Dünya Bülteni Haber Portalı

Dünya Bülteni Haber Portalı Dünya Bülteni Haber Portalı


05:46, 27 Nisan 2018 Cuma
Güncelleme: 13:18, 28 Ekim 2010 Perşembe

  • Paylaş
Şark sorununun uyanışı
Şark sorununun uyanışı

Osmanlı 19.yy\'da başlayan bağımsızlık hareketleri neticesinde yüzyıllar boyunca hükümranlığını sürdürdüğü topraklardan çekilmek zorunda kalmıştı.

 

Emre Gül-Dünya Bülteni / Kültür Servisi

18 Ekim 1908 Pazar, tarihli Fransız gazetesindeki bu karikatür bir devrin sonu ve yeni bir devrin başlangıcını son derece iyi anlatmaktadır. Ülkesinin üzerinde, esasen çözülmüş, zayıflamış olan imparatorluğu toparlamak, dağılmaktan kurtarmak için,  "Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye giydirmek" siyasetiyle canı çıkan II.Abdülhamid, artık yolun sonuna gelmiş ve eli kolu bağlı bir surette ülkesinden koparılan Bosna-Hersek ve Bulgaristan'a bakmaktadır. Bosna-Hersek'i koparan Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph,  Bulgaristan'ı koparan ise, Bulgar Prensi Ferdinand'dır.

Bu olaylar öncesinde,  Avrupa'daki devletler arası güç dengesi ve siyasetinde köklü değişimler meydana gelmiş bulunuyordu. Almanya ile İtalya siyasi birliklerini tamamlayarak, büyük devlet olma ve sömürgeler elde etme hedefiyle harekete geçmişti. Oluşan bu yeni durum neticesinde İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğünü koruma politikasını değiştirerek, Rusya ile 9 Haziran 1908'de yaptığı "Reval Görüşmeleri"yle, Rusya'yı, Osmanlı'ya karşı girişeceği hareketlerde serbest bıraktı. Aslında bu anlaşma, gittikçe güçlenmekte olan ve Osmanlı Hükümetiyle ilişkilerini geliştirmeye çalışan Almanya'ya karşı alınmış bir karardı. Fakat bundan en büyük zararı Osmanlı İmparatorluğu görecek, devletler arası hesaplaşma ve gizli emellerinin çarpışacağı bir saha haline gelen Osmanlı ülkesi kısa sürede parçalanacaktı.

Reval Görüşmelerininde etkisiyle, ülkenin felakete uğramasından sorumlu tutukları Sultan Abdülhamid idaresine karşı, Jön Türkler'in faaliyetleri ve bunların devamı olan İttihat ve Terakki Fırkası'nın çalışmaları sonucunda ilan edilen II.Meşrutiyet Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasının önüne geçmek için, aynı kadrolarca bir çare olarak düşünülmüştü. Böylece ayrılmak isteyen uluslar ve büyük devletler isteklerinden vazgeçecek,  Meşruti sistemde temsil edilen halklar, cins ,mezhep, ortak vatan ve Osmanlı milleti düşüncesi ile özgür olduklarını hissederek Osmanlı'ya bağlı kalacaklardı. 24 Temmuz 1908'de bu düşüncelerle ilan edilen II.Meşrutiyet, tam tersi bir etki yaparak büyük devletlerin yıkıcı siyasetlerini hızlandırdı.

1907'de Avusturya-Macaristan bakanlar kurulu, Bosna-Hersek'in kendi idarelerine alınması kararını vermişti. Onlara, bekledikleri fırsatı ise bu konuda hiçbir görüş ve politikası olmayan İttihat ve Terakki yönetiminin II.Meşrutiyeti ilan etmesi verdi. Sadrazam Kamil Paşa'nın,Tanin Gazetesi'nin 1 Eylül 1908 tarihli sayısında çıkan demecinde  "Avusturya-Macaristan Hükümeti'nin dünya barışını bozmak suretiyle uygarlık alemine karşı  büyük bir sorumluluk yüklenmek hareketinde bulunmayacağına eminiz." Açıklamasının ardından,  Avusturya-Macaristan, Berlin Antlaşmasının 25'inci maddesine dayanarak, fiilen yönetiminde olan fakat hukuk olarak Osmanlı İmparatorluğuna bağlı Bosna-Hersek'i ilhak etti. (6 Ekim 1908) İstanbul'daki Avusturya elçisine Türk gazetecilerin ; "Hangi hak ve yetkiye dayanılarak Bosna-Hersek'in ilhak edildiğini" sorması üzerine de Avusturya elçisi "Haklıyız, çünkü kuvvetliyiz" diye cevap verdi. Siyasi, ekonomik ve askeri gerekçelerle yapılan bu hareket, Avusturya'nın Almanya ve İtalya'ya kaptırdığı toprak kaybını telafi ederek prestij kazanmak amacıyla birlikte, yükselen slav birliğinin önünü kesmek ve Sırbistan'ı durdurmak için yapılmıştır. Bu nedenle Bosna-Hersek, Avusturya için Balkanlar'daki nüfuzunu artırmak ve ekonomisini güçlendirmek için son derece önemli idi. Sonuçta malumun ilanı olan bir tarzda Bosna-Hersek'e yönetim ve ordusuyla yerleşmiş bulnan Avusturya-Macaristan, istediği neticeyi elde etti.

Ayastafanos (Yeşilköy) Antlaşmasıyla özerk bir prenslik haline getirilen Bulgaristan ise, gelişen olaylar, Osmanlı İmparatorluğunun güçsüzleşmesi ve büyük devletlerin de etkisiyle II.Meşrutiyetin ilan edilmesinin  ardından, Avusturya ile benzer bir politika gütmeye başlamıştı. Milliyetçilik düşüncesinin de etkisiyle Avusturya'ya güvenen Bulgaristan, bağımsızlığını duyurmak için harekete geçti. 13 Eylül'de Hariciyye Nazırı Tevfik Paşa'nın İstanbul'daki yabancı devlet elçilerine verdiği ziyafete Bulgar elçisinin çağırılmaması ve bunun sebebini soran elçi Geshof'a, Sadrazam Kamil Paşa'nın "Siz davet edilmeyeceksiniz . Sebebini pekela tahmin edebilirsiniz. Bulgaristan, Osmanlı'ya bağlı bir eyalettir. Halbuki ziyafet yabancı elçiler şerefine veriliyor" demesinin ardından, bunu kendisine hakaret sayan Bulgaristan, elçisini geri çekti ve Osmanlı ile Bulgaristan arasında diplomatik ilişkiler burada koptu.

Ve ardından Şark Demir Yollarının Bulgaristan'dan geçen kısmına Bulgar hükümetince el konuldu. Bulgaristan asker toplamaya başladı. Osmanlı Hükümeti, bu olayı Berlin Antlaşmasına aykırı olduğu gerekçesiyle protesto ettiyse de bir netice hasıl olmadı. 20 Eylül'de İstanbul gazetelerinde Bulgaristan'ı bağımsızlığını ilan edeceği haberleri çıkmaya başlayınca, Sadrazam Kamil Paşa "Bulgaristan hiçbir zaman böyle birşeye teşebbüs etmeyecektir" açıklamasını yaptı. Ardından 23 Eylül'de Viyana'ya giden Bulgar Prensi Ferdinand ve eşi, Avusturya-Macaristan hükümeti tarafından bir Kral gibi karşılandı ve  Bulgaristan'ın bağımsızlığı meselesi bir plana bağlandı.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Bosna-Hersek'i ilhakından bir gün önce 5 Ekim 1908'de Prens Ferdinand, Tırnova'da Bulgaristan'ın bağımsızlığını ilan etti ve "Çar" ünvanını aldı. Bulgaristan Çarı Ferdinand, konuşmasında "Osmanlı ve Bulgaristan devletleri birbirlerinden ayrı ve bağımsız yaşayarak dostluk münasebetlerini geliştirecek şartlara kavuşmuş bulunuyor" açıklamasını yaptı.

Berlin Antlaşmasına açıkça aykırı olan bu duruma büyük devletler çıkarları gereği tepki göstermediler. Osmanlı İmparatorluğu ise bir nota ile durumu protesto etti ve "Anlaşmalara uyulması gerekir, yoksa hakların koruması için kuvvet kullanır, fakat büyük devletlerin kararı beklenecektir".  Açıklamasında bulunmakla yetindi. Neticede Osmanlı hükümeti elinden başka bir şey gelmeyeceği için Bugar bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. Böylece Avrupa'daki Osmanlı'ya ait son özerk eyalette elden çıkmış oldu.

Kaynaklar:

Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, c.V.,T.T.K., Ankara

Murat Bardakçı, Şahbaba, Pan Yay.İstanbul, 1998

İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Sadrazamlar, İstanbul,Mlli Eğitim Basımevi, 1955

Ali Fuat Türkgeldi,(Yay.Haz.Bekir Sıtkı Baykal),Mesail-i Mühimme-i Siyasiyye,T.T.K, Ankara, 1957

Rifat Uçarol "Siyasi Tarih", Der yay. 7.Baskı, İstanbul, 2008

 



Yasal Uyarı: Yayınlanan yazı ve haberin tüm hakları Dünya Bülteni'ne aittir. Özel izin alınmadan yazı ve haber hiçbir şekilde kullanılamaz. Ancak yazı ve haberin bir kısmı aktif link verilerek alıntılanabilir.

  • Paylaş