banner39

İmparatorluklar mezarlığı: Afganistan

Birinci dünya savaşı sırasında Batı dünyası tarafından işgal edilemeyen birkaç İslam ülkesinden biri olan Afganistan, üç defa İngiltere tarafından, bir kez Rusya ve ABD’li bir askeri yetkilinin ifadesiyle “20 kez bir yıl süren savaşlarla” ABD tarafından büyük heveslerle işgal edilen ancak tutunamayan topraklar olarak bilinmektedir. Üç süper gücünde barınamadığı Afganistan, tarihte Makedonya ve Moğol İmparatorluğu'na karşı verdiği mücadele ile "İmparatorluklar mezarlığı" olarak anılmaya başlamıştır.

Afganistan 19.08.2021, 19:44 20.08.2021, 22:32
İmparatorluklar mezarlığı: Afganistan

Makedonya İmparatorluğu'ndan, Büyük Britanya'ya ve Sovyetler'e kadar pekçok imparatorluk tarafından işgal edilen Afganistan toprakları 11 Eylül saldırıları bahane edilerek ABD tarafından 20 yıl önce kontrol altına alınmak istendi. 20 yıl boyunca Afganistan'a trilyon dolarlarca yatırım yapan ve Afgan ordusunu eğiten, donatan ABD, istediği sonucu alamadı. 

Afganistan, ABD gibi pek çok işgalci devlet ve impartorlukların mezarlığı olarak tarihe adını birkez daha yazdırdı. 

Makedonya İmaparatorluğu

Afganistan’da Ahameniş hakimiyeti II. Kiros tarafından MÖ 6. yüzyılda kurulmuş ve I. Darius tarafından güçlendirilmiştir. Bu siyasi varlık Büyük İskender’in Afganistan fetihlerine kadar hüküm sürmüştür.

Büyük İskender’in Keyânîleri yıkması ile Makedonyalılar Afganistan topraklarında hüküm sürmeye başlamıştır. İmparatorluk parçalandıktan sonra oluşmuş Seleukos İmparatorluğu'nda ayrılmış Grek-Baktriya Krallığı Afganistan’da hüküm sürmüştür. Son Grek Kral Hermaeus, MS 45 yılına doğru Kuşanların egemenliğini kabul etmiştir. Bu döneme kadar yaklaşık iki yüz yıl, küçük Yunan prenslikleri, Yüeçilerin baskısı ile kuzeyden güneye sürülerek Afganistan’ın büyük bir kısmını işgal eden İskitler ve işgalci diğer kavimlerle beraber yaşamışlardır. Hint-İskitler Afganistan’dan Hindistan’a Baltistan, İran’a Herat üzerinden yürümekle birlikte bugün Sistan olarak anılan o zamanki “Drangiana” bölgesini ele geçirmişlerdir. İskitler ayrıca Büyük İskender’in haleflerinden bir Yunan prensin elindeki Baktriya’yı işgal etmişlerdir. Ancak Yüeçilerin baskısı devam edince buradan da çıkmak zorunda kalmışlardır.

Cengiz Han'ın torununa mezar oldu

Moğollar Afganistan’a vardıklarında ve 1221 senesinde Bamyan vadisini kuşatmaya aldılar ancak o kadar şiddetli bir savunmayla karşılaştılar ki bu savaşın sonunda Cengiz Han’ın torunu öldürüldü. Öfkelenen Moğollar vadide yaşayanların çoğunu öldürdüler; günümüzde bölgede yaşayan Hazara kabilesinin soyu bölgede konuşlandırılan ve Tacik kadınları eş alan bir Moğol askeri birliğine dayanır. Ülke Moğol İmparatorluğunun zayıflamasının ardından tekrar dağılmaya başladı. 

İlk Babür imparatoru olan Zahiruddin Muhammed Babür, Hindistan’ı fethetmeden 20 sene öncesinde kendisine Kabil’de bir krallık elde etmeyi başardı. Hindikuş bölgesinin çoğunluğu zayıf olarak da olsa 1738’e kadar Babür kontrolünde kaldı. Bölge Babür hakimiyetinin üzerinden 10 yıl kadar geçtikten, Nadir Şah’ın ölümünden sonra modern Afganistan’ın kurucusu Ahmed Şah Durani tarafından alındı. Afganistan’daki Babür hakimiyeti birkaç şehir merkezinin kontrol altında tutulması, bölgenin geri kalan yerlerinde yumuşak bir yönetim anlayışı ve kabilelere düzenli ödemeler yapmak suretiyle sağlanıyordu. Bu taktik daha sonra İngilizler tarafından harfiyen uygulandı. Bununla birlikte Babür hakimiyeti kırılgan bir statüdeydi zira bölgedeki kabileler sürekli olarak isyan ediyorlardı. Bu isyanlardan en önemlisi 1672-1677 yılları arasında bir şair olan Kuşal Han Kattak liderliğinde Babür İmparatoru Aurangzeb tarafından bastırılana kadar devam eden isyandır, bu isyandan sonra Babürler ana yollar dışında ülkede artık herhangi bir otoriteye sahip olamadılar. 

İngiliz-Afgan Savaşı

 Britanya İmparatorluğu (Doğu Hindistan Şirketi) ile Afganistan Emirliği arasında üç defa meydana gelen savaşlarda İngiltere, planladığı gibi Afganistan topraklarında konuşlanmayı başaramadı. 

I. İngiliz-Afgan Savaşı

1838’de İngilizler Afganistan’a girerek burada konuşlanma kararı aldılar. Ama nasıl bir direnişle karşılaşacakları hakkında hiçbir fikirleri yoktu. Doğu Hindistan Şirketi'nin yönetimindeki Britanyalı sömürge ordusunun her subayı, en az 10 hizmetçi bulunduruyor, 16 bin 500 kişilik toplam karma Britanyalı-Hint ordusunu, 38 bin kişilik bir hizmetçiler ve kamp takipçileri topluluğu izliyordu. Balan Geçidi’ni aşan Britanyalılar Kandehar’ı aldıktan sonra Kâbil’e girdiler; önce kuzeye kaçıp sonra dönen Dost Muhammed Han’ı da, Hindistan’a, sürgüne gönderdiler. Britanyalılara karşı taciz saldırılarına başlayan Afganları ise, Britanyalıların yaşlı komutanı Elphinstone'un pasif tutumu, iyiden iyiye cesaretlendirdi. Kasım 1840'ta büyük çatışmalar başladı. Kuşatılan Britanyalılar 6 Ocak 1842 tarihinde, geri çekilmekten başka çare bulamadılar. Kış aylarında, Afganların direnişi sonucunda, İngiliz kuvvetleri Gandarmak Geçidi’nde neredeyse tümüyle imha edildi. Britanyalılar bu yenilgi karşısında toparlanıp takviye aldıktan sonra, 1842 yazında iki koldan ilerleyip tekrar Kâbil’i ele geçirdiler ve sağ bırakılmış birkaç rehine ile esiri kurtardılar; ama yeniden Afgan direnişiyle karşılaştılar ve burada tutunamayacaklarını anlayıp geri çekildiler. Bu sırada Afganlar da esir tuttukları İngiliz yanlısı Şuca Han’ı öldürdüler.

Birinci İngiliz-Afgan Savaşı Britanyalıların Afganistan’da barınamayacaklarını gösterdi; ama Britanyalılar Afganistan'ın içişlerine karışmaya devam ettiler. Savaş sonucunda Dost Muhammed Han yeniden tahta çıktı ancak İngiliz tavsiyelerini kabul etmek zorunda kaldı. Rusya'ya karşı destek arayışı bunda önemli rol oynamıştır. Afganistan'daki yenilgi, Britanyalıların yenilmez olmadıklarını gösterdi ve 1857'de başlayacak olan Büyük Hint İsyanı'nın ateşleyen nedenlerden birisi oldu.

II. İngiliz-Afgan Savaşı

1878 sonbaharında Britanyalılar Lord Roberts komutasındaki yaklaşık 40.000 askerle üç farklı noktadan Afganistan’a girdiler ve yerel kuvvetleri kolayca püskürttükten sonra Kâbil’e ilerlediler. Ruslardan yardım isteyen ancak istediği yardımı alamayan Şir Ali Han Mezar-ı Şerif’e kaçtı ve yerine tahta oğlu Yakup Han geçti. Bu sırada Britanyalılar Afganistan'ın büyük bölümünü ele geçirmişlerdi. Ülkenin geri kalanının işgalini önlemek isteyen Yakup Han Britanyalılarla barış imzalamak zorunda kaldı. Anlaşma ile Yakup Han yıllık yardım ve bazı güvenceler karşısında Afganistan'ın dış işlerindeki kontrolünü ve kuzeydeki bazı eyaletlerin yönetimini Birleşik Krallık'a devretti.

İkinci Savaş ve Anlaşma

Birleşik Krallık ile Afganistan arasında yapılan anlaşma uzun sürmedi ve 2-3 Eylül 1879'da Kabil'de Britanyalılara karşı bir isyan patlak verdi. 1879 Ekim ayında isyancılar yakaladıkları Britanyalı tümgeneral Sir Pierre Cavagnari ve yakınıdakileri öldürdüler. Bu olay ikinci savaşın en önemli nedenlerinden birisi oldu. Hayber’deki Britanyalı kuvvetleri, Kâbil’e kadar ilerlediler; ama başarılı olamadılar. 1879 aralığında Muhammed Can Han liderliğinde ayaklanan Afganlar Kabil yakınlarındaki Britanyalı kuvvetlerinde karşı taarruza geçtiler ve buradaki Britanyalı kuvvetlerini kuşattılar ancak kuşatma uzun sürmedi ve ayaklanma bastırıldı. Bu sırada Britanyalılar Yakup Han'ı tahttan indirerek yerine Eyüp Han'ı geçirdiler. Sir Pierre Cavagnari ve yakınıdakilerinin öldürülmesi olayında suç şüphesi bulunan Eyüp Han tahttan İndirilerek Herat valiliğine atandı ve yerine Abdurrahman Han getirildi. Cihad ilan eden Afganlar çok sayıda asker toplayarak Eyüp Han komutasında saldırıya geçtiler. Afganlar 27 Temmuz 1880'de Meyvand Muharebesi'nde İngilizler'i mağlup ettiler ve Kandahar'a yöneldiler ancak Kandahar Muharebesi'nde Britanyalılar tarafından mağlup edildiler. İki taraf arasında bir barış antlaşması yapılmadı ancak Britanyalılar 1881’de Afganistan’ı terk ettiler. Daha sonra emir Abdurrahman Han'ın barış yanlı olması üzerine Gandamak Antlaşması tekrar teyit edildi ve savaş sona erdi.

III. İngiliz Afgan Savaşı

Savaş 3 Mayıs 1919'da Afgan birliklerinin Hayber Geçidi'ni aşarak İngiliz denetimindeki Britanya Hindistanı topraklarına girmeleri ve İngiliz garnizonunun bulunduğu stratejik önemi olan Bağ şehrini ele geçirmeleri ile başladı. Başlangıçta bu İngiltere tarafında küçük bir sınır ihlali olarak algılandı ancak Afgan birliklerini Peşaver'e kadar ilerlemeleri üzerine 6 Mayıs 1919'da İngiliz hükûmeti Afganistan'a savaş ilan etti ve Hindistan'da seferberlik ilan edildi. 9 Mayıs'ta İngiliz-Hint kuvvetleri İngiliz Hava Kuvvetleri'nin de desteği ile karşı taarruza geçtiler ve Peşaver'de kontrolü tekrar sağlayarak Bağ şehrini geri aldılar. 13 Mayıs'ta Afgan kuvvetleri geri çekilmiş,İngiliz-Hint kuvvetleri Hayber Geçidi'ni aşarak Hayber'in batısın ele geçirmişlerdi. 17 Mayısa kadar İngiliz askerleri iyice zayıflamış ve yıpranmıştı. Bunun üzerine Emanullah Han liderliğindeki Afgan kuvvetleri İngilizlere karşı taarruza geçti ve Hayber'in batısı tekrar ele geçirildi ancak ertesi gün İngilizler karşı saldırı başlatarak bölgeyi tekrar ele geçirdiler ve Kabil'i bombaladılar. 27 Mayıs günü İngilizler savaşın merkezi olan Kurram'a saldırı düzenlediler ancak başarız oldular. İngiltere'nin üstünlüğü ve İngiliz Hava kuvvetlerinin saldırıları sonucu Emanullah Han barış istedi. Uzun görüşmeler sonucu 8 Ağustos 1919'da Rawalpindi Antlaşması kabul edildi.

Sovyet-Afgan Savaşı 

Sovyetler Birliği'nin Afganistan'a müdahalesi veya Sovyet-Afgan Savaşı Sovyetler Birliği'nin Afganistan'daki Marksist hükûmetin daveti üzerine Afganistan'a girerek, Taliban'a karşı savaştığı 9 yıl süren bir savaştır. Hindistan savaşta Afgan hükûmetine destek vermiştir. Mücahitler ise Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan, Pakistan, Çin gibi bazı ülkelerden yardım almışlardır. Bu savaş Soğuk Savaş'ın ve Hindistan-Pakistan mücadelesinin bir uzantısı sayılabilir.

Bölgeye Sovyet askerleri ilk olarak 24 Aralık 1979'da Sovyet lideri Leonid Brejnev'in emriyle gönderildi. 14 Nisan 1988'de, Birleşmiş Milletler'in girişimiyle Cenevre'de imzalanan Cenevre Anlaşması sonrasında, 15 Mayıs itibarıyla Sovyet güçlerinin ülkeden çekiliş süreci başladı.15 Şubat 1989'da Sovyet güçlerinin çekilişi sona erdi. Savaş sonrası Sovyet güçleri bölgede 14.453 ölü bıraktı ayrıca 451 uçağını yitirdi.

ABD işgali

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, ABD’nin Afganistan’da 20 yıldır devam eden “en uzun savaşını” durdurma kararı aldı. 11 Eylül saldırılarının 20. yıldönümü, Taliban’ın yeniden iktidara gelmesi ile birlikte anılacak. Taliban’ın hızlı bir şekilde ülkede kontrolü ele geçirmesi ve ABD’nin Afganistan’dan çekilmek için tahliye işlemlerine başlaması 20 yıllık savaşta verilen hatalı kararları gündeme getirdi. Öte yandan 20 yıl önce Afganistan’a ABD ve NATO güçleri ile birlikte müdahale eden İngiltere’de de benzer eleştiriler var.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) en uzun savaşı, Başkan Joe Biden’ın Afganistan’dan çekilme kararı almasının ardından sona erdi. 20 yıl önce Taliban’ı devirmek için başlatılan savaş, 20 yıl sonra ülkenin kontrolü tamamen Taliban’ın eline geçmiş durumdayken bitirildi.

Taliban’ın ülkede son derece hızlı biçimde ilerleyerek ABD destekli hükümeti ve orduyu devirmesi şaşkınlık yarattı. New York ve Vaşington’a yönelik 11 Eylül saldırılarının 20. yıldönümü, Taliban’ın yeniden iktidara gelmesi ile anılacak.

Adı açıklanmayan ABD’li bir askeri yetkili, “Bu 20 yıllık bir savaş değildi. 20 kez bir yıl süren savaşlar oldu” diyerek kısa vadeli düşünmenin, yanlış adımlar atmanın ve dört ayrı ABD başkanının politikalarındaki tutarsızlıkların neden olduğu hayal kırıklığına dikkat çekti.

Reuters’ın ABD’li yetkililer ile yaptığı röportajlarda, Vaşington’un 1 trilyon dolardan fazla para harcadığı ve 2 bin 400’den fazla ABD askerinin ve çoğu sivil 10 binlerce Afgan’ın öldüğü Afganistan’ı istikrara kavuşturma çabalarını sekteye uğratan başarısızlıkların nedenleri ortaya konuldu.

Yetkililer, iki Cumhuriyetçi ve iki Demokrat yönetimin görev süresi boyunca demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü yerleştirmeye, güçlü bir Afgan ordusu kurmaya ve savaş yorgunu ABD kamuoyunu ikna etmeye çalışırken aynı zamanda Afganistan’da, yolsuzluk ve insan hakları ihlalleri ile mücadele etmeye çalıştıklarını söyledi.

Yüzyıllar boyunca kabilelerin yerel özerkliğe sahip olduğu ülkede, güçlü bir merkezi hükümetin kurulmaya çalışıldığı ancak uyuşturucuyu yok etme programlarının, hayatta kalmak için haşhaş ekimine bel bağlayan ve Taliban’ın kırsal kalelerinde yaşayan insanları daha da kızdırdığı vurgulandı.

Biden yönetimine yönelik eleştiriler ise çekilmenin düzensiz ve acele bir şekilde olmasına odaklanmış durumda. Buna ek olarak ABD’li istihbarat yetkililerinin, Taliban’ın ülkenin başkenti Kabil’e girmesinin ancak birkaç ay sonra mümkün olabileceğini belirttikten sonra ülkenin Taliban'ın grubun eline geçmesi ayrı bir eleştiri konusu oldu.

Öte yandan Afganistan’da 20 yılın sonunda yaşanan tüm başarısızlıklara rağmen ABD ve müttefiklerinin dünyanın en fakir ülkelerinden birinde sayısız yaşamın iyileştirilmesine yardımcı olduğu, kadın ve kız çocukların bazı haklara kavuşmasını sağladığı, bağımsız medyayı desteklediği ve okullar, hastaneler, yollar inşa ederek önemli yatırımlara giriştiğine dikkat çekildi. 

Ancak şimdi bütün bunlar artık tehdit altında. Peki, 20 yılda yaşanan kırılma noktaları nelerdi?

2003 yılında Irak’ın işgal edilmesi

Eski ABD Başkanı George W. Bush’un 11 Eylül’deki terör saldırılarının ardından “teröre karşı savaşı” ilan etmesi üzerine saldırılardan sorumlu ilan edilen Kabil’deki Taliban hükümeti devrildi.

Başta ABD’nin ilan ettiği “teröre karşı savaş” doktrini işe yaradı. Nitekim Taliban bozguna uğratıldı ve El Kaide mağlup edildi. Ancak bu strateji kısa ömürlü oldu.

Söz konusu röportajda düşüncelerini dile getiren ABD’li yetkililer, George W. Bush yönetiminin Afganistan’ı Taliban’ın yeniden dirilişine karşı güvenceye almak yerine, kaynakları, personeli ve zamanı, Saddam Hüseyin’in otoriter hükümetinin yasadışı kitle imha silahları programlarına sahip olduğu iddiasıyla Irak’ı işgal etmeye yönlendirdiğini söyledi.

Eski ve halen görevde olan yetkililer, Bush yönetiminin Irak’a olan takıntısının Afganistan stratejisini başıboş bıraktığı kanısında. Bush ve Trump’ın başkanlık dönemlerinde görevde olan eski CIA analisti ve bölge uzmanı Lisa Curtis, ABD’nin 2003’teki Irak Savaşı nedeniyle dikkatinin dağıldığını belirtti: “Taliban’ı devirmek için yapılması gereken doğru şeydi… Maalesef, Taliban’ı bozguna uğrattıktan kısa bir süre sonra, Irak’taki savaşa daha fazla ilgi gösterilmeye başlandı.”

Afganistan politikasındaki karışıklık Obama yönetiminde de devam etti

Barack Obama 2009’da göreve geldiğinde, Afganistan politikasındaki karışıklık devam ediyordu. Obama seçim kampanyasında Afganistan’daki ABD kuvvetlerini azaltacağını vaat etmişti ancak göreve geldikten sonra Taliban’a barış görüşmelerinde baskı yapmak amacıyla ABD kuvvetlerinin sayısını artırmaya karar verdi.

Obama, Kasım 2009’da West Point Askeri Akademisi’ndeki bir konuşmasında 30 bin asker daha göndereceklerini söylemesine rağmen 18 ay sonra ABD askerlerinin “eve döneceğini” açıkladı.

Simon Jenkins: “Afganistan işgalinin tamamen gereksiz olduğunu kanıtlamak 20 yıl aldı”

The Guardian gazetesinde Afganistan’daki durumu ele alan köşe yazarı Simon Jenkins, Afganistan’a yönelik Batı müdahalesinin yanlışlığının 20 yılda ancak idrak edilebildiğini vurguladı. 

Batı dünyasının 20 yıl önce ABD öncülüğünde Afganistan’a müdahale etme kararı almasının emperyal bir fantezinin ürünü olduğunu belirten Jenkins, “Kabil’in düşüşü kaçınılmazdı. Bu durum, emperyalizm sonrası bir Batı fantezisinin sonunu işaret ediyor. İmparatorlukların tüm geri çekilmeleri dağınıktır. Bu 20 yıl sürdü ama en azından sonu hızlı oldu” diye yazdı.

ABD’nin Afganistan’ı işgal etmesinin hiçbir gereği olmadığına dikkat çeken Jenkins, Afganistan’ın hiçbir zaman Libya ya da İran gibi “terörist bir devlet” olmadığını belirtti. ABD’nin 1996 yılında, ülkedeki Rus nüfuzunu kırmak amacıyla Taliban’ın iktidara gelmesine yardımcı olduğunu hatırlatan Jenkins, Taliban’ın başta ABD ile savaş halinde bile olmadığını dile getirdi.

Deneyimli köşe yazarı, Taliban’ın Usame bin Ladin’i Taliban lideri Molla Ömer ile olan dostluğu nedeniyle misafir ettiğini ve 11 Eylül’den hemen sonra Taliban içindeki genç liderlerin Molla Ömer’e Bin Ladin’i kovması için baskı yaptığını yazdı. Jenkins, Pakistan‘ın er ya da geç bin Ladin’i teslim olmaya zorlayacağını ancak dönemin Bush yönetimindeki ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in Taliban’ın cezalandırılmasını talep ettiğini söyledi.

Ne Bush’un ne de dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair’in yapılan uyarıları göz önünde bulundurmayarak Afganistan’a müdahale etme kararı aldığını yazan Jenkins, iki liderin NATO’yu da kullanarak sanki “legodan ulus inşa ediliyormuşçasına” yeni bir ulus yaratmaya çalışmalarını eleştirdi. 

Jenkins, Blair’in hiçbir zaman tam olarak açıklanmayan nedenlerle , bir “uluslararası toplum doktrini” ilan ettiğini ve İngiltere’nin Kabil’e yapılan ilk bombalı saldırıda yer almasında ısrarcı olduğunu dile getirdi.

Blair’i eleştirmeye devam eden Jenkins, “Blair, ardından Clare Short’u Afganlar’ın haşhaş yetiştirmesini durdurmak için uluslararası kalkınma bakanı olarak gönderdi. Afgan haşhaş üretimi tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı ve altı eyaletten 28 eyalete yayıldı ve muhtemelen İngiltere’nin tüm zamanlardaki en başarılı çiftlik ürünü oldu. Afyon, Taliban’ı yeniden iktidara getirdi” dedi.

Afganistan’da yıllarca beyhude bir çaba sarf edildiğini belirten Jenkins, bugüne k deadar sadece İngiltere’nin tek başına 37 milyar sterlin harcadığına dikkat çekti ve şimdi tüm bu yatırımların risk altında olduğunu vurguladı.

Jenkins ayrıca, mevcut İngiltere hükümetinin başbakanı olan Boris Johnson’un bazı politikalarını da eleştirirken Afganistan’da İngiltere’nin yapması gerekenlere de şöyle değindi:

“Daha kaç defa İngilizler’in kafasına İngiliz imparatorluğunun sona erdiğini sokmak gerekiyor? Öldü, bitti, modası geçti, tekrarlanmamalı. Yine de Boris Johnson Güney Çin Denizi’ne bir uçak gemisi gönderdi. İngiltere’nin bırakın diğer ülkeleri yönetmeyi, ‘dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye’ dahi ihtiyacı yok. Afganistan’daki 454 İngiliz askeri ve sivili bırakın, hiçbir askerin ölmesine gerek yok. İngiltere’nin şu anda yapabileceği en iyi şey, Afganistan’da Kabil’in komşuları Pakistan ve İran ile işbirliği içinde olan yeni bir rejimle, son 20 yıldır yapmaya çalıştığı iyiliklerin en azından bir kısmını korumak için iyi ilişkiler kurmaktır.”

banner53
Yorumlar (0)
19
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?