Enformasyon ve dezenformasyon arasında Zeytin Dalı Harekatı | ANALİZ

Bazı kesimlerin gerek Fırat Kalkanı gerekse Zeytin Dalı Harekatına yönelik oluşturdukları muhalefet ve geliştirdikleri dil, bugüne kadar yaşananlar karşısında üç maymunları oynayanların hezeyanları olarak ortaya çıkmaktadır.

Enformasyon ve dezenformasyon arasında Zeytin Dalı Harekatı | ANALİZ

Doç. Dr. Ali Büyükaslan

1998 yılının Mart ayında vizyona giren ve yönetmenliğini Barry Levinson’un yaptığı, baş rollerinde Dustin Hoffman ve Robert de Niro’nun oynadığı, orijinal adı Wag The Dog olan film, Türkiye’de "Başkanın Adamları" olarak gösterime girmişti. Holywood yapımı filmde, Amerikan başkanının seçimlere kısa bir süre kala bir genç kızla yaşadıklarından dolayı kaybolan itibarını, başkana yeniden kazandırmak üzere, başkanın adamlarının, medya üzerinden, gerçekte yaşanmayan bir savaş kurguladığı anlatılır. Filmin gösterime girdiği yıllarda internet henüz emekleme dönemlerindeydi. Bu nedenle, filmde var olmayan bir savaş çıkartılmak üzere medyadan (sinemanın ve medyanın imkânlarından) yararlanıldığı gerçeği filmin önemli mesajlarından biri olarak seyirciye aktarılır.

Bu ve benzeri birçok film, modern insanın gündelik pratik yaşamında gücü hissedilen ve insanı, yaşadığı zamanın her anında çepeçevre kuşatan medyanın insan üzerindeki etkisini dillendirmiştir. Yaşadığımız dönem, her türlü medyanın kullanıldığı ve kendine özgü bir “dönem dili” oluşturarak insanı kuşatmayı sürdürmektedir. Bu kuşatmayı sadece internetin ve sosyal medyanın etkisiyle açıklamak çok da tatmin edici olmayacaktır. Bu etki, medyanın kuşatılmışlığına razı, onun gönüllü tüketicisi olmaya çoktan razı ve mahkûm bir bilincin oluşumuyla da izah edilebilir.

Nitekim Kanadalı İletişim uzmanı Mc Luhan’ın, çok bilinen tanımlamasıyla "araç mesajdır" sözü, günümüz insanının teknolojiyle ilişkisini belirgin biçimde açıklamaktadır. Bugün son derece hızlı yaygınlaşan kullanımlarıyla, internet ve internet ortamında kullanılan sosyal medya ağları, sadece birer haberleşme, görüntü alıp verme, alış veriş yapma, bankacılık ve birçok diğer bilişim teknolojileri temelli işleri yapmak için kullanılmamaktadır. Hemen her biri “aracın mesajlaştığının” en güzel örneklerini oluşturmaktadır.

Önceleri konuşan ve duyan, dinleyen insan, matbaanın icadıyla okuyan, gören insana dönüşürken; fotoğrafın icadı, hareketli resmin (sinema, televizyon) gündelik hayatın vazgeçilmezleri arasına girmesiyle bu araçların bizzat mesajı olarak dönüşmeye ve yaşam biçimini, bu araçların kendisine çizdiği sınırlar doğrultusunda, bunları merkeze alarak oluşturmaya başlamıştır.

ZEYTİN DALI HAREKATI: ‘BAŞKANIN ADAMLARI’NDAN BAŞKALARININ ADAMLARINA…

Dünyanın birçok ülkesinde git gide yaygınlaşan yurttaş gazeteciliği ve içerik oluşturma kavramlarının yanı sıra internet ve sosyal medya ağları, artık birer lobicilik, propaganda, algı yönetimi, kamu diplomasisi, itibar yönetimi vb. birçok alanda işlev görmeye, göstermeye başlamıştır.

Müstevlîler, Ortadoğu coğrafyasında yıllardır yaptıkları “böl, parçala, yut!” stratejilerinin bir benzerini, özellikle 80’li yıllardan bu yana birçok alanda ülkemizin enerjisini zaafa uğratan PKK ve diğer birçok terör örgütünü destekleyerek yapmaya çalışmışlardır. Türkiye’nin hemen yanı başında bir terör kuşağı oluşturmak ve Türkiye’yi güneyden çepeçevre kuşatmak üzere PKK’yı ve başka adlar altında kendine meşruiyet(!) sağlamaya çalışan PKK uzantılarını, verdikleri binlerce tırlık silah yardımlarıyla açıktan açığa destekleyerek Türkiye üzerinde “böl, parçala, yut!” hedefine ulaşmayı amaçlamaktadırlar.

Türkiye’nin uluslararası yasaların kendine tanıdığı, topraklarına yönelik tehditleri kaynağında kurutma amacıyla yaptığı Fırat Kalkanı Harekâtından sonra, öncelikle Afrin’e, ardından da Münbiç’e kadar uzanacak Zeytin Dalı Harekâtı, ülke içerisinde birçok kesimi, ülkenin beka sorunuyla karşı karşıya kalındığı noktasında bir araya getirmiştir. Ancak her zaman olduğu gibi, Türkiye’de bazı kesimlerin, gerek Fırat Kalkanı Harekâtına gerekse Zeytin Dalı Harekâtına yönelik oluşturdukları muhalefet ve geliştirdikleri dil, bugüne kadar yaşananlar karşısında üç maymunu oynayanların hezeyanları olarak ortaya çıkmaktadır. Batılı destekçilerinin ve akıl vericilerinin ellerinde birer kukla görüntüsü veren terör örgütü ve uzantılarına, sahip oldukları her türlü imkânın büyük çoğunluğu, Avrupa ve ABD tarafından sunulmaktadır. Türkiye’nin ülke bütünlüğünü korumaya yönelik terör kuşağını kaynağında yok etmeyi amaçlayan bu çabasına karşı muhalifler, sadece sahada, dağlarda, şehir merkezlerinde değil, “dönemin dili” olarak nitelendirdiğimiz internet ortamlarında ve sosyal ağlarda da karşı çıkmaktadırlar. Ancak milletin kahir ekseriyeti, ülkenin son 40 yılını heba eden terör belâsının daha da ileri noktalara gitmesine dur demek; onca şehidin ve gazinin hesabını sormak ve ülkenin birliği ve bütünlüğünü doğrudan tehdit eden terör kuşağını yok etmek için kenetlenmiştir.

Az da olsa, kısık seslerle de olsa ülke içinden özellikle sosyal medya ortamlarında Zeytin Dalı Harekâtına muhalefet edenlerin temel argümanı, harekâtın Kürtlere karşı olduğu iddiasına dayanmaktadır. Bu amaçla özellikle sosyal medyada kullanılan görsellerle de Türkiye’nin bu harekât esnasında sivil hedefleri vurduğu, çocukları öldürdüğü, büyük felaketlere sebebiyet verdiği algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Ancak hemen her konuda kendisini geliştiren Türkiye, sadece silah ve teknoloji çeşitliliğini yenilemekle kalmamış, terör ve terör örgütlerine karşı hangi şekilde mücadele edilmesi gerektiği konusunda da epey mesafe almıştır. Nitekim daha önceleri sosyal medyayı Türkiye’nin terörle mücadelesini zaafa uğratmak için olabildiğince cesur ve manipülatif bir şekilde kullananlar, bugün aynı cesareti, aynı gözüpekliği, aynı manipülatif tavırları gösterememekte, buna teşebbüs edenler de anında siber suçları önlemekle görevli birimler tarafından kıskıvrak yakalanmaktadır.

Avrupa Birliği üyesi ülkeler, Türkiye’nin terör kuşağını yok etmeye yönelik tüm çabalarını, terör örgütlerinin yanında durarak engellemek istemişler ve terör örgütlerine olan desteklerini görünür kılmaktan (Avrupa Parlamento’sunda terör örgütü sergisinden, Parlamento önünde çadır kurdurmaya; terör elebaşlarının canlı yayınla açık hava mitinglerine bağlanmasından Türklere ait cami ve derneklere saldırılara ses çıkarmamaya kadar...) hiç çekinmemişlerdir. Bugün hâlen devam eden ve geçmişte insanlık ailesinin bireylerine büyük acılar yaşattıkları kolonyal (sömürgeci) geçmişlerini yok sayarak Türkiye’ye insanlık dersi vermeye kalkmaları; Suriyeli mültecilere karşı davranışları göz önüne alındığında bile, dillerinde hangi değerleri zikrederlerse zikretsinler, utanılacak bir duruma geldikleri iyiden iyiye görünür olmuştur.

Ülke içerisinde Zeytin Dalı Harekâtına muhalif olanların, sosyal medya ve medyayı kullanırken gerçek dışı paylaşımlarla, gerçek dışı söylemlerle, inandırıcı olmayan görsellerle, benzerleri daha önce kullanılmış kimi olayları çarpıtarak kullandıkları ve bu yönde bir algı yönetimi çabası içinde oldukları görülecektir. Biraz fotoşop, bir iki grafik tasarım programı bilmek ve klavye başına geçip sanal ortamlardan elde ettiği görseller üzerinde yaptıkları oynamalarla Türkiye’nin terörle mücadelesine engel olabileceğini sananlar, bu basit manipülatif tezgahların tutmayacağını öğrenmiş olmalıydılar. Ancak kendilerini destekleyen Batılı dostlarına bu kurgusal ve manipülatif fotoşop gerçekleriyle bir şeyler gösterme çabasında olmaları, terör örgütleri için anlaşılabilir bir propaganda olabilir. Unutulmaması gereken, kalleşçe katledilen öğretmenlerin, patlatılan bombalar sonucu öldürülen masumların, devletini ve milletini korumak amacıyla vazife başında şehit edilen asker ve polislerimizle, tünellerde katledilen masumların bu milletin genelinin hafızasında yok olmayacağı gerçeğidir.

Terörle topyekûn mücadelenin sonuca etkisi, uzun yıllar yaşanan acı tecrübelerle öğrenilmiştir. Bu nedenledir ki, gerek silahlı kuvvetler gerekse ilgili diğer birimler, Zeytin Dalı Harekâtına yönelik tüm algı yönetimlerini boşa çıkaracak bir mücadele içerisine girmişlerdir. Bu amaçla, yerinde ve zamanında yapılan medya bilgilendirmeleriyle ülke kamuoyu aydınlatılmaya, olayların ve yaşananların gerçek yüzü ortaya konmaya çalışılmaktadır.

ENFORMASYON VE DEZENFORMASYON KARŞISINDA GERÇEKLİĞİN DAYANILMAZ GÜCÜ

Başkanın Adamları filminde yaşananların benzerini yaşatmaya (olmayan çocuk ölümlerini olmuş gibi göstermeye, sivil hedeflerin vurulduğu algısını oluşturmaya) çalışanlara tüm yaşananlar bütün gerçeklikleriyle gösterilmektedir. Kaldı ki bugün herhangi bir medya ortamında paylaşılan metin ve görsellerin hemen yok olmamak gibi bir özelliği bulunmaktadır. Yapılacak basit bir fotoğraf taramasıyla bile, “Türk uçaklarının bombaladığı siviller, çocuklar, ...” türü algı oluşturma amaçlı haberler, daha birkaç dakika bile geçmeden yalanlanabilmektedir.

Bugün Afrin’i bir terör işbirliğinin merkezi haline getiren ve ABD başta olmak üzere birçok ülkenin görünür destekleriyle şımarıklık noktasında cesaret bulan PKK, PYD, YPG, DEAŞ ve benzeri birçok örgütün silah kaynaklarının ve sırtlarını dayadıklarının ilelebet arkalarında duramayacağı aşikârdır. Çünkü bu coğrafya başkalarının nefes alıp vermesine değil kendi sakinlerinin hayat hakkına sahip olduğu bir coğrafyadır. Tarih bunun ispatıdır. Yüz yıl önce dayatmalarla ve cetvellerle örülen sınırlar gönüllerde olan sınırlara engel olamamıştır ve olamayacaktır.

Zeytin Dalı Harekâtını itibarsızlaştırmak için gerçek dışı paylaşımlarıyla ve söylemleriyle kendilerini besleyen ülkelerin; orada kendilerine partner olacak bir Kürt devleti kurma amaçlarına yönelik çabalarını destekleyenler, gerçeğin dayanılmaz gücü karşısında hep mahkûm ve mahcup olacaklardır. Bugün Türk askeri ÖSO’yla birlikte, çok daha kısa sürede ele geçirip yerle bir edeceği Afrin ve civar köylerine yönelik bu harekâtı, iğneyle kuyu kazarcasına, sivillere zarar gelmemesi ve çocukların ve yaşlıların çatışmanın olumsuz sonuçlarından olabildiğince az etkilenmeleri amacıyla olağanüstü çaba göstererek gerçekleştirmektedir. Bu çaba, sadece gönül coğrafyalarında yer edinmiş olmanın bir sonucu değil aynı zamanda yeni gönül coğrafyaları oluşturmak içindir. Teröristlerden temizlediği köylere, yiyecek veren, aş dağıtan, çocuklara oyuncaklar vererek onları çatışmanın yıkıcı etkisinden uzak tutmaya özen gösteren Türk askeri ve gönüllü sivil kuruluşlar, dün dedelerinin yaptığını bugün kendileri yapan her biri birer gönül fatihi olan insanlardır.

GÖNÜLLERİ KAZANMAYAN HİÇBİR MÜCADELE KALICI OLMAZ

Ortak bir kaderi paylaşan bölge insanının, dağdan gelip bağdakini kovmaya yönelik müstevlilere yaslanma çabası, yanlış tarafta yer alma çabasından öte bir şey değildir. Bugün verdikleri binlerce tır silahla, bölgenin tarihten günümüze en güçlü ülkesi olan Türkiye’ye karşı sanki Kürtlerin yanındaymışçasına destekleyenlerin, yarın aynı silahlarla, çıkarları gereği başkalarına silah vererek Kürtleri hedefe koyacakları unutulmamalıdır.

Türkiye, Zeytin Dalı Harekâtıyla, sınırlarının hemen yanı başında oluşturulmaya çalışılan terör kuşağını bertaraf etmeye yönelik topyekûn mücadeleye kalkışmıştır. Bu mücadele, yüreklerde yer etmiş imanın merhamet olarak dışa yansımasıyla anlam kazanacaktır. Bu anlamın en iyi okunacağı coğrafya Ortadoğu coğrafyasıdır. Bu nedenledir ki ecdadın bugün bıraktığı topraklar, yeniden ecdadın o topraklara bıraktığı ruhun beklentisi içerisindedirler.

Ve bu bekleyiş, zücaciye dükkânına giren fil gibi davranmaktan değil; çatışmada, savaşta, mücadele ve kavgada dahi adalet ve merhamet duygusunu ötelememekten ve gerçeği zedelememekten geçer.

[Doç. Dr. Ali Büyükaslan İstanbul Medipol Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesidir]

KAYNAK: AA

Güncelleme Tarihi: 13 Şubat 2018, 21:20
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER