banner15

Benötesi psikolojisi ve tasavvuf

Her yükseliş ve bir üst kata çıkış, terk edilen alt kattaki alt kişiliğimizin "ölümünü" temsil eder.

Benötesi psikolojisi ve tasavvuf

Eğitim düzeyleri çok yüksek olduğu halde, 80 senelik komünizm iktidarı sonrası, şu garip, melek yüzlü Rus Nataşalarının düştüğü hale bir bakın. Bazıları tıp doktoru, psikolog, sosyolog ama doğru ile yanlış arasında bir seçim yapamadıkları için, insanlık haysiyetini "bilmeden" ayaklar altına alıyorlar. Batı dünyasından bir başka örnek de, eşcinselleri evlendiren papazlar. Burada yaşanan trajedi daha vahim. İlahî referansa sahip olduklarını iddia eden bu şaşkınlar, sözde Yaratan adına bu işi yapıyorlar. Ahlakî relativizm, Batı dünyasından dünyaya yayılan ve Kaliforniya Sendromu diye nitelendirebileceğimiz küresel hastalığın en önemli belirtilerinden biri.

Dünyada ve bizde bu çevreleri tanıdığım için mukayese yapabiliyorum. Haftada bir kez toplanıp, daha sonra Beyoğlu'nun veya Kadıköy'ün arka sokaklarında dumanlı bir meyhanede, kadınlı erkekli kafayı çekerek hiç bir zaman ulaşılamayan aydınlanma üzerine spekülasyonlar yapmakla aydınlanma olmaz. Bu olsa olsa bir "kozmik lunapark kulübü"dür. Bu çevrelerde zamanında "usta" diye geçinen, şimdi dünyasını değiştirmiş bir zatın, ağır bir rahatsızlık geçirdikten sonra iyileştiğinde "ölseydim, öldüğüme yanmayacaktım, bir kızı daha yatağa atmadan gittiğime yanacaktım" dediğini hatırlıyorum. Kendisi o zaman yetmiş yaşlarında falandı. Böyle bir din olamaz. "Spiritüel hedonizm" bırakın aydınlanmayı, insanı karanlıkların en karanlığına sürükler.

Maalesef bunun örneklerini çok gördüm. Yukarıda sözünü ettiğim, önce Seylan'da "aydınlanmış", ardından Bangkok'da feleğini şaşırmış Amerikalı arkadaşım, şimdilerde doktorların tam teşhis edemediği bir depresyon geçiriyor. Birçoklarının özendiği sevgi dolu ailesine, refah içindeki hayatına rağmen, vaktinden evvel emekli edilmiş durumda. Gün boyu, bir Avrupa şehrinin sokaklarında hayalet gibi geziniyor.

Bu tür bir depresyon, genelde biz psikiyatristlerin "psikopatolojik" olarak tanımladığımız depresyondan hem etiyoloji hem de semptomoloji açısından çok farklı bir tablo sergiler. Muhtemelen burada kronikleşmiş, psikospritüel bir kriz ile karşı karşıyayız. Bilinçdışı topografisi açısından bu insanlar üst bilinçdışı ile orta bilinçdışı arasında bir ara konumda saplanıp kalırlar. Ne bulundukları yerden (yani içinde yaşadıkları, günlük alışılmış bilinç durumunda), ne de yaşadıkları yeni hâllerden tatmin olurlar. Bu durum, hiç bir yere ait olmama duygusunu da beraberinde getirir. Buna "manevi âidiyetsizlik depresyonu" diyebiliriz (spritual-no mans land-depression). Amerikan Psikiyatri Birliği'nin oluşturduğu Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders / Ruhî Bozuklukların Teşhisi ve İstatistikî El Kitabı'nda böyle bir kategori yok ama bana kalırsa olması lazım çünkü metafizik gerilim yaşayamama ile atbaşı giden, alternatif manevi arayışların yan etkisi olarak, giderek daha fazla sayıda bu türden depresyon vak'asıyla karşılaşacağız gibi görünüyor.

Yeni Çağ maneviyat arayışlarının bir başka deyişle "spritüel tıkanma"ların en büyük tehlikesi, yükseliyorum derken bir kata takılıp kalma ve eski haline göre daha fazla acı çekme durumudur.

Dokuzyüz Katlı İnsan, Dr. N. Mustafa Merter, Kaknüs Yayınları, İstanbul 2008

Güncelleme Tarihi: 03 Temmuz 2014, 15:43
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48