Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


10:17, 29 Nisan 2017 Cumartesi
Tuba Karacan

Tuba Karacan
11:18, 21 Mart 2017 Salı


Yaşadıklarımızdan ne öğreniyoruz?


  • Paylaş

Geriye dönüp baktığınızda hep aynı sorunlarla imtihan edildiğinizi düşünür müsünüz? Hep aynı yerlerden yara aldığınızı fark ettiğiniz, hep aynı vefasızlıklarla karşı karşıya geldiğiniz, kendinizi hep benzer hayal kırıklıklarını yaşarken bulduğunuz olur mu? Neden hep aynı acılar gelir bulur bizi? İnsan yaptığı hatalardan, başına gelen olaylardan ders almayı bilmez mi?

İnsan hatalarından öğrenir elbette. Hatta, yanlış yapma korkusu neredeyse hayata dair ilk öğrenmelerimizdendir. Yeni yürümeye başlamış, dış dünyayı keşfetmek için sabırsızlanan küçük bir çocuk düşünün. Etrafında gördüğü her şeye nasıl bir iştiyakla yaklaştığını hatırlayın. Yetişkin dünyasına ait değerli-önemsiz, tehlikeli-güvenilir, dokunulabilir-dokunulamaz kavramlarına meydan okuma konusundaki cesaretine bir bakın. Büyürken çevresindekilerin onu korumak adına verdiği mücadelenin, çocuğu nasıl zayıflattığını, nasıl bağımlı ve güçsüz bir insan yavrusuna dönüştürdüğünü de ibretle tefekkür edin. Şimdi; “sen yapamazsın, sen düşünemezsin, sen seçim yapamazsın” cümleleriyle yetişmiş birinin kendine güvenmiyor olmasını yadırgayabilir misiniz? Her davranışı eleştirilen, hep akranlarıyla kıyaslanan, ilgi ve merakları küçümsenen bir yetişkinin hangi durumda ne hissettiğini fark edemiyor olması şaşırtıcı gelir mi?

Yıllar içinde; hayatı tecrübe etmekten daha anlamlı başka bir heyecanın olmadığı o yaşlardan, suçluluk duygusuna ve pişmanlığa dönüşen yaşanmışlıklara işte böyle geçiyor insan. Seçimlerinden, zevklerinden, becerilerinden emin olamadığı gibi duygularından da emin olamıyor. Hangi durumda ne hissediyorum, neye ihtiyacım var, ne yapmak istiyorum sorularına cevap ararken bile başkalarının onayına ihtiyaç duyuyor. İnsan kendinden uzaklaştıkça, kendine yabancılaştıkça hayatı, suçluluk ve pişmanlık arasında dokunuyor.

Sonra ne mi oluyor? Karşılaştığı problemlerde kendi duygularından fazla, nasıl davranırsa onay alacağına odaklanıyor. O an neye ihtiyacı olduğundan çok, ne yaparsa karşı tarafın ne kadar mutlu/mutsuz olacağı ile ilgileniyor. Hayatı insanları cezalandırmak ya da mutlu etmek üzerine kurgulamaya başlıyor. Yanlışla kırdığı vazonun suçluluğu içinde, hala sevilmeye devam edip etmediğinin onayını annesinin gözlerinde arayan küçük bir çocuğa dönüşüyor. Bir kere sevdiklerini kaybetmemek için hiç hata yapmaması gerektiğini öğrendikten sonra, insan aynı hataların kısır çaresizliğinden kurtulamıyor. 

Yaşayarak öğrendiklerimizi hiç unutmuyoruz. Olayları unutsak da o an hissettiğimiz duygular kalıyor gönül hafızamızda. Bu yüzden bıçak yarası geçer ama dil yarası geçmez der eskiler. Yanlışlıkla kırdığımız vazoyu unutuyoruz ama utanç ve suçluluk yapışıp kalıyor üzerimize. Ne niyetle tercihler yaptığımızı unutuyoruz ama pişmanlık hiç gitmiyor içimizden. Sonra da yanımızda biri olmadan üzerimize hırka bile alamıyoruz. Hiç ilgi duymadığımız okullarda okuyor, hiç sevmediğimiz işlerde çalışıyoruz. Hiç heyecan duymadığımız kadınlarla ve erkeklerle evleniyor, yine birileri mutlu olsun diye o evlilikleri sürdürüyoruz. En önemli kararlarımızın sorumluluğunu omuzlarına bıraktığımız kişileri suçlayarak geçiyor ömrümüz. Pişmanlıklar ve hayal kırıklıklarıyla sürüyor. Başka türlü davranmanın sonuçlarını göze alamadığımız için verdiğimiz her karar, tekrar tekrar yaptığımız hatalara dönüşüyor.

Ne zaman yorulup, daha fazlasını taşıyamaz hale geliyor, o zaman duygularına kulak vermesi gerektiğinin farkına varıyor insan. Geriye dönüp baktığında hep başkalarının tercihlerini yaşadığını fark ettiğinde içinde bulunduğu sorunlar için yeni çözüm yolları geliştirebiliyor. Geçmiş deneyimlerin öğrettiği davranış alışkanlıklarından kurtulmayı başarıyor. Daha önce işe yaradığını düşündüğü için tekrar ettiği hatalarından vazgeçebiliyor. Vazoyu yanlışlıkla kırdıysa, sırf karşısındaki iyi hissetsin diye suçu üstlenmiyor. Ya da inkar edip tümüyle davranışının sonuçlarından kaçmıyor. Annesinin gözlerine bakıp, evet benim hatam diyebiliyor. Üzgünüm derken gözlerini kaçırmıyor. Bir yetişkin olduğunda, artık karşısındaki kişinin kendisini sevmeye devam edip etmeme sorumluluğunu ona bırakıyor. Sevilmeyi hak ettiğinin farkına vardığında başka biri gibi olmak zorunda hissetmiyor. Yıllarca kendini kıyaslamayı öğrendiği, o hiç olmayan kişiyle bağını koparabiliyor. İnsan öğrenen, unutan, sonra yeniden öğrenen, yeniden unutan ve hep bildikleriyle, alışageldiği gibi davranmayı seçme zaafı gösterebilen bir varlıktır. Ve kulunu en iyi bilen Yaratıcı’nın sonsuz bir merhametle hatırlatmaktan vazgeçmediği gibi; insan “aklederse eğer” eşref-i mahlukattır. Düşünür ve ibretle kendine bakmayı bilirse aynı hataların kendini tekrar eden girdabından çıkabilecek güç ve imkandadır.

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş