Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


08:51, 17 Ağustos 2017 Perşembe
David Hearst

David Hearst
Güncelleme: 09:00, 09 Mart 2017 Perşembe


İngiltere, Müslüman Kardeşlerin aşırıcılığa karşı emniyet sübabı olduğunu belirtiyor


  • Paylaş

İngiliz Hükümeti, 2014 yılında dönemin Suudi Arabistan Büyükelçisi John Jenkins’in yaptığı tartışmalı incelemeden edindiği kanaatlerden geri adım attı. Bu inceleme, Müslüman Kardeşlerin şiddet yanlısı militanlar için “geçiş aşaması” olarak işlev gördüğünü öne sürüyordu. Hükümet şimdi ise Dış İşleri Komitesi’nin, hükümetin “siyasal İslam’a” yönelik politikalarına dair geçen sene yaptığı araştırmayı takiben ortaya koyduğu değerlendirmelere katılıyormuş gibi gözüküyor. Bu araştırma da siyasal İslamcıların şiddet yanlısı aşırıcılığa karşı “emniyet sübabı” olduğu ve iktidar da olsalar muhalefet de olsalar yakın ilişki içerisinde olunması gerektiği sonucuna varıyordu.   

Geçtiğimiz Pazartesi yayımlanan son derece eleştirel bir araştırmaya yönelik İngiliz Dışişleri Departmanı’nın verdiği bir dizi cevapta olumsuz itiraflar vardı. Dışişleri Departmanı, bu yanıtlarda, siyasal İslamcıların büyük çoğunluğunun şiddete bulaşmadığını, tersine şiddetin bizatihi mağdurları olduğunu kabul ediyordu. Kendini demokrat olarak tanımlayan siyasal İslamcıların seçimlere katılmasına müsaade edilmesi ve İngiliz Hükümeti’nin bu gruplarla –iktidarda da olsalar muhalefette de olsalar- yakın ilişki kurması gerektiğini de teyit ediyorlardı.

Hükümet de komitenin, öngörülebilir gelecekte dinin ve politikanın çakışacağı yönündeki kanaatiyle hemfikir olduğunu ve “siyasal İslamcıların büyük çoğunluğunun şiddete bulaşmadığını” söyledi. Dış İşleri Departmanı, siyasal İslam ile yakın ilişkiler kurmalarının “bölgedeki ülkelerle yakın ilişkiler kurmak için önemli bir unsur” olduğunu belirtti. Verdikleri cevapta, “Hükümet, Dış İşleri Komitesi’nin bu gruplarla ilişki kurma söylemini onaylıyor… insan hakları meselelerini, bilhassa kadın haklarını ve dini özgürlüğü içeren bir diyalog zeminini de kapsar bir şekilde…” diyorlardı.

Dış İşleri Departmanı, ayrıca, “demokratik sistem içerisindeki anlaşmazlıkları çözme yolu olarak askeri müdahale yapılmasına” karşı olduklarını da belirtiyordu. Ancak Mısır Cumhurbaşkanı Abdelfettah el Sisi ile diyaloğu sürdürürken onu 3 Temmuz 2013’te iktidara getiren olaylara askeri darbe demeyi hâlâ reddediyorlar.

Dış İşleri Komitesi Başkanı Crispin Blunt, eski incelemenin sonuçlarından “memnun olmadığını” Middle East Eye’a (MEE) söyledi. Öte yandan, kendisi, Jenkins’e ait eski inceleme raporunda söylemiş olduğu şeylere o dönem yorum yapma imkânına sahip değildi çünkü inceleme bir sır olarak tutuluyordu. Hükümet, “Jenkins’in Raporunun Temel Bulguları”  adını verdiği bir dökümanı ancak Aralık 2015’te yayımladı fakat incelemenin tamamını yayımlamayı reddetti.

Jenkins’in kendisi de Komite’de tanıklık etmeyi reddetti.

Jenkins incelemesini yakından bilen yetkili bir kaynak, eski Büyükelçi’nin Müslüman Kardeşleri tam anlamıyla El Kaide aşırıcılığına “geçiş yolu” olarak gördüğünü MEE’ye teyit etti.

Dış İşleri Komitesi de raporunda, Jenkins tarafından gerçekleştirilen Müslüman Kardeşler incelemesinin arkasındaki gerekçelendirmenin “opak” kaldığını ve Dış İşleri Departmanı’nın, Komite’nin inceleme raporunun tamamını görmesine neden müsaade etmeyeceğine dair resmi açıklamasının “basmakalıp” olduğunu belirtti.

Blunt, "Dış İşleri yetkilileri, Müslüman Kardeşler ile 2013’ten beri resmi düzeyde görüşmedi. Bu örgüte dair esaslı bir kavrayış için 2013’teki hadiseler ve sonrası da dâhil olmak üzere örgütün tarihine dair bir kavrayışın olması gerektiğine inanmaya devam ediyoruz. Bu, ayrıca, Dış İşleri Departmanı’nın örgütle görüşmesini de gerektiriyor.” diye konuştu.

Komite, Jenkins’in incelemesinin temelden kusurlu olduğunu çünkü Mısır’da 2013 yılında gerçekleşen darbenin Müslüman Kardeşler üzerindeki etkilerini incelemeyi reddettiğini söylüyor. Bu darbe sırasında binlerce örgüt sempatizanı Mısır güvenlik kuvvetlerince öldürülmüş ve lider düzeyindeki yüzlerce isim hapse atılmıştı.

Komite, “Dış İşler Departmanı, bu ihmali görmezden gelmeye ve 2013’teki ve sonrasındaki hadiseleri kendi inceleme alanında neden görmediğini açıklamamaya devam ediyor. O yüzden artık yapmalı.” diyor.

Müslüman Kardeşlerle bağlantılı bir İngiliz firması olan ITN Solicitors’tan Tayab Ali, “Hükümetin, siyasal İslam’ın şiddet yanlısı aşırıcılığa karşı emniyet sübabı olduğunu itiraf etmesi, Jenkins’in görüşünü kabullenmesi için David Cameron’ın gözünü korkutan Birleşik Arap Emirliklerinin ve Suudilerin politikalarına doğrudan karşı bir durumdur.  Hükümetin Müslüman Kardeşlere yönelik duruşu tutarsızdır ve hem İngiltere’deki hem de yurtdışındaki yapıyla tekrar ilişki kurarak bu duruşunu revize etmelidir.” diye konuştu.

Dış İşleri’nin Komite’ye verdiği yanıtlar, Jenkins’in incelemesinin 12 sayfalık özetinden keskin bir dönüş mahiyetindeydi. Bu cevaplarda, Jenkins’in şöyle söylediği belirtiliyordu: “Sir John (Jenkins) şu sonuca vardı ki… Müslüman Kardeşler aşamalı bir şekilde, çoğunlukla menfaat sebebiyle ve İslamlaşma süreci tamamlandığında politik muhalefetin yok olacağını esas alarak, şiddet içermeyen bir değişimi tercih ediyor. Bu aşamalı geçiş etkisiz olduğu noktada şiddeti –terörü de içerir bir şekilde- uygun bulmaya ise hazırlar. Sir John’un vardığı sonuçlara göre, Mısır’daki Müslüman Kardeşlerin delil olarak sunduğu, ‘Müslüman Kardeşlerin her daim barışçıl yollarla muhalefete bağlı kaldığı ve varoluşu boyunca şiddetin her biçimini kınadığı’ iddiasına dayanarak onlara ait görüşlerle uzlaşmak mümkün değildir”.

Fakat Dış İşleri Departmanı, politik değişimlerin barışçıl bir şekilde meydana gelmesinde siyasal İslamcıların “çok önemli” bir rolünün olduğunu Pazartesi günü itiraf etti: “Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki hadiselerin gösterdiği üzere baskıya uğrayanlar, haklarını kaybetmiş hissedenler veya politik süreçlerin haricinde bırakılanlar barışçıl yollarla durumlarını değiştirme imkânına sahip olamazlarsa şiddete yönelebilirler. En iyi ‘emniyet sübabı’, demokratik süreci desteklemek ve bireylerin sesini ortaya koymasını teminat altına almaktır. Kıdemli liderleri de dâhil olmak üzere siyasal İslamcı gruplar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da bunun gerçekleşmesini sağlamak için çok önemli bir role sahiptir.”

Komite, Dış İşleri’nin şiddet ve terörizm konusu bağlamında verdiği yanıtta “Müslüman Kardeşlerin bazı parçalarının şiddet yanlısı aşırıcılıkla son derece müphem bir ilişkisi olduğu” söylemini korumaya devam etse de kendilerinin, Mısır’daki Müslüman Kardeşleri “esasında şiddet yanlısı olmayan bir grup” olarak tanımladığı değerlendirmesiyle çelişmediğini not ediyor. Mısır’daki Müslüman Kardeşlerin küçük bir azınlığının şiddet eylemleri konusunda diğer İslamcılarla bir arada olduğunu göstermek için “medyadaki haberlere ve güvenilir akademik çalışmalara” referans veriyor.

Dış İşleri’nin özenle ayarlanmış tonu da Müslüman Kardeşlerin üst kademelerine dair ciddi derecede kuruntuların olduğunun kanıtı. Bu kuruntular, Jenkins’in inceleme raporunun üzerine oluşmuş ve hatta dönemin başbakanı David Cameron, Jenkins’in incelemesinin kısa bir versiyonunu dahi yayımlamıştı. 

Middle East Eye o zaman da MI5’ın bu görüşlere karşı olduğunu ve MI6’nın da İngiltere’deki Müslüman Kardeşler ile Mısır Sina’daki turist dolu otobüsün bombalanması arasında bir bağın olmadığını düşündüğünü belirtmişti. Zaten bu inceleme raporunun neticelenmesinden sonra hükümetin, bu raporun bir hayli redakte edilmiş baskısını yayımlaması da 1,5 yıl sonra gerçeklemişti. 

Kaynak: David Hearst/ Middle East Eye

Dünya Bülteni için çeviren: Deniz Baran



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş