Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


01:48, 25 Temmuz 2017 Salı
15:19, 01 Ağustos 2016 Pazartesi

  • Paylaş
Brexit'in Britanyalı Müslüman gençlerdeki yansıması
Brexit'in Britanyalı Müslüman gençlerdeki yansıması

TRT World’ün Londra yöneticisi Usman Ali ile Brexit'in muhtemel sonuçları ve Müslüman gençler üzerindeki etkileri üzerine yapılmış bir röportaj

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Brexit ve ardından İngiltere’de yaşanan hükümet değişikliğinin, etkileri sadece yakın gelecekle sınırlı kalmayacak büyük bir kırılma noktası olduğuna kâni olan analistlerin sayısı epeyce fazla. Nitekim 15 Temmuz’daki hain darbe teşebbüsüne kadar Türkiye basınında da uluslararası haberlere ayrılan kısımların popüler konuları Brexit ve İngiltere’deki gelişmelerdi. Olay bütünüyle çok mühim olsa dahi meselenin bizim açımızdan öne çıkan iki yönü de mevcuttu: Britanyalı Müslümanların sürece yaklaşımı ve Brexit kampanyası sırasında sürdürülen Türkiye ve Türkler odaklı korku retoriği.

Sürecin bu iki yönüne İngiltere’deki gençlerin gözünden ve yetkin şekilde değinecek bir ses aradığımda ise Usman Ali’ye ilk adres olarak gittim. İngiltere İşçi Partisi’nin genç nesil Müslüman üyeleri arasında öne çıkan isimlerden biri olan Usman Ali, ayrıca birkaç yıl öncesine kadar Ulusalr Öğrenci Birliği’nin (NUS- National Union of Students/ İngiltere’deki tüm üniversiteleri temsil eden kurum) Başkan Yardımcılığı görevini de yürüttü. Kendisi birçok kez Türkiye’ye gelmiş ve bizzat bizlerle projeler yürütmüş bir isim. Şu an da TRT World’ün Londra ofisinde görev yapıyor. Büyük bir nüfusa sahip olan Britanyalı Müslümanların en önemli yardım organizasyonlarında yıllarca koordinatörlük de yapmış olan Usman, kısaca, bu bakımdan tüm soru işaretlerimizin kesiştiği bir noktada yer alıyor.

Britanyalı gençler Brexit’i nasıl görüyor? “Geleceğimizi çaldınız” sloganının yazdığı bir pankart görmüştüm, bu gençlerin genel bakışı mı?

Seçmenler ciddi şekilde ayrıldı. Tüm kesimler, hatta aileler dahi. Gençlerin ise büyük çoğunlukla Avrupa Birliği’nde kalma yönünde oy verdiğini gördük. YouGov’un anketine göre 24 yaşına kadar olan Britanyalıların %75’i kalma yönünde oy vermiş.

Birçok genç geleceğinin elinden alındığını hissediyor. İş ve seyahat imkanları, ortak pazarın kazanımları… Benim için de bu sonuç bir hayal kırıklığı fakat aynı zamanda jenerasyonlar arasında meselelere bakış farkını ciddi şekilde ortaya da koyuyor.

Artık kendi dar arkadaş çevremizden çıkıp dışarıyla daha fazla etkileşime geçmeye ve iletişim kurmaya ihtiyacımız olduğunu hissediyorum. Sosyal medya ne düşündüğümüzün yankılandığı bir odaya dönüştü ve diğer insanlardan öğrenmek veya onların düşündüğü, hissettiği şeylere adapte olmak yerine kendi görüşlerimizi kuvvetlendirebiliriz.

Jenerasyonlar arasında bu kadar mı fark var?

İstatistikler bu durumu yansıtıyor. Gençlerin çoğu kalma yönünde oy verirken yaşı ileri olanların çoğu ayrılma yönünde oy verdi. Ben iki yöndeki kampanyaların da insanların kafalarını karıştırdığını ve hatta birçoklarını marjinalleştirdiğini düşünüyorum. Seçmenleri çekmek için AB’de olmak yerine Ulusal Sağlık Servisine her hafta 350 milyon Pound yatırılacağı gibi pozitif politikaların reklamı yapıldı. Önceikle bu yanlış bir orandı –her şeyi hesaba katınca bu haftada 190 milyon Pound’a tekabül ediyor. İkinci olarak da ayrılma kampanyası kazanan taraf olunca bu tip sözlerden geri adım atmaya dair net hamleler gördük ki bu da söylenenlerin gerçeklerle alakalı olmayıp yalnızca kampanyanın pazarlamasını yapma amaçlı olduğunu açıkça gördük.

Bunun altını çizmek, politikacılar ve seçmenler arasındaki iletişimsizliği gösteriyor. Ortaya saçılan gerçekdışı bilgilerden ötürü üzgün hissediyorum ancak beni daha da çok üzen şey, konforumu daha fazla bozup daha çok insana ulaşıp AB’de kalmanın faydalarını vurgulayamamış olmak. Konfor içindeyken rehavete kapılıyorsunuz ve kalma yönünde sonuç çıkacağına dair inanç bizi böyle bir duruma soktu.

Spesifik olarak Britanyalı Müslümanların yaklaşımı nasıl?

Etrafımdakilerin çoğu ve bildiğim Müslüman organizasyonlar kalma yönünde bastırıyordu. Öte yandan hayattın her alanında farklılıkları içeren bir Müslüman topluluğumuz var. Britanyalı Müslümanların ayrılma yönünde oy vermesi gerektiğini ileten ve argümanlarını sunan birçok mesaj da aldım. Bu yaklaşımdaki bazı noktaları anlayabiliyorum ama nihayetinde ayrılma yönünde oy vermeyi telkin edenlere katılmıyorum. Lord Ashcroft’un anketi de her 10 Britanyalı Müslüman’dan yedisinin kalma yönünde oy verdiğini gösteriyor:

http://lordashcroftpolls.com/2016/06/how-the-united-kingdom-voted-and-why/

Brexit kampanyası sırasında göçmenler ve Türklere dair korku tellallığı yapan bir retorik kullanıldı. Buna dair ne hissettin?

Bu, ayrılma taraftarı kampanyanın kirli tarafıydı. UKIP’ın kampanyadönemindeki lideri Nigel Farage, İngiltere’ye girmek için sıraya girmiş mültecileri gösteren ve bunu “kırılma noktası” sloganı ile yansıtan bir reklam yaptı. Düzenli olarak geldiğim ve sevdiğim Türkiye’ye dair istatistikler insanları korkutmak için kullanıldı. Ortay konan şey “full motion” bir korku yaratma projesiydi.

Maalesef politika artık beni şaşırtmıyor. Bu aynı zamanda berbat ve mide bulandırıcı bir durum ama üzülerek söylüyorum ki artık politikanın içindeki insanlardan bu tip şeyleri bekliyorum.

Peki neden Türkiye bu kadar popüler bir konuya dönüştü kampanya sırasında?

Son on yılda İngiltere politikasındaki en büyük meselelerden biri göç, bu da UKIP’ın öne çıkmasına yardımcı oldu. UKIP bu meseleden beyaz İngilizlerin çalışan kesimi arasında korku yaymak için yararlandı. Bu yüzden ayrılma yanlısı kampanya Türkiye’nin olası AB’ye girme durumunu kullandı. Bu söylemin büyük bölümü yanlış bir yönlendirmeydi, aynı “Türkiye, AB’ye katılıyor” sloganında olduğu gibi.

ABD’de, Britanya’da ve Avrupa’nın birçok yerinde nefret ve korku söyleminin yükselişine şahit oluyoruz, işin kötüsü Avrupalıların çoğu da buna itibar ediyor gibi gözüküyor. Bu kutuplaşma ileride Britanyalı Müslüman gençlerin marjinalleşip radikalleşmesine yol açabilir mi?

İzole edip insanları ayrıştırdığınızda ve insanları artık hep evleri saydıkları ülkeye ait hissettirmediğinizde ekstremistlere “bakın insanlarınız sizin inancınıza ve kimliğinize saldırıyor, gelin bize katılın” deme şansı verip insanları çekmeleri için olanak sağlamış oluyorsunuz. Britanyalı Müslümanlar bu topluma çok şey kattı ve katıyor. Onların bu katkıları takdir görmeli ve bizler de daha iyisi için bu topluma ve ülkeye katkıda bulunmaya devam etmeliyiz.

İstatistikler Britanyalı Müslümanların hem ekonomik alanda hem de diğer alanlarda paylarının olduğu gösteriyor, hayati öneme sahip sağlık ve eğitim gibi kamu işlerinde, yardım faaliyetlerinde ve iş dünyasında varlıkları ortada. Yine iyi bir işaret, özellikle göçmen Müslümanların ikinci ve üçüncü jenerasyonları Britanya’yı evleri gibi görüyor. Demos’un araştırmasına göre Müslümanların %83’ü “Britanya vatandaşı olmaktan gururlu” ki tüm nüfusta bu oran %79. Aynı şekilde Müslümanlara sıkı sıkıya sarılması için öğretilen değerler olan –Abyssinia gibi göçün ilk başladığı yerlerden gelenlerin geleneklerinde açıkça görüldüğü şekilde- topluma hizmet, insaniyete dikkat etmek, entegrasyon gayretini göstermek gibi değerler, “Britinaya’nın değerleri” olarak addedilen ortak değerler olmaktan çıkmaya çok uzak değil…

Brexit’ten hemen sonra ayrılık yanlılarının hareket geçtiğini duyduk, özellikle İskoçlar. “Büyük Britanya” dağılabilir mi?

Ne olacağını göreceğiz. Ama İskoç Hükümetini yürüten İskoç Ulusal Partisi her daim bağımsızlık taraftarı olduğunu açıkça belirtiyor. İskoçya’nın kalma yönünde oy kullanmış olması onlara tekrar bağımsızlık istemek için mükemmel bir mazeret sunuyor. Kuzey İrlanda da kalma yönünde oy verdi ki zaten AB üyesi olan İrlanda Cumhuriyeti halihazırda İrlanda’nın birleşmesi çağrısı yaptı. Bu çağrı, 1999’da İyi Cuma Anlaşması (Good Friday Agreement) ile yatıştırılan İrlanda çatışmasını on yıllar sonra tekrar gün yüzüne çıkarabilir. Ayrıca Britanya’nın dağılma potansiyeli Avrupa’nın farklı yerlerine de etki yapacaktır, özellikle İspanya’ya. Umuyorum ki Büyük Britanya dağılmaz.

Britanyalı olmak demek esasında oldukça kozmopolit bir kimliğe işaret ediyor. Eğer bu kimlik ayrılıkçı ve milliyetçi hareketlerin oluşturduğu akımdan yara alırsa bundan Britanyalı Müslümanlar nasıl etkilenir?

Büyük Britanya’nın ve özellikle de başken Londra’nın en harika tarafı çeşitlilik ve insanların birbirinden öğrenebilmesi. Bir kültür karışımı, farklı perspektifler ve çoklu kimlikler mevcut. Bu da harika olan şeyin ta kendisi. Belki bazı kitleler kendilerini daha yerel bir aidiyet üzerinden de tanımlıyorlar; Londralılar, Yorkshirelılar, İskoçlar, Manchesterlılar gibi. Yani Britanya, farklı insanlar için çok farklı şeyler ifade edebilir.
Benim için en önemli değerler komşularımla iyi ilişkilere sahip olmak, misafirperverlik, başkalarına hizmet, sosyal adalet ve Britanyalı bir Müslüman olmakla beraber gidebilecek şeyler. Çevremizdekilere bir fayda katmak istiyoruz, onlara olumlu bir etkimiz olsun istiyoruz. Bu bir doktor olup hastalara servis ederek de sokaktaki çöpleri temizlemekle de olur. Hepimiz iyi olanı yapmada rolümüzü oynayabilir.

Peki yeni Başbakan Theresa May hakkında ne denebilir?

Theresa şu an partisinde birlik sağlamayı hedefliyor, birçok Brexit yanlısı parlamenteri de bakan olarak kabineye atadı. 50. Madde’yi 2017’de devreye sokacak ki bu da AB’den muhtemelen 2019’da ayrılacağı anlamına geliyor.



İlgili Konular brexit
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş