banner15

Batı ile Doğu'nun acımasız savaşı

Bir tarafta eski cazibesinden uzak bir Batı, diğer tarafta ise sürekli yükselme trendinde olan bir Doğu var.

Batı ile Doğu'nun acımasız savaşı

Usta siyaset bilimci Zbigniew Brzezinski, küresel güç merkezinin Batı'dan Doğu'ya doğru kayış sürecini bütün nedenleriyle ele alarak şaşırtıcı bir jeopolitik denklem sunuyor. 2025 sonrası dünyanın küresel güç dağılımını merak edenler için mutlaka okunması gereken bir kitap.

Gerileyen Batı

Uzun vadede, küresel siyaset tek bir devletin elindeki hegemonik gücün merkezîleşmesine giderek daha uygunsuz hale gelmektedir. Bu nedenle Amerika, yalnızca ilk ve tek küresel süper güç değil, aynı zamanda muhtemelen en sonuncusu da olacaktır.

Ekonomik gücün de daha dağınık hale gelmesi muhtemeldir. Gelecek yıllarda, hiçbir gücün Amerika'nın yüzyılın büyük kısmında sahip olduğu, dünyanın GSYİH'sının yaklaşık yüzde 30'u seviyesine ulaşması beklenmiyor, 1945'te zirveye ulaştığı yüzde 50 seviyesinden söz etmeye bile gerek yok.

(Yazarın "Büyük Satranç Tahtası" adlı kitabının sonuç bölümü, 1997, sayfa: 210)

Batı'nın dünya üzerinde uzun süren siyasî tahakkümü, geçtiğimiz onyıllar içerisinde zayıflamaya başlamıştır. Ancak, Avrupa'da 20. yüzyılın ilk yarısında görülen kolektif intihar girişimlerine rağmen, 1990'larda kısa bir süreliğine Batı, tarihî bir geri dönüş aşamasında olabilir gibi görünüyordu. Sovyetler Birliği'nin parçalanması ile sonuçlanan Soğuk Savaş, barış ile sonlandırıldığında, Amerika Birleşik Devletleri gerçek anlamda ilk küresel süper güç olarak, hızlı yükselişinin sinyallerini vermekteydi. Bu uluslararası egemen güç, hırslı, siyasî açıdan motive ve iktisadî anlamda dinamik ortağı olan Avrupa Birliği ile birlikte, yalnızca küresel hâkimiyetinin yeniden canlandırılması değil, aynı zamanda kendisi için yapıcı bir küresel rol tanımlama kapasitesine sahip görünüyordu.

Yirmi yıl sonra, Amerika'nın önde gelen küresel konumu zayıflar gibi görünürken, Avrupa Birliği'nin siyasî olarak ciddi bir küresel oyuncu olarak ortaya çıkacağını pek az kişi tahmin ediyordu. Bir bütün olarak Batı, artık uyum içinde hareket edemediğinden, siyasî mirasının kalıcılığı da şüpheliydi. Oysa bir zamanlar -kısa süreliğine de olsa- dünya çapında demokrasi, uluslararası barış ve daha da müreffeh bir toplum sözleşmesi, Batı'nın insanlığa kalıcı bir bağışı olacak gibi görünüyordu. Ancak, küresel güç dağılımındaki temel değişimlerin yanı sıra, küresel siyasî uyanış fenomeninin bu gücün uygulanışına etkisi, ABD'nin son dönemdeki dış politika hamlelerinin olumsuz sonuçları ve buna ek olarak Amerikan sisteminin hayatîliğine dair giderek artan şüpheler bir araya gelince, Batı'nın sözkonusu ümit vaad eden mirası sorgulanmaya başladı.

Küresel İktidarın Ortaya Çıkışı

Küresel egemen güç kavramının kendisi, görece olarak yeni bir tarihî gelişimdir. Halklar, binyıllar boyunca uzaktaki komşularının varlığından habersiz, tecrit edilmiş topluluklar halinde yaşadılar. Göçler ve yabancılarla ara sıra meydana gelen çarpışmalar dünyanın geri kalanının haberinin bile olmadığı bir ortamda gerçekleşti. Uzaktaki "ötekilerin" varlığı, önceden bilinmeyen alanların keşfi ve haritalanması, daha sonra sömürgeleştirme ve büyük göçler yoluyla, ancak son 800 yıl içinde insan bilincine nüfûz edilmiştir. İleride bu bilgi, dünya hâkimiyeti için başlatılan iki yıkıcı dünya savaşına ve ardından Soğuk Savaş'ın küresel sistem çatışmasına yol açacaktı. Uzayın keşfi, dünyanın göreceli "küçüklüğünü" epey açık biçimde görünür kılmıştır. Dünyanın uzaydan çekilmiş gece fotoğrafları -özellikle Batı olarak tarif edilen- insanlığın şehirleşen kesiminin aydınlık yoğunlaşmalarıyla, teknolojik olarak daha geri kalmış.

Stratejik Vizyon - Amerika ve Küresel Güç Buhranı, Zbigniew Brzezinski, Timaş, İstanbul 2012

Güncelleme Tarihi: 25 Kasım 2015, 21:14
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35