banner39

18.08.2022, 10:12

Alaaddin’in Sihirli Lambasındaki Şehir

Uçsuz bucaksız çölün insana kaybolmuşluk hissi veren ıssızlığını geçer geçmez varılan bir vaha olan Nısfi Cihan yani Dünyanın yarısı denilen İsfahan’a ulaştığımızda Binbir Gece Masalları’ndayız duygusu oluşuverdi. Tur koordinatörümüz Serdar Gündoğdu Bey misafirleri için sürpriz yapıp Şah Abbas döneminde yabancı elçilerin ağırlandığı saray olarak kullanılan günümüzde ise otel hizmeti veren Safevi dönemine ait muhteşem eserde konaklamayı sağlaması bu duyduğu tetiklemişti.

İmparatorlukların Gözdesi: İsfahan

Sabah kalktığımızda gezmeye başladığımız İsfahan Binbir Gece Masalları’nın, Aslı ile Kerem’in şehridir, Büyük Selçuklu ve Safevi Devletlerine de başkentlik yapmıştır. Tuğrul Bey Dandanakan’dan sonra İsfahan’a yürümüş uzun bir kuşatmanın ardından Şehir savaş yapılmadan Büyük Selçuklu Devletine geçmiştir.

Selçuklular şehre girmeden önce İsfahan kervancılara konaklama ve alış veriş olanakları sağlayan çölün ortasındaki vahada kurulmuş bir ticaret şehriydi. İsfahan Büyük Selçuklu Devleti’nin önce gözde şehri olmuş ardından da Melik Şah tarafından başkent yapılmasıyla birlikte tarih sahnesine öyle bir çıkmıştır ki o günden sonra günümüze kadar dünyanın marka şehirlerinden biri olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmemiştir.

O dönemde Selçuklu Türkmenlerinin sağladığı maddi ve manevi imkanların cazibesiyle birçok ünlü bilim adamı, alim, şair, zanaatkar, düşünür, ticaret erbabı İsfahan’da bir araya gelmişler. Nizamülmülk, Ömer Hayyam gibi devlet yönetiminde ve sanatta önde gelen isimlerin binlercesi Şehri siyasal başkent olmanın ötesinde her konuda imrenilecek üstün bir çekim merkezi haline taşımışlardır.

Anadolu’da Türk Varlığı Fermanı’nın İmzalandığı Şehir

Anadolu’da Türk varlığı fermanının imzalandığı şehir olan İsfahan’ı Sultan Alp Arslan’ın oğlu Melik Şah Büyük Selçuklu Devleti’nin başkenti yapmıştır ve veziri Nizamül Mülk ile birlikte devleti bu şehirden yönetmiştir. Melik Şah yine kendisi gibi Selçuk Bey’in soyundan olan Kutalmış’ın oğlu Süleyman’ı Anadolu’nun fethi için görevlendirdi. Yani 1073 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Şah Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Melikşah tarafından Sultan-ı Rum tayin edilip Anadolu’ya gönderilmiştir. Melik Şah’ın Kutalmışoğlu’nu bir vali olarak değil de Anadolu’yu fethederek burada kendine bağlı devlet kuran bir Sultan olarak görmek istemesi Endülüs’ü fethe giden Emevi Ordularının Cebeli Tarık Boğazı’nı geçince gemileri yakmaları gibidir. Zira Anadolu’ya giden Türkmen akıncıları buraya yağma için değil daimi vatan kurmakiçin gelmişlerdir.

Babası Süleyman Şah vefat edince İsfahan’da bulunan oğlu Kılıçarslan’ı Melik Şah İznik’e göndermiş ve I. Kılıçarslan bu şehirde taç giymiştir. Bu bakımdan Anadolu’da ayrı bir Selçuklu Devleti’nin kurulmasının kararlaştırıldığı İsfahan şehrinin Türkiye tarihi için önemli bir yeri vardır.

Otuz Üç Gözlü Köprü (Si-o-se Pol)

İsfahan’da, şehre hayat veren ancak günümüzde kurumuş olan Zayende Nehri’nin üzerindeki Otuz Üç Gözlü Köprüyü ziyaret ederek gezimize başladık. Otuz Üç Gözlü Köprü için Farsça karşılığı olan Siosepol Köprüsü veya Allahverdi Han inşa ettirdiği için Allahverdi Han Köprüsü de denilmektedir. Köprü İsfahan şehrinin içinden geçen Zayende Nehri üzerinde yer alır ve 297 metre uzunluğundadır. 1599–1602 yılları arasında inşa edilen köprü 33 ayaklı üst üste binmiş iki sıradan oluşur ve Safeviler döneminin köprü tasarımının en ünlü örneklerinden biridir. Köprünün en alt kısmı su tuttuğu için baraj görevi görürken üstü kapalı olan orta kısmı yayalar içindir, üst kısmı ise at arabalarının geçişi için tasarlanmıştır.

Siosepol Köprüsü’nün inşa edilmesinde Nahçıvan yakınlarında yer alan Culfa’dan İsfahan’a göç ettirilen Ermeniler etkili olmuştur. Culfa’dan İsfahan’a göç ettirilen Ermeniler, Zayende Nehri’nin karşı tarafında “Yeni Culfa” olarak isimlendirdikleri mahalleye yerleştirilmişlerdir. Gürcü kökenli olan Safevi veziri Allahverdi Han, Zayende Nehri’nin karşı tarafına kurulan Yeni Culha’da yaşamaya başlayan halkın İsfahan şehir merkezine ulaşımını kolaylaştırmak istemiştir. Bunda burada yaşayan Ermeniler arasında yer alan farklı zanaat ve meslek erbabının şehre ulaşmasının kolaylaştırılmasının istenmesi de etkili olmuştur.

Nakşi Cihan Meydanı

İsfahan’ın merkezinde yer alan Nakş-ı Cihan Meydanı’nın Farsça okunuşu Meydan-e Naḳş-e Cahan’dır ve anlamı “Dünya’nın resminin meydanı”’dır. Ayrıca Meydan-e Şah yani “Şah’ın meydanı” olarak da bilinir. 1979'dan sonra ise İmam Meydanı olarak da anılmaktadır. İsfahan şehrinin merkezinde yer alan Nakşi Cihan (186 metre X 530 metre) dünyanın en geniş meydanları arasında yer almaktadır. Çin’deki Tiennenman’dan sonra dünyanın şehir içindeki en büyük ikinci meydanı olduğu aktarılan Nakşi Cihan UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde yer almaktadır. İran coğrafyasını 235 yıl yönetmiş Türk kökenli Safevi hanedanlığı zamanından kalma Meydan, Ali Kapu, Şeyh Lütfullah Camii, Şah Camii ile Meydan, ortasındaki havuzları ve çevresindeki tarihi dükkânlarıyla ziyaretçilerini selamlıyor.

Dikdörtgen şeklindeki meydana açılan 4 önemli yapı ibadeti (Şah Mescidi), siyaseti (Ali Kapu Sarayı), eğitimi (Şeyh Lütfullah Medresesi) ve ticareti (Kayseriyeh kapısı) temsil etmektedir. 1611 yılında Şah (Büyük) 1. Abbas’ın emri ile inşasına başlanan meydanın tamamlanması yaklaşık çeyrek asır sürmüştür. Polo oyununun atası kabul edilen çevgan oyunu için yaptırıldığı için taştan kaleler meydanın iki ucunda görülebilir. Safevi başkentine gelen misafirlere Ali Kapu’dan çevgan (çevgen, çögen) oyunu izlettirilmiştir. Bu oyun o dönem için bir çeşit askeri geçiş göreni görevi görmektedir. İsfahan’a gelen yabancı heyetler Safevi Ordusunun disiplini ve at üzerinde birlikte hareket etme kabiliyetini görmüşlerdir.

Çehel Sütun Sarayı

Çehel Sütun Sarayı’na Farsçada çehel kırk demek olduğu için Kırk Sütun Sarayı da denilmektedir. Saray Safevi şahı Abbas tarafından inşa ettirilmiş bir eserdir, etrafından büyük bir bahçesi de bulunmaktadır.

Sarayın ismindeki “çehel” sözcüğü Farsça “kırk” anlamına gelmektedir. Ancak bu kırk sütunun yirmisi sarayın giriş kısmında yer almaktadır. Diğer yirmisi ise sarayın önündeki havuzun suyuna yansıyarak ahşap sütunların sayısının 40'a çıkarmasından dolayı sarayın bu adla anılmasına sebep olmuştur.

Büyük bir havuzun sonunda, bir parkın ortasında yer alan saray Şah I. Abbas tarafından, şahın eğlencesi ve kabul törenlerinde kullanılmak amacıyla yaptırılmıştır. Nitekim I. Şah Abbas ve ardılları yabancı devletlerden gelen elçi heyetlerini bu sarayda kabul etmişlerdir.

Saray seramik üzerine fresk ve tablolarla bezenmiştir. Bu tabloların her biri belirli tarihsel olayları betimlemektedir. Bu tarihsel olayların en önemlilerinden olan 1514'te Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Sultanı Selim ile yapılan Çaldıran Muharebesi girişte karşı duvarda minyatür olarak tasvir edilmektedir.

Çaldıran Savaşı’nı betimleyen tabloda Yavuz Sultan Selim Han uzun siyah sakallı olarak gösterilmiştir. Bu yönüyle Çehel Sütun Sarayı’ndaki tablo da yer alan Sultan Selim’in resmi Türkiye’de yaygın olarak kullanılan sakalsız, uzun bıyıklı, küpe takmış resminden epey farklılık göstermektedir.

Vank Katedrali (Aziz Kardeşler Kilisesi)

Osmanlı Devleti ile Safeviler arasındaki 1603–1618 savaşları döneminde Safevi Şah’ı Abbas’ın Osmanlı sınırındaki Culfa’dan İsfahan’a şehrin imarına, kültür, sanat ve ticaret hayatına katkı sunmaları için getirttiği Ermeniler için 1606 yılında inşa edilen Vank Kilisesi İran’daki en meşhur ve en büyük Ermeni kilisesidir. İsfahan’daki 13 Ermeni kilisesinin merkezi olan Vank Kilisesi İran’ın mimari tarzıyla harmanlanmış muhteşem freskleri ile bilinmektedir. Kilise’nin yanında iki müze yer almaktadır. İsfahan Ermenilerinin yoğun olarak yaşadığı Yeni Culfa’da yer alan Kilise’nin yanında Ermeni Antropoloji Müzesi ve Ermeni tarihi müzeleri yer almaktadır. Burada yer alan Ermeni tarihi müzesi Ermeni ulusçuluğu açısından önemli bir propaganda merkezidir.

Günümüzde İran’da yüz binden fazla Ermeni yaşamaktadır. Bunların dini merkezi ise Vank Kilisesi’dir. Ayrıca İran’ın anayasasına göre Ermeniler için 290 üyesi bulunan İran parlamentosunda (İslami Şura Meclisi) 1 milletvekili ayrılmıştır. Ayrıca 1979’dan sonra Ermeniler İran’da anadilde eğitim hakkına kavuşan tek millet olarak da dikkat çekmektedir.

Nısf-ı Cihan

“Esfehan, Nısf-ı Cihan” yani “İsfahan, dünyanın yarısı” sözünün ilk olarak Fransız Seyyah Mathurin Regnier tarafından kullanıldığı ifade edilmektedir. Şah Abbas zamanında Safevilerin başkentini gezip Nakşi Cihan Meydanı’nı görüp hayran kalan Fransız şair-gezgin Mathurin Régnier böyle söylemiş. “Esfehan Nısf-ı Cehan” sözü 17. yüzyıldan sonra şehrin marka değerinin ifadesi olagelmiştir.

Kalbim İsfahan’da Kaldı

Şehircilikte İsfahan ekolü diye kendi mimarisini oluşturmuş bir şehir olan Sultan Melik Şah’ın taç giydiği İsfahan’dan ayrılırken ziyaret edemediğim birçok yer kaldığı için biraz buruk ayrıldım. Bu güzel şehir Büyük Selçukluların ve Safevilerin başkenti, Harzemşahların ve Timurluların gözdesiydi ve onlardan kalma sayısız esere sahipti. En çok da -bayram gününe denk geldiği için- kapalı olan Nizamülmülk’ün ve Melikşah’ın eşi Terken (Türkan) Hatun’un mezarının bulunduğu evi ziyaret edemememiz içimde ukde olarak kaldı. Büyük Selçuklu’dan kalma kubbelerle süslü bu şehirde daha fazla araştırma yapmak için tekrar gelmek istiyorum.

Buraya “Nısfı Cihan” diye durduk yere denilmediğini şehirde kaldığım kısa sürede içinde idrak etmiş oldum. Büyük Selçuklular dönemine ait İsfahan Ulu Camii ve Nizamiye Medresesi başta olmak üzere şehirde birbirinden muhteşem mimari ve sanat eserlerini incelemek için bu şehre bir hafta ayrılması gerekiyor. İran’da şehirlerarası mesafelerin uzaklığı, her bir şehirde onlarca tarihi, kültürel, sanatsal, gastronomik yerlerin olmasından dolayı zaman yetmiyor birçok yeri görmeye. Bunun içinde Serdar Gündoğdu Bey’e ilgilenenler için sadece “Büyük Selçuklu Mirası’nın İzinde İran Gezisi” düzenlemesini öneriyorum.

Ahmet Akalın

Ankara Üniversitesi Doktora Öğrencisi

RTÜK Üst Kurul Uzmanı

Yorumlar (0)
18
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?