Zeytin Dalı Harekatı ve canlı kalkan stratejisi | ANALİZ

Türkiye, DEAŞ ve PYD/YPG’yi hedef alarak başlattığı Zeytin Dalı harekatında, bölgedeki terör unsurlarını etkisizleştirmeyi, insani krizi sonlandırmayı ve bölgeyi yeniden inşa ederek mültecilerin evlerine dönmesini arzu ediyor

Zeytin Dalı Harekatı ve canlı kalkan stratejisi | ANALİZ

 Can Acun

Türkiye uzun bir süredir eş zamanlı olarak hem ulusal güvenliğine hem de Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı ciddi bir tehdit olarak gördüğü PKK’nın Suriye yapılanması olan PYD/YPG’ye yönelik kapsamlı bir askeri harekât hazırlığındaydı. Gerek bölge ülkeleri gerekse Suriye’de aktif olan diğer güçlerle yoğun bir diplomasi trafiği gerçekleştiren Türkiye, ihtiyaç duyduğu siyasi ve askeri zeminin oluşmasıyla düğmeye bastı ve PKK’nın terör kuşağının batı ucundaki Afrin için “Zeytin Dalı” harekatını başlattı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bir süredir bölgeye askeri güç nakletmiş, İdlib’de Afrin’in güneyinde de üslenerek bölgeyi çevrelemişti. Yine kendisine müzahir binlerce Suriyeli muhalif unsur da PYD/YPG tehdidine karşı bölgeye sevk edilmişti. Türkiye, DEAŞ ve PYD/YPG’yi eşzamanlı olarak hedef aldığı Fırat Kalkanı harekatına benzer şekilde başlattığı Zeytin Dalı harekatında, bölgedeki terör unsurlarını etkisizleştirmeyi, insani krizi sonlandırmayı ve bölgeyi yeniden inşa ederek mültecilerin evlerine dönmesini arzu ediyor.

Şimdiye kadar başarıyla icra edilen harekatta, PYD/YPG ise asimetrik-hibrit savaş teknikleriyle direnç gösterip meskun mahallere çekilerek sivilleri canlı kalkan olarak kullanma gayretinde. Örgütün sivilleri canlı kalkanı yaparak hem kendi zayiatını azaltmaya çalıştığı, hem de sivil kayıplar oluşmasını sağlayarak bunlar üzerinden uluslararası bir kara-propaganda sürecini hayata geçirme arayışında olduğu görülüyor. Örgüt mensupları tarafından Afrin merkezi ve kırsalındaki sivillerin bölgeyi terk etmesine izin verilmemesi, bu değerlendirmeyi doğruluyor.

AFRİN BÖLGESİ

Coğrafi konum olarak Türkiye sınır hattında, Suriye’nin kuzeybatısındaki Halep eyaletinde yer alan Afrin, Merkez, Bülbül, Cinderes, Raco, Şeren, Şeyh Hadid, Mabedli olmak üzere yedi beldeden oluşuyor. Türkiye için sınır hattında önemli bir jeopolitik konum arz ediyor. Yüzölçümü yaklaşık bin 850 kilometrekare olan Afrin dağlık bir bölge. Suriye genelinde 2004 yılında yapılan son nüfus sayımına göre, Afrin bölgesinde merkezde 64 bin 758 kişi yaşıyordu; ilçenin genelinde ise 172 bin 95 kişi bulunmaktaydı. Demografik olarak kentin çoğunluğu etnik açından Kürtlerden oluşmaktayken Arap ve Türkmen nüfus da bulunmakta. Bölgede az sayıda Yezidi de yaşıyor. 2011 yılında başlayan devrimle birlikte, Afrin’in rejim tarafından hedef alınmaması nedeniyle nüfus artmıştı. Ancak ilçenin nüfusu hakkında çelişkili rakamlar telaffuz ediliyor, özellikle PKK/PYD yanlısı kaynaklar ilçenin nüfusu hakkında mübalağa ediyor. Halihazırda Afrin bölgesinde bulunan nüfusun 300 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

PKK’nın 1980’li yıllarından itibaren varlık gösterdiği Afrin bölgesi, son dönemde yaşanan kaostan faydalanarak etkinliğini artıran örgüt için stratejik açından daha da önemli bir yer haline geldi. Esad rejimi 2012 ortalarında yoğun olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerden çekilip bu bölgeyi anlaşmalı bir şekilde PKK’nın Suriye örgütlenmesi olan PYD/YPG militanlarına bırakmıştı. Böylelikle Afrin YPG’nin kontrolüne geçince, bu tarihten itibaren Afrin’de gücünü tahkim edebilmek için YPG, başta diğer Kürt partiler olmak üzere, kendine biat etmeyen grupları bastırarak kitlesel tutuklamalar yapıp tehcir politikası izlemişti.

29 Ocak 2014 tarihinden bu yana Afrin, PYD tarafından ilan edilen “öz yönetim” tarafından yönetilmeye başlanmıştı. 2015 yılının ortasında PYD/YPG bölge halkını zorunlu askerliğe tabi tutunca, binlerce Afrinli genç silah altına alınmamak için bölgeden kaçmıştı. YPG’nin iddialarına göre örgüt Afrin kantonunu 47 konseyin altında toplanan ve halkı örgütleyen 898 komün (komite) oluşturarak idare ediyor. Bu alan Fırat’ın doğusundaki PYD/YPG’den coğrafi olarak yalıtılmış olsa da, diğer yerlerde olduğu gibi, KCK Suriye Yürütme Konseyi’nin emir komutası altında, Kandil’den emir alan Halil Tefdem, Ahmed Hudro, Mahmud Berhudan, Behcet Abdo, Nocin gibi PKK’lı isimler tarafından yönetilmektedir.

TEL RIFAT’IN ELE GEÇİRİLMESİ VE TEHCİR

Afrin’de rejim desteğiyle gücü ele alan PYD/YPG, Türkiye tarafından Rus savaş uçağının düşürülmesi hadisesi sonrasında, Şubat 2016’da Rus hava desteğiyle Afrin’in doğusundaki Tel Rıfat-Minnig hattını Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) elinden almıştı. YPG bu bölgedeki Arap nüfusu da cebren tehcir ederek evlerine, araçlarına ve topraklarına el koymuştu. Örgüt daha sonra Azez beldesine saldırarak ilerlemeye çalışmış, ancak başarılı olamamıştı. 2016’nın Ekim-Kasım aylarında ise ABD’nin sağladığı hava desteğiyle Afrin’den El-Bab’a doğru ilerlemeye çalışmış, ancak Fırat Kalkanı harekatıyla örgütün bölgedeki ilerleyişi durdurulmuştu.

AFRİN’İN PYD/PKK İÇİN ÖNEMİ

Örgüt bu bölgeyi Akdeniz’e sıçrama tahtası olarak görüyor. Afrin’den Türkiye’ye Amanos dağları üzerinden bir ikmal hattı kurarak militan ve silah sevkiyatı yapmaya çalışıyor. Bu bölgeden kendi tabirleriyle “Akdeniz açılımı” yapmak istiyor. Türk güvenlik güçleri şimdiye kadar Afrin’den bölgeye geçen 40’tan fazla teröristi etkisiz hale getirdi. Örgüt Afrin’i militan devşirmek adına da önemli bir kaynak olarak görüyor. “Öz Savunma Gücü” adı altında 16-18 yaş arasındaki kız ve erkek çocukları zorla silah altına alıyor. Bölgede yine örgütün kurduğu çok sayıda askeri eğitim kampı var. Zorla silah altına alınan çocuklar ve gençler buralarda eğitime tabi tutuluyor.

ZEYTİN DALI HAREKATI VE ASİMETRİK SAVAŞ

Afrin’deki terör unsurlarını etkisizleştirmeye yönelik başlatılan Zeytin Dalı harekatı, öncelikle hava taarruzu ile, ilerleyen aşamalarda ise karadan Afrin içine girilerek devam etti. PYD/YPG’nin, Afrin etrafında kontrol ettiği bin 500 kilometrekarelik bir alanda, sayıları 5-6 bin civarında olduğu düşünülen unsurlarıyla, DEAŞ’a benzer şekilde asimetrik savaş teknikleri ve hibrit yöntemlerle TSK ve muhalifleri durdurmaya çalıştığı görülüyor.

Örgütün bölgede çok uzun süredir siperler kazdığı, tünel hatları oluşturduğu, el yapımı patlayıcılarla tuzaklamalar yaptığı, belli alanları zırhlı araçlara karşı mayınladığı biliniyor. ABD’nin Fırat’ın doğusunda sağladığı anti-tank silahlarını bölgeye nakleden YPG’nin bir direnç gösterme çabasında olduğu da görülüyor. Afrin coğrafyası topografik açından değerlendirildiğinde, özellikle orta ve kuzeybatı kesimlerinin dağlık olmasından yararlanan terör örgütü mensuplarının bu bölgelere çekilmesi ihtimali söz konusuydu. Fakat TSK ve ÖSO’nun Türkiye üzerinden eşzamanlı olarak 5-6 altı ayrı hattan bu bölgelere girdiği ve hızlı bir şekilde tepeleri ve yerleşim yerlerini ele geçirerek sürpriz bir hamle yaptığı görüldü.

Örgüt için çok önemli olan, ancak gerek Tel Rıfat ve Minnig bölgesi gerekse Afrin merkezine uzanan düz ovalarda, TSK ve müzahir muhalif unsurların teknik imkânları ve ateş gücü karşısında örgütün ciddi bir direnç gösterebilmesi pek mümkün değil. Fırat Kalkanı harekatından elde ettiği tecrübe ve başta anti-tank silahlarına karşı olmak üzere, asimetrik-hibrit çatışmalarda kullanabileceği etkili çözümler ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) gibi yeni donanımlarla, Afrin operasyonu harekatı için, Türkiye’nin geçmişe nazaran çok daha iyi bir yerde olduğunu da unutmamak gerek.

CANLI KALKAN STRATEJİSİ VE KARA PROPAGANDA

TSK ve müzahir muhalifler karşısında askeri olarak tutunma gücü olmayan örgütün, savaşı başta Afrin merkezi olmak üzere sivillerin yoğun yaşadığı meskun mahallere çekmeye çalışacağı anlaşılıyor. Daha önce Türkiye içinde hendek kalkışmasıyla sivilleri güvenlik güçlerine karşı canlı kalkan olarak kullanma stratejisi benimseyen örgüt, şimdi Afrin’de benzer bir stratejiyi hayata geçirme arayışında. Sivilleri canlı kalkan olarak kullanarak kendi zayiatını azaltmaya çalışacak olan örgüt, bir yandan da bu stratejiyle sivil kayıpların oluşmasını sağlayarak bunun üzerinden uluslararası bir kamuoyu oluşturma çabası içinde.

Zeytin Dalı harekatına ilişkin algı operasyonu ve mühendisliği yapan örgüt, kendisine ait medya araçlarını aktif şekilde kullanarak kara-propaganda yapıyor. Yine özellikle batı ülkelerinde kendisine müzahir medya organlarının da destek verdiği bu kara-propagandaya, FETÖ’ye ait medya organları ve ilişkili aktörlerinde destek verdiği görülüyor.

Örgütün buradaki temel stratejisi ise hem Türkiye içinde ve dışında kitleleri harekete geçirebilmek hem de Türkiye’yi sivilleri hedef alan bir ülke olarak göstererek uluslararası kamuoyunun Türkiye’ye baskı yapmasını ve böylece Zeytin Dalı harekatının durdurulmasını sağlayabilmek. Ancak Türkiye’nin askeri harekatta olduğu gibi asimetrik-kara propaganda karşısında da Fırat Kalkanı harekatına nazaran çok daha hazırlıklı olduğu görülüyor. Türk medya organları kara-propaganda karşısında hızlıca harekete geçerek asılsız haber ve görüntülerin gerçek dışılığını ortaya koymaya çalışıyor. Terörle her alanda, özellikle medya alanında mücadele edebilmek de bu bağlamda önem arz ediyor.

[Mısır’da Kahire-Türkiye Araştırmaları Merkezi’nde çalışmış olan Can Acun SETA Dış Politika Direktörlüğü’nde araştırmacı olarak çalışmaktadır]

KAYNAK: AA

Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2018, 20:49
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER