Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


20:45, 24 Eylül 2017 Pazar
Güncelleme: 13:07, 12 Aralık 2016 Pazartesi

  • Paylaş
'Hamilik insan olma ve insan kalabilme davasıdır'
'Hamilik insan olma ve insan kalabilme davasıdır'

Hamilik Okulu Vakfı kurucularından Süleyman Özdil ile “insan olma ve insan kalma davası” şeklinde özetlenebilecek olan Hamilik/Hamilik Okulu çalışmaları özelinde hasbihal ettik

İbrahim Ethem Gören | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

“Hamilik” insan olma ve insan kalma davasına sevdalanan güzel kulların bir araya gelerek oluşturma gayretinde bulundukları kadim bir mefhum yahut müessese… Bu meyanda Hamilik Okulu kurularak, çağdaş medeniyetin değer öğütücü çarklarına elini-eteğini, gönlünü-benliğini kaptırma ihtimali bulunan gençlerimize fisebilillah rehberlik/yol arkadaşlığı ediliyor.

Tasadduk, isar, şenlendirme, yiğitlik, cömertlik, fütüvvet, vefa, ihsan, marifet, züht, takva, diğerkâmlık, liyakat, sadakat, işini iyi yapmak, mesleğinin adamı olmak, insana ve dahi eşyaya hak ettiği değeri vererek, yeryüzünde Allah’ın halifeliği görevini bihakkın yerine getirmek ve “emr olunduğu gibi dosdoğru olmak” hamiliğin olmazsa olmaz anahtar kelimeleri. 

Hâsılı, hamilik insan olma ve insan kalma meselesi... Bu çalışma, Hamilik Okulu Vakfı’na gönül veren meslek ve ahlâk adamlarının marifetiyle 2008 yılında başlatılmış. 

3. bin yılın başında “fetâ”ya hizmet eden “fedâ”ya Hamilik çalışması buldurulmuş. Hamilik Okulu VAKFI’nın çatısı altında üniversite öğrencilerine mesleğinin profesyonelleri tarafından okul sonrası, akşam saatlerinde seminerler veriliyor. Seminerlerin içeriği her bir kademe için ayrı ayrı Hamilik Okulu Felsefesi ve Arayışına uygun olarak düzenleniyor. Seminer, kulüp ve komisyon çalışmaları ile öğrencinin Üniversite hayatında alacağı akademik bilgi ve birikimlerin pekiştirilmesinin yanı sıra kendisine insanla ilgili, eşya ve dünya ile ilgili, meslek bilinci ile ilgili, toplumsal ilişkiler ve ahlakla ilgili, ölçü-denge ve kavrama ile ilgili, sanat ve estetik ile ilgili ve daha bir çok alanda entelektüel bakış açısı sağlanıyor.

Hamilik Okulu Vakfı kurucularından, Halkbank Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Özdil ile “insan olma ve insan kalma davası” şeklinde özetlenebilecek olan Hamilik/Hamilik Okulu çalışmaları özelinde hasbihal ettik. 

İbrahim Ethem Gören: Süleyman Bey, hamilik nedir? İnsana ve topluma niçin hami lazım gelir? 

Süleyman Özdil: “Hamilik” kavramı, Osmanlı ve Selçuklu Medeniyetlerinin kurumsallaştırmış olduğu “Ahilik ve Esnaf (Mesleki Dayanışma) Teşkilatları”ndan gelmekte, temelleri “yiğitlik” ve “cömertlik” anlamına gelen “fütüvvet” anlayışına dayanmaktadır. 

Bu kavramın insan ve toplum için önemi ise bizce şudur; hepimiz için, bu dünyaya neden geldiğimiz, bu dünyanın gayesinin ne olduğu ve varacağımız yerin nasıl bir yer olacağı soruları önemlidir ve herkes bu sorular doğrultusunda bir arayış içerisindedir. Bu arayış dâhilinde birçok sınava tabi olur, iyi ve kötü arasında seçimler yapmak durumunda kalırız. Eğer insan doğrunun yanında durabilirse daha kâmil bir insan olma yolunda bir adım atmış, kötünün istediği yerde durur ise de, aksi istikamette; yani insanlığını yitirme yolunda bir adım atmış olur. Biz buna “İnsan Olma ve İnsan Kalabilme” davası diyoruz. İyi ve kötünün seçimi yolunda verilen bu mücadelede Hamiliği, haminin karşısındakine bir ayna olması, iyi ve kötüyü ayırt edebilmesi noktasında yol gösterici olması noktasında önemsiyoruz. 

İnsan olma ve insan kalma davası dediniz… Bu keyfiyeti biraz açar mısınız? 

Bakara suresinde insanın yaratılış sebebi, yani varoluş sebebi açık bir şekilde hilafet ile beyan edilmektedir. Hilafet vazifesi insanın dünyayı tasarruf etmesi vazifesidir. Bu tasarruf yaratılmışların en şereflisi olan insana verildiği için tüm eşyanın iradesi de ona teslim edilmiştir. İnsanın bu tasarruf vazifesini yerine getirmesinin en önemli şartı da bunu Allah’ın rızasına uygun yapması gerekliliğidir ki bu da bütüncül ahlâka tekabül etmektedir. Yani her şeyde ve her durumda Allah’ın rızasını arama halidir bu ahlâk ve bu ahlâkı korumak çok da kolay değildir. Nitekim bu vazife dağlara teklif edilmiş ve dağlar vazifeden müsaade istemiştir. İnsan kabul etmiştir. İşte bu durum, insanın dünyadaki tüm yaşamı boyunca sahip olduğu yegane davadır. 

Allah da insanı bu vazifesinde yalnız bırakmamış ve vazifesini kolaylaştıracak yetkinliklerle insanı donattığını yine ayetlerinde insana bildirmektedir. Onu üstün yaratarak şerefli ve yetkin kılmıştır. Aciz olan insan kendisine verilen yetkilikler ve varlığını sürdürecek sıfatlar ile hilafet vazifesini yerine getirirken bir yandan dünyayı tasarruf etmekte bir yandan da dünyadan istifade etmektedir. Burada da bir denge bulunmaktadır. İnsanın dünya ile olan ilişkisini istifade etmek ve tasarruf etmek durumundan hırs ve tamah ile talan etmek ve tüketmek durumuna getirmesi insanı o şerefli mahlûkat olan halife durumundan uzaklaştırmaktadır. İşte insan ancak bu varlık âleminde hilafet vazifesini yerine getirirken “insan” olabilmekte, varoluş sebebinden bir an olsun uzaklaşması durumunda ise kendisine üflenen o yüce ruhu taşıyan “insan” olma halinden uzaklaşmaktadır. 

HAMİLİK OKULU İNSANLIĞIMIZI KEŞFETME ARAYIŞIDIR 

Nasıl bir ihtiyaçtan yola çıkarak Hamilik Okulu Vakfı’nı kurdunuz? 

Bizler de herkes gibi günümüz dünyasında var olmaya çalışan ve kendini arayan insanlarız. Günümüz dünyasının kurum ve sistemleri, kültürü ve bakış açısıyla hemhâlız. Bunun yanında Müslümanız ve Müslümanca bir hayat yaşamanın derdindeyiz. Ancak bu dünyanın bizi götürdüğü yer öyle bir yer ki; biz Müslümanlığımızı kazanalım, koruyalım derken öbür taraftan insanlığımızı kaybetme tehdidiyle karşı karşıyayız. İslâm, adaleti savunurken, adaletsizliklere göz yumar hale geliyoruz. İyiliği emredip kötülükten alıkoyarken, bencilleşiyor, duyarsızlaşıyoruz. Toplumsallaşmaya teşvik ederken, bireyselleşiyoruz, yalnızlaşıyoruz. Özetle Müslümanlığımızdan önce insanlığımızı yitiriyoruz. Hamilik Okulu insanlığımızı tekrar keşfetmenin ve günümüz dünyasında insanca yaşayabilmenin, dolayısıyla Allah’ın rızasını kazanabilmenin arayışına dair bir denemedir. 

Vakıfta neler yapıyorsunuz? Öğrencilere hangi hizmetleri sunuyorsunuz? Hamilik Okulu çalışmalarınızı kısaca özetler misiniz?

Hamilik Okulu aslında gerçekten bir okul gibi işliyor. Öğrenciler Birinci Kademe’den başlıyor ve dört yıl başarıyla devam ettikleri takdirde Dördüncü Kademe ile okulu bitirerek mezun oluyorlar. Bu süreçte farklı kulüp ve komisyonlarda derslere giriyor, faaliyetlerde bulunuyorlar ve hamileri rehberliğinde kendilerini, insanı ve yaşadıkları dünyayı tanımaya, mesleki, kültürel, sanatsal ve ahlâkî gelişimlerine odaklanıyorlar. 

Dersler hangi saatlerde düzenleniyor? Devam zorunluluğu var mı?

Dersler akşam saatlerinde 18:00-21:00 civarında gerçekleşiyor ve derslerin en az üçte ikisine devam zorunluluğu bulunmakta. Öğrencilerden maddi manevi bir karşılık beklenmiyor. Öğrencilerden beklediğimiz tek şey yaptıkları şeyin farkında olmak ve ciddiyet. Zira, farklı kulüp ve komisyonlar iş dünyasının içerisinde bulunan vakti değerli, tek dertleri borçlarını ödemek olan profesyoneller tarafından yönetilmekte ve dersler de bu kişiler tarafından verilmektedir. Dört yıl süren Hamilik Okulu serüveni boyunca öğrencilere üniversitede alamadıkları pratiğe, hayata ve tecrübeye dayalı bilgiler, fütüvvet ve ahilik anlayışıyla birlikte verilmektedir. 

Meslek adamı, meslek adabı ve mesleğin insanı bulması gibi kavramlarınız/değerleriniz var. Bu meyanda neler söylemek istersiniz? 

Meslek adamı ve meslek adabı kavramlarını daha önce bahsettiğimiz insanın varoluş amacına uygun olarak dünyayı tasarruf etmesi olarak ifade edilen insan olma davası ile birleştirmek mümkündür. Zira meslek teşkilatları olan Ahilik Teşkilatları bu amaca hizmet etmek için kurulmuştur. Yani genç insana varoluş sebebini, “kendine özgü dünyayı tasarruf vazifesi” olan mesleğini keşfetmesi ve bu mesleği bütüncül ahlâka uygun olarak sürdürmesini sağlayacak donanımı kazandırmaktır.  

MESLEK BİLİNCİNİN TEMELİNDE İLAHİ MÜKELLEFİYET DÜSTURU VARDIR 

Bugün gerçekten çok kıymetli olan meslek bilinci ve meslek adamı kavramları giderek unutulmuş ve yerini, amacı maişet derdinin ötesinde, sadece “para ve itibar kazanmak” ve bunun için kariyer yapmak olan, kariyerist, rekabetçi, bütün hayatı ve öncelikleri “iş”inden ibaret, yeni bir “iş adamı” profiline bırakmaya başlamıştır. Mesleğinin adamı kavramı, esasen ait olduğu tarihsel ve kültürel “anlamından” ve dahi özünde ihtiva ettiği “İlahi Mükellefiyet” düsturundan çok ötelere, adeta tam tersi bir istikamete doğru, ruhi ve içsel manasının ötesine, maddi sonuçlarının önemsendiği bir zemine kaydırılmıştır. 

Mesleklere ne fayda ürettiklerinden ve insana faydalı olma özelliklerinden daha ziyade, ne kadar maaş veya para getirdiğine, hangi kariyer fırsatlarını sunduklarına göre iltifat edilmeye başlanmıştır. Daha da vahimi, üniversite tahsili ve meslek seçimi öncesinde gençler kendi yeteneklerini pek de tanımaksızın; kendi kabiliyetlerinin tercih etmekte oldukları mesleğin nitelikleri ile ne kadar örtüştüğüne çok da fazla dikkat ve itibar etmeksizin, genellikle bu saiklerle, sunulan maaş ve kariyer fırsatlarına göre karar vermektedirler. Bu kriterlere göre yapılan meslek seçimlerinde, hayal kırıklığı ve tatminsizlik günümüz çalışma hayatının en sık rastlanılan problemlerinden biri olmaya devam etmektedir. 

Bu bağlamda Hamilik Okulu’nda neler yapıyorsunuz?

Hamilik bu çerçevede genç insanın meslek adabına sahip gerçek manada meslek adamı olabilmesini hedefleyen bir arayış çabasıdır. Hamilik genç insana; bir meslek sahibi olmanın, sadece rızık ve maişet derdinin çok daha fevkinde kutsal bir vazifeye tekabül etmekte olduğunu; mesleği ile dünyaya şekil ve biçim verirken yani dünyayı ve varoluşun şartlarını değiştirirken, ona en ince rikkat noktasına varıncaya kadar sağlam ve derin bir hassasiyetle yaklaşabilmenin -yani ona yaratılışının amaçlarına ve en genel manasıyla hikmetine uygun bir şekilde muamele ederek hakkını verebilmenin- ancak bir sanatçı estetiği ile ve ancak bir bilim adamı tahlil ve müşahadesi ile ve ancak ve ancak bir Peygamber tefekkür, marifet ve ahlakı ile yani mesleğinin hakkını vererek, yani mesleğinde olabileceğinin en iyisi olmaya çalışarak, yani mesleğinin adamı olmaya gayret ederek mümkün olabileceğini hatırlatmaktır. 

Osmanlı’da hamilik bağlamında neler yapılıyordu?

Aslında hamiliğin temelleri daha öncesine dayanıyor. Dediğimiz gibi hamilik kavramı “fütüvvet” anlayışına dayanmaktadır. Fütüvvet anlayışı ise Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanından başlayarak, Abbasi döneminde kurumsallaşmaya başlamış, Anadolu’da ise ilk defa Ebu’l Hasan Harakani’nin (r.a.) gelişiyle bu anlayışın yayılmaya başladığını görüyoruz.

Ebu’l Hasan Harakani (r.a.) zamanında yaygınlaşan bu anlayışın Ahi Evran döneminde Ahilik ve esnaf teşkilatları ve kurumsallaşmış usta çırak ilişkisi olarak tebarüz ettiğini görüyoruz. 

Esas itibarıyla hamilik kavramının mülhem olduğu bu ilişki biçimi Ahi Evran’dan başlayarak bugüne kadar gelmiştir. Osmanlı döneminde de, Ahi Evran’ın adeta mükemmel bir şekilde kurguladığı bu modelde meslek sahibi olması beklenen genç insan daha yedi yaşında iken ailesi tarafından bir meslek erbabına teslim edilir. Mesleğinde usta mertebesinde olan bu kişi esasen yamaklık ile mesleğe giriş yapan genç insanın ustası ve aynı zamanda hamisidir. Bu çerçevede yamağını bir yandan mesleğine hazırlarken, bir yandan da onun ahlâklı bir insan olmasını sağlayabilecek adap ve erkânı kendisinin kazanmasını sağlamaktadır. 

AHİLİK TEŞKİLATINDA AHLAK HÂL VE KÂL LİSANI İLE AYAKLANDIRILMAKTAYDI 

Hülasa himayesine kabul ettiği genç insanın varoluş sebebine uygun olarak insan olabilmesi ve insan kalabilmesi için işyerindeki tezgâhta mesleğin inceliklerini aktarırken bir yandan da ahlâk tezgâhına hem kendisini hem de yamağını, çırağını ya da kalfasını koyarak hâl lisanı ve de kâl lisanı ile ahlâkı ayaklandırmaktadırlar. 

Hiç şüphesiz edeb ve adab sanattan da, zanaattan de meslekten de önce gelir. Bunun içindir ki “Edepsizlik heder eder padişahı” denilmiştir. Ustalık yolunda adaba ilişkin neler yapılıyordu? 

Ustalık mertebesine ulaşmak için yaklaşık 720 adabı öğrenmesi gereken genç insan, başta cömertlik olmak üzere insanı insan yapan ahlâkı kazanmaktadır. Cömertlikle kazanılan verme kültürünün, meslekle elde edilen imar kültürünün Osmanlı’da, Selçuklu’dan miras vakıf kültürünün yaygınlaşmasına da katkı yaptığını söylemek mümkündür. Bu hali ile adeta toplumun her katmanında ve şümullü bir hamilik kültüründen bahsetmek mümkündür. Böylece tüm bu yapıların insanlar arasında kaynaşma, dayanışma, birbirine sahip çıkma, kendinden vazgeçme kültürünü ortaya çıkardığını söyleyebiliriz.

Osmanlı döneminde bu uygulama biçimi Osmanlı’nın ulaştığı tüm coğrafyaya yayılmış ve kurumsal yapısı ile dünyaya örnek olmuştur. Bu yayılımının tüm kurumları ile bugün modellemeye çalıştığımız Avrupa mesleki eğitim modeline de ilham verdiği düşünülmektedir. 

Günümüz insanlarının Ahi Evran’dan ve Ahilik Teşkilatı’ndan alması gereken dersler nelerdir? 

AHİ EVRAN BİRÇOK MESLEKTE İLHAM KAYNAĞI OLMUŞTUR 

Dünya varolduğu günden bugüne kadar birçok değişime maruz kalmıştır. Bu değişimler bir yandan dünyayı geliştirmiş barındırdıklarına yuva yapmış bazıları da yaşamı büsbütün zorlaştırmıştır. Değişen çok şey var fakat değişmeyen şey insan olma davası. Ahi Evran ve Ahiler bunun idraki ile dünyayı tasarruf ederken ahlâkı da korumaya gayret etmişlerdir. Bugün de insan aynı insan, vazife aynı vazife fakat insanlık bir aşağılanma ve çöküş durumunda. Yani vazifemize çok daha fazla sarılmamız gereken bir çağda yaşamaktayız. İnsan olma vazifesinin farkına varan her insanın Ahilerin yaşayışlarını bir özlemli hikâye olmanın ötesinde meslek bilinci ve ahlâkı ile idrak etmeye çalışması gerekmektedir. 

Alınabilecek en kıymetli ders onların dünyayı imar ederken, dünyayı gönüllerine sokmadan ahlâklı bir şekilde yaşamış olmalarıdır. Bu yönü ile Ahi Evran tüm Anadolu’da sadece tek bir meslekte değil birçok meslekte ilham kaynağı olmuştur.  Her ferdin meslek adamı olarak etrafına ilham verebilmeye gayreti çok kıymetli bir ders, bir kazanım olacaktır. 

YİĞİTLİK MEYDANLARINDA İYİLİK YAPILARAK ALLAH’IN RAHMETİNE SIĞINILMAKTADIR 

Buradan, Hamilik Okulu Vakfı’nda uygulayageldiğiniz “Yiğitlik meydanları”na geçelim isterseniz. Yiğitlik meydanlarında ne tür yiğitlikler yapılıyor? “Meydan” nedir, “yiğit” kimdir? 

Vermek zordur, daha küçükken insanın kendisi ile mücadele ettiği önemli alanlardandır. Vermeyi öğrenmek, verebilmek feragattir. Yani kendinden önce başkasını düşünmek durumudur, vermek yiğitlik ister. Bundandır ki, bir başkası için kendinden vazgeçebilmeye biz yiğitlik diyoruz. Zira; kendinden önce başkasını düşünmek yani feragat etmek, insanın önce kendisi ile mücadele etmesini gerektirir. Bazen bu mücadele insan için amansız bir savaş haline dönüşmektedir onun için de bu savaşa girene yiğitliği reva görmek yiğit demek çok büyük bir ikram sayılmaz. 

Konu vermek olunca konunun birden çok tarafı vardır. Bu hali ile bu tarafların olduğu saha da yiğitlerin çalışma sahası yani yiğitlik meydanıdır. Açılan her meydanda yiğitler toplumsal bir mesele ile uğraşmanın yanında kendi kendilerinin farkına varma ve tanıma sürecine girerler. Kısaca verirken alırlar.

Hamilik Okulu Dördüncü Kademesinde bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kulübü (SYDK) bünyesinde her yıl yeni Yiğitlik Meydanları açılmaktadır. Hali hazırda Hamilik Okulu çatısında yedi adet “Yiğitlik Meydanı” faaliyet göstermektedir. Öğrenciler bu meydanlarda sahip olduklarından vererek vazifelerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. İyilik yaparak Allah’ın rahmetine sığınmaktadırlar. 

Sonrasında hamilik yaptığınız öğrencilerle irtibatınız nasıl devam ediyor? 

Daha önce bahsettiğim gibi Hamilik Okulu bünyesinde farklı organlar bulunmakta ve bu organlar ile okulun işleyişi sağlanmaktadır. Bu organlar, mezunların katılımına açık olmakla birlikte vakfın işleyişini sağlayan bu kişiler ağırlıklı olarak mezunlardan oluşmaktadır. Mezunlar diledikleri takdirde hamilik okulunda kendilerine uygun vazifeler alabilmektedirler. Ayrıca kurulan “Yiğitlik Meydanları” mezuniyet sonrasında devam etmekte, mevcut “Meydan”lardan yeni “Meydanlar” türeyebilmektedir Dolayısıyla öğrenciler ile Hamilik Okulu sürecinde kurulan bağlar, devamında kulüp, komisyon ve yiğitlik meydanları ile gelişerek devam etmektedir. 

Öğrenci ile haminin ilişkisi ise, mezuniyetten sonra da bir kardeşlik hukuku çerçevesinde muhatapların ihtiyarında devam etmektedir. Bu hali ile hamilik karşılıklı sahiplenme kültürü sürdürülmektedir. 

Sizin çalışmalarınız STK’lar tarafından modelleniyor mu? Bu hususta yardım talebinde bulunan kuruluşlarla teşrik-i mesainiz nasıl şekilleniyor? 

Evet modelleniyor. Daha önceki tecrübelerimizden biz şunu biliyoruz ki; bu tarz STK oluşumlarında organizasyon büyüdükçe yönetimsel problemler ve organizasyonun çıkış noktasındaki amaç ve hedeflerine ulaşması ve sürdürülebilirliği noktasında zaafiyetler ortaya çıkabilmektedir. Biz bu sebeple Hamilik Okulu’nun öğrenci kapasitesini ve organizasyonunu belli bir noktada sabit tutup, niteliğini korumaya gayret ediyoruz. Başarısını deneyerek gördüğümüz yapı ve uygulamaları büyütmek yerine korumayı ve farklı yerlerde modelleyerek sayısını arttırmayı yöntem olarak uyguluyoruz. 

HAMİLİK OKULU, BOĞAZİÇİ YÖNETİCİLER VAKFI’NDA BAŞARILI BİR ŞEKİLDE MODELLENMİŞTİR 

Bugün Hamilik Okulu Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nda başarılı bir şekilde modellenmiştir. Bunun yanı sıra başkaca STK’lar tarafından da modelleme çalışmalarının başlatıldığını duyuyoruz, fakat şu an Hamilik Okulu Vakfı tarafından modelleme çalışmalarına öncülük edilen tek modelleme çalışması BYV’de yapılan çalışmadır.  

İNSAN MERKEZLİ BİR MEDENİYET İNŞA ETMENİN YOLU GAYRETTEN VE AHLÂKTAN GEÇMEKTEDİR 

Okuyucularımıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz? 

İnsanlık zor bir geçitten geçiyor. Bu zorluğu aşmak ancak insani varoluş sebebimize uygun hareketle mümkün olabilir. Dar geçitleri en az kayıpla geçebilmemiz için bir yandan mesleğimizi hakkıyla yapmamız bu dünyayı varlık sebebine uygun olarak imar etmemiz diğer taraftan da ahlâkla korunmamız gerekmektedir. İnsanın insana bu denli uzaklaştığı bir zamanda birbirine sahip çıkma kültürünü yaygınlaştırmamız ve iyiliği çoğaltmamız gerekiyor. Bunun için de birlik ve beraberlik sağlamaya dönük her çalışma desteklenmeli, ayrışmaya sebebiyet veren her unsurdan kaçınılmalıdır. Bu topraklarda hâl lisanı ile bir medeniyet inşa edilmiştir ancak halimizle beraber medeniyetimiz de yok olmuştur.   Ancak ye'se düşmek yok, kaybettiğimiz değerlerimize halimizi düzelterek, çok çalışarak, ahlâk ve edep ile kuşanarak, Allah'a kulluk bilincimizle biricik yol göstericimiz Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sav) emanetine sahip çıkarak ve daha önceki güzel uygulamaları günümüz şartlarına uyarlayarak tekrar kavuşabilir yeniden insan merkezli bir medeniyet inşa edebiliriz. Bunun yolu da gayretten ve ahlâktan geçmektedir.

Hamiş:İstanbul Beşiktaş’ta emniyet güçlerimizi hedef alan hain saldırı nedeniyle derin üzüntü içindeyiz. Ülkemizin huzurunu kaçıran terör faaliyetlerinin her türlüsünü ve destekçilerini lanetliyoruz. Biliyoruz ki birliğimiz ve bütünlüğümüz yapılan alçak saldırılara karşı en güçlü cevaptır. Şehit düşen güvenlik güçlerimiz ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve metanet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Şehitlerimizin ruhu için Fatihalar okuyalım…



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
Doğru Yol..
Sedat KILIÇ
Kaleminize yüreğinize sağlık, güzel bir söyleşi olmuş. Hain, kahpece yapılan saldırıda şehit düşen kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum.
16/12/2016, 17:33


Haberler