banner39

banner35

Üçüncü Türkiye-Afrika Zirvesi'nin ardından Türkiye-Afrika ilişkileri

Türkiye’nin Afrika ülkelerine savunma sanayisi ihracatının önümüzdeki yıllarda daha da artış göstermesi muhtemel. Ancak komşularıyla çeşitli sorunları olan ya da iç çatışmalara sahne olan Afrika ülkelerine yapılan satışların başka Afrika ülkeleriyle ilişkileri zedeleme ihtimali de bulunuyor.

AA Analizleri 23.05.2022, 17:18 23.05.2022, 18:26
Üçüncü Türkiye-Afrika Zirvesi'nin ardından Türkiye-Afrika ilişkileri

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu dönemde Afrika ülkelerinin çoğunluğu sömürge yönetimi altındaydı. Bu dönemde yeni kurulan Cumhuriyetin de iktisadi kalkınma ve ulus-devlet inşası gibi ülke içi öncelikleri bulunuyordu. Takip eden yıllarda ilişkilerdeki mevcut durgunluğu ise Soğuk Savaş döneminin dinamikleri, Türkiye’nin güvenlik kaygıları ve müttefik ilişkileri çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Aynı dönemde Afrika ülkeleriyle bazı yakınlaşma girişimlerinde de bulunulmuş ancak bunlar kısa süreli olmuştur. Türkiye’nin 1960’lı, 1970’li hatta 1990’lı yılların sonunda Afrika ülkeleriyle ilişkilerini geliştirme çabaları, uluslararası alanda kendisini yalnız hissettiği ve dış politika hamlelerine destek ve alternatif ortaklar arayışına girdiği dönemlere denk gelir. 1998 yılında kabul edilen Afrika’ya açılım politikası, o zamana kadar yapılan girişimler arasında en kapsamlısıdır. Ancak bu politika bazı siyasi ve iktisadi sorunlar nedeniyle tam olarak uygulanamamıştır.

Türkiye'nin Afrika politikası ticari ilişkiler, insani yardım, uçuş diplomasisi, medya, kültürel diplomasi, eğitim gibi pek çok farklı yumuşak güç unsuruna dayanıyor

Türkiye-Afrika ilişkilerinin kırılma noktası

Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle ilişkileri özellikle 2005’in “Afrika Yılı” ilan edilmesi ve 2008’de düzenlenen Birinci Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi’nin ardından ivme kazanmıştır. Kıtadaki 43 büyükelçiliğin büyük çoğunluğu, bu zirveden sonraki yıllarda açılmıştır. 2009-2014 yılları arasında Türkiye, 27 Afrika ülkesinde büyükelçilik açmıştır. Bu dönemde izlenen Afrika politikasını önceki dönemlerden ayıran iki temel özellik bulunuyor: Birincisi, iş çevreleri ve sivil toplum kuruluşlarının Afrika politikasının uygulanmasında kamu kuruluşları ile büyük oranda eşgüdüm halinde ve Afrika açılımını tamamlayıcı nitelikte hareket etmeleridir. İkinci ve belki de daha çok öne çıkan özellik ise Türkiye’nin Afrika politikasının ticari ilişkiler, insani yardım, uçuş diplomasisi, medya diplomasisi, kültürel diplomasi, eğitim ve dini diplomasi gibi pek çok farklı yumuşak güç unsuruna dayanmasıdır.

Türkiye'nin Afrika ülkeleriyle ekonomik ilişkileri

2021 yılında Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle ticaret hacmi 25 milyar dolar seviyesinde olup, ticari ilişkilerin daha üst seviyeye ulaşma potansiyeli bulunmaktadır. 1970’li yıllardan beri kıtada faaliyet gösteren Türk şirketleri özellikle altyapı alanında büyük projelere imza atmıştır. Türkiye’nin kültürel diplomasi faaliyetlerini yürüten temel kurum olan Yunus Emre Enstitüsünün (YEE) 8 Afrika ülkesinde 10 kültür merkezi bulunmaktayken, 2022 yılı içinde bu sayının iki katına çıkarılması planlanıyor. Kıtada açılan kültür merkezleri aracılığıyla Türk kültürü ve diline ilgi artarken, bu merkezler kültürler arasındaki etkileşimin derinleşmesine de katkıda bulunuyor.

Kültürel ve eğitim ilişkileri

Türkiye ile Afrikalı ülkeler arasında kültürlerarası iletişimi artıran, kamu diplomasisi faaliyetleri açısından bir diğer önemli gelişme, 2010’da Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının (YTB) kurulmasının ardından ulusla­rarası öğrencilere farklı kuruluşlar tarafından aktarılan bursların Türkiye Bursları adı altında birleştirilmesi olmuştur.

2012 yılında Türkiye Bursları'nın uygulamaya konulmasıyla Türkiye’deki yükseköğrenim kurumlarında öğrenim gören Afrikalı öğrencilerin sayısı 4 kattan fazla artış gösterdi. Bu öğrencilerin büyük çoğunluğu Kuzey Afrika ülkeleri ve Somali, Sudan ve Etiyopya gibi Türkiye’nin daha yoğun ilişkilerinin olduğu ülkelerden geliyor. Ancak Cibuti, Benin ve Gine gibi nüfus ve coğrafi açıdan nispeten daha küçük Afrika ülkelerinden dahi önemli sayıda öğrenci Türk üniversitelerinde öğrenim görüyor. Afrikalı öğrencilere sağlanan burslar, Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle ilişkilerinin geleceği açısından önemli bir yatırım kaynağı olarak görülmeli. Zira bu burs programlarından yararlanan ve Türkiye hakkında olumlu görüşe sahip olup ülkelerine dönen bireyler, Türkiye ile kendi ülkeleri arasındaki ilişkilerin derinleşmesinde önemli rol oynayacaklardır.

Eğitim diplomasisi faaliyetlerinde bulunan bir diğer kurum da Türkiye Maarif Vakfıdır. Türkiye Maarif Vakfı, 2016 yılında kuruluşunun ardından geçen kısa sürede 25 Afrika ülkesindeki 175 eğitim kurumu ile 17 bini aşkın Afrikalı öğrenciye eğitim vermiştir. Türkiye Maarif Vakfı, mezun ettiği Türkçe konuşan öğrencilerle Türkiye’nin yumuşak gücüne katkıda bulunmaktadır.

Bu kuruluşların yanı sıra Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) da çeşitli Afrika ülkelerinden Müslüman öğrencilere üniversite ve lise düzeyinde burslar sağlamaktadır. TDV, aynı zamanda, pek çok Afrika ülkesinde cami inşa etmekte, hasar gören camilerin onarımını yapmakta ve özellikle dini aylarda Afrika ülkelerindeki ihtiyaç sahipleri için yardım kampanyaları düzenlemektedir.

Öte yandan, Afrika ülkelerine resmi kalkınma yardımlarını Türkiye’nin uluslararası yardım kuruluşu Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), aktarmaktadır. TİKA, Türk sivil toplum örgütleri ve diğer kamu kuruluşlarıyla birlikte eğitim, sağlık ve tarım sektörleri başta olmak üzere pek çok alanda projeler gerçekleştirmekte ve Afrika ülkelerinde ihtiyaç duyulan sektörler ve meslek dallarındaki kalifiye iş gücü ihtiyacını gidermek için eğitim programları yürütmektedir.

Türkiye’nin Afrika’da görünürlüğü artıyor

Türkiye’nin yumuşak güç potansiyeline katkıda bulunan bir diğer kuruluş olan Anadolu Ajansı (AA) da Türkiye Cumhuriyeti'nin Afrika açılımıyla paralel bir şekilde bazı Afrika ülkelerinde yayın merkezleri ya da ofisler açmıştır. AA’ya ek olarak 2015 yılında yayına başlayan TRT World kanalı, hem internet hem de geleneksel televizyon yayıncılığı sayesinde Afrika’nın neredeyse tamamına İngilizce dilinde ulaşmaktadır. Bu alandaki en önemli gelişmelerden biri ise 2020 yılında TRT Swahili’nin yayın hayatına başlaması olmuştur.

Türk Hava Yolları (THY) ise 2022 yılı itibarıyla Afrika kıtasında 40 ülkede 61 noktaya uçmaktadır. Sadece 2012 yılında kıtada 12 destinasyona uçuş başlatan THY, uçuş ağlarını genişletirken, Türk dış politikasının önceliklerine göre hareket etmekte ve Türkiye’nin Afrika’daki görünürlüğünün artmasına yardımcı olmaktadır.

Türkiye-Afrika ilişkilerinde savunma sanayisinin rolü

Öte yandan, Afrika ülkeleriyle askeri iş birliği hususu, 2017 yılında Somalili askerlerin eğitimi amacıyla başkent Mogadişu’da TURKSOM askeri eğitim tesisinin açılmasına ve 2019 yılında Trablus (Libya) merkezli Askeri Mutabakat Hükümeti ile askeri ve güvenlik iş birliği anlaşmasının imzalanmasına kadar çok fazla ilgi çekmemişti.

Son zamanlarda Türkiye’nin Afrika’daki askeri varlığının daha çok tartışılmaya başlanmasının temel sebebi ise savunma sanayisinin gelişimine paralel şekilde, Afrika ülkelerine artan silah, (zırhlı) kara araçları ve özellikle İnsansız Hava Araçları (İHA)/Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) ihracı olmuştur. Türk yapımı insansız hava araçları, piyasadaki alternatiflerine oranla hem daha ucuz olmaları hem de Türkiye’nin bu silahların satışını siyasi koşullara bağlamaması nedenleriyle Afrikalı ülkelerden büyük talep görüyor. Bu bakımdan Türkiye, Afrika ülkeleri nezdinde kıtadaki silah pazarını uzun yıllardır ellerinde tutan Rusya, Fransa, ABD ve Çin’e karşı önemli bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır.

​​İlişkilerde sert ve yumuşak güç dengesi

Türkiye’nin Afrika ülkelerine savunma sanayisi ihracatının önümüzdeki yıllarda daha da artış göstermesi muhtemel. Ancak komşularıyla çeşitli sorunları olan ya da iç çatışmalara sahne olan Afrika ülkelerine yapılan satışların başka Afrika ülkeleriyle ilişkileri zedeleme ihtimali de bulunuyor. Bu nedenle uzun yıllar Türkiye’nin Afrika politikasının bel kemiğini oluşturan yumuşak güç unsurlarına sert güç unsurlarının entegre edilmesi sürecinde, özellikle de silah satışı konusunda dikkatli bir şekilde hareket edilmesi ve bölge içi dinamiklerin göz önünde bulundurulması gerekiyor. Aksi takdirde bu konunun uzun yıllar önemli yatırımların yapıldığı ve Türkiye’nin kıtada yumuşak güç üzerinden kurduğu imajına zarar verme riski bulunuyor.

Bununla birlikte Türkiye’yi orta ve uzun vadede kıtadaki uluslararası rekabetten kaynaklanan başka meydan okumalar da bekliyor. Bu meydan okumalara karşı takınılacak tavır, özellikle yumuşak güç ve sert güç unsurlarının birlikte kullanılması, Türkiye-Afrika ilişkilerinde belirleyici olacaktır.

AA/Dr. Elem Eyrice Tepeciklioğlu

Yorumlar (0)
22
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?