevat Rifat Atilhan, M. Raif Ogan, Hasan Basri Çantay, Ömer Rıza Doğrul, Ömer Nasuhi Bilmen, Ali Fuad Başgil, Yusuf Ziya Çağlı, Yusuf Ziya Kösemen, Kemal Kuşçu, Kadircan Kaflı gibi muharrirlerden oluşmuştur.

Derginin Demokrat Parti ile ilişkileri nasıldır?

Demokrat Parti’ye muhalif bir tutumu vardır. 1949’da Demokrat Parti Genel Başkanı Celal Bayar’ın Bursa İl Kongresinde “Şeriatı ve irticaı asla yaşatmayacağız” beyanı üzeri bu muhalif tutum daha da keskinleşir ve Bayar Sebilürreşad muharrirlerince çok ağır şekilde eleştirilir.

Bayar bir haçlı savaşçısı olan ve Kur’an-ı Kerim’in yeryüzünden kaldırması gerektiğini savunanİngiltere BaşbakanıWilliam Ewart Gladstone’ye benzetilir ve aralarında ilgi kurularak şöyle denir:

“Bir Gladstone, bir Bayar değil, bin Gladstone, bin Bayar çıksa da Kur’an’a ve Şeriata saldırsa yine o ilâhî nur sönmez ve söndürülemez.”… Sebilürreşad yazarlarının bu eleştirileri üzerine DP lideri Celal Bayar dönemin Başbakanı CHP’li Şemseddin Günaltay’a müracaat ederek Sebilürreşad’ın kapatılmasını ister.

1950 seçimlerinden sonra özellikle Ezanın din diliyle okunmasının serbest bırakılması üzerine buzlar erir, ilişkiler ılımlı bir sürece girer. Daha çok Başbakan Menderes’le ünsiyet kurulur. Fakat Menderes’in 1953’deki Kırşehir konuşmasında “millete mal olmuş inkılâplardan dem vurması” ilişkiye son erdirir.

1953 yılında Temmuzunda yalnızca “Menderes masalı”ndan söz edilir. Menderes’in beyanları “masal olan sözler” olarak değerlendirilir ve Menderes’le ilgili, DP ile ilgili 1957’ye kadar hiçbir menfi ya da müsbet haber ya da yazıya mecmuada yer verilmez.

SEMPATİDEN ÇOK İLGİ VE ÜNSİYET

Eşref Edib’in Nurculuk hareketine sempati duyduğunu biliyoruz. Said Nursi ve mücadelesi dergide nasıl değerlendirilmiştir?

Sempatiden çok ilgi ve ünsiyet... Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili ilk latince biyografi çalışması 1952 yılında Eşref Edip tarafından “Risâle-i Nur Müellifi Said Nur, Hayatı, Eserleri, Mesleği” başlığı altında kaleme alınmıştır. 160 sayfadan oluşan bu çalışma yayınlandığı süreçte aynı zamanda ilk “Tarihçe-i Hayat” diye nitelenmiştir. Bediüzzaman tarafından büyük takdirle karşılanmıştır. Dahası, talebelerinin hazırlayıp 1958 yılında “Risâle-i Nur Külliyatı” içerisinde neşrettikleri “Tarihçe-i Hayat” adlı biyografide de Eşref Edib yazdığı kitabın yarısından fazlası iktibas edilmiştir. Bu bağlamda Risale-i Nur Külliyatında pek çok yerde Sebilürreşad ve Eşref Edib isminden sitayişle bahsedilmiştir. Hatta Bediüzzaman Said Nursi “Eşref Edib kırk seneden beri benim iman hizmetinde kardeşimdir. Ben vefat edersem de Eşref Edib’in Nurcular içinde bulunmasıyla büyük bir teselli buluyorum…” şeklinde son derce takdiramiz ifadelere Emirdağ Lahikasında yer vermiştir.

Derginin 1948 sonrası sürecinde aktif bir muhalefeti var. Fakat bu muhalefetin Büyük Doğu kadar ses getiremediği de dikkatlerden kaçmıyor. Bu konuda ne söylersiniz?

Bunun pek doğru olduğunu düşünmüyorum. Sebilürreşad’ın tutarlı bir çizgisi var. Bunda Eşref Edib’in yarım asırlık tecrübesi, olayları yorumlayışı oldukça etken. Dahası, Sebilürreşad ekibinden çoğu vefat etmiş. Ben bu süreçte gerek Eşref Edib’in öncülüğünde çıkan Sebilürreşad’ın ve gerekse Ömer Rıza’nın öncülüğünde çıkan Selamet mecmuasının 1948’lerde Büyük Doğu’dan daha işlevsel olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki Büyük Doğu’ların ilk sayılarına hatta ilk 10 sayısına bakıldığında bu bariz fark kendiliğinden ortaya çıkar. 1954-1955 sonrası ise Büyük Doğu daha öne çıkar. Kaldı ki Büyük Doğu ile DP arasında yaşanan gelgitler Sebilürreşad’da asla yaşanmamıştır. Hatta 1952 ile 1957 arası Demokrat Parti Sebilürreşad tarafından bütünüyle görmezden gelinmiştir. Aynı şeyi Büyük Doğu için ve Necip Fazıl için söylemek mümkün değildir… Bu duruşla, tercihle ilintili bir durum. Eşref Edip DP’yi ve Menderes’in adını anmaz. Necip Fazıl ise fazlasıyla gündem maddesi yapar… Dedim ya bir tercih meselesi bu…

Eşref Edib’in Said Nursi hakkında yazdığı yazılardan oluşan dönem kitaplarını biliyorsunuz. Bunları kitap halinde yayına da hazırladınız. Şunu merak ediyorum Eşref Edib’in Said Nursi algısı ile Necip Fazıl’ın Said Nursi algısını karşılaştırdığımızda nasıl bir manzara ortaya çıkar?

Bu noktada küçük bir düzelti yapmakta fayda var: Ben Eşref Edib’in Bediüzzaman’la ilgili Sebilürreşad’da çıkan makalelerini derlemedim. Eşref Edib’in kendi yazılarını derleyip 1952’de neşrettiği ve 1958’e kadar arka arkaya üç baskı yapan kitabı çeşitli ilavelerle ve eklerle yeniden yayına hazırladım. Zaten Üstad Eşref Edib’in yayınlanacak dört kitabı kaldı. Onları da inşallah yakında birbiriyle ilintili olduğu için iki kitap halinde yayına hazırlayacağım. İlki Âkif- Fikret, yani Pembe Kitap, İkincisi ise Bediüzzaman’la ilgili bir eser…

Eşref Edib’in Said Nursi algısıyla Necip Fazıl’ınki çok farklı… Said Nursi’yle Eşref Edib’in II. Meşrutiyet’ten başlayan bir dostlukları var. Eserlerine fazlasıyla aşina. Millî Mücadele yıllarında Eşref Edib Said Nursi’nin eserini gizlice bastırıp dağıtıyor. Yeşilay Cemiyetinin ikisi de kurucuları arasında. Bediüzzaman’ın Büyük Doğu’ya yani Necip Fazıl’a da büyük sevgisi var. Lakin ikisi arasında Bediüzzaman’a bakış çok farklı…

Kısacası, zaman itibariyle Eşref Edib ile Necip Fazıl arasında 30 yıllık bir ara söz konusu. Zaten aralarında da çeyrek yaş fark var…

Düşünce bağlamında da Necip Fazıl bir şair, Eşref Edib ise hukuk doktoru, mektepli ve aynı zamanda medrese eğitimli ve hafız… Aralarında ilmi noktada büyük fark var… Tabii otuz yıl boyunca Mehmed Âkif, Babanzade Ahmed Naim, İzmirli İsmail Hakkı, Ferdi Kam gibi üstadların rahle-i tedrisinden geçmiş bir Eşref Edib… Birikimleri kabil-i kıyas değil… Konumlanmaları da öyle… 1950 sonrası, öncesinde olduğu gibi Eşref Edib’ hep itidalli…Necip Fazıl ise alabildiğince fütursuz, hareketli ve aksiyoner... Bu da bir ayrıcalık. Necip Fazıl, aynı zamanda Hocası olan Diyanet İşleri Başkanı Ahmed Hamdi Akseki’ye tek-partinin son döneminde verilen makam arabasını eleştirip “Sırat köprüsünü CHP’nin verdiği arabayla mı geçeceksin” derken, Sebilürreşad yazarları onun bu tavrını eleştiren “Fazıl Oğulları Necip Fazıl”a uyarıcı mahiyette mektup yazarlar… Fark bu… Dolayısıyla algı da…

27 MAYIS 1960 DARBESİ VE EŞREF EDİB

Peki derginin 27 Mayıs 1960 darbesi karşısındaki tavrı nasıl? Derginin bir sayısının Cemal Gürsel kapağıyla çıkmış olmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Beni tebessüm ettiren bir soru. Sebebi ise CHP ve DİN başlıklı esere 1960 Haziran’ında 311 sayıda yer alan Eşref Edib’in bir makalesini de almayı düşünmüştüm. “İlahi Kanunlar Şaşmıyor” başlığını taşıyordu bu makale. Tam dokuz sayfalık nefis bir makale. CHP ve DP bütün boyutlarıyla eleştiriliyordu. Fakat makalenin son bölümünde ihtilalcilere, daha doğrusu Milli Birlik Komitesine ilişkin zoraki de olsa bir methiye vardı. Hatta bu kısmı çıkarıp makaleyi almayı bile düşündüm. Ne var ki içime sinmedi. Çünkü etik değildi. Dolayısıyla bir iki paragraf için bu makale de seçkiye giremedi.

312 sayının kapağında bahsettiğiniz Cemal Gürsel… O sayı başlı başına Din ve Vicdan Hürriyetine hasredilmiş bir sayıdır. Bu noktada dönemin şartları içinde hadiseleri değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Belki biraz uç bir örnek olacak ama 1980 İhtilalinde ben siyasi şubede işkence çekerken tek-parti döneminde ahırlarda vesaire okuyarak hafız olan babam benim Sebil, Şura, Tevhid, Hicret, Akıncılar dergilerinden oluşan koleksiyonumu bana zararı olur düşüncesiyle yakmış. Siyasi şube, onca işkence edip suçu yok diye beni bıraktıktan sonra dergi koleksiyonumun yakıldığını görünce fazlasıyla üzüldüm, ama tek kelime bile söyleyemedim. Çünkü babam beni koruma kaygısıyla yakmıştı. Yakarken de zihninin arka planında tek-parti döneminin yasakları, korkuları vardı. Dolayısıyla bugünden 60’lı ya da 80’li yılların ihtilallerinde aydınların tavrını iyi analiz etmek gerekiyor.

Sebilürreşad 1960’ların ortalarında niçin kapanıyor? Dergi kapandıktan sonra Eşref Edip neler yapıyor?

Derginin kapanış sebebi. Her şeyin bir ömrü var. Ayrıca bu süreçte günlük gazeteleri yayınlanması… Eşref Edib Fergan, Sebilürreşad’ın kapanmasından sonra Yeni Sabah, Millet, Diyânet, Yeni Asya, Yeni İstiklâl, Bugün, Sabah, İttihad gibi dergi ve gazetelerde de yazılar yazar. Kara Kitab’ı yayınlar hem de 86 yaşında ve Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanır. 89 Yaşında vefat ederken başucunda tamamlanmayı bekleyen bir makale durmaktadır… Eşref Edib işte böyle birisidir.

Eşref Edib Milli Nizam Partisine nasıl bakıyordu?

Partiye, “Millî Nizam” ismini Eşref Edib’in verdiğini söylersek sanırım maksat hâsıl olmuş olur.

Derginin tarihine ve düşünsel amaçlarına dönük olarak yapılan çalışmalar ve bunların değeri konusunda neler söylersiniz? Sebilürreşad’dan ve Eşref Edib’ten kalan miras nasıl bir miras?

Bu soruları için şunları diyebiliriz:

Eşref Edib’in kaleme aldığı ondan fazla eserinin yanı sıra, onun en büyük eseri 1908’den başlayarak sahipliğini ve yazı işleri müdürlüğünü üstlenip 1966’ya kadar çeşitli fasılalarla 58 yıl boyunca toplam 1107 sayı neşrettiği Sırat-ı Müstakim- Sebilürreşad mecmuasıdır...

Sırat-ı Müstakim-Sebilürreşad mecmuası İslâmcı bir neşir organı olarak II. Meşrutiyet döneminde olduğu gibi, çok partili hayata geçiş sürecinde de işlevsel açıdan bugün de devam eden din, dünya, devlet, siyaset gibi konularda dikkate değer özgün yorum ve yazıların yer aldığı nitelikli bir basın organıdır. Bu açıdan Sırat-ı Müstakim-Sebilürreşad koleksiyonu, hâlâ birikimden faydalanmayı bekleyen pek çok yayın organı gibi, bir fikir ve düşünce külliyatı olarak, araştırmacılar tarafından ciddi ve derinlikli tetkikleri, yorumları beklemektedir. Bu miras anlamlı ve işlevsel bir mirastır…

Söyleşi için teşekkür ederim.

Rica ederim. Fakat sözü bitirirken Eşref Edib’in ondan fazla eserinin tarafımdan hazırlanıp Beyan Yayınlarınca neşredildiğini burada belirtelim…



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
BİZ DE SİZİ ONAYLAMIYORUZ
İbrahim Alkılıç
Evet uzun zamandır sizi takip ediyorum. 1. sıramdan bilmem kaçıncı sıraya düşürdüm sizi. Nazarımda sıfıra doğru yol aldığınızı ifade edeyim. Ancak "Dünya Bülteni" ne bu kötülüğü yapmayacaktınız, üzülüyorum. Neyse; dünya da her şey fani, gelip geçici. Siz de gidicisiniz. Mesela; Haber7 nereden, nereye; demi? "Hiç ibret alınsaydı tarih tekerrür edermiydi?" Bizim sıkıntımız; bir süre sonra kendimizi tartışılmaz görüyoruz. Rabbim bizleri nefis ve şeytanın "gazından" korusun.Amin.
28/04/2016, 11:56
F. GÜN'ÜN TARİHÇİLİĞİNE İTİMADIM YOK
İbrahim Alkılıç
F. Gün Bey Bediüzzaman hazretlerinin Şeyh Sait isyanını desteklediğini iddia ediyor. Ancak; iddiasını desteklemek adına ortaya koyduğu deliller zayıf, şahitler zayıf ve kifayetsiz, ama iddia kocaman. Bediüzzaman hazretleri bizzat tashih ettiği "Tarihçe-i Hayat'da İslam askerine, şehit torunlarına kılıç çekilmez" dediğini ifade eder. Bu beyefendi suçladığı şahsın ifadesine değil, dışarıda ki şahısların sözlerine inanmış. O istediğine inansın ama biz ona inanmıyoruz.Kusura bakmasın.
28/04/2016, 11:47