Anayasa değişikliği referandumu ve Cezayir’in siyasi dönüşümü

Kovid-19 salgını ve farklı eğilimlerden çeşitli siyasi partilerin boykot etmesi gibi nedenlerle referandumda katılım yüzde 23,7 düzeyinde kaldı. Açıklanan resmî sonuçlara göre, anayasa değişiklik taslağı, katılım sağlayanların verdiği yüzde 66,8 evet oyuyla kabul edildi

Anayasa değişikliği referandumu ve Cezayir’in siyasi dönüşümü

İSMAİL NUMAN TELCİ

 2019 yılında ülke çapında yaşanan protestolar sonrasında gerçekleşen yönetim değişikliğinin ardından Cezayir önemli bir siyasi dönüşüm sürecinden geçiyor. Demokratik hakların genişletilmesi, askeri kadroların siyasetteki rolünün azaltılması ve başta Fransa olmak üzere dış aktörlerin ülkedeki etkinliğinin ortadan kaldırılması yönündeki güçlü kamuoyu talepleri yönetimi reformlar konusunda hızlı hareket etmeye zorlamış durumda. 2019’da cumhurbaşkanı seçilen Abdülmecid Tebbun geçiş sürecini hızlandırmak ve demokratik açılımın ilk adımını gerçekleştirmek üzere anayasa değişikliği konusunda önemli adımlar attı. Parlamentoya güçlü yetkiler vermesi ve demokratik hakları genişletmesi öngörülen anayasa değişikliğinin, Cezayir için sembolik bir tarih olan 1 Kasım’da gerçekleştirilmesi planlandı. Hatırlanacağı üzere, Cezayir Fransa’dan bağımsızlığını kazanmak amacıyla mücadelesini 1 Kasım 1954’te başlatmış, sekiz yıl süren sürecin ardından ülke bağımsızlığını kazanırken 1 Kasım tarihi de 1962’den bu yana “Devrim Günü” olarak kutlanmıştır.

Cumhurbaşkanı Tebbun 8 Ocak 2020 tarihinde uluslararası anayasa uzmanı Prof. Dr. Ahmed Laraba başkanlığında 17 uzmandan oluşan bir komiteyi anayasa değişikliği paketi üzerinde çalışması için görevlendirmişti. Üç ay içinde ön çalışma yapılarak, devletin dininin İslam ve resmi dillerinin Arapça ve Berberice olduğunu belirten maddelere dokunulmadan, sekiz ana tema üzerinde çalışmalara devam edildi. Mayıs ayı itibariyle tamamlanan anayasa değişikliği taslağı, değerlendirmeleri için siyasi partilere, sivil toplum örgütlerine ve sendikalara dağıtılmaya başlandı. Cumhurbaşkanı Tebbun yapılacak değişikliğin meşruiyetinin sorgulanmaması için, siyasi ve toplumsal grupların fikirlerini almak şeklinde bir strateji geliştirdi.

Yapılacak anayasa değişikliğiyle vatandaşlık hakları, yolsuzlukla mücadele, meclisin güçlendirilmesi, seçim kanunun yenilenmesi (cumhurbaşkanı görev süresinin iki dönemle sınırlandırılması), cumhurbaşkanının hesap verebilirliği, milletvekili hakları ve en önemlisi cumhurbaşkanına verilen sınır ötesi operasyon yetkisi gibi konularda reforma gidilmesi öngörülmüştü. Bu konularda fikir alışverişlerinin de tamamlanmasının ardından anayasa değişikliği halkın onayına sunulmak üzere nihai hale getirildi.

Yeni anayasa her ne kadar yeni haklar ve demokratik özgürlükler getiriyorsa da ülkede farklı grupların değişen tepkilerine yol açtı. Ülkedeki bazı seküler hareketler ve sosyalist partiler anayasa değişikliğine sert bir şekilde karşı çıkarak “hayır” oyu kullanacaklarını açıkladılar. Referandumu boykot eden gruplardan biri de Hirak Hareketi oldu. Eski Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’nın istifasına ve yeni demokratik seçimlerin düzenlenmesine rağmen, Hirak Hareketi ordunun ülkede önemli bir güç olarak kalmasından rahatsızdı. Öyle ki Tebbun seçildikten sonra da devam eden protesto yürüyüşleri, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına kadar güç kaybetmeden devam etmekteydi. Salgınla birlikte evlerine kapanan göstericiler bu defa hükümetin sert ve baskıcı tutumuyla karşılaştı. Kısa bir süre içinde çok sayıda gazeteci, avukat ve aktivist tutuklandı. Bu dönemi fırsat bilen hükümet protestocular üzerindeki baskılarını artırarak hareketi sindirmeyi başardı. Yapılan anayasa değişikliklerinin Hirak Hareketi’nin talepleri arasında bulunan basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü gibi başat konulara değinmesi bile hareketin geçmiş küskünlüğünü bitirmeye yetmedi.

Ülkedeki İslami partiler ikiye ayrılırken Müslüman Kardeşler çizgisindeki Barış ve Toplum Hareketi ile Adalet ve Kalkınma Cephesi referandumda “hayır” oyu kullanma kararı aldılar. Bu hareketler ülke içinde azınlık durumunda olan Berberilere verilen haklara karşı duruyorlar. Özellikle eğitim alanında yapılan anayasa değişikliklerinin ülkenin milli ve dini değerlerine aykırı olduğunun ve değişen eğitim sistemiyle birlikte genç nesillerin bahsedilen milli ve dini değerlere, “Cezayir kimliğine” uzak olarak yetiştirileceğinin altını çizen İslami blok, kampanya döneminde düzenlediği mitinglerle “hayır” kampanyası yürüttü. Ülkedeki nüfusun yüzde 29’unu oluşturan Berberilerin dili Berbericenin halihazırda ülkenin iki resmi dilinden biri olmasının da yanlış olduğunu vurgulayan İslami blok, müfredattaki değişliklere yönelik itirazlarının yanı sıra, Berbericenin resmi dil statüsünden çıkarılarak sadece ulusal kimliğin bileşenlerinden biri olarak kabul edilmesi talebinde bulundu.

Siyasi grupların bu tutumları ve bazı partilerin boykot çağrısı yapması, referandumun meşruiyetine gölge düşmesi riskini ortaya çıkardı. Fakat ülkede geçiş sürecinin hızlandırılması, demokratik kurumların güçlendirilmesi ve güçler ayrılığı ilkesinin tesis edilmesi amacıyla, Cumhurbaşkanı Tebbun referandum konusunda ısrarcı oldu.

Böyle bir siyasi arka planın mevcut olduğu şartlarda anayasa değişikliği referandumu 1 Kasım Pazar günü gerçekleştirildi. Kovid-19 salgını ve farklı eğilimlerden çeşitli siyasi partilerin boykot etmesi gibi nedenlerle referandumda katılım yüzde 23,7 düzeyinde kaldı. Açıklanan resmî sonuçlara göre, anayasa değişiklik taslağı, katılım sağlayanların verdiği yüzde 66,8 evet oyuyla kabul edildi.

Kabul edilen yeni değişikliklerle vatandaşlık hakları, yolsuzlukla mücadele, meclisin yetkilerinin genişletilmesi, yüksek seçim kurulunun yenilenmesi, cumhurbaşkanının hesap verebilirliği ve kuvvetler ayrılığının güçlendirilmesi konularındaki düzenlemelerin hayata geçirilmesinin önü açılmış bulunuyor. Anayasa değişikliğinin en dikkat çeken maddelerinden biri ise “Yeni Cezayir Askeri Doktrini”. Bu doktrin çerçevesinde cumhurbaşkanına sınır ötesi operasyon yetkisi verilmiş ve ülkenin güvenliği esas alınarak yeni bir paradigma kabul edilmiş oluyor. Bununla birlikte Cezayir ordusuna Birlemiş Milletler (BM), Afrika Birliği, Arap Ligi gibi uluslararası kurumların operasyonlarına katılma yetkisinin verilmesi ise ülke dış politikası açısından ciddi bir dönüşüm anlamına geliyor. Bu yönde bir düzenlemenin yapılmasında, Libya’daki çatışma ortamı ve Mali’deki saldırılar gibi konuların etkili olduğu söylenebilir.

Söz konusu madde, özellikle komşu ülkeler açısından sonuçlar doğurabilecek olması nedeniyle, bölgedeki devletlerin tepkisiyle karşılaştı. Bu ülkeler Cezayir’in Sahel ve Sahra bölgesindeki kaos ortamından da faydalanarak, daha önceleri dolaylı olarak yürüttüğü operasyonlarına hız vereceği iddiasıyla değişikliğe karşı çıkmışlardı. Başta Fas olmak üzere Mali, Nijer ve Çad gibi bölge ülkeleri, uzun zamandır Mağrip bölgesinde artan terör faaliyetlerinin sorumlusu olarak Cezayir hükümetini gösteriyordu. Batı Sahra bölgesinde Fas ile ayrılıkçı Polisario Cephesi örgütü arasında yaşanan krizde Polisario örgütüne verdiği desteği saklamayan Cezayir, Fransa ve ABD başta olmak üzere pek çok bölge ülkesi tarafından da silahlı terör gruplarına verdiği destekten ötürü Sahel kuşağındaki istikrarsızlığın ana kaynağı olarak görülmekteydi. Bununla alakalı olarak Hillary Clinton’ın e-postalarında açıklanan yazışmalar da, Cezayir istihbarat örgütü ile el-Murabitun terör örgütünün koordineli çalıştığını ortaya çıkarmıştı. Yazışmalarda örgüt lideri Muhtar Belmuhtar’ın Sahra bölgesinde Fas’ın çıkarlarına karşı hareket etmesi hususunda Cezayirli yetkililerden talimat aldığı görülmüştü. Yine bu maddeye yönelik eleştiriler bağlamında, referandum kampanya sürecinde Mali ordusu (MAF), Cezayir’in Kuzey Mali’deki bir köyü ilhak ettiği iddiasında bulunarak diplomatik bir gerginliğe neden oldu. Bu gelişmeler ve tepkiler bağlamında değerlendirildiğinde, Yeni Cezayir Askeri Doktrini, yaratacağı sonuçlar itibariyle, önümüzdeki süreçte Cezayir dış politikasının temel belirleyici unsurlarından biri olacaktır.

Öte yandan, anayasa değişikliğiyle kabul edilen diğer hususların ülkede bir taraftan esaslı bir reform hareketinin başlangıcı olabileceği, diğer taraftan da toplum kesimleri arasındaki uzlaşmayı zorlaştıracağı söylenebilir. Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin artarda ya da ayrı zamanlarda iki dönemden fazla görev yapması engellenerek siyasi kadroların sürekli olarak yenilenmesi öngörülürken, kurulacak anayasa mahkemesi ile hukuk sisteminin güçlendirilmesi hedefleniyor. Yolsuzlukla mücadele için özel bir birim kurulması ve basın özgürlüğünü garanti altına alan yeni düzenlemelerin yapılması da 2019’dan bu yana protestocuların temel talepleri bağlamında kabul edilen düzenlemeler olarak öne çıkıyor.

2019’da ani bir yönetim değişikliği tecrübe eden Cezayir’de yapılan anayasa değişikliği, ülkede uzun vadeli bir dönüşüm sürecinin önemli aşamalarından biri olarak değerlendirilebilir. Cezayir gibi içe dönük, uzun yıllar dış etkilere maruz kalmış ve bazı kurumların siyasette önemli rol oynadığı bir ülkede siyasi açıdan köklü bir dönüşümün sağlanmasının güç olacağı bilinse de, bu anayasa değişikliğinin ülkedeki farklı grupları kapsayıcı, toplumsal talepleri karşılayıcı ve dış politikada ülke çıkarlarına hizmet eden bir motivasyonla gerçekleştirildiği görülüyor. Bu bağlamda, Cezayir’de nitelikli bir toplumsal ve siyasal dönüşümün gerçekleşebilmesinde, ülkedeki farklı ideolojik kökenlere sahip partilerin uzlaşma kültürü içinde, demokratik değerleri önceleyerek işbirliğine gitmesi hayati önem taşıyor.

[Orta Doğu siyaseti, Arap devrimleri, Mısır’daki devrim süreci ve Körfez siyaseti konularında uzman olan Doç. Dr. İsmail Numan Telci Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Orta Doğu Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve aynı zamanda ORSAM Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir]

Güncelleme Tarihi: 04 Kasım 2020, 14:47
banner53
YORUM EKLE

banner39