Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


16:14, 13 Aralık 2017 Çarşamba
02:23, 03 Eylül 2014 Çarşamba

  • Paylaş
Osmanlı tarihinin bir aynası: Kıyafetler
Osmanlı tarihinin bir aynası: Kıyafetler

Zamanla başta saray olmak üzere, yüksek yönetici zümre ve ailelerden başlayarak halka doğru bir evrilme gösteren kılık-kıyafet değişimi, 18. yüzyıldan sonra Avrupa etkisine girdi.

Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası 

Tarih boyunca, insanlığın ve medeniyetin önemli bir parçası olan ve toplumların inançları, örf, adet, gelenek, görenekleri, kültürleri, sosyal değerleri, ekonomik durumları, iklim şartları hatta zevklerine göre değişkenlik arz eden giysiler, bireylerin cinsiyet, meslek ve statülerini yansıtan bir unsur olma özelliğini korudu. Çok geniş bir coğrafyada, üç kıtaya, onlarca etnik ve dini unsura hükmetmiş Osmanlılarda minyatürler, seyahatnameler ve başta elçiler olmak üzere yabancı ressamlar ile gezginlerin hatırat ve eserlerinden, hakkında bilgi edinilebilen giyim-kuşam tarzı, toplum hayatının bir ifadesiydi. Çeşitli tip, kalite ve renkteki kumaşlardan mamul kıyafet ve aksesuarlar, giyenin ait olduğu toplum düzeyini yansıtırdı.

 

Yüzlerce yıl boyunca özellikler açısından benzer şekilde devam eden Osmanlı giyiminde, çeşitli yazma kitaplar içine nakkaşlar tarafından yapılan minyatürlerde, surnamelerde ve yabancıların siparişi üzerine hazırlanan albümlerde görüleceği üzere bir renk cümbüşünün yaşandığı şalvar, iç gömleği, entari, kaftan, hırka, sarık, külah, tülbent, ferace, şal vs...gibi birçok şey kullanıldı. “Osmanlı Dönemi’nde 1554’den 1562’ye kadar Avusturya’nın İstanbul elçisi olarak görev yapan Ogier Ghiselin de Busbecq, Türklerin daha çok “yeşil”i tercih ettiklerini ve giyimlerinde bir sadelik ve tutumluluk olduğuna dikkat çekmekteydi.” Osmanlılarda Müslümanlar açısından “yeşil” ile birlikte önem verilen diğer bir renk ise “beyaz”dı. Hıristiyan ve Yahudiler başta olmak üzere gayri Müslimlerin kıyafetleri de birbirinden farklı tutulur ve divandan çıkan hükümlerle belirlenirdi. Her kesimin değişik şekillerde belirlenmiş kıyafetleri vardı. Bunun dışına çıkanlar uyarılır veya cezalandırılırdı.

 

Sarayda giyilen kumaş, biçim ve renkte kıyafeti halkın giymesi yasaktı ve törenler ile seferde giyilenler günlük giyilenlerden farklıydı. Padişahlar ve Sultanların giyim-kuşamları ise pahalı ve lüks kumaşlardan dikili şalvar, gömlek, iç entarisi, ferace ve kaftanlarla birlikte farklı adlarla anılan başlıklardan müteşekkildi. “Bayramlarda, cenaze ve tahta çıkma törenlerinde, elçi kabullerinde, savaşta giyilen giysiler ve renkleri değişirdi. Osmanlı Sarayı’nda olduğu gibi giyime önem verilen diğer bir yer ise ordu idi. Başta Yeniçeriler olmak üzere Osmanlı ordusunun her sınıf birimi, kendine özgü askeri üniforma, başlık ve kıyafet kullanırdı. “Osmanlılarda ayakkabılar da rengine göre farklılık göstermekte olup, subaylar sarı, erler kırmızı, ulema ise mavi renkte ayakkabılar giyerdi.”

 

Kullanılan başlıklar ise statü, rütbe ve makamı yansıttığı için önemli öğelerden biriydi. Herkesin hangi sınıf memur ya da asker olduğu başındaki kavuğundan, sırtındaki kürk ve cübbesinden anlaşılırdı. Dini ve etnik azınlıkların da özel kıyafetleri vardı. Kadınların giysileri ve aksesuarları da dikkat çeken diğer bir unsurdu. Osmanlı kadınları, giydikleri entari, ferace, şal ve şalvarlarla Batılı yazarların dikkatini celb etmekteydi. Sokağa çıkan kadınlar kıyafetlerini ferace veya çarşafla tamamlarlardı. Kadınlarla çocukların kendilerine göre olan giyimleri, diğerleriyle birlikte yüzyıllarca geleneksel olarak devam etti.

 

Gelenekten farklı ilk değişim ise Batılılaşma süreciyle birlikte Sultan III. Selim döneminde kurulan “Nizam-ı Cedit” ve onu takip eden II. Mahmud döneminde teşkil edilen “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” ordusunun askeri üniforma ve kıyafetleriyle meydana geldi. Zamanla başta saray olmak üzere, yüksek yönetici zümre ve ailelerden başlayarak halka doğru bir evrilme gösteren kılık-kıyafet değişimi, 18. yüzyıldan sonra Avrupa etkisine girdi. Yazma eserlerde, surnamelerde ve çeşitli albümlerde yer alan, minyatür ve resimlerde kalan otantik kıyafetler ise her türden insan, meslek, din ve milliyeti yansıtan aynalar olarak günümüze ulaştı.

 

Ayten Sezer Arığ, Türklerdeki Kıyafetin Kısa Tarihi, ATAM Dergisi, c.XXII, s.64-65-66, 2006., Süheyl Ünver, Geçmiş Yüzyıllarda Kıyafet Resimlerimiz, TTK, Ankara, 1999.



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş