Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


00:04, 23 Mayıs 2018 Çarşamba
Güncelleme: 16:54, 05 Ağustos 2014 Salı

  • Paylaş
Koruyucu Hat Mezalimi 'Kanlı Enerji' operasyonudur
Koruyucu Hat Mezalimi 'Kanlı Enerji' operasyonudur

Dr. Hatice Karahan: Karahan Dünya Bülteni'ne verdiği demecinde İsrail'in 8 Temmuz'da Gazze'de Koruyucu Hat Operasyonu adı altında başlattığı mezalimin 'Kanlı Enerji' operasyonu olduğunu söyledi

İbrahim Ethem Gören-Dünya Bülteni-Haber Merkezi

8 Temmuz 2014 tarihinde İsrail tarafından Gazze’ye yönelik başlatılan saldırılar 2000’e yakın Filistinlinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Üç Musevi gencin öldürülmesini sebep göstererek, olayı hiçbir şekilde üstlenmeyen Hamas’ı hedef alan İsrail saldırısı, bilindiği gibi, hızlı bir şekilde adeta bir soykırıma dönüştü. Dünya basını, İsrail’in gerçekleştirdiği söz konusu katliamı “kendini savunma” olarak empoze ederek olayların dehşetini perdelemeye çalışırken, Koruma Hattı Operasyonu adı verilen bu soykırımın neden halen şiddetli bir şekilde devam ettiği sorusuna yanıt verecek esas bilgileri ise yansıtmıyor.

Bu bağlamda, İsrail’in son saldırısı, Siyonizm’in faşist unsurlarının yanı sıra, esas olarak enerji jeopolitiği ile yakından ilgilidir. Dolayısıyla, Gazze katliamının dünyaya yansıtılan sahte çerçevesi niteliğindeki “Koruma Hattı Operasyonu”, esas itibariyle İsrail’in 2008-2009 döneminden sonra gerçekleştirdiği 2. kanlı “Enerji Hattı Operasyonu”dur.

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi, SETA Araştırmacısı, Ekonomist Dr. Hatice Karahan ile İsrail'in Gazze'de iki bine yakın Müslümanın hayatına mâl olan Koruma Hattı Operasyonu'nun arka planı üzerine hasbihal ettik.


İbrahim Ethem Gören: Hatice Hanım, sizce İsrail'in Gazze’ye yönelik son saldırılarının arka planında neler yatıyor?

Dr. Hatice Karahan: İbrahim Bey. Bildiğiniz gibi, İsrail’in Gazze saldırısı aslında yeni veya şaşırılacak bir olgu değil. Zira temelinde, 1948 yılından bu yana bölgede adım adım hâkimiyetini güçlendiren Siyonizmin ana misyonu olan Filistinlileri yok etme fanatizmini taşıyor. Ancak Temmuz 2014 tarihli Gazze saldırısının arka planında, bambaşka bir güç faktörü yatıyor. Bu noktada, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada, operasyonun, amacına ulaşana ve Hamas ile benzer örgütlerin altyapıları önemli bir zarara uğratılana dek devam edeceğinin belirtilmesinin de anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Bahsettiğiniz güç faktörü nedir? Operasyonun asıl amacı nasıl bir çerçeve taşıyor ve Hamas neden ortadan kaldırılmak isteniyor?
Bu noktada, adından bahsedilmeyen perde arkasındaki güç faktörü, nam-ı diğer “enerji”, devreye giriyor.

Bölgedeki enerji kaynakları hakkında bilgi verir misiniz?
1990’lı yılların sonlarında, Doğu Akdeniz’de Gazze açıklarında doğalgaz rezervleri keşfedilmişti. Gazze Marine 1 ve 2 olarak adlandırılan söz konusu bu iki sahanın toplamda 38 milyar metreküpe ulaşan bir rezerve sahip olduğu tahmin edilmekteydi.

1999 yılında Filistin Yönetimi’nin, bölgedeki doğalgazın araştırılması amacıyla British Gas Group’a (BGG) münhasır hak vermesinin hemen ardından şirketin doğalgaz bulduğunu
açıklamasıyla birlikte, BGG, Filistin Yönetimi’ne bağlı Consolidated Contractors Company ve Filistin Yatırım Fonu (FYF) arasında 25 yıl süreli bir anlaşma imzalandı.
Keşfedilen enerji kaynakları böylelikle o dönemde Filistin için bir umut olurken, 2001 yılında Ariel Sharon’un İsrail Başbakanı olarak göreve gelmesi, planları alt üst etti. Nitekim Sharon, Filistin Yönetimi’nin, kendi doğalgaz gelirlerinden faydalanmasına engel olmayı amaçlıyordu. Buna bağlı olarak da, 2003 yılında BGG’nin İsrail’e Gazze doğalgazı satışını veto etti.

İsrail-Gazze hattındaki ilgili olaylar bu yönde gelişirken, BGG 2005 yılında Mısır’la, Gazze doğalgazını denizaltı boru hattı kanalıyla satmak amacıyla bir memorandum imzaladı. Bu bağlamda Gazze doğalgazının Mısır’a aktarılması süreci 2006 yılında son dönemece yaklaşmışken, devreye giren dönemin Ortadoğu Dörtlüsü elçisi Tony Blair, BGG’ye söz konusu gazın İsrail’e satılması yönünde baskı yaparak gidişatı durdurdu. Böylelikle İngiltere ve ABD hükümetlerinin de destek vermesine rağmen, BGG, İsrail’le yapılması arzu edilen alışverişin gerçekleşmesini sağlayamadı.

Öte yandan bu noktada, aynı yıl Hamas’ın Filistin’deki seçimlerde başarı elde ederek hükümet kurmasının, mevcut karmaşık süreci daha da içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini vurgulamak gerekir.

TEAVİV'İN ASIL NİYETİ FİLİSTİN'İN ELİNDEN DOĞALGAZ GELİRİNİ ALMAKTIR.

Neden?
Şöyle izah edeyim. Hamas’ın Gazze yönetimini ele geçirdikten sonra yaptığı ilk işlerden biri, Filistin Yönetimi ve BGG arasındaki anlaşmayı, hırsızlık iddiasıyla reddetmek ve kendi varlığının devreye girdiği yeni konjonktürde anlaşmaya dâhil olarak payların yeniden düzenlenmesini talep etmek oldu.

Filistin cephesinde olaylar bu şekilde ilerlerken, Ehud Olmert’in başbakanlığındaki İsrail hükümeti aynı sene Filistin’den doğalgaz alımına yeniden sıcak bakmaya başladı. Bununla birlikte, Tel Aviv’in asıl niyetinin, 1999 tarihli anlaşmayı hükümsüz kılmak ve doğalgaz gelirinden Filistin’e kayda değer bir pay vermemek olduğu ortadaydı.

Dolayısıyla, Hamas’ın bu kritik bölgede oyuna dâhil olması, doğal olarak İsrail’in menfaatlerine ters düşen bir gelişme olmuştu. Nitekim İsrail, Hamas’ın bu gelirden faydalanmasına ve böylece İsrail için daha büyük bir tehdit unsuru oluşturmasına müsaade edemezdi. Bu nedenle, çözüm olarak, Hamas’tan kurtulma planını devreye sokmaya karar verdi. Bu çerçevede, İsrail Başbakan Yardımcısı Moshe Ya’alon’un 2007 yılında yapmış olduğu söylemler de, aslında gerçeği açıkça ortaya koyuyor.

Ya’alon neler demişti?

Ya’alon aslında o dönemde Gazze’yi, açıklarındaki rezervler nedeniyle rahat bırakmayacaklarının sinyalini şöyle vermişti: “Gazze’deki Hamas kontrolünün geniş çaplı askeri bir operasyonla kökü kazınmadıkça, radikal İslami hareketin rızası olmadan sondaj çalışmaları gerçekleşemeyecektir.”

Tam da o dönemde Filistinli masumların üzerine bombalar yağmaya başladı...
Evet, aynen öyle oldu. Bu gelişmeleri takiben 2008 yılının Aralık ayında Gazze’ye karşı Dökme Kurşun Operasyonu’nu başlatan İsrail, aynı zamanda BGG ile Gazze doğalgazı konusunda bir anlaşmaya varmak için yeniden harekete geçti. Görüşmelere paralel olarak süren katliam misali harekât, bildiğiniz gibi, 1.387 Filistinlinin hayatını kaybetmesine neden olurken, bölgeyi Hamas’tan arındırmak amacını ise gerçekleştiremedi.

Hamas'ın direnişi İsrail’in enerji operasyona mani oldu diyebilir miyiz?

Kısmen. İsrail’in Dökme Kurşun Operasyonu’nda Hamas’ı ortadan kaldıramaması, doğalgaz konusundaki planlarını sekteye uğrattı. Süreç böylelikle bir kez daha askıya alınırken, İsrail’in bölgedeki enerjiye olan ilgisi ise canlılığını sürekli korudu. Bununla beraber, Gazze doğalgazına ilişkin çabalar belirsizliğini korudu. Ancak İsrail açıklarında sırasıyla 2009 ve 2010 yıllarında keşfedilen Tamar ve Leviathan doğalgaz yatakları, bölgedeki enerji dengeleri açısından yepyeni bir sayfa açtı diyebiliriz.

Bu keşifler İsrail için ne anlam ifade ediyordu?

Bu keşifler enerjide dışa bağımlılık anlamında İsrail’in elini oldukça rahatlatacaktı. Aynı zamanda ülkenin, Gazze doğalgazı konusunda da masaya daha güçlü oturmasını sağlayacaktı. Söz konusu yıllarda İsrail bu şekilde kendi kaynaklarına kavuşacak olmanın sevincini yaşarken, bu kez de beklenmedik olumsuz bir gelişme cereyan etti.

İsrail, büyük ağabeyleri ABD ve İngiltere gibi uzun vadeli perspektifle sömürü düzenini devam ettirmek ister. İsrail’in bu noktada canını ne sıktı?

İsrail’in canını sıkan beklenmedik gelişme, Mısır'daki halk, daha doğrusu ümmet hareketi oldu. Zira İsrail’in makul şartlarda doğalgaz temin ettiği önemli bir kaynak olan Mısır’da, Hüsnü Mübarek iktidarının 2011 yılında son bulması, bu mecrayı tehlikeye soktu. Nitekim hızla ilerleyen süreçte Sina Boru Hatları sık sık saldırıya uğrarken, yeni Mısır yönetimi 2012’de doğalgaz anlaşmasını tek taraflı olarak iptal etti.

Bu tasarruf İsrail ekonomisine olumsuz yansıdı mı?
Elbette... İsrail’de elektrik fiyatları gözle görülür bir şekilde arttı. İsrail’in elektrik tüketiminde 2000’li yıllarda önemli bir artış olduğunun da altını çizelim.

Ortadoğu'daki küçük ABD, elektrik enerjisini hangi yöntemle temin ediyor?

Ana üretim ekseninde doğalgaz var. Ülkedeki elektriğin %40’tan fazla bir bölümü, doğalgaz kaynaklı olarak elde ediliyor. Dolayısıyla, uzmanlar tarafından İsrail’de yaşanabileceği öngörülen bir enerji krizine ilişkin endişeler, Mısır’daki kaynağın devreden çıkmasıyla birlikte, son yıllarda giderek artış gösterdi.

İşte bu çerçevede, Leviathan rezervlerinin en erken 2017 yılından sonra üretime geçebilecek olması göz önüne alındığında, herhangi bir enerji krizinin yaşanmaması amacıyla, İsrail’in Gazze Marine kaynaklarına olan ilgisinin son dönemde daha da güçlendiği ifade edilebilir.

FİLİSTİNLİLERİN MİLLİ UZLAŞI HÜKÜMETİ İSRAİL'İN PLANLERINI ALT-ÜST ETTİ

Gazze rezervlerinin Mısır'ınkilere alternatif oluşturuyor olması İsrail'i Filistin yönetimiyle 'duygusal' nedenlerle müzakere masasına itti diyebilir miyiz?

İsrail Başbakanı Netanyahu, 2013 yılının sonlarına doğru Mısır kaynağının yerini doldurmaya aday olan Gazze doğalgaz sahasının geliştirilmesine yeşil ışık yaktı. Böylelikle bahsettiğiniz gibi İsrail ve Filistin Yönetimi arasında, işbirliğine gidilmesi yönünde bir atmosfer oluşmuş oldu. Ancak çok kısa bir süre sonra, 2014 yılının ilk aylarında, Filistin kanadında İsrail’in bu girişimini sarsacak tarihi gelişmeler yaşandı. Batı Şeria’yı yöneten ve İsrail’in desteklediği Filistin lideri Mahmud Abbas’ın El-Fetih partisi ve Gazze’yi hâkimiyeti altında tutan Hamas 23 Nisan 2014 tarihinde “Milli Mutabakat” ilan etti. Hemen ardından Haziran ayında ise, iki taraf “Milli Uzlaşı Hükümeti”ni kurdu. Böylelikle, 2007 yılından itibaren devam eden Gazze’de Hamas ve Batı Şeria’da El-Fetih hükümetleri şeklindeki iki başlılık uygulaması sona ermiş oldu.

Gazze Müslümanlarının ikiliği ortadan kaldırması Tel Aviv yönetimini endişeye sevketti...

Kesinlikle… Bu gelişme üzerine Tel Aviv yönetimi, uzlaşı hükümeti kurulması yönünde atılan imzaların, İsrail ve Filistin Yönetimi arasındaki görüşmelerin sonlanması anlamında bir imzaya eşdeğer olduğunu açıkladı. Böylelikle, müzakereler yeniden askıya alındı.

Gazze gaz kaynaklarına dair hayalleri böylelikle yeni bir problemle karşılaşan İsrail, Hamas’ın, bu kez daha ciddi bir oluşumla güçlenerek karşısına çıktığını görmüş oldu. Buna bağlı olarak, 2008-2009 yıllarındaki Dökme Kurşun Harekâtı’ndaki çıkış noktasına benzer biçimde, İsrail’in söz konusu enerji sorununa getirebileceği çözümün, Hamas’ın oyundan çıkarılmasından başka bir yol olması beklenemezdi. Zira İsrail’in kendi şartlarını kabul ettirebileceği bir anlaşma, Hamas’ın varlığında mümkün gözükmüyordu.

İSRAİL, DOĞU AKDENİZ ENERJİ KORİDORUNUN BAŞ AKTÖRÜ OLMAK İSTİYOR.

Hamas’ın varlığı İsrail’in planlarını ne yönde bozuyor?

Öncelikle, Hamas’ın varlığının devam etmesi, İsrail’in, Gazze doğalgazını ele geçirmesine ve satmasına engel teşkil ediyordu. Oysa Gazze rezervleri, İsrail’in enerji arzı güvenliğine katkı sağlayacak olmakla birlikte, ülkenin enerji bağımlılığından kurtularak bu alanda ihracatçı statüsüne yükselme yolundaki planlarında da önemli bir bileşen olarak görülüyordu. Bu anlamda Hamas, son dönemde yeni doğal kaynaklara kavuşan İsrail’in geniş bölgesel enerji stratejisine de ayak bağı olacaktı!

Levant sahasındaki doğalgaz kaynaklarını, Avrupa ve çevre ülkelere ihraç etmeyi hedefleyen İsrail, Filistin’e ait rezervleri de kendi enerji çemberine alarak güç kazanmak istiyor. Sahada hedeflediği entegrasyonlarla İsrail, Doğu Akdeniz’de oluşacak enerji koridorunda baş aktör olmayı arzu ettiğini açıkça gözler önüne seriyor.

Gazze gaz kaynakları iki üç yılda bir İsrail saldırılarıyla alt-üst edilen Filistin'in dış yardıma endeksli cılız ekonomisi için ne ifade ediyor?

Elbette çok şey... Filistin’in kendi gaz kaynaklarını kullanması durumunda elde edilecek gelir, ülkenin ekonomik dönüşüm geçirerek kalkınmasını sağlayacaktır. FYF 2012 Yıllık Raporu’na göre, Gazze Gaz Projesi’nin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi durumunda Filistin Yönetimi, enerji maliyetlerinde yıllık 560 milyon dolarlık bir düşüş kaydedebilecek ve her yıl 2,5 milyar dolarlık direkt gelir akışı elde edebilecek.

Bunun yanı sıra, elektrik üretimi anlamında bölgede dev enerji yatırımlarının yapılacağını beklemek de, hiç yanlış olmaz. Filistin’in bu minvalde enerji yoluyla ekonomik anlamda güçlenmesi ise, yoksullukla boğuşmayan ve yatırım yaparak hızla büyüyen bir Filistin anlamına geliyor. Ayrıca, söz konusu rezervler Filistin’in enerji ve özellikle elektrik anlamında da İsrail’e bağımlılığın azalmasını sağlayacak.

Bu keyfiyet, haliyle İsrail'i endişeye sevk etti...

Çok doğru, İbrahim Bey. Gazze'nin zengin gaz kaynaklarına sahip olması, Filistinlileri ezmek ve bölgeden silmek isteyen İsrail’in menfaatleriyle, bu minvalde hiç şüphesiz doğrudan çelişiyor.

KORUMA HATTI OPERASYONU İSRAİL'İN II. KANLI ENERJİ OPERASYONUDUR.

İsrail'in son katliamını netice itibarıyla ekonomik nedenlerle ilişkilendirebiliriz..

Maalesef durum bu... Bir ülke, bir halk, sahip olduğu maddi ve manevi kıymetler sebebiyle tüm dünyanın gözleri önünde katlediliyor. Konuştuğumuz tüm bu gerçekler bir arada değerlendirildiğinde, Hamas’ın İsrail çıkarları önünde ne denli önemli bir tehdit unsuru olduğu açıkça görülüyor. Bu bağlamda, Hamas’ın doğalgaz kuyularına girişine engel olmak ve bu amaçla da, grubun kökünü kazımak, İsrail için tek çıkış noktası olarak görülebilir. Hamas’ı ortadan kaldırmak ise, ona destek veren halk tabanını da önemli ölçüde zarar vermekten geçiyor.

İşte İsrail’in Filistin’de uzlaşı hükümetinin ilan edilmesinin hemen arkasından, 8 Temmuz 2014 tarihinde başlatmış olduğu Koruma Hattı Operasyonu’nun altında yatan esas gerçek, Dökme Kurşun Harekâtı’ndaki katliama benzer şekilde, Hamas’ın bölgede giderek güçlenen hâkimiyetine dur demek ve doğalgazı sömürme planlarına netlik kazandırmak olarak tanımlanabilir.

Bu bağlamda, İsrail’in son saldırısının, Siyonizm’in faşist unsurlarının yanı sıra, esas olarak enerji jeopolitiği ile yakından ilgili olduğu açıkça ortada olduğunu ifade edebiliriz. Dolayısıyla, Gazze katliamının dünyaya yansıtılan sahte çerçevesi niteliğindeki “Koruma Hattı Operasyonu”, esas itibariyle İsrail’in 2008-2009 döneminden sonra gerçekleştirdiği 2. kanlı “Enerji Hattı Operasyonu”dur.

 

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş