Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


02:19, 22 Ekim 2017 Pazar
16:50, 03 Ekim 2013 Perşembe

  • Paylaş
Mor Manastır ve antik eserlerin hukuki durumu / Osman Şahin
Mor Manastır ve antik eserlerin hukuki durumu / Osman Şahin

Manastır görevlilerinin bu eserin bir nakışını dahi değiştirmeye ve bu eseri gayesi dışında kullanmaya yetkileri yoktur. Bu kültür varlığının denetleyicisi hükümetin ilgili kurumları olan Anıtlar Yüksek Kurulu, Müzeler Genel Müdürlüğü ve Vakıflar Genel Müdürlüğüdür.

Osman Şahin - Dünya Bülteni/DÜBAM

Süryanice Deyr el Umur, “rahiplerin evi”,  Arapçası Dar’ul Umur  “iş evi” anlamına gelmekte ise de bunu “ibadet evi” olarak tercüme etmek daha uygun olur. Diğer adıyla Mor Gabriel Manastırı, 1614 sene önce Mardin’in Midyat ilçesinde bina edilmiş kadim bir ibadethanedir.

Deyr el Umur Manastırı antik eser konumundadır.  Statüsü Eski Eser Muhafazası kanunlarına tabidir. Bu kanunlara göre özel mülkiyetlerde kayıtlı 100 yılı aşkın menkul eserler de devletin kontrolü altındadır. Deyr el Umur ise yüz yılları değil bin yılları geride bırakmış ismiyle müsemma (umur görmüş)  nadide bir eserdir.  Ayasofya’dan 140 yıl önce yapılmış bir manastırdır. Deyr el Umur sıradan bir eser değildir. 1614 yıllık antik bir porselen vazo gibi bugüne kadar gelip geçmiş devletler tarafından bugüne kadar itina ile korunmuştur.

Halen geçerli olan Asar-ı Atika Nizamnamesi’nin 4. maddesine göre buna benzer eski eserlerin mülkiyeti devlete aittir. Sahibi koruyucusu Devlettir. Adıgeçen nizamname maddesinde “gerek devlete gerek kişilere ve cemaatlere ait olsun her türlü “arazi ve emlakte”, “mevcudiyeti bilinen” ya da “ileride keşfolunacak” her çeşit anıtlar ve taşınır taşınmaz eski eserlerin “cümlesi”nin devlet malı olduğu belirtilmektedir. Mor Gabriel Manastırının tasarruf hakkı ise  (vakıf diliyle meşrutun leh)  Süryani cemaatindedir.

Manastır görevlilerinin bu eserin bir nakışını dahi değiştirmeye ve bu eseri gayesi dışında kullanmaya yetkileri yoktur. Bu kültür varlığının denetleyicisi hükümetin ilgili kurumları olan Anıtlar Yüksek Kurulu, Müzeler Genel Müdürlüğü ve Vakıflar Genel Müdürlüğüdür. (Ayrıntılı bilgi için mür. Doç.Dr. Ahmet Mumcu’nun, “Eski Eserler Hukuku ve Türkiye-1”isimli makalesi) .

Bu bağlamda, benzer antik ve tarihi hüviyetteki nadide eserler, devlet adına tescil edilmekte ve devletin himaye kanatları altına alınmaktadır. Devlet eski eserleri periyodik olarak kontrol eder ve zamana bağlı tahribattan korunması için tedbirler alır ve bu tür tarihi eserlerin uzun ömürlü olması için sahiplerine bazı vergi kolaylıkları gibi teşvikler sağlar ve tarihi binaları restore edip işletenlere yardımlarda bulunur.

Tarihi eserlerin devlet himayesine alınıp korunması için özellikle 1700’lerden sonra bütün Avrupa ülkelerinde ciddi yasal düzenlemeler yapılmış, bu konuda devletlere büyük yetkiler verilmiş ve antik eserler devlet adına tescil edilmiştir.  Mesela; İtalya’da:  Eski eserler üzerinde devletin mutlak bir şufa hakkı vardır. Devlet, genel hükümler içinde eski eserleri her zaman kamulaştırabilir. Danimarka:  1752’de bir tazminat karşılığı, bulunan eser üzerinde devletin hakkı olduğu kabul edilmiştir. İsveç:  Bu ülke de İtalya ve Danimarka gibi eski eserler hukukunu erken kurmuştur. 1666 tarihinde bütün tarihi kilise, sikke, ferman vs eserleri koruması altına aldı. Portekiz: 29.1.1840 tarihinden 1881 senesine kadar bütün tarihi eserlerin gerekli restorasyonların yapılması için krala verildi. Fransa: Büyük ihtilalden sonra eski rejime duyulan hıncın kurbanı pek çok sanat eseri yok edilmiştir (bu uygulama halen ülkemizde yürürlükte olan 1057 sayılı yasayı hatırlatmaktadır).  Buna rağmen Napolyon savaştığı Mısır ve AB Ülkelerdeki tarihi eserleri Paris’e taşımış ve koruma altına almıştır. Keza, kazılar neticesinde bulunan eserler devlete aittir. Almanya: Rahiplerden tarihi kiliseleri korumaları ve yok olmalarını önleyecek tedbirler almaları istenmiştir.  Koruma kanunları çıkarmıştır. Bu konuda Bavyera kültürel mimarinin korunduğu önemli bir şehirdir. Avusturya: 1885’te eski eserleri kamulaştırma kanunu kabul edildi. 1902’de bir komisyona mükemmel ve geniş eski eserleri muhafaza yetkisi verildi. Bu tedbirlerin aksine tarihi eser taşlarıyla mesken inşa edenlere çeşitli cezalar verilmiştir. (a.g.e)

Bilindiği üzere, demokratikleşme paketi maddelerinden birisi de Deyr el Umur Manastırına mücavir (köy muhtarları ve hazine ile anlaşmazlık konusu)  arazilerin Manastıra verilmiş olması idi.  Ancak,  hükümetin her tasarrufuna farklı anlamlar yüklemeyi görev edinmiş bazı siyasetçilerimiz,  bu tasarrufu eleştirirken başımıza yeni bir “Mor” gaile mi açıyoruz endişelerini seslendirdiler. Bunlar yersiz ve abartılmış vehimlerdir. Bu endişeler Asar-ı Atika ve Muhafaza-i Abidat Nizamnamesini bilmemekten kaynaklanan söylemlerdir. Eski eserleri muhafaza ile ilgili bu nizamname bilahare BM-UNESCO’ya da ilham kaynağı olmuştur. Kuralları, eski vakıf kanunları gibi insanlık var oldukça bütün dünyada geçerlidir.

Süryanilerin hakları konusunda yurtdışında Türkiye aleyhinde yapılan girişimler ise yapay (Ermeni ve Rum manipülasyonlu)  teşebbüslerdir. Kaldı ki,  Süryanilerde Anadolu dışındaki unsurlara bağlılık gibi bir tehlike yoktur. Süryaniler, Anadolu’nun yerlisidirler ve kendilerini yerli olarak hissetmektedirler. Ülkemizdeki Süryanilerin nüfusu yaklaşık 17.000 kişi olup bunların 15.000’i İstanbul’da diğer 2000’i ise değişik illerde yaşamaktadırlar. Yurtdışındaki Süryani diasporası arasına, Türkiye’yi insan hakları konusunda zayıf düşürmek isteyen ayrılıkçı Kürt ve Ermeniler sızmışlardır. Hükümetimiz, demokratikleşme alanında ilerleme kaydettikçe bunların ellerindeki bu menfi argümanlar tek tek kaybolmakta ve ülkemiz yeni bir kitleyi kendine dost edinmektedir.

Mor Gabrial Manastırı metruk bir halde idi. Üzerinde 1600 küsur yıllık bir yorgunluk vardı.  Özel bir vakıf tarafından onarıldı, yolları hükümet tarafından asfaltlandı ve bir ziyaret edilebilir kutsal mekan haline getirildi. Türkiye Hükümeti, Süryanileri ve özellikle Mardin’de bulunan Deyr’ul Zafaran ve diğer manastırları birer kültürel zenginlik olarak gördüğünü bildirmekte ve manastırın etrafında bulunan yaklaşık 244 dönümlük ihtilaflı arazileri manastırın akarı haline getirmekle kendine güven duyduğunu ve büyük devlet olduğunu göstermiştir. Köy muhtarlarının ve hazinenin bu manastır ruhanileriyle mahkemeleşmeleri baştan beri doğru değildi. Zira Mor Gabriel antik bir eser olması hasebiyle kültürel anlamda zaten devlete ait tarihi bir eser idi. Buna rağmen hazinenin, manastırın uzantısı niteliğindeki araziler hakkında mahkemeler yoluyla hak aramaya çalışması doğru değildi.  Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın 30.9.2013 Pazartesi günü yaptığı demokratikleşme açıklamalarından sonra, bölgedeki tarihi yapılar daha çok merak edilecek, turist çekecek ve dünyanın sayılı kültürel zenginliklerine sahip Mardin ilimiz, Süryani olmayanların da önemli kültürel turistik destinasyon merkezlerinden biri haline gelecektir.

 

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş

Yorum
İsteklerin ardı arkası gelmiyor.
Yusuf Bender
Vakıflar Gn.Md.ğü Meclisi oybirliği ile civardaki arazileri Manastır'a iade etti. Ancak 8.10.2013 tarihli Milliyet Gazetesinde okudum, Rahip Kuryakos Ergun diyor ki: "geri kalan sorunlar da çözülecek. Yeni bir dönem başladı". Şimdi akla gelen soru şu. Geriye hangi sorunlar kaldı.
08/10/2013, 09:55
Sağlam
Zafer
Verilen malumat için teşekkür ederim. Son derece bilgilendirici bir yazı olmuş.
07/10/2013, 12:54
Başb. Yrd. Bülent Arınç yanlış mı bilgilendiriliyor.
Fatih
Bu durumda Vakıflar Meclisi neye karar verecek Eserden devletin tamamen el çekmesine karar verilecekse buna Vakıf Meclisinin yetkileri yeterli gelmez.İşin bir de Müzeler Gn.Md.ğü ve Tarihi Anıtlar Boyutu var.Eğer devlet tamamen bu eser mülkiyetini vakfa vermek istiyorlar nasıl olacak.Sahip olunmayan bir eser nasıl denetlenecek? http://www.sondakika.com/haber/haber-arinc-mor-gabriel-manastiri
04/10/2013, 10:49
Tebrikler
Mustafa Şenol
Değerli Kardeşim, Açıklayıcı ve doyurucu malumat içeren yazınızdan dolayı tebrik ve teşekkürlerimi sunarım.
03/10/2013, 19:21