Biden’ın dış politikası nasıl olacak? 2024’te Harris’e karşı Trump mı?

ABD toplumunda ve siyasetinde Trump’ın başkanlığına yol açan temel eğilimler ortadan kalkmış değil. Irkçılık hâlâ başat bir mesele. Giderek derinleşen eşitsizlik, yoksulluk, cılız ekonomik büyüme, sınırlı eğitim ve iş fırsatları, dağılmakta olan eskimiş veya yetersiz altyapı ve gerçek bir ulusal sağlık sisteminin eksikliği, Amerikalıların yaşamlarını mahvetmeye devam ediyor

Biden’ın dış politikası nasıl olacak?  2024’te Harris’e karşı Trump mı?

ADAM MCCONNEL

“Şimdi bir tanrı kılmak istediğin kişi bu mu?” diyordu Seneca Apocolocyntosis (divi) Claudii adlı eserinde, “Tanrı! Bu tanrıya kim tapacak, ona kim inanacak? Sen onun gibi tanrılar ihdas ederken, kimse senin tanrı olduğuna inanmayacak”.

2020 ABD başkanlık seçimlerinin hararetini yavaş yavaş kaybederek nihayete erdiği, ardından da evlere şenlik bir hale büründüğü süreç bana kadim hicivleri hatırlattı. Bütün bir başkanlık dönemi boyunca Twitter’dan inmek bilmeyen, bu arada kendi aleyhinde görevi kötüye kullanma soruşturması da açtıran Başkan Donald Trump, haftalarca yenilgiyi kabul etmeyi reddederken iyice alçalarak çocuksu bir tavırla kendini bir karikatür figürüne dönüştürdü. Trump’ın rakibi ve Barack Obama’nın yardımcısı olarak geçen sekiz yılla meşhur olan, ama ondan ziyade daha geçen yıl sergilediği “tevellütten mütevellit halleri” ve utanç verici gaflarıyla tanınır hale gelen Joe Biden, şimdilerde sakin ve akılcı liderliğiyle ABD’yi içinde bulduğu bataklıktan kurtaracak “bilge devlet adamı” olarak ilan edilmiş durumda. [1] Bütün bu durum sanki [İ.S. ilk yüzyılın sonlarında yaşamış meşhur Romalı hicivci] Juvenal’in eserlerinden fırlamış bir senaryo gibi. Ne var ki günümüz ABD siyasetini teşkil eden malzeme de işte bu.

Sonunda Joe Biden 2020 ABD başkanlık seçimlerini kazandı, ancak bunu zar zor başardı. Böylece, dört yıllık bir aradan sonra, ABD siyasetinde çalan fantezi havaları yerini “düzenli bir şekilde planlanan” siyasi programa bırakır gibi görünüyor. Trump, başkan seçilen Biden’ın göreve başlayacağı 20 Ocak 2021’e kadar görevde kalacak ama görevinin sonuna geldiği için artık “topal bir ördek” mesabesinde olacak. Trump, (kendilerine yanlış bir şekilde “derin devlet” kavramını yakıştırdığı) kariyer bürokratlarının emirlerine uymalarını sağlamakta hep güçlük çekti ve artık bu bürokratların Trump’ın emirlerini yerine getirme konusunda hiçbir teşvikleri kalmamış durumda. Büyük ihtimalle Trump, kendi atadıklarının sınırlı yetkilerinin dışında kalan hiçbir şeyi başaramayacaktır.

Şimdilik Demokrat Parti destekçileri kutlama yapıyor ve zafer söylemi ABD medyasının Demokrat yarısının genel havasına hakim durumda. Amerikan demokrasisi, Trump’ın aşırılıkları tarafından ne kadar topallar hale getirilmiş olursa olsun hâlâ işliyor ve sistem yavaş da olsa yürümeye devam ediyor. Dört yıl önce tahmin ettiğim gibi [2], Trump hem Amerikan sistemine hem de imajına büyük zarar verdi; ancak nihai derecede tahribata sebep olmadı. Biden destekçileri, artık Amerikan toplumunu ve siyasi sistemini “eskisinden daha iyi inşa edeceklerini” iddia ediyorlar [Biden’ın seçim sloganından mülhem: “Build Back Better”].

- Trump sadece bir belirti, hastalığın kendisi değil

Trump’ın yenilgisi netleştiğinde, (Demokrat Parti yanlısı) ABD medyasındaki eğilim, Trump dönemini ABD siyasi tarihinde bir sapma olarak nitelendirmek yönünde oldu; bu da Biden iktidara geldiğinde hayatın normale döneceğini ima ediyordu. Buna kendini kandırmak denir. Trump Cumhuriyetçi Parti’yi ve daha genel olarak ABD siyasetini etkileyen bir marazın sadece bir belirtisi.

Cumhuriyetçi Parti, Demokrat Parti 1930 ve 1940’larda esasen tüm önemli sosyal meseleleri onlardan çaldığından beri, platformunda güçlü sosyo-politik payandalara sahip olmadı. O zamandan beri Cumhuriyetçiler, başkanlık seçimlerini kazanmak için karizmatik kişiliklere, kültür savaşlarına ve (Lyndon Johnson’ın Vietnam’ı yüzüne gözüne bulaştırması veya Jimmy Carter’ın enflasyonu zapt etmekten aciz kalmasında olduğu gibi) Demokrat başkanların başarısızlıklarına bel bağladılar. Demokrat Parti aradan geçen on yıllar boyunca geleneksel sosyo-politik sorunlara odaklanmaya devam etse de genel olarak ABD siyaseti, toplumun karşı karşıya olduğu sorunlara makul ve demokratik düzeyde meşru çözümler aramaktan çok, imaj ve kimlik etrafında dönmeye başladı. Ronald Reagan’ın başkan olarak geçirdiği iki dönem, imajın içeriğe karşı zaferini ilan etti.

Reagan yılları Demokrat Parti’nin de geleneksel sosyo-politik meselelere olan bağlılığını zayıflattı. Bill Clinton’ın 1992 seçim platformu, Cumhuriyetçi Parti’ninkilerden neredeyse ayırt edilemeyen mali ve ekonomik politika duruşları bile benimsedi. Kablolu televizyonda 24 saatlik haber kanallarının ve sosyal medyanın ortaya çıkışı, ABD’nin siyasi anlatısını en küçük ortak paydaya doğru yönlendiren faktörler olarak tanımlandı; ancak ABD kamu diyaloğunda yaşanan entelektüel seviye düşüşü 1990’lardan çok önce ortaya çıktı. Trump bu uzun vadeli bozulmanın yalnızca en güncel bir neticesi.

Demokrat Parti’deki kutlama havasına rağmen, ABD toplumunda ve siyasetinde Trump’ın başkanlığına yol açan temel eğilimler ortadan kalkmış değil. Zaten perişan bir halde olan ABD kamu diyaloğu daha da aşınmaya devam ediyor. Irkçılık ABD toplumunun en baskın sorunu değilse bile hâlâ başat bir mesele. Giderek derinleşen eşitsizlik, yoksulluk, cılız ekonomik büyüme, sınırlı eğitim ve iş fırsatları, dağılmakta olan eskimiş veya yetersiz altyapı ve gerçek bir ulusal sağlık sisteminin eksikliği, Amerikalıların yaşamlarını mahvetmeye devam ediyor ve ABD’deki yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kaynaklı ölümlerin bu kadar yüksek sayıda olmasının temel nedenlerini teşkil ediyor. Seçici Kurul ABD başkanlarının gerçekten doğrudan seçilmesini engelleyen arkaik, anti-demokratik bir kurum olmaya devam ediyor. Kongre, Senato’nun Cumhuriyetçi Parti kontrolünde, Temsilciler Meclisi’nin ise Demokrat Parti kontrolünde olmasından dolayı büyük olasılıkla işlevsiz kalacaktır.

Yavan ılımlılığı kendisine Demokrat Parti adaylığını kazandıran ana faktör olan ve başkanlık döneminin yarısında artık bir seksenlik olacak olan Joe Biden’ın Amerikan toplumunu bir şekilde canlandırabileceğini hayal etmek, aklı başında herhangi bir gözlemciye fantastik gelse gerek.

- Trump oy sayısını büyük ölçüde artırdı

Trump Seçici Kurulu kaybetmesine ve son dört yılın çılgınlığına rağmen, 2016’ya göre yüzde 15 artışla, on milyon daha fazla oy aldı. Öte yandan seçmen katılımı, yüzyılı aşkın bir süredir bu denli yüksek olmamıştı: Yüzde 66. Bu katılım yüzdesi dahi Türkiye’deki seçimlere katılım oranlarıyla karşılaştırıldığında soluk kalıyor, ancak ABD seçimlerinin birçok insanın çalışmak zorunda olduğu hafta içi bir günde yapıldığını unutmamalıyız. Siyasi gerilimin motive ettiği ve posta yoluyla oy verme yoluyla sağlanan seçmen katılımındaki artış, Biden’ın zaferini sağlamış gibi görünüyor.

Son derece yavaş ve sorunlu oy sayımı, son ABD başkanlık seçimlerinde görülen, nihai sonuçların giderek uzayan sürelerin ardından gelmesi temayülünü sürdürmüş oldu. Ben onlu yaşlarımdayken, başkanlık seçimlerinin sonuçları aynı gün akşam geç saatlere kadar belli olmuş olurdu. Şimdi oyları çizelgeye geçirmek günlerce devam ediyor; birkaç eyalette ise bir haftadan fazla sürüyor. 1980’lerde ve 1990’larda, oy saymanın daha ucuz ve daha hızlı olacağı iddiasıyla, seçimler elektronik oy çizelgeleme makineleriyle yapılmaya başladı. Açıkçası ortaya “daha ucuz” ve “daha hızlı” gibi bir netice çıkmış değil. Özünde, ABD toplumunun seçimleri bir hafta sonu gününe (Pazar) alma ve gerekli kaynakları (yani insan gücü ve para) aynı gün yapılacak ve sonuçlandırılabilecek seçimlerin organize edilmesine ayırma konusundaki isteksizliği, ABD seçimlerini, sistemin ve toplumun genel zararına olacak şekilde sakilleştirmeye devam ediyor. Seçici Kurul sonunda Biden’ın lehine döndü, ancak çizelgelerdeki son toplamlar, yarışın salıncak eyaletlerde gerçekten ne kadar burun buruna geçtiği gerçeğinin üstünü örtecek.

- Anketörlerin kafasına yumurta

Diğer yandan, ABD anketörlerinin itibarı, seçim günü sonuçlar gelmeye başlar başlamaz bir darbe daha aldı. 2016’daki çöküşlerinden sonra, önde gelen ABD anket şirketleri ve temsilcileri, gelecekte daha doğru tahminler sağlamak için modellerinin nerede başarısız olduğunu tespit etme sözü vermişlerdi. Bu seçimden sadece bir hafta önce, çoğu anket, Biden’ın ülke çapında Trump’a karşı açık ara önde seyrettiğini gösteriyordu. Gerçek sonuç ise neredeyse tüm bu anketleri -bir kez daha- gülünç duruma düşürdü. Görünen o ki 2016 başkanlık seçimi, Amerikalı anketörleri istatistiksel modellerini kapsamlı veya yeterince yaratıcı bir şekilde yeniden düşünmeye motive etmemiş. Bir yerlerde bir şeyler kusurlu ve bir önceki başkanlık seçimine rağmen kusurlu kaldı.

Bununla birlikte, örneğin tanınmış istatistik sitesi 538, hatayı kabullenmek yerine, istatistiksel modellerini savunmak ve birçok anketör tarafından kullanılan modellerin hatalı olduğuna dair var olan açık kanıtları itibarsızlaştırmak için 4 Kasım’da bol bol nefes tüketti. Gerçeklerin büyülü bir şekilde kendi kendine değişeceği düşüncesi, anketörler arasında alışkanlık haline gelmişe benziyor. Rusya, Çin veya İran’ın seçim müdahalesine ilişkin tüm iddiaların, Biden’ın kazanacağı netleştiği anda ortadan kaybolduğu göz önüne alındığında, hiç kimse tahmin başarısızlıklarına bahane bulmak için “dış müdahale” istikametine bakmayacaktır.

- Demokratlar için daha fazla bilişsel uyumsuzluk

Seçim sonuçları Demokrat Parti’yi de bir karmaşaya sürükledi. Biden kazanmış olsa da partisi, Temsilciler Meclisi üzerinde daha güçlü bir hakimiyet ve Senato’da muhtemel bir çoğunluk elde etmeyi bekliyordu. Ancak sonuçlar partinin meclis çoğunluğunu önemli ölçüde zayıflattı ve Senato için umutları, Ocak ayı sonlarında gerçekleşecek iki ikinci tur seçimine bağlı. 2022 ara seçimleri, Demokratların meclis üzerindeki kontrolü ele geçirmeleri konusunda şimdiden ümitsiz görünüyor. [3]

Kötü sonuçlar, partinin ılımlı ve ilerici kanatları arasındaki iç tartışmayı alevlendirdi ve kaybedilen oylar için birbirlerini suçluyorlar. Sürtüşme aynı zamanda nesiller arasında yaşanıyor ve genç üyeler Nancy Pelosi’nin Temsilciler Meclisi liderliğine karşı sabırlarını giderek kaybediyorlar. [4] Genel olarak Demokratlar, yürütme organının kontrolünü yeniden elde etmiş olmaktan dolayı mutlu olan bir parti resmi sunmuyorlar. Bunun yerine, Biden uzun süredir Demokrat Parti’de vazife almış kişileri siyasi pozisyonlara atamak için harekete geçse bile, çekişmeler ve ithamlar partinin iç dinamiklerini domine ediyor. [5] Bu da partideki iç çekişmelerin yakın bir zamanda azalmayacağı anlamına geliyor.

- 2024’te Harris’e karşı Trump mı?

Başkan Yardımcısı seçilen Kamala Harris, normalde cansız ve yavan olan Demokrat Parti tablosunun tek istisnası gibi görünüyor. Harris’in ulusal siyaset sahnesinde uzun bir kariyeri olacağını geçen sene tahmin etmiştim, ancak bunun bu kadar çabuk gerçekleşeceğini kesinlikle öngörmüyordum. Harris şimdi sadece ilk kadın ABD başkan yardımcısı değil, aynı zamanda kendisine başkanlığa doğru içeriden giden kestirme bir patika açılmış oldu. Biden büyük bir farkla, ABD tarihinde başkanlığı üstlenecek en yaşlı kişi olacak; bu da 2024’te ikinci bir dönem için aday olmamayı tercih edebileceği anlamına geliyor. Sonuç olarak, Demokrat Parti, büyük ihtimalle önümüzdeki dört yıl boyunca 2024 adaylığı için Harris’in profilini yükseltmek için çalışacaktır.

ABD’nin siyasi rotasının daha büyük bir çeşitliliğe doğru seyredeceğine inanan birçok gözlemci, Harris’in bir kadın, siyahi, Karayiplerli, Güney Asyalı ve nispeten genç olmasını Demokrat Parti’nin avantajları olarak görüyor. (Barack Obama hariç) ABD siyasetine şimdiye kadar hâkim olan beyaz ve erkek “babalardan” giderek uzaklaşan bir eğilim görüyorlar.

Bununla birlikte, Trump’ın çok sayıda destekçisinin verdiği ateşli destek, Amerika’nın siyasi geleceği hakkında kapsamlı açıklamalar yaparken ihtiyatlı olunmasını salık veriyor. Açıktır ki sadece beyaz Amerikalıların değil, on milyonlarca Amerikalının Amerika’nın geleceğine dair farklı bir vizyonu var ya da Demokrat Parti’nin onlara sunduğu siyasi seçeneklerden şişmiş durumdalar. Trump’ın destekçileri 2024’te başkanlık için yeniden aday olması gerektiğini tartışmaya başladılar bile.

- Türk gözlemciler için acı bir ironi

Yakın Türk siyasi tarihinin farkında olanlar için, bu seçim ve ardından yaşananların verdiği çok sayıda görüntü acı bir ironi içeriyor. ABD medyası, haklı olarak, Trump’ın yenilgiyi kabul etme konusundaki isteksizliğini ve mesnetsiz oy sahtekarlığı iddialarını tekrarlamaktaki ısrarını anti-demokratik olarak sundu. Tüm bu riyakâr, sahte erdemli duruşun içinde ise bir öz farkındalık görmek pek mümkün olmadı.

Örneğin New York Times Trump’ı eleştirirken korkunç bir miyopi sergiledi. Tarafsızlık iddiasını külliyen terk eden o “kayıt düşme gazetesi”, son dört yıldır Trump karşıtı medya seferberliğine öncülük etti. New York Times’ın bu derece partizanlık sergilemesinin gerekçesi Trump’ın anti-demokratik eğilimleri; ancak aynı yayın kuruluşu, son on yılda, Türk hükümetine karşı aynı türden seçim hilekarlığı suçlamalarını yaymak için elinden gelen her şeyi yaptı. New York Times Türkiye’deki her bir seçimde, Türk siyasi muhalefeti veya diğer kaynaklar tarafından yanlış bir şekilde ileri sürülen oy sahteciliği veya manipüle edilmiş oy çizelgeleri iddialarının yayıldığı başlıca uluslararası mecra oldu. Bu iddialar tamamen Trump’ın iddiaları kadar kötü niyetli ve anti-demokratikti ve aynı şekilde kolayca çürütüldü; ancak bu New York Times’ın Türkiye haberlerinde zerre fark oluşturmadı.

- Biden’ın dış politikası nasıl olacak?

Biden’ın zaferinin daha büyük kesinlik kazanması ve büyük titizlikle test edilen ilk Kovid-19 aşılarının dağıtıma hazır olduğunun duyurulmasıyla, moraller küresel çapta önemli ölçüde yükseldi. Menkul kıymetler borsaları, ABD’de siyaset artık daha istikrarlı olacak beklentisiyle yükselmeye başladı. Bu iyimserlik şüphesiz Biden’ın Ocak ayındaki yemin töreninden sonra ve bahar aylarında da devam edecektir. Biden Antony Blinken’ı dışişleri bakanı olarak seçmeye hazırlanırken, dünya endişeli bir şekilde onun dış politika tercihlerine dair işaretler bekliyor.

Seçimden bir hafta sonra Biden şöyle bir tweet attı: “Yabancı liderlerle konuşurken onlara şunu söylüyorum: Amerika geri dönecek. Oyuna geri döneceğiz”. Bu duygu, Biden’ın uzun süredir can yoldaşı olan ve Biden’ın ulusal güvenlik danışmanı tercihi olarak görünen Jake Sullivan’ın, geçen yılın başında The Atlantic’te yazdığı uzun makalede önerdiği tutumu yansıtıyor. [6]

Ne yazık ki Sullivan’ın yaklaşımı, hem dünyanın bir süper güç ihtiyacını hem de ABD’nin liderliğini takip etme konusundaki isteklilik seviyesini olduğundan fazla tahmin ediyor. Dünya artık aşikare çok kutuplu bir yapıya sahip; uluslararası meseleler ve etkileşimler çok daha karmaşık hale gelmiş durumda ve ABD iradesini artık yirmi yıl önce olduğu kadar rahat dayatabilecek bir güçte değil. Meselenin özüne daha da yaklaşan soru ise bir “dünya sistemi bekçisi”ne ihtiyaç olup olmadığı. İngiltere 19. yüzyılda bu rolü oynadı: Genel olarak kabul gören anlayış, İngiltere’nin düşüşünün ve ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin yerini almayı reddetmesinin çok kutupluluğa, revizyonist güçlere ve nihayetinde İkinci Dünya Savaşı’na yol açtığı yönünde.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD, daha önce İngiltere’nin oynadığı rolü nihayet üstlendi ve o zamandan beri varlığını “vazgeçilmez ulus” olarak ortaya koymakta. Fakat çok kutupluluğun dünya sistemi için “yeni normal” olması mümkün mü? Nükleer silahlar ve girift çokuluslu endüstriyel üretim zincirleri, Büyük Güç savaşını gerçekten de potansiyel katılımcılar için çok riskli ve ekonomik olarak yıkıcı hale getirdi mi?

Ne olursa olsun, dünya Amerikan tavırlarından, hatalarından ve çifte standartlarından bıkmış durumda. Biden’ın dış politikalarının başarısı, onun (ve Blinken’ın) dünyanın hangi şekillerde değiştiğini takdir etme, Amerika’nın çıkarlarını yeniden değerlendirme, ortaklarının çıkarlarına saygı gösterme ve buna göre politika oluşturma becerilerine bağlı olacaktır. Amerika artık küresel topluma korku ile boyun eğdirme siyasetine bel bağlayamaz; Amerika’nın ölümlülüğü herkes için ayan beyan ortada ve başarılı dış politika müzakereye ve özellikle her zamankinden daha çok uzlaşmaya bağlı olacak. Biden ve Blinken “Amerikan istisnacılığı” konusunda ısrarcı olurlarsa, önümüzdeki dört yıl gerçekten de çok sarsıntılı bir yolculuk olacak.

[1999 yılından bu yana İstanbul’da yaşayan Adam McConnel, Sabancı Üniversitesi’nde Türk tarihi dersleri vermektedir. Tarih alanındaki yüksek lisans ve doktora derecelerini de aynı üniversiteden almıştır]

Mütercim: Ömer Çolakoğlu

[1] https://www.nytimes.com/2020/11/12/opinion/biden-age-president.html[2] https://www.aa.com.tr/en/americas/american-democracy-s-achilles-heel/725914
[3] https://www.politico.com/news/2020/11/13/house-democrats-post-election-reckoning-436335
[4] https://www.politico.com/news/2020/11/11/pelosi-floats-above-democrats-war-435799
[5] https://www.politico.com/news/2020/11/23/biden-national-security-picks-familiar-439774
[6] https://www.theatlantic.com/magazine/archive/2019/01/yes-america-can-still-lead-the-world/576427/

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2020, 11:53
banner53
YORUM EKLE

banner39