banner39

Aydın sınıfının değişmesi

Tarihsel süreç içinde görülüyor ki, Türkiye'de çevrenin merkezin yerini alması öyle kolay olmamış, çok bunalımlı safhalardan geçmiştir.

Alıntı 05.08.2015, 13:23 05.08.2015, 13:23
Aydın sınıfının değişmesi

Özellikle Lale Devri ve 2. Mahmut'la başlayan kültür temasları (acculturation) daha ziyade doğrudan değişme diye bilinen bir Batıcılaşma sürecini başlatıyordu. Tanzimat ise bu oluşumun belgesel nitelikteki yaklaşımını hazırlıyordu. Artık Batılılaşma bir fenomen, vazgeçilemez bir olguydu. Bu yenileşme zincirinin tüm halkası, kentli azınlık 'büyük gelenek'in öncülüğünde yürüyordu. Yerlilik kimliği, ancak Yeni Osmanlı Cemiyeti ve Genç Türkler'le varlığını hissettirmeye çalışıyordu. İttihat ve Terakki, radikal bir değişme olarak patrimonial zihniyetten gelenekli yönetimi devralırken bile, tarihsel rollerini sürdürmüştür. Tüm bu kuruluşlarda, yerlilik kimliği taban olarak ağır basarken, kilit noktalar veya öncü elit kadrolar yabancı soyluların tekelinde bulunuyordu.

Tüm bu oluşum aşamalarında, bir noktanın altını önemle çizmek gerekir. Bu da, yabancı soyluların, dinsel ve kültürel yönden aslına dönüşlerini hazırlayacak olan girişimleri göğüsleme iradesinin hâkim rol oynamış olmasıdır. Buna karşılık, yerlilik duygusu hem 'Hanedân-ı Osmani'yi -askerî ve sivil kadrosu ile paylaşanlara- hem de püritan kimliğini yitirmiş imparatorluğa soylu bir protesto olarak yükseliyordu. Bu hususu, Celalî olgusu altında örneklerle açıklamış bulunuyoruz.

Osmanlı Devleti'nin, gündeme gelen Batılılaşma süreciyle yavaşça özgürlüğünü kaybetmesinin nedeni, sadece 'küçük gelenek'e bağlanamaz. Bunun da ötesinde Divân-ı Hümayun'da ilkin bir marjinal grubu oluşturan asker ve bürokrasi tabakasının, zamanla yerlilik özelliğini de kazanarak 'büyük gelenek'e dönüşmesi gerçeği yatmaktadır.

Böylece, marjinalden merkeze doğru yürüyen ve merkezîleşen 'büyük gelenek', artık 'reayayı' yani 'küçük gelenek'i 'teba' olarak kabul edecektir. Karl Polanyi'nin bir tespitiyle bu, bir 'büyük dönüşüm', bir transformasyondur. Artık, efendi olan kul, kul olan da efendi oluyordu. Böyle bir 'büyük dönüşüm'de elbette değerler sistemi, toplumsal kurallar, kültürel yönelişler de değişime uğrayacaktı.

Osmanlı tarihinde 'büyük gelenek'in yaklaşık beşyüz yıl kadar süren yaşantıları, 'iç ve dış proletarya' odak noktalarıyla alışverişleri ve kazanılmış deneyimleri, kendi içlerinde evlenmeleri ve sarayla bütünleşerek dorukta kolonileşmeleri, tam anlamıyla halktan kopuk bir kast sınıfının veya sosyolojik anlamda bir 'ingroup'un ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

'Büyük toplum'un giderek halktan kopup ancak Batı'ya açılması, uygarlıklar karşılaşması sürecini de ortaya çıkarıyordu. Eğitim sürecinin yoğunluk kazanması, toplumsal hareketlerin yükselişi, yeni iş alanlarının açılması, Osmanlı nüfus kompozisyonunun biçimlenmesine de ön ayak oluyordu. Eski İstanbul üzerinde yürütülen araştırmalarda, bu tür yapılaşmaları rahatlıkla gözleyebilmekteyiz. Nitekim, Kemal Karpat, bu oluşumu şöyle sıralıyordu:

1) Sınıf esasına dayalı Avrupa kültürü, birçok şekliyle zengin meslekî tabaka ve üst sınıfa ait oluyordu. Şişli, Maçka ve Beyoğlu ile Adalar'da yaşayan bankerler, sanayiciler ve serbest meslek sahipleri bu kategoride düşünülebilir.
2) Gelenekli klasik Türk kültürü, yani Osmanlı değerleri ile İslamî geleneklerin kalıntılarını temsil eden sanatkâr, din adamları ve orta gelir tabakasının oluşturduğu yapılaşma.
3) Nihayet İslamî kültürle Osmanlı sanatları, müziği ve folklorunun kaynaştığı aşağı sınıf kültürü.

Yabancı soyluların yanında, "yerlilik" kültürünün oluşumu da Türk aristokrasi sınıfının filizlenmesine zemin hazırlıyordu.

Türk Toplumunda Aydın Sınıfın Anatomisi, Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Timaş Yayınları, İstanbul 2003

banner53
Yorumlar (0)
30
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?