Süleymaniye'deki protestolar nasıl okunmalı?

Irak'ın Süleymaniye kentinde memur maaşlarının gecikmesi nedeniyle başlayan ve Halepçe’ye de yayılan hükümet karşıtı gösterilerin siyasi parti ve resmi binaların ateşe verildiği şiddet eylemlerine dönüşmesi, halkın IKBY yönetiminden duyduğu memnuniyetsizliğinin boyutlarını ortaya koyuyor

Süleymaniye'deki protestolar nasıl okunmalı?

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Süleymaniye kentinde memur maaşlarının gecikmesi nedeniyle 2 Aralık’ta başlayan ve Halepçe’ye de yayılan hükümet karşıtı barışçıl gösterilerin siyasi parti ve resmi binaların ateşe verildiği şiddet eylemlerine dönüşmesi, halkın IKBY yönetiminden uzun süredir devam eden memnuniyetsizliğinin boyutlarını ortaya koyuyor. Ayrıca, IKBY tarafından protestolara karıştığı belirtilen terör örgütü PKK’nın bölgedeki varlığına uzun yıllar tepki göstermeyen yönetimin de PKK’nın sadece çevre ülkelere değil IKBY’ye de zarar verdiği kanısına varmaya başladığını gösteriyor.

Erbil merkezli Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Süleymaniye merkezli Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) uzun yıllardır ikili şehir devleti benzeri yönetimi altındaki bölgede aile, aşiret, parti ve çıkar grupları arasında paylaşılan yönetim; işsizlik, şeffaf olunmaması, yolsuzluk, nepotizm ve bölgedeki ikiliğin kurumsallaşamamasının sebepleri arasında gösteriliyor. Uzun süredir ekonomik kriz içindeki Erbil’in Bağdat ile enerji ve bütçe gelirleri konusunda yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle maaş ödemelerini geciktirmesi ve kesintilere gitmesi ise özellikle Süleymaniye’de yerleşik protesto kültürünün bir kere daha harekete geçmesine yol açtı. IKBY’nin enerji ihracına dayalı ve Bağdat’tan gelen bütçeye bağımlı ekonomisinin yanı sıra yaklaşık 6 milyonluk nüfusunun 1 milyondan fazlasının memur oluşu ve halkın özel sektörden ziyade hükümetten gelen maaşa bağımlı olması, maaş ödemelerinde yaşanan gecikme ve kesintilerin doğrudan sokağa yansımasını da beraberinde getiriyor.

Reform beklentileri sonuçsuz kaldı

IKBY’nin, devletin en büyük işveren konumunda olduğu, özel sektörün sınırlı bir payı bulunan, yıllık bütçesinin dörtte birinden fazlası maaşlar ve sosyal yardımlara ayrılan Irak’ın kötü yönetişiminden kendisini sıyıramadığı da görülüyor. 1991’den bu yana fiili ve 2005 sonrası resmileşen özerk yönetim pratiğinin ekonomik sürdürülebilirliğe erişememesi ve ikili yönetimin kurumsallaşamaması nedeniyle başarılı sonuç elde edilemeyen IKBY’de, protestoların diğer motivasyonu ise ekonomik ve siyasal yönetimde şeffaf olmayan tutumlar ve reform beklentilerinin sonuçsuz kalarak halkı ikna edememesi. Nitekim KDP ile KYB arasında ikili şehir devleti gibi yönetilen bölgede toplumsal yapı ve eğitim seviyesi hızla dönüşürken bölge yönetimi ve ekonomisinin babadan oğula devredilerek aynı elit çevrede tutulması, özellikle yeni kuşakların dünyasında ciddi rahatsızlığa yol açıyor. Toplumun önemli bir kesimindeki yolsuzluk algısına rağmen, hükümet halkı ikna edici adımlar atamadığı gibi Mayıs ayında KDP’li Başbakan Mesrur Barzani’yi yolsuzlukla suçlayan İslami Toplum Partisi (Komel) Milletvekili Soran Ömer’in dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklanmasının gündeme gelmesi gibi vakalar sokaktaki öfkeye, çarpan etkisi yapıyor. Yine muhalif gazetecilere yönelik keyfi tutuklama ve zorla ortadan kaybedilme iddiaları ile muhalif yayın organlarının kapatılması gibi örnekler sokak nazarında Erbil’i giderek otoriter kılıyor. Bu anlamda protestocuların yalnızca KDP ile koalisyon ortakları KYB ve Goran Hareketi’nin değil muhalefet cephesinde yer alan partilerin binalarını da ateşe vermesi, bölgede uzun süredir dönem dönem yükselişe geçen hükümet karşıtı protesto kültürünün giderek sistem karşıtı bir başkaldırıya dönüşmek üzere olduğunu da hatırlatıyor.

Sokağa çıkanların daha çok gençler olduğu dikkate alındığında bunun gerekçesinin yoğun genç işsizliğinin yanı sıra gelir dağılımındaki eşitsizlik ve elit kesim ile aralarındaki uçurum olduğu değerlendirilebilir. Ayrıca, lidersiz dağınık kitleler halinde sokağa çıkıldığı, protestoların lider merkezli bir öfke patlaması olmadığı ve doğal geliştiği tartışmaları hatırlandığında, Süleymaniye’deki protestolar bu yönleriyle Ekim 2019’da Bağdat başta olmak üzere birçok Şii yoğunluklu vilayette hareketlenerek Adil Abdülmehdi hükümetini düşüren merkezi hükümet karşıtı protestoları andırıyor. Irak’taki protestoların bölgelerine sıçramasından tedirginlik duyan Kürt liderlerin, şeffaf yönetim ilkelerini benimsemesi ve barışçıl protestoları şiddet kullanarak bastırmaması, fakat diğer taraftan da parti binaları ve resmî kurumların yakılmasının önüne geçebilmesi gerekiyor. IKBY’de hükümet, vatandaşların zorlu yaşam koşullarının farkında olduğunu belirtse de protestocuların sisteme olan güvensizliğinin sadece açıklamalarla giderilmesi mümkün görünmüyor. Ayrıca, KDP’nin KYB ile yaşadığı rekabet ve Süleymaniye ile Halepçe’nin özerk bölge olması veya iki vilayetin Bağdat’a bağlanma iştiyakının olduğu yönündeki iddiaların üzerine gelen sokak hareketleri, Erbil yönetiminin hızlı, şeffaf, çözüm odaklı ve sokağa yansıyan katılımcı reformist bir yönetim sistemi uygulamasını da gerektiriyor.

PKK’nın protestolara dahli

Öte yandan, IKBY’de 600’den fazla köyü işgal eden, peşmerge ve polisleri öldüren, bölge halkını kaçıran ve diplomatik misyonlara saldıran PKK’nın protesto gösterilerine karıştığı yönündeki açıklamalar da Erbil yönetiminin PKK nedeniyle karşı karşıya kaldığı tehdidi ortaya koyuyor. Erbil ve Bağdat’ın Musul’un Sincar ilçesindeki PKK varlığını sonlandıracak anlaşmasının akabinde peşmerge ve polislere yönelik saldırılar düzenleyen PKK’nın, halkın hükümetten ve yerleşik elit sisteminden uzun süredir duyduğu rahatsızlığı manipüle ederek protestoları kışkırttığı yönündeki açıklamalar, IKBY’de özellikle Süleymaniye’de görece rahat hareket edebilen PKK’ya karşı yıllardır gerekli tepkinin gösterilmemesinin bir sonucu.

Buna rağmen protesto eylemlerinin tek sebebi olarak PKK’yı görmek, IKBY halkının haklarını talep edemeyecek itaatkarlıkta ve Irak’ı saran yolsuzluk ve kötü yönetim kaynaklı protesto dalgasından habersiz olduğu yanılgısına, IKBY’nin kronik işsizlik, yolsuzluk ve nepotizm sıkıntılarından dolayı yaşadıkları zorlukları görmezden gelici bir yaklaşıma da neden olabilir. Protesto gösterilerinde şiddet eylemlerinin arkasında yer alan kişilerin ve PKK’nın bu eylemlerdeki rolünün ortaya çıkarılması, hükümet ve yönetimden memnun olmayan kitle arasındaki uçurumun açılmaması için de önemli. Söz konusu protestoların şiddet eylemlerine dönüşmesi ve PKK’nın buna karıştığına yönelik açıklamalar hem halkın haklı taleplerinin bir ölçüde gölgede kalmasına neden olabileceği gibi hem de IKBY’nin PKK karşıtı duruşunu sertleştirmesine yol açabilir.

Öte yandan memur maaşlarının gecikmesi ve kesintili ödenmesi nedeniyle hükümet karşıtı protestolara sık sık sahne olan IKBY’deki gösteriler, Erbil’in tartışmalı bölgeler, enerji gelirleri ve bütçe konusunda anlaşmazlık yaşadığı Bağdat’a ne kadar bağımlı olduğunu da bir kere daha gösterdi. Maaş ödemelerinin normale dönmesi için Bağdat’la görüşmelere devam eden Erbil’in merkezi hükümetle normalleşmeye giderek ekonomik istikrar yakalaması ve sokaktaki hareketliliği tatmin edecek düzenli maaş ödemesi yapabilecek bir sistem oturtması halinde sokağın ekonomi temelli öfkesinin dinebileceği değerlendirilebilir. Ancak maaş ödemelerinde yaşanan sıkıntıların devam etmesi ve buna ek olarak bölgenin ikili yönetim ve aile, parti ve elitlerden oluşan yönetim sistemine yönelik eleştirilerin çözümsüz kalması halinde, Irak’ta başbakanın görevinden istifa etmesiyle sonuçlanan uzun soluklu protestoların bir benzeriyle karşılaşılabilir.

AA

Güncelleme Tarihi: 15 Aralık 2020, 12:12
banner53
YORUM EKLE

banner39