Küresel Güç Mücadelesinin Yeni Cephesi Afrika Boynuzu

Afrika Boynuzu, 11 Eylül sonrasında küresel güç mücadelesinde stratejik öneme sahip bir bölge olarak ortaya çıkmıştır. Afrika Boynuzu ülkeleri olan Somali, Cibuti, Eritre ve Etiyopya, Soğuk Savaş döneminde bağımsızlıklarını kazanana kadar Avrupalı devletlerin etkisinde kalmıştır.

Küresel Güç Mücadelesinin Yeni Cephesi Afrika Boynuzu

Tunç Demirtaş

Afrika Boynuzu, 11 Eylül sonrasında küresel güç mücadelesinde stratejik öneme sahip bir bölge olarak ortaya çıkmıştır. Afrika Boynuzu ülkeleri olan Somali, Cibuti, Eritre ve Etiyopya, Soğuk Savaş döneminde bağımsızlıklarını kazanana kadar Avrupalı devletlerin etkisinde kal- mıştır. Bölge, Soğuk Savaş sonrası dönemde açlık, kıtlık, insani krizler, terörizm ve korsanlık faaliyetleri ile uluslararası alanda gündeme gelmiştir. Ancak 11 Eylül ile birlikte küresel terörle mücadele kapsamında ABD ve Çin başta olmak üzere birçok küresel aktör bölgede varlıklarını arttırmaya başlamıştır. Bölgede ekonomik ve siyasi çıkarlarını korumaya çalışan aktörler, ra- kiplerine göre üstün konuma gelmek için mücadele etmektedir. Bu çalışma, küresel güç mücade- lesinin cephelerinden biri olan Afrika Boynuzunun önemini ortaya koyarak başlıca aktörlerin bölgeye yönelik angajmanlarını neden ve sonuçlarıyla beraber analiz etmektedir.

Dünyanın en karmaşık ve çatışmalı bölgelerinden biri olan Afrika Boynuzu, küresel aktörler arası rekabetlerin yol açtığı siyasi çekişmelerden muzdariptir. Dünyanın en stratejik dar geçitlerinden biri olan ve küresel ticaret açısından önemli bir konuma sahip olan Bab-el Mendep Boğazına, Aden Körfezi’ne, Kızıldeniz’e ve Hint Okyanusu’na kıyısı bulunan Afrika Boynuzu ülkeleri yaklaşık 150 yıldır stratejik güç mücadelelerine sahne olmuştur. Geçmişten günümüze kadar gelen İngiltere’nin Kızıldeniz’i kontrol etme isteği, Fransa ve İtalya’nın kolo- niyal hedefleri, Mısır’ın Nil sularını kontrol etme girişimleri, Soğuk Savaş dönemindeki kutup- laşma ve gerginlik ile 2000’li yıllarda ABD öncülüğünde “Teröre Karşı Küresel Savaş” uzun yıllardır süregelen güç mücadelesinin dönüm noktaları olarak ortaya çıkmıştır.

Çalışmada, Afrika Boynuzu üzerinde yaşanan küresel güç mücadelesi, söz konusu dönüm noktalarını dikkate alarak nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte analiz edilmektedir. Çalışmanın tarihsel bütünlük ile ele alınması, daha net sonuçların ortaya konması açısından önem arz etmektedir. Bu bağlamda koloniyal dönemde bölgede varlık gösteren İngiltere, Fransa ve İtalya etkisinin post-koloniyal dönemden itibaren etkilerinin azalması ve bu etkilerini ABD, Çin, BAE, Türkiye gibi aktörlerle paylaşması söz konusu olmaktadır. Özellikle 2000’li yıllarda yeni küresel düzenin şekillenmesi Afrika Boynuzunda da sürmektedir. Çin’in yumuşak gücünü kul- lanarak Afrika’daki yayılması, ABD ve Batılı güçlerle bir mücadeleye yol açmaktayken bölgede farklı bir güç mücadelesinin son dönemde Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında söz konusu olduğu söylenebilir. Çalışmada bölgeye angaje olan aktörlerin Afrika Boynuzunda- ki avantajları ve dezavantajları da analiz edilmektedir.
 
1.    Afrika Boynuzunun Stratejik Önemi

Somali, Eritre, Cibuti ve Etiyopya’nın yer almış olduğu Afrika kıtasının kuzeydoğusunda yer alan ve Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölge, dünyanın politik açıdan en dinamik bölgelerinden biri olarak ön plana çıkmaktadır. Terörizm ve korsanlık başta olmak üzere göç, insan kaçakçılığı, sınır anlaşmazlıkları gibi konular, Afrika Boynuzu bölgesini ciddi anlamda etkilemektedir. Afrika Boynuzunda bulunan her ülkenin bölgeye ayrı ayrı etkileri bulunmakta- dır. Afrika Boynuzu ülkelerinin iç sorunları ve sınır anlaşmazlıkları, bölgenin istikrarını olum- suz etkilemektedir.

Afrika Boynuzunun yer aldığı coğrafya, Avrupa ve Körfez ülkelerinin bölgeye vermiş olduğu stratejik önemi de beraberinde getirmektedir. Günümüzde birçok ülke Afrika Boynuzundaki çıkarları için yeni ekonomik ittifaklar kurmaya çalışmaktadır. Avrupa, Asya ve Afrika’yı birbirine bağlayan stratejik suyolları üzerinde olan ve Kızıldeniz, Hint Okyanusu, Arap Denizi’nin bağlantı noktası üzerinde olan bölge, sahip olduğu limanlar dolayısıyla da eşsiz bir konumda bulunmaktadır. Ayrıca bölgede bulunan değerli doğal kaynaklar, zengin mineraller ve su kaynaklarının yanı sıra bölgenin sahip olduğu insan kaynağı da Afrika Boynuzuna yönelik ilgiyi arttırmaktadır.

Bölgeyi ve Kızıldeniz’i kontrol etmesi dolayısıyla dünyanın en stratejik bölgelerinden biri olan Afrika Boynuzu, Avrupa, Afrika, Ortadoğu ve Asya’yı birbirine bağlayan küresel ticaret açısından kritik öneme sahiptir. Afrika Boynuzu siyaseti hakkında her ne kadar konuşmak kolay olsa da buradaki güç mücadelesini anlamak zordur.

Afrika ve Asya kıtalarının arasında kalan ve oldukça stratejik bir öneme sahip olan Kızıldeniz, Ortadoğu ve Uzakdoğu’nun yanı sıra Asya ve Avrupa’yı da birbirinden ayırmaktadır. Bu bağlamda Kızıldeniz’i “iki dünya arasındaki bağlantı noktası” ve “bölgenin kalbi” olarak da adlandırmak mümkündür. Aynı zamanda Kızıldeniz, Uzakdoğu’dan Akdeniz’e ve Kuzey At- lantik’e de bir iletişim hattını sağlamaktadır. Bab-el Mendep Boğazı, Afrika Boynuzu ile Orta- doğu ve Akdeniz ile Hint Okyanusu arasında dar bir geçittir. Yemen, Cibuti ve Eritre arasında bulunan Bab-el Mendep Boğazı, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Arap Denizi ile birleştirmektedir. Aynı zamanda boğazın diğer bir önemi de Arap Yarımadası ile Afrika’yı birbirinden ayırmasıdır. Süveyş Kanalı ve SUMED (Suez-Mediterranean / Süveyş-Akdeniz) Boru Hattı’ndan geçen ve önemli kısmı Basra Körfezi’nden yapılan ihracatın büyük çoğunluğu Bab-el Mendep Boğazı’ndan geçmektedir.

En dar noktasında 29 kilometre genişliğe sahip olan Bab-el Mendep Boğazı’ndan 2011 yılında günlük 3.3 milyon varil seviyesinde olan ham petrol ve rafine edilmiş petrol ürünlerinin ABD, Avrupa ve Asya’ya akışı 2016 yılına gelindiğinde günlük 4.8 milyon varile ulaşmıştır. Bab-el Mendep Boğazı’nın kapatılması durumunda Basra Körfezi’nden gelen tankerlerin Süveyş Kanalı ve SUMED boru hattına ulaşması engellenecektir. Tablo-1’de görüldüğü üzere Bab-el Mendep Boğazından günlük 4.8 milyon varil petrolün taşınması, Hürmüz ve Malakka Boğazlarına oranla her ne kadar az gibi gözükse de küresel petrol arzının yaklaşık %4’ü bu nok- tadan taşınmakta olup bu oran küçümsenemeyecek derecede bir paya sahiptir. Bab-el Mendep Boğazı’nın kapatılması durumunda Avrupa ve Amerika kıtalarından Asya’ya ulaşmak isteyen gemilerin ve tam tersi durumda Asya’dan Akdeniz’e, Avrupa’ya ve Kuzey Atlantik’e ulaşmak isteyen gemilerin Afrika’yı dolaşması zorunlu olacaktır.

Bölgede son yıllarda görülen korsanlık ve terörizm faaliyetlerinin yanı sıra Yemen’de yaşa- nan iç savaşın bölgenin önemi açısından ciddi riskler ortaya çıkardığı görülmektedir. Afrika Boynuzu 21. yüzyılda önemini giderek arttırmaya devam etmektedir. Bölgeye yönelik tehdit oluşturan unsurların dünya enerji piyasasına olumsuz yansımalarını, küresel ekonomiye zarar vermesini, rehin alma ve saldırı durumlarını önlemek için bölge ülkelerinin istikrarına önem verilmesi gerekmektedir. Son yıllarda uluslararası toplumun Somali karasularında korsanlığa karşı aldığı önlemler, Somali’de eş-Şebab terör örgütüne yönelik İHA’lar ile müdahale5, Ci- buti’de yer alan ABD askeri üssünün yanı sıra Fransa, İtalya, Almanya, Japonya ve İspanya askeri üsleri bölgenin önemini gözler önüne sermektedir. Ayrıca Bab-el Mendep Boğazı’nın bir yakasında yer alan Yemen’de günümüzde yaşanan güç mücadelesi de bölgenin istikrarına olumsuz etki etmektedir.

1.1.    Güvenlik Arayışındaki Ülke: Eritre

Afrika Boynuzu ülkelerinden biri olan Eritre, Kızıldeniz’in güneybatısında yer alan ve 2.234 km kıyısı şeridi olan bir ülkedir. Eritre, Bab-el Mendep Boğazından Akdeniz’e ve Akdeniz’den Hint Okyanus’a olan tüm geçişleri kontrol altında tutmaktadır. Aynı zamanda Dahlak Adaları, Eritre’nin stratejik konumunu güçlendirmektedir.

Günümüzde yaklaşık olarak 4.8 milyon varil petrolün Bab-el Mendep Boğazı’ndan geçerek Arap Yarımadasının güneybatısında bulunan Yemen ile Afrika Boynuzu’nda bulunan Eritre ve Cibuti arasındaki dar boğazdan geçiş yaptığı tahmin edilmektedir. Bu bağlamda Eritre’nin barış, güvenlik ve istikrarı aynı zamanda Bab-el Mendep Boğazı’nın da barış, güvenlik ve istikrarını doğrudan etkileyebilme kapasitesine sahiptir.

Eritre, küresel ticaret açısından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Ticari ve askeri anlamda oldukça önemli bir konumda yer alan Eritre, günümüzde Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) ve Mısır, İran ve İsrail’e askeri üs sağlamaktadır.8 Eritre’nin diğer ülkelere sağlamış olduğu bu üsler ve yaptığı ikili anlaşmalar, şüphesiz kendi güvenliğini sağlamaya yöneliktir. Eritre’nin Etiyopya ile yaşadığı sınır sorunlarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışan Körfez ülkeleri ve diğer Batılı ülkeler bölgedeki varlıklarını kalıcı hale getirmeyi amaçlamaktadır. Öte yandan hali hazırda Eritre’de her ne kadar petrol ve doğalgaz rezervleri olmasa da sahip olduğu altın ve mineral kaynakları ile stratejik konumunun yanı sıra ticari açıdan da oldukça göze çarpmaktadır. Ancak sahip olduğu stratejik konuma ve yeraltı kaynaklarına rağmen Eritre günümüzde dünyanın en az gelişmiş ülkeleri arasında yer almaktadır.

Son olarak büyük çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu yaklaşık 6 milyon nüfusa sa- hip10 Eritre’nin karşı kıyısında yer alan Suudi Arabistan’ın da ülke üzerinde etkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda Eritre’de en güçlü muhalefet lideri konumunda olan ve Medine İslam Üniversi- tesi’nden mezun olan Şeyh Ebu Süheyl Muhammed Salih, Eritre’nin Etiyopya ile birleşmesine oldukça sıcak bakmaktadır. Suudi Arabistan’ın bu doğrultuda Şeyh Ebu Süheyl Muhammed Salih’i kullanması söz konusu olmaktadır. Özellikle İran’ın Eritre’deki varlığı karşısında Eritre’yi Etiyopya’ya iltihak etmek için çaba gösteren Şeyh Ebu Süheyl Muhammed Salih, Suudi Arabistan tarafından mevcut hükümete karşı desteklenmektedir.

1.2.    Askeri Üs Cenneti: Cibuti

Cibuti, Kızıldeniz ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan ve dünyadaki en önemli geçiş noktaların birinde Bab-el Mendep Boğazı’nın üzerinde yer almaktadır. Sahip olduğu konumu itibariyle Kızıldeniz’e, Aden Körfezi’ne ve Hint Okyanusu’na geçişleri gözetleme imkânına sa- hip olan Cibuti, her ne kadar 23.200 km² gibi küçük bir yüzölçümüne sahip olsa da küresel aktörler için oldukça önem arz etmektedir.

Doğal kaynaklar açısından çok zengin olmayan Cibuti’nin sahip olduğu en büyük doğal kaynak ülkede bulunan tuz gölleri olarak ön plana çıkmaktadır. Ayrıca ülkede potansiyel je- otermal enerjinin yanı sıra az miktarda altın ve kalay madenleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tuz, Cibuti’nin sahip olduğu en önemli doğal kaynaktır. Hatta Cibuti’de yer alan ve Afrika’nın en alçak noktasında yer alan Assal Gölü dünyanın en tuzlu gölüdür. Oldukça küçük bir yü- zölçümüne sahip olan Cibuti’nin tatlı su kaynağı bulunmamakta olup bu durum ülkede ciddi sorunların başında kendini göstermektedir. Öte yandan su kirliliği, tarıma elverişli arazilerin oldukça sınırlı olması, çölleşme ve ormansızlaşma ülkedeki diğer çevre sorunları olarak halka yansımaktadır.

Cibuti’nin Bab-el Mendep Boğazı dolayısıyla sahip olduğu stratejik konum, bu ülkeyi di- ğer ülkeler açısından oldukça cazip hale getirmektedir. Cibuti dünyanın en işlek kargo gemisi hatlarına yakın olmasının yanı sıra Arap petrol sahalarına yakınlığı ile de stratejik konumunu güçlendirmektedir. Küresel stratejik öneminin yanı sıra bölgesinde de Etiyopya demiryolu tra- fiğinin son durak noktası olması ile de önem kazanmaktadır.


2017 yılı itibari ile 865,267 nüfusu olan Cibuti’nin nüfusu sürekli olarak artmaktadır. Ancak bu artışın temel sebebi yabancı ülkelerin Cibuti’de açmış olduğu üslerden kaynaklıdır. Günü- müzde Cibuti’de yer alan yabancı ülkelerin üslerinde toplam 20 bine yakın personel bulunmaktadır. Cibuti’de söz konusu askeri üslerini bulunduran ülkelerin başında Fransa, ABD, İtalya, Almanya, İspanya, Japonya ve Afrika’daki ilk askeri üssünü açan Çin bulunmaktadır. Aynı zamanda Cibuti’de Suudi Arabistan’ın da yakın zamanda bir askeri üs kurması söz konu- sudur. Cibuti hâlihazırda sekiz farklı ülkenin ordusuna ev sahipliği yapmaktadır. Bu ülkelere ek olarak yakın zamanda Rusya ve Türkiye’nin de Cibuti’de kendi üslerini kurması düşünülmektedir. Bahsedilen ülkelerin gerek küresel politikada gerek de bölgesel politikalarda oldukça etkili olduğu bilinmekle beraber bu etkilerini arttırmak için Cibuti’de nüfuzlarını arttırmanın peşinde olduğu göze çarpmaktadır. Cibuti günümüzde yabancı ülkelere verdiği üslerin faydası- nı rekabet piyasası sayesinde görmektedir. Ancak tüm bu olumlu durumların dışında riskler de bulunmaktadır. Bu bağlamda Cibuti’nin gelecekte kendi eylemlerinden olmasa da komşuları veya Ortadoğu coğrafyası ile topraklarını açtığı ülkelerin askeri eylemlerinden dolayı düşman edinebileceği de göz önünde bulundurulması gereken bir konudur.

Ekonomik açıdan oldukça zayıf bir yapıya sahip olan Cibuti’nin topraklarında yabancı ül- kelere sağladığı askeri üsler, ülke ekonomisine yılda yaklaşık olarak 160 milyon $ olarak yansımaktadır. Ekonomisi genel olarak liman tesisleri, demiryolu ve askeri üsler üzerine kurulan Cibuti, Grafik-1’de de görüldüğü üzere son yıllardaki nispeten artan ekonomik büyümesini liman ve inşaat faaliyetlerinden sağlamaktadır. 

En nihayetinde Cibuti, Kızıldeniz’in giriş ve çıkışını kontrol eden kritik noktada ve Aden Körfezi’nin batı yakasında bulunan bir ülke konumundadır. Aynı zamanda Cibuti, Süveyş Ka- nalı vasıtasıyla Akdeniz’e ve Avrupa’ya; Akdeniz’den ve Avrupa’dan Hint Okyanusu’na ilerleyen gemiler için önemli bir ikmal noktasıdır. Bab-el Mendep Boğazı’nın girişinde yer alan Cibuti, Basra Körfezi enerji kaynaklarının ve ticari yük gemilerinin Avrupa’ya ulaşmasını sağlayan önemli güzergah üzerinde yer almaktadır.

İşsizliğin yüksek oranlarda olduğu Cibuti’de 2017 yılına göre kişi başına düşen milli gelir 3,600 $’dır. Sahip olduğu stratejik konuma rağmen hali hazırda Cibuti 3,6 milyar dolarlık GSYİH ile ekonomisini devam ettirmektedir. 15 Cibuti’de temel olarak sanayi ve tarım anlamında yeterli üretimin olmaması ekonomik anlamda sorunları beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda Cibuti için yabancı ülkelerin açtığı askeri üsler ve limanlardan gelen kiralar ekonomik kalkınma için oldukça önemlidir.

1.3.    İdeal Kavşak Noktası: Somali

Somali, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgenin uç kısmında yer alan ve bir tarafının Hint Okyanusu’na diğer tarafının da Aden Körfezi’ne baktığı, Afrika kıtasının en uzun sahil şeritlerinden birine sahip olan ülke konumundadır. Sahip olduğu sahil şeridi dolayısıyla turizm ve balıkçılık potansiyeli oldukça yüksektir.16 Bunun yanı sıra Somali Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e giden gemilere ve Avrupa’dan, Akdeniz’den Hint Okyanusu’na giden gemilere bir ikmal noktası olarak hizmet verecek potansiyele sahiptir. Sahip olduğu coğrafya ile Aden Körfezi’nin giriş ve çıkışını kontrol edebilecek konumda olan Somali’nin uzun yıllardır mücadele ettiği kıt- lık, siyasi parçalanmışlık, iç savaş ortamı ve kuraklık ülkenin enerjisini toparlamasına müsaade etmemektedir. Aynı zamanda Somali’nin sahip olduğu potansiyel petrol ve doğalgaz kaynakları, uluslararası paylaşım mücadelesine neden olmaktadır. Zengin madenlere sahip olmasının yanı sıra son yıllarda Somali’de önemli petrol rezervleri ortaya çıkmıştır.

2.385 kilometre uzunluğunda sahil şeridine sahip olan Somali, tarihten günümüze kadar önemini korumaktadır. Afrika Boynuzunun merkezinde yer alan ve 637.657 km²’lik bir alana konumlanan ülke ticaret yollarının girişinde ideal bir kavşakta yer almaktadır.17 Dahası kuze- yinde Cibuti ve Aden Körfezi, güneybatısında Kenya, batısında Etiyopya ve doğusunda Hint Okyanusu’nun yer alması Somali’nin konumu daha da güçlü hale gelmektedir. Somali’nin uzun yıllar boyunca ihmal edilmesinden kaynaklı olarak bölgede çıkan güç boşluğunun etkisiyle deniz korsanlığı oldukça artmıştır. 20 yıldan uzun bir süre dışa kapalı bir yaşam sürdüren Somali, 2011’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Somali’ye gerçekleştirdiği ziyaret ile dış dünyaya açılma fırsatı yakalamıştır. Bu bağlamda 2012’de Türkiye’nin Mogadişu Büyükelçiliği’nin yeniden açılması ve Türk Hava Yolları’nın (THY) Somali’ye başlatmış olduğu direkt uçuşlar Somali’nin dünyadaki yalnızlığının kırılmasını beraberinde getirmiştir.18 Somali’nin dış dünyaya daha kolay açılması ve uluslararası toplumla daha rahat ilişkiler kurabilmesine vesile olan Erdoğan’ın ardından Somali’ye yabancı liderlerden gelen ziyaretler, korsanlığa son vermek ve yabancı yatırımların ülkeye gelmesini sağlamak için düzen- lenen uluslararası konferanslar son yıllarda oldukça ilgi görmektedir.

Son olarak Somali’de oldukça yoğun faaliyet gösteren eş-Şebab terör örgütü, Somali’nin barış ve istikrarına olumsuz etki eden faktörlerden biridir. Bu bağlamda 2001 sonrası dönemde uluslararası terörizmle mücadele doğrultusunda önemli bir geçitte yer alan Somali’de sıkça kendini gösteren eş-Şebab terör örgütü ile mücadele devam etmektedir. Somali’de uzun yıllar- dır çökmüş olan devlet yapısı ve bu durumun getirdiği kaos ortamı, ülke içindeki yerel güçlerin farklı bölgelerde özerk yönetimlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

2.    Afrika Boynuzunda Koloniyal Geçmişin Hayaleti

Coğrafi keşiflerin başlamasıyla birlikte Avrupalı ülkelerin yeni coğrafyaların varlığından haberdar olması, dünya üzerinde oldukça kanlı olayların yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Portekiz, Hollanda, İspanya, İngiltere, İtalya, Fransa ve daha birçok Avrupa ülkesi keşfedilen yeni bölgelerde koloniler kurmuşlardır. Bu sürecin sonunda yaşanan kolonileşme, Afrika topraklarının yer altı ve yer üstü zenginliklerin sömürülmesini beraberinde getirmiştir.

Uzun yıllar boyunca Afrika kıtasında sömürgecilik faaliyetinde bulunan Avrupalılar, bir taraftan kendi refah seviyelerini arttırmış, kültürünü ve dinini sömürge haline getirdiği toplumlar üzerinde yaymış; diğer taraftan da Afrika kıtası üzerindeki halkları sömürerek yoksullaşmasına sebep olmuş, asimile etmiş ve kültürlerini yok etme noktasına getirmiştir. Afrika kıtasında uygulanan sömürgecilik faaliyetleri kıta ülkeleri üzerinde sosyal, ekonomik ve kültürel erozyona neden olmuştur.
Günümüzde Afrika kıtası üzerinde konuşulan resmi dillere bakıldığında yerel dillerin yanında Avrupa dillerinin de konuşulduğu dikkatleri çekmektedir. Çalışmanın temelini oluşturan Afrika Boynuzuna bakıldığında ise bu bağlamda Somali’de İtalyanca ve İngilizce’nin, Cibuti’de Fransızcanın ve Eritre’de ise İngilizcenin konuşulan diller arasında olduğu görülmektedir.

Kolonizasyon sürecinin ekonomik çıkarlar ve zenginleşme üzerinde büyük etkileri bulun- maktadır. Süveyş Kanalı açılmadan önce Avrupa’nın nakliye rotalarına bakıldığında Avrupalı ülkelerin Asya’ya gönderdiği en hızlı nakliye rotası Batı Afrika kıyılarından Ümit Burnu’na ve oradan da Hint Okyanusu’na yolculuktu. Bu dönemde birçok Avrupa ülkesi, Afrika’nın batı ya da güney sahillerinde üslere sahipti. Ancak İngiliz sömürgeciliğine bakıldığında 1869 yılında Mısır’da Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla daha hızlı bir rota ortaya çıkmış ve Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve Aden Körfezi’ne daha kolay geçiş sağlanmıştır. İngiltere için Hindistan ile ticaretinin güvenliğini sağlama konusunda Kızıldeniz üzerinde yer alan ülkelerin önemi artmıştır. Özellikle Somali, 1869’a kadar İngiltere için pek önemli olmasa da Somali’nin kuzeyinde bulunan kabileler ile 1886’da İngiltere’nin yapmış olduğu anlaşmalar, bölgenin İngiliz hakimiyetine girmesine yol açmış ve bu durum 1960 yılına kadar bölgenin Britanya Somalisi olarak adlandı- rılmasına neden olmuştur. Britanya Somalisi’nde İngiltere’nin “böl ve yönet” politikası uygu- laması ile bölgede istikrarsız bir yapının temelleri atılmış olup günümüze kadar bu durumun yansımaları görülmüştür.

Öte yandan İtalya’nın 1869’da günümüzde Eritre’ye bağlı olan Assab’ın satın alınması ile kolonileştirme süreci başlamıştır. İtalyan ulusal birliğinin sağlanmasından sonra büyük dev- let olmanın bir ön koşulu olarak kabul edilen sömürge sahibi olma konusu, İtalya’nın Afrika üzerindeki rekabete katılmasına neden olmuştur. Süreçte İtalya, Somali’nin güney kıyıları (İtalyan Somalisi) ve Eritre üzerindeki etkisini arttırarak devam ettirmiştir. İtalyan ulusal birliğinin sağlanmasından sonra İtalyanlar, Eritre kıyıları boyunca yerleşmeye başlamıştır.  Bu  yıllarda  Fransa’nın  bölgedeki  genişlemesine  karşılık  İngiltere,  İtalya’nın  Eritre’deki kolonizasyon  faaliyetlerini  desteklemiştir.  1885’te  Mısır’ın  bölgeden  çekilmesiyle  İngiltere, İtalyan birliklerinin Massawa’yı işgal etmesini desteklemiştir. İtalya hâlihazırda 1869’da kolonize ettiği Assab bölgesi ile Massawa’yı birleştirerek bölgesini güçlendirmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonunda ise İtalya’nın sahip olduğu sömürgeler üzerindeki hakları Paris Barış Anlaşması ile son bulmuştur. 1960’a kadar İtalya’ya bağlı olan İtalyan Somalisi ve Britanya Somalisi’nin birleştirilmesi ile bağımsız bir Somali kurulmuştur.

Fransa’nın Afrika Boynuzu ülkeleri üzerindeki kolonicilik faaliyetlerine bakıldığında Cibuti ön plana çıkmaktadır. 1859’da Fransızlar Cibuti’nin Obock şehrini ele geçirmiş ve 1862’de bu toprakları 52 bin Frank karşılığında himayesine almıştır. 1977’ye kadar Fransa’dan bağımsızlı- ğını kazanan Cibuti, uzun yıllar Fransa tarafından baskı ve zulüm altında yönetilmiştir. 1888 yılında Britanya Somalisi sınırlarına ulaşan Fransa, bu tarihte İngiltere ile anlaşma yaparak günümüzde Somali ve Cibuti arasındaki sınırı belirlemiştir. Cibuti’de yaşayan Müslüman halk, Fransa’nın sömürgecilik faaliyetlerine karşı harekete geçse de Fransızların bu direniş karşısın- daki tepkisi oldukça sert olmuştur. Öte yandan Fransızlar, bir taraftan Müslüman halkın dinlerini öğrenmelerini engellerken diğer taraftan da Cibuti’nin Hristiyanlaşması için misyonerlik faaliyetlerini yürütmektelerdi.

Yüzlerce yıllık köklü geçmişe sahip olan Afrika Boynuzu, 21. yüzyılda önemini arttırarak varlığını sürdürmektedir. Her ne kadar 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölge ülkeleri bağımsızlıklarını kazansalar da Afrika Boynuzu üzerinde ekonomik çıkarlara sahip olan kü- resel aktörler varlıklarını çeşitli yöntemlerle devam ettirmektedir. Afrika Boynuzuna kolonyal faaliyetler gerçekleştiren aktörlerin bugün en büyük mirası dil ve kültür olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca sömürgeci ülkeler Afrika Boynuzundan çekilmeden önce askeri ve siyasi yapılar oluştu- rarak etkilerini devam ettirmeyi amaçlamışlardır.

3.    Koloniyalden Post-Koloniyale Küresel Aktörler

Kızıl Deniz, tarih boyunca dünyanın en önemli deniz yollarından biri olarak hizmet ver- mektedir. Ancak Batılı güçler, Kızıldeniz’in güvenliğini 1869›da Süveyş Kanalı›nın açılmasından sonra stratejik ve ekonomik açıdan daha çok hissetmiştir. 19. yüzyılın ortalarından itibaren Kı- zıldeniz havzasına İngiltere, Fransa ve İtalya sömürgeci güç olarak varlık göstermiştir.

Süveyş Kanalı’nın 1967 ve 1975 yılları arasında kapatılması, Kızıldeniz’in önemini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlıklarını kazanan Af- rika Boynuzu ülkelerinden Cibuti’de 1977’ye gelindiğinde Fransa, bölgedeki askeri varlığını sürdürmek için çeşitli stratejiler geliştirmiştir. Cibuti her ne kadar 1977’de Fransa’dan bağımsızlığını kazanmış olsa da ulusal ordusunu kuramamış ve ülkenin güvenliği Fransa tarafından sağlanmıştır. Aynı zamanda Cibuti içinde bulunan Fransız güçleri ülkenin asayişini de sağlamaktaydı. Fransız etkisinin koloniyal dönem sonrasındaki etkisi ülkenin her alanında hissedilmektedir. Bu bağlamda ülkenin resmi dili, dini, sosyal yaşamı, eğitim sistemi, hukuk sisteminde Fransa etkisi görülmektedir. Bir ülkenin kültürünü ve yaşamını etki altına almak için dil oldukça önemli bir unsur olarak kullanılmaktadır. Post-koloniyal dönemde Fransa’nın Afrika Boynuzu özelinde ve Afrika kıtası genelindeki en büyük mirasına bakıldığında Fransız- ca’nın ön plana çıktığı görülmektedir.27 1977’de bağımsızlığını kazandıktan sonra bile Cibuti’de yaklaşık 4 bin Fransız askeri personel bulunmaktaydı.28 İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde İngiltere’nin etkisi de bölgede görülmekte olup geçmişte İngilizlerin bölge ülkeleri üzerinde böl-yönet politikası ile oluşturduğu yapılar günümüze kadar etki etmektedir. Bu bağlamda Somali’de bugün yaşanan olaylar ve ayrılıkçı hareketler kolonyal dönemde İngilizlerin uyguladığı politikalardan kaynaklanmaktadır.

Post-koloniyal dönem olarak adlandırdığımız dönemde geleneksel olarak bölgede varlığını devam ettiren üç ülke dışında ABD, Çin, BAE ve Türkiye bulunmaktadır. Ancak bu noktada Türkiye’nin diğer ülkelerden ayrıldığı en önemli nokta, bölge ülkeleri üzerinde koloniyal geçmişinin olmamasının yanı sıra bölgede insani alanda gerçekleştirdiği faaliyetlerle adından bahsettirmesidir. Günümüzde Afrika Boynuzunda birçok ülkenin altyapı-üstyapı projeleri ve ticari şirketlerinin yanında yabancı askeri üsleri bulunmaktadır. Bu vesileyle Afrika Boynuzundaki varlıklarını uzun vadeli olarak sürdürmek isteyen bölgesel ve küresel güçlerin amaçları, bölge ülkelerinin sahip olduğu yeraltı kaynaklarının çıkarılmasında imtiyaz sahibi olmak, böl- gede bulunan limanları işletme(me)k ve bu doğrultuda ekonomik çıkarlarını korumak, dünyanın en önemli dar geçitlerinden biri olan Bab-el Mendep Boğazı üzerinde kontrol sahibi olmak ve küresel güç mücadelesinde dışarıda kalmamak şeklinde açıklanabilir.

3.1.    ABD

Bağımsızlığını kazandığı 1960’tan itibaren Somali sürekli olarak iç savaş, açlık, kıtlık ve kargaşa gibi kelimelerle anılmıştır. 1990’lı yıllarda Somali tam anlamıyla felakete sürüklenmiştir. Bu bağlamda 1990’da Somali’de iç savaşın ve 1992’de kıtlığın yaşanması ülkede ciddi insani krizlerin yaşanmasına neden olmuştur. Yaşanan bu olaylar esnasında ülkede bulunan BM Barış Gücü’ne yönelik saldırıların başlaması ile 1994’te ABD’nin Somali’den çekilmesi söz konusu olmuş ve ülke kaderiyle baş başa bırakılmıştır.

11 Eylül 2001’den sonra ABD’nin dünya üzerinde stratejik olarak gördüğü çeşitli noktalarda askeri varlığını arttırma girişimleri ön plana çıkmış olup Cibuti de bu noktalardan biri haline gelmiştir. 2001 sonrası dönemde uluslararası terörizmle mücadelede el-Kaide’nin baş hedef olması ve bu terör örgütünün Cibuti’yi bir köprü olarak kullanıp Yemen ve Somali’ye geçişi söz konusu olunca başta ABD ve Batı’nın Cibuti’ye yerleşmesi söz konusu olmuştur.31 Ancak Cibuti’nin askeri açıdan stratejik önem kazanması 2001 öncesine dayanmaktadır. Bu bağlamda 1977 yılından bağımsızlığını kazanmış olan Cibuti’de ABD’den önce 4 bin Fransız askerinin bulunduğunu ve bu sayının daha sonra düşürüldüğünü hatırlatmak gerekmektedir. 2001 son- rası dönemde bölgede terörizmin varlığının yanı sıra korsanlık faaliyetleri ve bölge üzerinde ekonomik çıkarların bulunması ve dolayısıyla olası bir karışıklık durumunda çıkarların korun- ması adına müdahale için askeri birliklerin yerleştirilmesi söz konusu olmuştur.

ABD günümüzde bir zamanlar Fransız askeri lejyonuna üs olarak hizmet vermiş olan Camp Lemonnier üssünü kullanmaktadır. 2014’te, 10 yıl için toplam 630 milyon $’a kiralanan üs ABD’nin Afrika’daki en büyük kalıcı üssüdür. Savaş uçakları, nakliye uçakları, insansız hava araçları bulunan ABD üssünde yaklaşık 4 bin Amerikalı asker bulunmaktadır. Ayrıca ABD’nin drone (İHA) üssüne ev sahipliği yapan Chabelley Airfield, Camp Lemonnier’in güney batısında yer almaktadır. Bu bağlamda hem Camp Lemonnier hem de Chabelley Airfield Somali, Yemen ve diğer yakın ülkelerdeki terörle mücadele misyonları için bir sıçrama tahtası fonk- siyonu görmektedir. ABD, Cibuti’de sahip olduğu bu üssü en az 20 yıl boyunca aktif tutmayı planlamaktadır.

3.2.    Çin

Afrika kıtasındaki ilk askeri üssünü ABD’nin de en büyük üssünü barındırdığı Cibuti’de kurma kararını alan Çin, 2017 yılında üssü faaliyete geçirmiştir. Yaklaşık 10 bin askeri perso- nelin bulunması planlanan üssü Çin, 10 yıl için toplamda 200 milyon $’a kiralamıştır.33 Ancak Çin’in bu kira bedelinin yanında Tablo-2’de de görüldüğü üzere Cibuti’ye yap-işlet-devret mo- deli ile yapmış olduğu demiryolu, liman, organize sanayi bölgeleri (industrial park) ve banka- lar için milyarlarca dolar harcamaktadır.34 ABD’nin Camp Lemonnier üssünden yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan Çin’in ilk denizaşırı askeri üssü, geniş yer altı depolama alanının yanı sıra yakıt, mühimmat ve ekipman depolama alanlarına sahiptir. Çin’in inşa ettiği bu üs- sün temel amacı, bölgeden geçen Çin donanma gemilerine destek olmaktır. Öte yandan bu üssün inşasının ve bakımının Çin’in gelecekte denizaşırı askeri üslerin kurulmasında faydalı deneyimler kazanmasına yardımcı olacaktır. Çin askeri üssü aynı zamanda Çin’in yardımlarıyla finanse edilen ve inşa edilen Dolareh Limanı’nın yanında yer almaktadır.

2017 başlarında Çin’in ulusal güvenlik strateji belgesinde, Çin’in küresel bir deniz gücü ko- numuna gelmesinden bahsedilmiştir. Bu bağlamda Çin, milyarlarca dolarlık ticari mallarının ve kaynaklarının geçtiği kıtanın bir üyesi olarak Cibuti’yi ideal bir bölge olarak görmektedir. Bir milyonun altında olan nüfusu ile yoksul bir ülke durumunda olan Cibuti yabancı ülkelere as- keri üs kiralayarak ciddi gelirler elde etmektedir. Çin’in “Bir Kuşak, Bir Yol” planları, yatırım- ları, Afrika’daki geniş ticaret ağları, Ortadoğu’dan petrol ihtiyacı ve hâlihazırda Cibuti’de ABD, Fransa ve Japonya’nın askeri üslerinin bulunması da Çin’in bu ülkede askeri üs bulundurması pragmatik bir anlam ifade etmektedir.
 

Çin, bölgeye girmesiyle uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusunda teminat vermiş ve bölgedeki donanmasının korsanlıkla mücadele konusunda da girişimlerde bulun- muştur. Bu girişimlerin yanında Çin, Cibuti limanlarında milyarlarca dolarlık yatırımlarıyla ve Etiyopya’ya bağlanan demiryolu hattı inşasıyla Cibuti ile köklü bağlar kurmuştur. Çin’in bölge- deki yükselişi çıkarlarının ve halkının yayılmasıyla da söz konusu olmaktadır. Son on yılda bir milyon Çinli Afrika’ya taşınarak bu durumu kanıtlar nitelikte olmuştur.

3.3.    Birleşik Arap Emirlikleri

BAE, son yıllarda Afrika Boynuzu ülkelerindeki varlığını ve etkisini hem askeri olarak hem de ekonomik olarak arttırmaktadır. Ekonomik anlamda özellikle Somali limanlarının çoğunun işletmesini elinde bulundurması ve Cibuti’de Dolareh Konteynır Terminali’ni merkezlerinden biri olarak kullanması söz konusu olmaktadır. Askeri anlamda ise BAE’nin Somali ve Eritre’de üsleri bulunmaktadır. BAE’nin bölgedeki varlığını ve etkisini arttırma amacına bakıldığında Kızıldeniz ve Aden Körfezi gemi trafiği üzerinde etkili olmanın yanında Yemen’i çevrelemek için bulunduğu ifade edilebilmektedir. Öte yandan günümüzde Ortadoğu’da yaşanan güç mü- cadelesi kendisini bir anlamda Afrika Boynuzu ülkelerinde de göstermektedir. Bu bağlamda BAE’nin Afrika Boynuzunda korumaya çalıştığı ekonomik çıkarları, korsanlıkla mücadele ve İran’ın bölgedeki etkisini dengeleme gibi faktörler Emirliklerin bölgeye yönelik politikasında temel motivasyonunu oluşturmaktadır.
BAE’nin Afrika Boynuzu üzerinde yer alan ülkelerin limanlarını kendi ülkesinin şirketleri üzerinden kiralayıp bu limanların bilinçli olarak kapasitesinin altında işletmesi, BAE’nin Afrika Boynuzunda tepkiyle karşılanmasına yol açmaktadır. Afrika Boynuzunda günümüzde birçok küresel ve bölgesel aktörün faaliyetlerde bulunması ve bu bölgeye ilgi duyması Afrika Boynuzu ülkelerinin de rahatsız olduğu bir durumda topraklarında misafirlik yaptığı ülkelere rest çekme imkanını da vermektedir. Bunların yanında 2009’dan beri Cibuti’nin Dolareh Limanını işleten BAE, burayı kapasitesinin yarısında çalıştırarak tepki almaktadır. Deniz ticaretinde önemli su yollarını ve rotaları incelendiğinde BAE’nin kendi topraklarında yer alan limanların daha aktif şekilde kullanılması için Afrika Boynuzunda bulunan ülkelerdeki limanları kiralaması ve bu limanları çok düşük kapasitede işletmesi sorunun temel nedenini anlamaya yardımcı olmaktadır.

Afrika Boynuzunda yaşanan bölgesel çatışmalar ve devletlerin iç politikalarında yaşanan dönüşümler dolayısıyla yaşanan istikrarsızlıklar BAE’nin ekonomik ve güvenlik çıkarları açı- sından oldukça öneme sahiptir. BAE’nin günümüzde aktif olarak Eritre’nin Assab kentinde askeri üssü bulunmaktadır. Eritre’nin Assab kentinde 30 yıllığına kiraladığı askeri üssü 2015 sonlarına doğru kullanmaya başlamıştır. Halihazırda BAE’nin Eritre’de üç adet çıkarma gemisi de demirlemiştir. Somali toprakları üzerinde Somaliland bölgesinin Berbera kentinde ve Puntland bölgesinde 2018 Martına kadar askeri üsleri bulunmaktaydı. Somaliland’te bulunan askeri üssün önemli bir özelliği, Aden Körfezi’nden geçen gemilere yönelik korsanlık faaliyet- lerini engellemektir. Yemen’e yönelik çok uluslu koalisyon gücünün bir üyesi olan BAE, Ye- men’deki isyancılara karşı gerçekleştirilecek hava hareketleri için de bölgedeki üsleri kullanışlı olacaktır.

2017’ye kadar BAE ve Somali ilişkilerinde iyi görüntüler gözlenirken 2017’de Somali’de ger- çekleştirilen genel seçimde devlet başkanlığına Hasan Şeyh Mahmud’un yerine Muhammed Abdullahi Muhammed gelmesiyle yeni dönemde bu ilişkiler gergin bir hal almıştır. Bu dönem- den itibaren Mogadişu ve Abu Dabi arasındaki gerginlik giderek artmış ve BAE, Somaliland ve Puntland bölgelerindeki ayrılıkçı hareketleri desteklemiştir. Daha sonrasında bu bölgelerde askeri üs elde etmek için girişimlerde bulunan Abu Dabi yönetiminin bu adımları, Mogadişu hükümeti açısından ülkenin toprak bütünlüğünü bozucu bir girişim olarak nitelendirilmiştir. 2018 Mart ayında had safhaya ulaşılan gerginlik Nisan ayında bir BAE uçağına el konulmasıyla daha da tırmanmıştır. El konulan uçakta 9 milyon $ nakit paranın ele geçirilmesi ve bu para- ların BAE tarafından Mogadişu yönetiminin karşısında yer alan gruplara dağıtılacak olması iddiaları, Mogadişu’nun BAE’ye karşı sert tutum takınmasına neden olmuştur.42 BAE’nin uy- guladığı politikaları ulusal bütünlüğüne karşı saldırı olarak nitelendiren Somali ile BAE arasın- daki gerginliğin ilerleyen dönemlerde daha da ileri boyutlara taşınacağı tahmin edilmektedir.

3.4.    Türkiye

Afrika Boynuzu jeopolitik konumu ve sahip olduğu yer altı ve üstü zenginlikleri pek çok küresel gücün kıta ile ilgili politikalar geliştirmesine sebep olmaktadır. Afrika Boynuzu Türkiye için birçok alanda önemli fırsatlar sunmaktadır. Afrika’daki insan gücü, zengin doğal kaynakların kıtaya refah ve ekonomik kalkınma getireceğinin bilincinde olan Türkiye, Afrika Boynuzu ülkeleri ile karşılıklı fayda ve saygı temelinde kalıcı ilişkiler inşa etmeyi amaçlamaktadır. Türkiye, Afrika Boynuzundaki varlığını sağlık, eğitim, alt yapı alanları ve insani alanlarda yaptığı faaliyetler ile kuvvetlendirmiştir. Afrika Boynuzu ülkeleri de Türkiye’nin teknik ve ekonomik gelişmelerinden ve tecrübelerinden faydalanmayı tercih etmektedir.
Günümüzde Afrika kıtasında yer alan 15 ülke (Mısır, Libya, Cezayir, Tunus, Sudan, Eritre, Cibuti, Somali, Fas, Doğu Fas, Doğu Etiyopya, Nijer, Çad, Kenya ve Uganda) geçmişte Osmanlı sınırları içinde yer almaktaydı. Osmanlı dönemi Afrika ile ilişkilere bakıldığında ilk temasın 16. yüzyılda gerçekleştiği görülmektedir. Osmanlı’nın Afrika kıtasında varlık göstermesiyle birlik- te kıtaya damgasını vuran sömürgecilik döneminde gecikme yaşanmıştır. Portekiz egemenliğinin büyümeye başlamasıyla beraber Osmanlı yönetimi Doğu Afrika’ya deniz yolculukları düzenlemiş ve Eritre, Cibuti, Somali ve Etiyopya Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Bununla birlikte İspanya’nın yayılmacı hareketlerine karşı daha sonra “Garp Ocakları”43 adı verilen Cezayir, Tunus ve Trablusgarp’ın destekleri alınmıştır. Osmanlı’nın bölgede etkisini gösterdiği dönemde kıta halklarının Türkleri daha yakından tanıması sağlanmıştır. Bu dönemde Osmanlı yönetiminin halklar düzeyinde gösterdiği yaklaşımlar devlet düzeyinde de gelişme göstermiş- tir. Bu bağlamda Afrika Boynuzunu oluşturan ülkeler Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yer almış ve Osmanlı’nın halefi konumunda olan Türkiye ile tarihsel bağları bulunmaktadır.

1923-1998 yılları arasında Türkiye-Afrika ilişkileri Osmanlı yönetimi zamanındaki halin- den epeyce uzak kalmıştır. Ancak Türkiye, cumhuriyet kurulduktan sonra Afrika kıtasındaki ilk büyükelçiliğini 1926’da Etiyopya’nın başkenti Addis Abbaba’da açmıştır. Her ne kadar Tür- kiye, Etiyopya’da açtığı büyükelçilik ile Afrika’ya olan ilgisini göstermiş olsa da cumhuriyetin kurulmasından sonra güvenlik arayışlarını sürdürmeye devam etmiş ve bu bağlamda Batı ile olan ilişkilerini odak noktasına almıştır.45 1998’de Türkiye’nin “Afrika’ya Açılım Eylem Planı” ile kıtaya ilgi gösterilmeye çalışılsa da 1990’lı yıllarda yaşanan siyasi ve ekonomik istikrarsız- lık ve terör sorunu sebebiyle oluşturulan “Afrika’ya Açılım Eylem Planı” istenilen başarıya ulaşamamıştır. 2005’te Türkiye’de Afrika Yılı’nın ilan edilmesiyle bölgeye yönelik faaliyetlerde bulunulmuştur. Bu süreçten sonra özellikle Somali Türkiye’nin Afrika Boynuzu’na yönelik politikasında ön plana çıkmış olup “Bir Başarı Öyküsü” olarak gündeme gelmiştir.

Bu bağlamda 19 Ağustos 2011’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son 20 yılda Somali’yi ziyaret eden ilk Afrikalı olmayan lider sıfatıyla gerçekleştirdiği ziyaret, 2012’de Türkiye’nin Mogadişu Büyükelçiliği’nin yeniden açılması ve THY’nin Somali’ye başlatmış ol- duğu direkt uçuşlar, Somali’nin dünyadaki yalnızlığının kırılmasını sağlamıştır. Somali’nin dış dünyaya daha kolay açılması ve uluslararası toplumla daha rahat ilişkiler kurabilmesi için Tür- kiye’den ulaşım, teknoloji, kalkınma ve altyapı anlamında çeşitli yardımlar almaktadır. Bu bağ- lamda dış dünyaya uyum sağlama amacıyla ve uluslararası ulaşımın daha kolay sağlanabilmesi için TİKA tarafından Mogadişu Havalimanı Rehabilitasyon Projesi gerçekleştirilmiştir.

Türkiye’nin Afrika Boynuzu politikasına bakıldığında insan odaklı politikaların hayata ge- çirildiği görülmektedir. Ancak Afrika Boynuzu ülkeleri üzerinde bölgesel ve küresel güçlerin rekabetine Türkiye’nin kayıtsız kalması mümkün değildir. Somali özelinde Türkiye’nin Somali güvenlik güçleri ve Afrika Birliği Somali misyonunun güçlendirilmesi, Somali’de barış inşası ve arabuluculuk faaliyetlerinin yürütülmesi ve başta Türkiye İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı(TİKA) olmak üzere Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı(AFAD), THY, Kızılay, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi resmi kurumlar ve sivil toplum kuruluşları üzerinden altyapı-üstyapı projelerinin hayata geçirilmesi söz konusudur.

Türkiye’nin Somali’de 50 milyon $ maliyetle inşa ettiği denizaşırı ikinci ve en büyük askeri üssü 2017 Eylül’ünde Mogadişu’da faaliyete geçmiştir. Aktif hale gelen Türk üssünde 200 Türk askeri konuşlanmıştır. Burada bulunan askerler Somali ordusunun dörtte birini eğitecek olup toplamda 10 bin askerin eğitilmesine ön ayak olacaktır. Bu bağlamda 2018’de Afrika Birliği as- kerlerinin Somali’den çekilecek olması Türkiye’nin Somali ordusuna yönelik eğitim faaliyetleri- ni daha değerli kılmakta ve Somali’nin güvenlik anlamında kendi kendine yetebilen kapasiteye ulaşmasına yardımcı olacaktır.48

Ancak Somali’de Türkiye’nin faaliyetleri BAE’yi oldukça rahatsız etmektedir. BAE’nin merkezi hükümetin onayını almadan Somaliland ve Puntland bölgelerinde askeri üs aç- ması ile Mogadişu ve Abu Dabi’nin arasında ciddi gerginliklere sebep olmuştu. Ayrıca BAE’nin Somali’deki limanların çoğunu işletmesi ve bu limanların kapasitesinin altında işletilmesi Somali’nin ekonomisine de olumsuz etki etmektedir. Türkiye’nin Somali’nin ulusal bütünlüğüne saygılı davranışı Mogadişu ve Ankara arasındaki ilişkileri giderek güç- lendirmektedir. Bu bağlamda Mogadişu ve Ankara arasındaki olumlu hava, askeri ilişkile- rin yanı sıra ekonomik ilişkilere de yansımaktadır. Tablo 2’deki veriler dikkate alındığında 2010’da toplam dış ticaretin 6 milyon $ civarında olduğu dikkat çekmekteyken bu rakam 2017’de %2.316’lık artışla 145 milyon $ seviyesine çıkmıştır.

3.5.    İtalya ve Fransa

Koloniyal dönemde Afrika Boynuzunda etkisini oldukça fazla hissettiren ülkelerden biri olan İtalya, günümüzde bölgenin dış politikasındaki öncelikli alanların içinde oldu- ğunu dile getirmektedir. Bu bağlamda başta Somali’nin istikrarının sağlanmasına yönelik uygulanması gereken politikaların desteklenmesi gerektiğini de uluslararası toplantılarda dile getirmektedir.

Afrika Boynuzunun stratejik öneminin getirdiği zorunluluklar ve bölgedeki geçmişi dolayısıyla İtalya, 2013’te bölgenin askeri üs cenneti olarak da ifade edilebilecek olan Ci- buti’de ilk lojistik operasyon merkezi niteliğindeki üssünü açmıştır. 300 askeri personel kapasitesine sahip olan bu üste İngiltere ve NATO’nun da sınırlı sayıda askeri personeli bulunmaktadır. Bu üste bulunan askerler, Bab-el Mendep Boğazı’ndan geçiş yapan gemilerin güvenliğinin sağlanmasının yanı sıra Cibuti’nin çevresindeki ülkelerdeki terörizme karşı gerçekleştirilen operasyonlara da katılmaktadır.

On altı yıl önceye kadar Cibuti’de tek ve daimi askeri varlığı olan ülke olan Fransa, günümüzde bu varlığı beraberinde yedi ülke ile paylaşmaktadır. Fransa, 2,900 askeri per- sonel ile en büyük birliğini ve müşterek karargahını Cibuti’de bulundurmaktadır. ABD ve Japonya üsleri gibi hemen Cibuti uluslararası havaalanına bitişik olan Fransız üssü Cibuti’de askeri üsleri bulunan diğer ülkelerden farklıdır. Cibuti’nin 1977’de bağımsızlığını kazanmadan önce Fransa’nın bu ülkede askeri varlığı bulunmaktaydı. Günümüzde Fransa’nın Cibuti’deki üssünde nakliye uçakları, savaş jetleri ve az sayıda helikopter yer almaktadır.

Deniz ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği sular üzerinde yer alan bölgedeki kor- sanlık faaliyetleri ve bu faaliyetlerin oluşturduğu güvenlik riskleri, NATO’nun Hint Okya- nusu’nda operasyonlar düzenlemesine de sebep olmuştur. Fransa’nın başka bir özelliği de Avrupa Birliği ve NATO’nun korsanlığa karşı mücadelenin bir parçası olarak diğer Avru- palı askerlerin tesislerini kullanmasına izin vermesidir. Bu bağlamda Fransa’nın üssünde Alman ve İspanyol askerleri de konuşlanmıştır.

4.    Aktörlerin Avantajları ve Dezavantajları

Afrika Boynuzu, başta sahip olduğu stratejik konumu ve bunun getirdiği avantajlar ile geçmişe kıyasla daha fazla bölgesel ve küresel politikada adından söz ettirmektedir. Son yıllarda bölgede açılan yabancı askeri üslerin sayısındaki hızlı artış, bölge ülkelerinin öneminin giderek arttığını göstermektedir. Ancak Afrika Boynuzu ülkelerinin dışında bu bölgede faaliyet gösteren aktörlerin elde ettiği avantajlar ile birlikte dezavantajları da bu- lunmaktadır.
ABD’nin bölgedeki faaliyetleri daha çok 2001 sonrasına dayanmaktadır. Bölgeye olan coğrafi uzaklığı her ne kadar dezavantaj olarak gözükse de hem Cibuti’deki üssü, hem Doğu Akdeniz’deki 6. filosu hem Basra Körfezi’ndeki 5. filosu ile bölgedeki yakınlığı ciddi olarak hissedilmektedir. Ancak ABD’nin Cibuti’deki askeri üssü hem kendi açısından hem de Cibuti açısından avantaj sağlamaktadır. Cibuti’de ABD varlığı yoksul olan bu ülkenin ekonomisine yılda 63 milyon $ katkı sağlamakla beraber siyasi açıdan meşruiyet ve askeri açıdan güvenlik şemsiyesi kazandırmaktadır.

11 Eylül sonrasında uluslararası terörizme karşı savaş açan ABD, bölgede faaliyette bulunan eş-Şebab ve Boko Haram gibi terör örgütlerine yönelik drone saldırıları gerçek- leştirmektedir. Ayrıca Yemen’de devam eden iç savaşta isyancı gruplara yönelik Cibuti’de Chabelley Airfield drone üssünden gerçekleştirdiği saldırıları ile terörizme karşı savaşını sürdürmektedir. Son olarak ABD’nin dünya üzerindeki kriz bölgelerinde varlık gösterme- si, genel olarak radikalleşmeye ve anti-Amerikanizmin artmasına neden olmaktadır. Bu noktada özellikle Somali’de mevcut radikalizm kendisini göstermektedir. Somali’nin po- tansiyel enerji rezervlerinin netleşmesiyle ABD’nin bu bölgeyi hızlı şekilde “demokratik- leştirme” çabalarının ortaya çıkması söz konusu ihtimaller arasındadır. Somali’de merkezi hükümetin dışında faaliyet gösteren Somaliland ve Puntland gibi bölgelerin bu durumdan faydalanarak bağımsızlık hareketleri hız kazanacaktır. Bu durum Somali’de zayıf olan dev- let yapısını tamamen ortadan kaldırabilecek olup Somali’ye olası bir müdahalenin gerçekleşmesi ve bölgede anti-Amerikanizmin artması söz konusu olabilecektir.

Çin, Afrika kıtasında ciddi anlamda uzun yıllardır sessiz ve derinden faaliyet göstermektedir. Üretim ve yatırım stratejisinde dışa açılan bir yapı sergileyen Çin, ülkesindeki üretim fazlasının enflasyon baskısı oluşturmaması için dış yatırımlarda kullanılmasını öngörmektedir. Afrika’nın hemen hemen her ülkesinde faaliyet gösteren Çin, gerçekleştirdiği alt ve üst yapı projeleri ile Afrika ülkelerinde imtiyazlar elde etmektedir. Afrika kıtasında yer alan 53 ülkenin uluslararası siyasi kararlardaki etkisi %25’ten fazladır. Aynı zamanda enerji ve maden rezervleri açısından oldukça yüksek potansiyele sahip olan coğrafya Çin açısından pragmatik yaklaşılması gereken bir bölgedir. Çin’in Afrika Boynuzu ülkelerindeki faaliyetlerinde Cibuti oldukça önemli bir yere sahiptir. Son dönemde Etiyopya’nın Somali eyaletinde 4.7 trilyon m³ kanıtlanmış doğalgazın Çinli şirket POLY-GCL tarafın- dan çıkarılarak Cibuti’ye boru hattı ile taşınıp oradan LNG olarak Çin’e ihraç edilmesi söz konusu olacaktır. Bu bağlamda Çin’in son dönemde Cibuti’de açmış olduğu askeri üssün ve limanların önemi bir kez daha ortaya çıkmış olmaktadır. Bu ülkede sahip olunan askeri üsler ve limanlar bölgedeki potansiyel enerji rezervlerinin çıkarılarak Cibuti’ye ulaştırıl- masında güvenlik ve ekonomi anlamında hayati öneme sahiptir. Cibuti’de askeri üsse ve limana sahip olan ülkelerin bölge ülkeleri ile yapılması muhtemel ikili anlaşmalar ile petrol ve doğalgaz yataklarının işletmesini alması durumunda bu ülke üzerinden ihracat ve gemi nakliyeciliği gerçekleştirebilecektir. Çin bu anlamda stratejik düşünerek kıta genelindeki faaliyetlerini ve Afrika Boynuzunda Cibuti özelindeki girişimlerini avantajlı şekilde kullanmaktadır.

BAE’nin bölgedeki faaliyetleri son yıllarda tepki çekmektedir. Özellikle Somali’de devlet başkanının değişmesiyle bu ülke üzerindeki politikasını revize eden BAE, Somali’de merkezi hükümetin dışındaki ayrılıkçı gruplar ile görüşerek askeri üs kurmuş ve son olarak ülkeye 9 milyon $ nakit para sokarak bu paranın hükümet karşıtı gruplara dağıtılması iddiaları ile karşı karşıya kalmıştır. Bu iddialar karşısında BAE’nin merkezi hükümet ile ilişkileri daha fazla gerilmiştir. BAE’nin ayrıca liman şirketlerinin Somali’deki tüm liman- ları ele geçirmesi ve bu limanları atıl olarak bırakması da yaşanan gelişmelere yeni bir sorun daha eklemiştir.55 BAE Somali’deki limanların ihalesini alıp düşük kapasitede çalıştı- rarak kendi ülkesindeki limanların çıkarlarını korumaktadır. Eritre’de Assab limanında faaliyet gösteren Dubai şirketi 30 yıllığına bu limanı kiralamış olup liman gelirinin %30’unu Eritre hükümetine vereceği dile getirilmiştir.56 Bölgedeki imajı ciddi anlamda zarar gören BAE, bölgedeki varlığını Yemen’de Suudi Arabistan ile birlikte İran’a karşı kullanmaktadır.

Türkiye, bölgede faaliyet gösteren tüm ülkelerden farklı olarak insan odaklı dış politika yürütmektedir. Dolayısıyla Afrika Boynuzu ülkelerinin Türkiye’ye bakışı diğer ülkelerden daha farklıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun halefi olarak tarihsel bağlarının bulunduğu coğrafya üzerinde koloniyal geçmişi bulunmayan Türkiye, bu anlamda bölgede varlık gösteren diğer ülkelerden avantajlı konumdadır. Bu avantajına ek olarak bölge ülkelerinde gerçekleştirmiş olduğu yardımlar ve yürüttüğü kalkınma projeleri ile yoksul ülkelerin ken- di kendilerine yetebilmesi için eğitimler vererek işbirliği yapmaktadır. Türkiye’nin uygula- dığı bu politikaların yansımaları farklı zaman dilimlerinde kendini göstermiştir. Örneğin, 2009-2010 yılları arasında Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeli- ğine seçim sürecinde Afrika kıtasından 51 oy alması söz konusu olmuştur. Öte yandan Somali ile yakın ilişki içinde olan Türkiye aynı zamanda BAE ile de dolaylı olarak rekabet halindedir. Körfez bölgesinde yaşanan krizde Katar ile birlikte hareket eden Türkiye, So- mali’de BAE ile Afrika Boynuzunda Cibuti’de askeri üs açacak olan Suudi Arabistan ile zımni bir rekabet halindedir.

Bölgede uzun yıllardır varlık gösteren İtalya’nın ve Fransa’nın tarihsel geçmişi ile bir avantaj sahibi olduğu düşünülse de koloniyal geçmişin getirdiği kötü anılar, bölge ülkeleri açısından hafızalardan kolay kolay silinemeyecektir. İtalya ve Fransa’nın bu anlamdaki en büyük dezavantajı koloniyal geçmişi ve bu doğrultuda uyguladığı politikalar sonucundaki yoksullaşma, asimilasyon, kültürlerin yok edilmesi, dini baskılar gibi sebepler bu ülkelere dezavantaj oluşturmaktadır. Her ne kadar koloniyal dönemden sonra bölge ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanması söz konusuysa da Fransa bu ülkeleri terk etmeden önce oluşturduğu idari yapılar ve geride bıraktığı askeri üs ile ciddi anlamda varlığını bölgede hissettirmektedir.

Afrika Boynuzu ülkeleri siyasi olarak kırılgan yapıda olsalar da stratejik konumları iti- bariyle önemli olduklarının farkındadır. Dünya jeopolitiğinde oldukça önemli bir konum- da yer alan Afrika Boynuzu, zengin yeraltı kaynaklarının yanı sıra sahip olduğu limanlar ile bölgesel ve küresel güçlerin ilgi odağı olmayı başarmıştır. Bölgede 2000’li yıllardan sonra liman ve askeri üs elde etme yarışı günümüzde en üst düzeye ulaşmıştır. Afrika Boynuzu ülkelerinin siyasi olarak kırılgan ve ekonomik olarak zayıf yapıları, sahip oldukları stratejik konumun önem kazanmasının yanında bölgesel ve küresel güçlerin bölgeye ilgisi dolayısıyla ilerleyen yıllarda düzelecektir.

Geçmişte Somali halkının bütün ülkeyi dolaşan göçebe topluluklardan oluşması ülkede stratejik konumun farkına geç varılmasına neden olmuştur. Geçmişten bu yana Aden Körfezi ya da Hint Okyanusu kıyısı yakınında medeniyet kurulmuş olsaydı bugün çok farklı bir Somali bölgede varlık gösterebilirdi. Somali’de siyasi istikrarsızlığın getirdiği anarşik yapının devletin kurumsallaşması ile yavaş yavaş ortadan kalktığı görülmektedir. Federal bir hükümete liderlik eden demokratik olarak seçilmiş bir başkanı olan Somali’de kurumsal kapasitenin inşası oldukça yavaş da olsa gerçekleşmektedir. Günümüzde Soma- li’nin uluslararası limanları tam kapasite ile kullanılamasa da birkaç yıl içinde Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nu çevreleyen kıyı bölgeleri, ucuz nakliye olanakları ile dünya piyasasına hizmet edecektir.

Cibuti’nin ilerleyen yıllarda bir liman kenti haline geleceği ve gelişime açık olduğu ortadadır. Hâlihazırda sekiz ülkenin askeri üssü ve limanlarının bulunduğu Cibuti, Bab-el Mendep Boğazı’nın girişinde yer almasının faydasını görmektedir. Cibuti’nin yabancı ül- kelere sağladığı askeri üsler ile elde edeceği kira gelirleri orta vadede rekabet piyasasının etkisiyle daha çok yükselecektir.

Kızıldeniz üzerindeki konumuyla Eritre’nin sahip olduğu limanlar ve yabancı ülkelere sağladığı askeri üsler, hem ekonomisine hem de güvenliğine katkı yapacaktır. Etiyopya ile Eritre arasındaki krizlerin zaman zaman yaşanması, Eritre üzerinde baskı oluştursa da stratejik konumunu kullanarak güçlü ülkelerin askeri üslerini topraklarında bulundurması elini güçlendirecektir.

Afrika Boynuzu ülkelerinde klan kültürünün varlığı, politik başarısızlığın temel se- beplerini oluşturmaktadır. Bununla birlikte koloniyal dönemde sömürgeci devletlerin bu klanları kullanarak anlaşmalar yapması da bölge ülkelerinin gözlerinin kapalı kalmasına neden olmuştur. Kısacası konum ne kadar stratejik olursa olsun düşük okur-yazarlık oranı ile birleşen eğitim sistemindeki başarısızlıklar, bölge ülkelerinin gelişmesi önündeki en büyük engel olacaktır. Koloniyal dönemde Batılı ülkelerin Afrika halkının tarihi ile birlikte kültürlerini yok etmeleri ve asimile etmeleri ile bölge halkının gerçek kimliğini kaybet- mesine neden olmuş ve günümüzde Afrika Boynuzu bölgesi gerçek sahipleri dışında çok farklı aktörlerin mücadelesine sahne olmaktadır.
 

Tunç Demirtaş kimdir?

2013’te akademik yaşamına başlayan Arş. Gör. Tunç Demirtaş, 2015’te Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası
İlişkiler Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Türkiye’nin Afrika Politikasında Yumuşak Güç Unsuru” başlıklı teziyle bitirmesinin ardından yine 2015’te Uludağ Üniversitesi SBE Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktorasını yapmaya başlamıştır. Arş. Gör. Demirtaş, hâlihazırda Uludağ Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümünde öğretim elemanı olarak görev yapmaktadır.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi, Sayı:5
 

Güncelleme Tarihi: 24 Eylül 2018, 16:39
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35