banner15

IKBY referandumu jeopolitik eksen değişikliğinin işareti mi? | ANALİZ

IKBY'nin Irak'tan tek taraflı olarak ayrılık hamlesinde bulunmasını, IKBY'nin Türkiye-Katar ekseninden uzaklaşarak ABD-İsrail eksenine doğru kayışının bir göstergesi olarak yorumlamak mümkün.

IKBY referandumu jeopolitik eksen değişikliğinin işareti mi? | ANALİZ

Şener Aktürk

Türkiye en az on senedir Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY) en önde gelen siyasi müttefiki. Kürt bölgesini senelerdir adeta 'inşa eden' Türk şirketlerinin sayesinde ise Türkiye ayrıca bölgenin en önde gelen yatırımcısı konumunda.

ABD ordusunun silahlandırdığı Kürt ‘sosyalist’ militanlarını, yani (PKK’nın Suriye kolu olan) PYD'yi bölgedeki yegâne Kürt varlığı zannedenler için bunun bir haber değeri olabilir. Gerçekteyse ABD destekli PYD militanları Ortadoğu'daki Kürtlerin içinde sadece küçük bir azınlığı teşkil ediyor.

PYD'nin Suriye'deki totaliter tek partili ‘devleti’yle [1] ve Kürt muhalifleri infaz etmekten ve herhangi bir ağırlığı olabilecek muhalif hareketleri ezmekten imtina etmeyen totaliter İran rejimiyle karşılaştırıldığında IKBY, Kürtlüğün daha ana-akım ve daha popüler bir tezahürünün hayat sürebileceği, görünüşte daha çoğulcu ve rekabete açık bir ortam sundu. Bu özellikleriyle IKBY, rekabetçi demokratik ve çoğulcu bir atmosferin, Kürt kimliğinin (muhafazakâr, liberal, İslami ve seküler) çeşitli formlarının neşvünema bulmasının yolunu açtığı ölçüde Türkiye'nin de doğal müttefiki olmuştu.

Aynı derecede önemlisi, Suriye'deki din karşıtı PYD diktatörlüğünün ve İran'daki Sünnilik karşıtı totaliter rejimin aksine, Türkiye de IKBY de, hem Kürtler hem de Kürt olmayanlar için sahip oldukları muhafazakar demokratik vizyonlarının temel bir bileşeni olarak, dindarlığa zemin açmış, benimsemiş ve hatta teşvik etmiştir. Türkiye ve IKBY Katar'la birlikte --bazı açılardan Pakistan da dâhil olmak üzere--, bir tarafta Rusya-İran ekseni tarafından desteklenen rejimlerin ve diğer taraftan ABD-İsrail tarafından desteklenen rejimlerin var olduğu Ortadoğu’da, belirgin şekilde farklı bir "üçüncü yol" veya "üçüncü modeli" temsil ediyordu.

AZINLIK DİKTATÖRLÜKLERİ ARASINDA

Bu fark, Rusya-İran ekseninin ideolojik mezhepçi bir azınlık diktatörlüğü olan Esed rejimini, ABD'nin ise daha da küçük bir etnik ve ideolojik (Kürt ‘sosyalist’) terörist hizbi desteklediği Suriye'de en çok öne çıkıyor. Bunun tam tersi bir istikamette, Türkiye ise Rusya, İran ve ABD tarafından desteklenen ideolojik ve mezhepçi azınlık gruplarına kıyasla Suriye'deki ana-akım Sünni çoğunluğu çok daha fazla temsil eden Özgür Suriye Ordusu'ndaki (ÖSO) grupları destekliyor. 1908'den bu yana bölgedeki en eski çok-partili rejim olan, aynı zamanda dünyada en çok sayıda Kürt vatandaşı barındıran Türkiye ve daha küçük bir ölçekte 2003'den bu yana IKBY, Kürt kitleleri şiddetle baskı altında tutan Esed rejimi, PYD ve İran'a kıyasla, Ortadoğu'daki Kürtler için daha özgür ve çoğulcu ortamlar sunmuş idiler. PYD yönetimindeki kitlesel baskı karşısında yüzbinlerce Kürt, Suriye'de PYD'nin elinde tuttuğu bölgelerden kaçarak tepkilerini ortaya koydular ve Kürt kimliğinin farklı formlarının daha demokratik ve çoğulcu bir ortamda ifade edilebildiği birer güvenli liman olarak gördükleri Türkiye'ye ya da IKBY'ye geldiler.

Mısır'da demokratik yollarla seçilmiş Muhammed Mursi hükümetinin devrilmesiyle birlikte IKBY, Türkiye'nin kendisiyle Ortadoğu'da bir "demokrasi ekseni" kurabileceği diğer bir belirgin aday olmayı sürdürdü. Kısacası, tüm bu farklı boyutlar, Türkiye'nin IKBY ile ittifakının ve ona yaptığı yardımların çok mühim siyasi, ekonomik ve ideolojik payandalarıydı. Bu çerçevede IKBY, kısmen şaşırtıcı bir hamleyle, neredeyse tek taraflı bir şekilde, Irak'tan ayrılmak için referandum düzenleyerek Türkiye ile yaptığı ittifaktan çekilmiş oldu. IKBY'nin yaptığı bu varoluşsal tercih, bir yandan da aynı siyasi topluluğu ve egemenliği Araplarla, Türkmenlerle ve Kürt olmayan diğer unsurlarla paylaşmak istememenin bir ifadesi olan etnik milliyetçi bir tercihe tekabül ediyor.

JEOPOLİTİK 'EKSEN DEĞİŞİKLİĞİNİN' İŞARETİ OLABİLİR

Başka bir mecrada [2] daha geniş bir şekilde tartıştığım gibi, IKBY Arap Baharı sırasında otoriterlik karşıtı ayaklanmalara destek veren Türkiye liderliğindeki demokratik eksenin bir parçası olarak değerlendirilebilirdi. Türkiye'nin demokratik idealist iyimserliğinin doruk noktasını, Hüsnü Mübarek'in devrilmesinden sonra Mısır'ın gerçekleştirdiği ilk (ve tek) rekabetçi demokratik parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri teşkil etti. Bununla birlikte, Mısır halkının demokrasi talebi dalgası, Temmuz 2013'te gerçekleşen askeri darbeyle ezildi ve Arap Baharı Mısır, Libya, Yemen ve Suriye'de binlerce sivilin hayatını kaybetmesine sebep olan, otoriter rejimlerin şiddetli baskıları ve iç savaşlarla birlikte kısa bir süre sonra 'Arap Kışı’na dönüştü. Başlangıçta (Suriye'de Esed rejimine yol verilmesi de dâhil olmak üzere) Ortadoğu'da demokratikleşmeyi savunan ABD ve Fransa gibi Batılı güçler, bu hedefi yavaş yavaş bir kenara koymakla kalmayıp Mısır'da darbeci General Abdülfettah Sisi gibi askeri diktatörleri açıktan desteklemeye dahi başladılar. Türkiye ve Katar Mısır'daki ve Arap dünyasının sair yerlerindeki popüler demokratik muhalefetin tek açık destekçileri olarak kaldılar.

Anılan makalede kapsamlı bir şekilde tartıştığım Katar kuşatması [3], Türkiye-Katar ittifakını bozmak için Katar'ı ve dolayısıyla müttefiki olarak da Türkiye'yi tecrit etmeye yönelik bir girişimdi. Katar'ı tecrit etme ve Türkiye-Katar ittifakını bozma girişimi akim kaldı, fakat kısa sürede olumsuz sonuçlar doğuracak şekilde, Suudi Arabistan'da tahta geçme sırasında kati bir değişikliğe de sebep oldu [4]. Bununla birlikte, Türkiye'nin bölgesel ittifak ağı, Katar kuşatması ile tırmandırılan meydan okumadan büyük ölçüde selametle çıktı.

IKBY'deki referandum, Türkiye'nin Ortadoğu'daki ittifak ağına yönelik ikinci büyük meydan okuma oldu ve Katar'ın durumunda görülenin aksine, Türkiye-IKBY ittifakı, IKBY'nin tek taraflı olarak aldığı Irak'tan ayrılma kararıyla ortaya çıkan baskının altında paramparça olmadıysa bile büyük zarar gördü. İran ve Rusya ayrılık referandumuna şiddetle karşı çıkarken, ABD referandum kararıyla mutabık olmasa da, bunu daha yumuşak bir şekilde dile getirdi. Bunlara karşılık Ortadoğu'daki ABD yanlısı ittifak ağının kilit taşı olan İsrail, referandumu en yüksek sesle savunan ülke oldu. Bu noktaya kadar yapılan gözlemlere dayanarak şöyle diyebiliriz: Türkiye'nin, ayrılıkçılık hamlesine karşı açıkça bilinen ilkeli muhalefetine rağmen, IKBY'nin Irak'tan tek taraflı olarak ayrılık hamlesinde bulunmasını, IKBY'nin Türkiye-Katar ekseninden uzaklaşarak ABD-İsrail eksenine doğru kayışının bir göstergesi olarak yorumlamak mümkündür.

Bağdat'taki İran yanlısı hükümete karşı olması, IKBY'yi otomatik olarak demokratik veya otoriterlik karşıtı kılmaz. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve kuzeydoğu Suriye'deki PYD diktatörlüğü gibi örneklerde görüldüğü üzere, İran yanlısı rejimlerin karşısında yer alıyor görünen aktörlerin de ABD yanlısı otoriter rejimler olması gayet mümkün. Aslında hem Rus yanlısı İran hem de ABD yanlısı Suudi Arabistan, Arap Baharının demokratik potansiyelini mezhepsel bir savaşa yönlendirdiler ve dolayısıyla Mısır ve Suriye'deki Müslüman Kardeşler gibi halk tabanında yaygınlığı olan, demokratik potansiyele sahip hareketleri elbirliğiyle ezdiler. Amerikan yanlısı Körfez monarşilerinden bazılarının, Mısır ve Suriye'deki muhalif hareketlere verdikleri destekten ötürü Türkiye ve Katar'ı tecrit etme ve cezalandırma girişiminde bulunmuş olması sebepsiz değil. Bu nedenle referandum, IKBY'nin Türkiye liderliğindeki 'üçüncü eksenden' uzaklaşarak bölgedeki ABD yanlısı BAE ve PYD gibi diktatörlüklere doğru bir 'eksen kayması' yaşadığının bir işareti olabilir.

İSRAİL'İN YENİ DEVLETLEŞMEYE DESTEĞİ ŞAŞIRTICI DEĞİL

IKBY'nin Araplardan, Türkmenlerden ve Ortadoğu'daki diğer etnik gruplardan ayrılık kararına İsrail'in destek vermiş olması, bu tartışmalardaki en şaşırtıcı olmayan unsur. Buna rağmen, İsrail'in verdiği destek, referandumla ilgili haberlerin birçoğunda hiçbir açıklamaya tabi tutulmadan, genelde haddinden fazla öne çıkarıldı. İsrail'in IKBY'nin ayrılık kararına verdiği destekle ilgili tavrı oldukça basit, dolambaçsız ve İsrail'in 70 yıllık ‘grand stratejisi’ olan “İsrail'i çevreleyen Arap ulus devletlerini bölme ve zayıflatma” planıyla da birebir uyum içinde. İsrail'in bu hedefi, Arap devletlerinin içindeki herhangi bir ayrılıkçı hareketi destekleyerek ve Arap kamuoyunu ve askeri gücünü kuşatabilecek, tehdit edebilecek ve her hâlükârda dikkatini başka yöne çekebilecek herhangi bir Arap olmayan devleti destekleyerek başarılabilir. Bu yüzden İsrail, kendisini tehdit eden Mısır, Suriye ve (Saddam dönemindeki) Irak gibi Arap devletlerini dengeleyebilecek, sınırlayabilecek ve bunlara karşı bir tehdit unsuru olabilecek devrim öncesi İran’la, Türkiye’yle ve belli ölçülerde nispeten uzak bir çevre ülkesi olan Etiyopya ile askeri veya siyasi ittifaklar kurdu. Özetlemek gerekirse, İsrail’in stratejisi "mevcut düşmanımın potansiyel düşmanı dostum olabilir".

PYD ve IKBY Suriye ve Irak'ta Arap çoğunluğa karşı olduğu gibi, icap ettiğinde İran ve Türkiye'ye karşı da İsrail’in müttefiki olmak için ideal birer aday. Bu nedenle, İsrail'in IKBY'nin ayrılık hamlesine verdiği destek, kesinlikle gerçek olmakla birlikte, bu desteğin arkasında gayet net, anlaşılır ve gerçekçi bir mantık var.

Mütercim: Ömer Çolakoğlu

“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

[‘Regimes of Ethnicity and Nationhood in Germany, Russia and Turkey’ kitabının yazarı olan Doç. Dr. Şener Aktürk, İstanbul Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir]

KAYNAK: AA

 

Güncelleme Tarihi: 19 Ekim 2017, 17:46
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35