Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


08:54, 17 Ağustos 2017 Perşembe
Güncelleme: 00:41, 03 Mart 2014 Pazartesi

  • Paylaş
Kırım’ı Ruslara nasıl kaptırdık?
Kırım’ı Ruslara nasıl kaptırdık?

Kırım’ı savunmak üzere yarımadanın kapısı olan Ur Geçidi’ne siperler kazdıran Kefe’deki Kırım Seraskeri İbrahim Paşa, bu ihanet sonucunda esir düştü. Kırım Hanı Selim Giray ise İstanbul’a kaçtı. Böylece 296 yıl Osmanlı himayesinde varlığını sürdüren Hanlık ve Kırım’a Ruslar ayak bastılar. İlk etapta 10.000 kişilik bir Rus ordusu burada konuşlandırıldı ve bu hal Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar devam etti.

Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası

1739’dan 1768’e kadarki dönem, Doğu-İran sınırı hariç Osmanlı tarihinin en uzun barış dönemlerinden biri oldu ve Osmanlı ordusu, Batı’da 1739 yılında Avusturya ve Rusya ile imzalanan “Belgrad Antlaşması”ndan sonra bir savaşa girmedi. Dinginlik ve ekonomik toparlanma ile geçen 29 yılın ardından Osmanlılar, Rusya’nın başlattığı yayılmacı politika ile Polonya’yı işgale başlaması ve Lehistan’a müdahale etmesi üzerine 1768’de yeniden silaha sarıldılar.

İşte Küçük Kaynarca Antlaşması’yla sonuçlanan ve Türkiye’nin Kırım Yarımadası’yla birlikte Rumeli’de toprak kaybına neden olan bu savaş, III. Mustafa’nın savaşçı bir gaye gütmesi ve tecrübeli vezirlerinin tavsiyelerini dinlememesi yüzünden ortaya çıktı. Leh milliyetçilerinin Rus istilasına karşı Polonya’nın Bar şehrinde toplanıp “Confederation de Bar” denilen bir birlik kurarak Sultan III. Mustafa’dan yardım istemesi ve Rusların Kırım Hanları’nın haslarından olan “Balta Kasabası”na saldırarak buraya sığınan Lehlilerle birlikte Müslümanları kılıçtan geçirmesi Osmanlıların aceleyle savaş ilan etmelerini hızlandırdı.

Pençeleri aşınmış bir Arslan: Osmanlı Devleti

Fakat Osmanlı ordusu, Rusya’ya karşı savaş ilanı yapıldığı zaman, büyük bir sefer için tamamen hazırlıksız durumdaydı. Sınırlarda yer alan kale savunma hatlarındaki Yeniçeri birlikleri yeni oluşturulmuştu ve kuvvetlerin %70’i acemi askerdi. Ayrıca eğitimli subay sıkıntısının yanı sıra disiplinsizlik ve itaatsizlik had safhadaydı.  Bu boşluk, her türlü disiplin ve askere alma sisteminin çöküşü anlamına geliyordu ve uzunca bir dönemdir Avrupa muharebe meydanlarının dışında kalan Osmanlı ordusu, dönemin ihtiyaçlarına göre ıslah ve modernize edilemedi. Böylece teknoloji eksikliği, 1756 sonrası dönemin belirgin özelliği olan hareketli hızlı sahra topçuluğunun gelişmesini önledi. Dönemin padişahı III. Mustafa gibi Osmanlı yöneticileri bu sorunun farkındaydı ve bu eksikliği gidermek için Baron de Tott gibi yabancı uzmanları görevlendirdiler, fakat sistemin idari, ekonomik ve örgütsel yapılanmasında geç kalındı.

Buna karşın Polonya’da kuvvetleri bulunan ve Ukrayna bölgesinde kalelerini onarım ve inşa ile meşgul olan Rusya ise daha avantajlı bir durumdaydı. Petro döneminin akabinde Rus ordularında Avrupa düzen, teknoloji ve disiplininin yanı sıra, askeri kumanda yapısı da oturmuş bir haldeydi. Bu ise 1768-1774 arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nda etkisini gösterdi ve Alexandrowitsch Rumanyetsev, Tuna boylarındaki göz korkutan Osmanlı kale savunma hattını kırmayı başaran ilk Rus subayı olarak “Tuna Ötesi” adıyla tarihe geçti. Rus Çariçesi II. Katerina savaş için kaynaklarını örgütlerken savaş zamanının geldiğine inanmış olan padişah III. Mustafa, geçmişte Rusların güçlenmesinden önce bunlara savaş açmak niyetiyle Koca Ragıp Paşa’yı çağırıp, bu konu üzerinde görüşlerini tartıştıktan sonra: “Eğer garaz akçe ise Edirnekapısı’ndan ta Rusçuk’a kadar yol boyunca iki keçeli altın dizerim!” Dedikçe, Veziri Koca Ragıp Paşa’nın: “Devlet-i Aliyyeniz eskiden beri yapmış olduğu savaşlarda  bir muharib arslan olduğunu  düşmanlarına göstermiştir. Fakat şimdiki halde tırnakları aşınmış olup muharebe esnasında düşman bu halini anlarsa vaziyet müşkül olur, askere nizam verildikten sonra bu iş düşünülsün” uyarısına benzer şekilde Sadrazam Muhsinzade Mehmed Paşa’nın da devletin büyük bir sefere hazırlıksız olduğunu ısrarla ileri sürdüğü ihtiyat tavsiyesini reddetti ve azledilerek yerine önce savaş yanlısı Silahdar Hamza Mahir Paşa ardından Yağlıkçızade Mehmed Emin Paşa getirildi.

“Yeniçerimizin Kızıl Elma’ya kadar gitmeye gücü vardır”

29 yıllık barış döneminde, ordunun eksikleri tamamlanmadığı ve yetişkin, savaş görmüş, tecrübeli komutanların göçüp gittiği hesaba katılmadan, sırf devlet hazinesine güvenerek Ruslarla savaşı arzu eden padişahı, rütbe ve memuriyet kapmak için“Meydanda düşman yok, muhasara olunacak kale yok”, “Yeniçerimizin Kızıl Elma’ya kadar gitmeye gücü vardır” diyerek teşvik ve teşci eden tecrübesiz devlet erkânı, İstanbul halkını yani kamuoyunu da “her zaman düşmanın burnunu yere sürtüp haddini bildirmek ehl-i İslam’ın üzerine vacibdir, hareket olmayınca bereket olmaz; bu memleketler seyf ile alınmıştır; padişah-ı İslam’ın bahtı âli, ricali pişkin, kılıcı keskindir; dünyada dindar, bahadır, vezir-i Aristo tedbir ve beş vakti cemaatle kılar on iki bin güzide asker tedarik ettikten sonra” zafer bizimdir diyerek arkasına aldı ve Eylül ayında savaş kararı çıktı.

İngiltere Kralı III. George’nin çabası da yetmedi

Osmanlı Devleti’nin Rusya ile savaşa karar vermesi üzerine İngiltere Kralı III. George 1768 yılı 12 Kasım’ında, İngiltere’nin Weymouth kentinden gönderdiği arabulma mektubuyla barışın bozulmamasını temin etmek istediyse de Sultan III. Mustafa bazı bahanelerle bunu kabul etmedi. Eylül 1768’de savaş ilan edildiğinde her iki taraf da Tuna veya Kırım’da çatışmaya hazırlıklı değildi, fakat Osmanlı Hükümeti’nin 7 ay sonra sefere çıkması Ruslara hazırlık için önemli zaman kazandırdı.

Osmanlı-Rus Savaşı başlıyor

Rusların ilk ve önemli hedefi ise Karadeniz’e çıkabilecekleri, yüzyıllar boyunca taarruzlarına uğradıkları Tatar hâkimiyetindeki Kırım’dı. Kırım’a yerleşen ve 200 yıldan fazla bir süre Moskova’ya hükmeden Altın Ordu Devleti’nin mirasçıları olarak kabul edilen Tatarlar, 1700’e kadar askeri bir tampon bölge olarak Osmanlılara hizmet ettiler ve Ordu-yu Hümayun’un gelişinden evvel sınır toprakları ve boylarında akınlar düzenlemek ve tahrip etmekle görevlendirildiler. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nın hemen başında da bu görevle  Kırım Giray Han’a Ocak 1769’da Ukrayna’daki Rus topraklarına akınlar yapması emredildi. Osmanlı ordusu ise ancak Mart ayında Rus seferine çıkmak için Vezir-i Azam ve Serdar-ı Ekrem Yağlıkçızade Mehmet Emin Paşa komutasında İstanbul’dan ayrıldı. Bu sırada Ruslar iki orduyu muharebeye soktular Axander Mikhalowitsch Galitsyn komutasında Eflak ve Boğdan’ı hedef alan Polonya’daki 60.000 mevcutlu ilk ordu ve Alexandrowitsch Rumanyetsev komutasında Kırım’da 40.000 mevcutlu ikinci ordu.

Osmanlı Hükümeti, Rus Baltık Filosu’nun Akdeniz’e geldiğine inanmamıştı

Savaşın başlangıcından itibaren felaketler ve yenilgiler birbirini takip etti ve Hotin, İsmail, Kili ve Bender, Kagul-Kartal gibi stratejik kaleler ve mevkiler Rusların eline geçti. Hazırlıksız, eski düzen ve intizamını kaybetmiş Osmanlı ordusu ağır kayıplar vererek malzeme ve silahlarını ganimet olarak Ruslara bırakmak zorunda kaldı. Mora’da Rusya’nın desteklediği bir Rum isyanı tertiplendi. 1770’teki asıl büyük felaket ise Rus Baltık Filosu’nun, Baltık Denizi’nden hareketle İngiltere Limanları’nda ikmal yaptıktan sonra Cebelitarık Boğazı’nı da geçerek Akdeniz’e gelmesi ve Çeşme Limanı’nda demirli bulunan Osmanlı donanmasını yakması oldu. İki Rus filosunun Baltık Denizi’nden hareketle Osmanlı sularına gelmekte olduğunu bildiren Fransa’nın İstanbul Büyükelçisi’nin uyarısı dikkate alınmadı ve böyle bir çılgınlığa ihtimal vermeyen hükümet, bu uyarıyı safsata ve mugalâta olarak kabul ederek ciddiye bile almadı. Neticede Osmanlı ordusunun savunma ve lojistik destek hatları çöktü ve Osmanlı Devleti kaçınılmaz sona doğru hızla sürüklenmeye başladı.

Rusya, Kırım Şehzadelerini “bağımsızlık vaadiyle” kandırmıştı

 İşte bu sırada Çariçe II. Katerina 1771-1772 kışının büyük bölümünü, yüzlerce yıldır devam eden Osmanlı-Kırım Tatar ittifakını bitiren bir pazarlığa harcadı. Zaten bu savaşın birinci derecedeki hedefi de Kırım’ın Ruslarca işgali idi. Bu ise aşama aşama gerçekleşti.  Kırım’ı ele geçirebilmek için askeri hazırlıkların yanında propaganda faaliyetine de girişen Ruslar, Kırım şehzade ve sultanlarını Osmanlı’dan ayrılmaları için teşvik etmeye başlayarak: “Siz Cengiz sülalesinden müstakil bir Hanlık iken bir müddetten beri Osmanlı Devleti’nin hükmü altındasınız; hakkınızda türlü türlü harekât icra ve adeta kendi valileri gibi Hanları azl ve tayin ediyorlar; eğer bizimle beraber hareket ederseniz eski istiklalinizi almayı taahüt ederiz” diyerek Kırım ileri gelenlerini ve Han sülalesini kandırmayı başarmışlardı. Kırım’ı savunmak üzere yarımadanın kapısı olan Ur Geçidi’ne siperler kazdıran Kefe’deki Kırım Seraskeri İbrahim Paşa, bu ihanet sonucunda esir düştü. Kırım Hanı Selim Giray ise İstanbul’a kaçtı. Böylece 296 yıl Osmanlı himayesinde varlığını sürdüren Hanlık ve Kırım’a Ruslar ayak bastılar. İlk etapta 10.000 kişilik bir Rus ordusu burada konuşlandırıldı ve bu hal Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar devam etti. İlk aşaması başarılı olan Kırım’ı ele geçirme planının ikinci aşaması ise antlaşma metnine konacak ve Kırım Tatar Hanlığı’na Rus topraklarına ilhaka doğru bir adımdan başka bir anlam taşımayan sözde bir bağımsızlık verilmesiydi.

Rus murahhası: Kırım bağımsız olsun, bizim memleketimiz bize yeter

Barış görüşmeleri sırasında Rus Murahhası: “Biz Tatara sizi serbest bıraktıracağız diye söz verdik; sözümüzden dönmeyiz. Tatar başlı başına olsun demekten muradımız budur ki, Tatar sizin himayenizde oldukça size arka verip bize eziyet eder ve her zaman Devlet-i Aliyye ile bozuşmaya sebep olur, hem size hem bize zarar olur. Kırım’a tamahı var derseniz. Kırım halen bizim elimizde iken terk ederiz; zira etmezsek, hem sizinle musafat müyesser değil hem kırk elli bin asker gönderip kalelerini muhafazaya muhtacız, bizim işimize elvermez ve Akdeniz’de olan adaları ve bunda aldığımız yerleri terk edip vilayetimize gideriz ve sizinle müebbed sulh olmakla kıyamete dek bozuşmak iktiza etmeyip bizim memleketimiz bize kafidir” gibi yaldızlı sözlerle göz boyadı. Antlaşmadan kısa bir süre sonra II. Katerina 1783’te Kırım’ı tek taraflı olarak Çarlığa ilhak ettiğini ilan edecekti.

 

 

 

Antlaşmanın imzalandığı yerde bulunan kitabe

Türkiye ile Rusya arasında “Ebedi” kaydıyla imzalanan antlaşma: Küçük Kaynarca

Alexandrowitsch Rumanyetsev’in karargahında “ebedi” kaydıyla imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Ruslar, Karadeniz’e indiler ve Ortodoks halklar üzerinde himaye hakkına sahip oldular. Kırım Hanlığıyla, Kuban ve Bucak Tatarları’na bağımsızlık verdirerek istedikleri zaman ilhak edebilecek bir şekilde Osmanlı hakimiyet ve himayesinden koparmış oldular.

Kaynaklar:

İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.4, İstanbul, 2011. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, c.5. 6. Baskı, TTK, Ankara. Virginia H. Aksan (Çev. Gül Çağalı Güven), Osmanlı Harpleri 1700-1870, İstanbul, 2011.

 

 

 



İlgili Konular tarihten olaylar kırım
Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş