banner39

11.02.2008, 08:42

ABD başkan adaylarının 'güvenlik'le imtihanı


ABD'deki önseçimler Amerikan halkının neredeyse günlük yaşamının tümünü kaplarken, dünyadaki birçok ülkede de yakından izleniyor. Esasen ABD başkanının kim olabileceği konusunda temel bir göstergeye sahip değil bu önseçimler.  
  
Çünkü Amerikalı seçmenler, Kongre, Temsilciler Meclisi ya da başkanlık seçimlerinde farklı motivasyonlarla davranabiliyor. Zaten seçim zamanları dışında örgütlü ve düzenli çalışan siyasal partilerden söz etmek de zor. Genellikle ABD seçimlerinin arka planında baskı ya da çıkar grupları, lobiler, profesyonel propaganda ve kamuoyu şirketlerinin çalışmaları bulunuyor. Ayrıca doğrudan siyasal partilerle bağı bulunmayan dernekler, örgütler, dinî ya da toplumsal kuruluşlar gibi farklı sivil örgütler de seçim süreçlerinde etkin rol oynuyor. Bu durumda, seçim süreçlerine örgütlü ya da örgütsüz geniş kesimlerin katılımı mümkün olabiliyor. Geniş katılım, sonuçların belirlenmesinden çok adayların belirlenmesinde işe yarıyor, dolayısıyla demokrasi seçimin sonucuyla değil, seçeneklerin belirlenmesi sırasında da işliyor. Bununla birlikte, kişilerin ve kişiliklerin ön plana çıktığı ABD siyasal yaşamında konu başkanlık olduğunda isimler daha da büyük bir önem taşıyor. ABD'de hem başkanlık sistemi bulunduğu, hem siyasal partiler arasında uçurumlar bulunmadığı hem de hangi başkan gelirse gelsin sistem ya da temel mekanizmalar değişmeyeceği için seçimlerde kişi ve kişilikler tarihsel olarak öne çıkar. Bununla birlikte, bu seferki önseçimler sırasında açığa çıkan bir gerçeklik var ki; o da başkanlık yarışını toplumun sorunlarına dokunmayı becerebilenin ve G.W. Bush döneminin hasarlarına çözüm önerenin göğüsleme ihtimalinin yüksek olması.

Demokrasiyle güvenlik sorunu iç içe

Katılımın oldukça yüksek olduğu, masraflı kampanyaların bir yıl öncesinden başladığı ABD önseçimlerinde Cumhuriyetçi Parti'den John McCain'in öne çıktığı söylenebilir. Demokratlarda ise yarış Hillary Clinton ile Barack Obama arasında geçiyor. Bu arada iki farklı seçim sistemi uyguladıkları da belirtilmeli. Cumhuriyetçilerde bir eyalette çoğunluğu sağlayan, oradaki tüm delegeleri alırken, Demokratlarda delegeler alınan oylara göre nispi şekilde belirleniyor. Bu durumda Demokratların bir miktar daha adil bir önseçim sürdürdükleri düşünülebilir.

Bununla birlikte, Demokratların seçim mücadelesinde öne çıkan söylemlerinde "demokrasi"den çok, "kadın" veya "siyah" olmak gibi özellikler üzerinden yürütülen eğilimler baskın. Bu durum belki Amerika'da demokrasi sorunu olmadığını ve dolayısıyla bu konunun seçimlerin değişkeni olamayacağını düşündürebilir. Demokrasi ancak tartışılarak gelişen bir içeriğe sahip ve her siyasal, ekonomik ve toplumsal tartışma dolaylı olarak demokrasi tartışmalarını kapsar. Amerika, demokrasi demeden demokrasinin tartışıldığı ve seçimlerde de işlendiği bir ülke, ama bu aralar demokrasi ile güvenlik iç içe geçmiş durumda.

Obama'nın hedef kitlesi siyahlar, erkekler, gençler, liberaller, yüksek eğitimliler ve üst düzey gelir sahibi gruplar gibi görünürken; Clinton kadınlar, yaşlılar ve alt gelir grubundaki kişiler ile İspanyolca konuşanlar ve göçmenleri hedef almış durumda denebilir. Bayan Clinton, biraz da eş durumundan olsa gerek, devlet tecrübesini, geçmiş Clinton döneminin ekonomik refah ve istikrar kalıntılarını simgeleyen bir kimlik sergiliyor. Obama ise aslında çok parçalı bir yapıya sahip siyah Amerikalıların genç, değişimci, hızlı lideri gibi gözükmek istiyor. Bununla birlikte Demokrat seçmenlerin bu iki adayın ne vaat ettiklerinden çok, kadın veya siyah olguları arasında seçim yapacakları düşünülebilir. ABD'de siyah ya da kadın başkan, esasen yerleşik muhafazakâr kalıpların kırılması bakımından önem taşıyor. Ama seçmenin bu ikisi arasında seçim yapacak olması, Amerika'daki yerleşik tüm tutucu eğilimlerin önüne geçileceğini düşündüremez. Simgeler üzerinden siyaset üreten her toplum için geçerli olabilecek bu duruma rağmen, belki biraz iddialı olacak; ama ABD'de siyah, kadın ve Müslüman bir başkan adayı ortaya çıktığında açıkça farklılaşmış bir toplumsal refleksten söz edilebilir.

Demokrat seçmenler, önyargılarını kıramadıklarında ya da hangisini önce kıracaklarına karar veremediklerinde ise durumun Cumhuriyetçilere yarayacağı ileri sürülebilir.

Vietnam gazisi, deniz subayı ve senatör olan Cumhuriyetçi aday McCain ise ABD'nin Irak Savaşı'nın başlangıçtaki en hararetli savunucularından birisi olarak tanınıyor. Bu şahin tutumunu Irak konusuyla sınırlı tutmayan McCain, ABD'nin İran'ı da vurmasını gerekli görenlerden biri olmuştu. Buna rağmen, Bush yönetiminin Irak'taki uygulamalarını insanlık dışı olarak değerlendirerek önemli çıkışlarda da bulunmuş ve Irak'ta da işlerin kısmen daha iyi gitmeye başladığı zamandan itibaren ılımlı olarak tanımlanır olmuştu. Ayrıca, ABD'nin sınırları içindeki katı güvenlik önlemleri konusunda eleştirel bir bakışa sahip. Guantanamo'daki koşulları, Meksika sınırına inşa edilmesi öngörülen duvarı ve göçmenlere karşı uygulanan politikaları onaylamayan, küresel ısınma ile çevre konularında duyarlı bir tutum sergileyen bir aday olarak Cumhuriyetçi taban ile tam uyuşmuyor. Cumhuriyetçilerin muhafazakâr tabanına oranla oldukça liberal kaldığı için, seçmenlerin McCain yerine Demokratlara oy kullanması bile mümkün görülüyor.

Başkan adaylarını ve başkanlık seçimlerini, kampanyalarda konu edilen başlıklar, kişiler, tutumlar ile yerel ve ülkesel beklentilerin belirleyeceği gayet açık. Bununla birlikte, beklenti ve koşulları belirleyen değişkenler bulunuyor ve bunların başında da ABD ekonomisi ile bu ülkenin küresel faaliyetleri geliyor.

ABD ekonomisinin geleceği ve yaratacağı etkiler ülkeyi olduğu kadar dünyayı da sarsacak özellikler taşıyor. 300 milyonluk ABD'de 2003-2004 yıllarında reel büyüme % 3,7, işsizlik % 5,4 olmuştu. Bu yıllarda OECD ülkeleri ortalaması reel büyümede % 2, işsizlikte de yaklaşık % 8 idi. Bununla birlikte yine söz konusu yıllarda ABD'de işsizlik eyaletlere göre farklılık gösteriyor, bazılarında % 7,2'lere çıkabiliyor ve bölgesel farklılıklar ile toplumsal kategoriler arasındaki farkların açılma eğilimine işaret ediyordu. 2007'de büyüme % 3,7 olurken 2008'de bu oranın önce % 2,4'e ardından da 1,2'ye düşeceği öngörüldü. İşsizlik % 5,5 ve 2005 rakamlarını aşmış durumda, her hafta on binlerce kişi işsizlik maaşı almak için başvuruda bulunuyor. Ayrıca mortgage olarak bilinen krizle birlikte ABD'de bir durgunluk tehlikesi tartışılıyor.

Bu geniş çerçevenin tartışmalı alanlarına girmeden, sadece ABD'nin ulusal bazı ekonomik önceliklerine bakarak durumun düzeltilmesi için ne tür önlemler almaya çalışıldığına bakmak mümkün. Bu önlemler doğal olarak, seçimlerin kaderini nelerin belirleyeceğini de gösterebilir. Başkan G.W. Bush'un Kongre'ye gönderdiği 2009 mali yılı bütçesi, bu bakımdan bazı göstergelere sahip. 1 Ekim 2008-30 Eylül 2009 dönemi için öngörülen bütçe, 3 trilyon 100 milyar dolar. Bütçe, geçen yıla oranla % 7,5, 2000'lerin başındaki bütçeye göre ise yaklaşık % 74 artmış durumda.

Bütçe tartışmaları seçimi etkileyebilir

Bütçenin en fazla artırılmış kalemleri, güvenlikle ilgili. Buna göre, savunma giderleri diye ifade edilen ve daha çok ABD'nin uluslararası alandaki askerî faaliyetlerini kapsayan kalem, bütçenin yaklaşık % 7'sini oluşturuyor. 515 milyarlık dolarlık kısmı, genel savunma faaliyetlerine ayrılmış, Irak ve Afganistan gibi "özel" durumlar bu rakama dâhil değil. Bu yıl zaten 193 milyar ek harcama yapılmış olunan Irak ve Afganistan için Bush yönetimi ödeneklerin artırılması gerektiğini savunuyor, mali yılın ilk çeyreği için 70 milyar dolar talep ediyor. Güvenlik ve savunma harcamalarına Ar-Ge ve ileri teknoloji alanları da girmiyor. Unutulmamalı ki sadece NASA'nın 2009 bütçesi 17,6 milyar dolar. Bütçenin yaklaşık % 11'i ise iç güvenliğe ayrılmış. Oranın büyüklüğüne bakıldığında insanın aklına Amerika'da çok önemli iç güvenlik sorunları var herhalde diye geliyor. İç güvenlik konusunda sınır güvenliğinin artırılması, çit inşası, sınır güvenliğinden sorumlu personel sayısının artırılması ve bunların eğitimi gibi bir dizi alt başlık yer alıyor. ABD'ye Kanada'dan fazla bir tehdit gelmeyeceği düşünülürse, sınır derken Meksika sınırının kastedildiği anlaşılabilir.

Buna karşın tüm zorunlu olmayan kamu harcamaları donduruluyor, beş yıl içinde yaşlılar ve özürlüler ile ilgili sağlık harcamalarında kesinti öngörülüyor. Eğitim ve sağlık alanlarında ise herhangi bir bütçe artırımı öngörülmüyor. 145 milyar dolarlık "ekonomiyi canlandırma paketi"nin ve yeni vergi muafiyetlerinin ABD ekonomisine ne tür bir katkı sağlayacağı tam olarak bilinemiyor. Bununla birlikte, Bush yönetimi önümüzdeki mali yıl için bütçe açığını, bu yılın iki katı, yani 400 milyar dolar olarak hesaplıyor. 52 aydır yeni istihdam imkânı yaratılamamış olan ABD'de bütçe açığı ile dış açığın giderek büyümesi riskler oluşturuyor ve bu riskler, esasen Amerika'da toplumsal risklere de işaret ediyor. Ama ABD yönetimi önce güvenlik diyor.

Bütçenin Demokratların çoğunlukta olduğu Kongre'de tartışılma biçimi bile seçimlerin yönünde etkili olabilir. Demokratlar, bu bütçenin "güvenlik" kalemlerine itiraz ederler, bütçenin bu alanda kısılmasına yol açarlar ve o sıralarda da ABD'nin iç ve dış güvenliğini biraz daha riske sokan olaylar oluverirse, Demokratların Amerikalılardan oy alması zor hale gelebilir. Bir yandan Afganistan'a ve Irak'a uluslararası takviye yapılmasını isteyen ABD, bu takviye gelmediğinde maliyeti tek başına göğüsleme, bir yandan da bu göğüslemenin sorumluluğu altında ezilme ikilemi içinde. Ödenekleri kesen Demokratların, Amerika'ya ihanet ettikleri bile ileri sürülebilir. Demokratlar, "güvenlik" konularında sorumluluğu Avrupalı müttefikleriyle paylaşmayı önerebilirler, ancak ne Demokratlarda şimdilik bu yönde bir çaba var ne de Avrupalıların bu konuda bir hevesi. Bütçenin "güvenlik" kaleminin indirilmesi, esas olarak şimdilik daha ılımlı görünen Cumhuriyetçi aday McCain'in başkanlık yarışındaki propagandasına çok uygun bir malzeme sağlayabilir.

Öte yandan, bütçenin bu haliyle kabul edilmesi durumu da Demokratları, özellikle de orta sınıfı hedefleyen Clinton'u zor durumda bırakabilir. Sosyal alanlarda önlem öngörmeyen bütçeyi onaylayan Demokratlar, seçmenine açıklama yapmakta zorlanabilir. Ancak, bundan daha önemlisi Irak'tan Amerika'nın bir an önce çekilmesini savundukları için zor durumda kalacak olmaları. Hem devasa güvenlik-savunma bütçesi onaylanıp hem de ABD'nin küresel askerî faaliyetlerine son verileceğini ileri sürmek anlamlı olmayabilir. Bütçe onayı, benzer biçimde Cumhuriyetçilerin de ılımlı olmasının yolunu kapayan sonuçlar yaratabilir.

Şu bir gerçek ki, güvenlik ve savunma alanına yapılan yatırımlar, destekler ve malî artırımlar bir arz üretme anlamı taşır. Bu arz ise talebini çatışmacı ortamlarda bulur. Bütçenin kabulü, savaşa devam anlamına gelir ve bu durum hem Demokratları hem Cumhuriyetçileri bağlar. Demokratlar bütçeyi onaylarsa, toplum en iyi Cumhuriyetçilerin savaşacağını düşünebilir, onaylamazsa Demokratların ABD çıkarlarını riske soktuğu düşünülebilir. Demokrat Kongre bütçeyi onaylarsa, Cumhuriyetçi adaylar güvenlik bütçesinin hakkını vermek durumunda kalır, muhafazakâr taban mutlu olur; onaylamazsa adaylar ABD'yi Demokratların tehlikeye attığını ileri sürmek zorunda kalabilir ve bu yolla Demokratlarla aynı çizgiye girmemeyi tercih edebilirler ve gene muhafazakâr taban mutlu olur.

Önseçim kampanyalarında yaklaşık 1 milyar dolar para harcanmış. Ama görünen o ki, aslında çok daha büyük bir bütçe söz konusu. Bush yönetiminin "güvenlik" kaygısını, sadece küresel düzeyde açıklamak mümkün görünmüyor, gerçekten yönetimin bir "iç güvenlik" sorunu olduğu anlaşılıyor. Bu haliyle de ABD bütçe önerisi, hem ABD'nin geleceğini hem de başkanın kim olabileceğini belirleyebilecek özellikler sergiliyor.
 
Kaynak: Zaman

 

Yorumlar (0)
22
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?