banner15

Bir tasavvuf âşıkı

Hüseyin Vassâf Bey, şerhin mukaddimesinde, bu eserini nasıl ve niçin yazdığını geniş olarak anlatmakta ve gördüğü bir rüyayı da nakletmektedir.

Bir tasavvuf âşıkı

Mustafa Tatcı bey anlatıyor:

Burada, gerek eserin daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve gerekse Hüseyin Vassâf efendi ile ilgili araştırmalarda faydalı olur kanaatıyla mukaddimeden de bahsetmek yerinde olacaktır.

Müellif eserine Besmele ile başlamakta, Cenab-ı Hak'a hamd ve Fahr-i Âlem'e salât ve selâmdan sonra şunları yazmaktadır :

“Bu eser-i âcizânemin mevzûunu Kutbu‘l-ârifîn gavsü’l-vâsilîn Muhammed Mısrî Niyâzî (k.s.) Hazretlerinin divân-ı latîflerinde muharrer bulunan:

“Halk içre bir âyineyem herkes bakar bir ân görür”

nutk-ı şerifi teşkîl eder. Eğer tevfîk-i İlâhî refîk olursa;

“İbnü‘l-vaktem ben ebu‘l-vakt olmazam”

diye bi-hasbü‘l-hâl vâki olan beyânât-ı lâtîfelerindeki esrâr ve gavâmız-ı âliyyeden de bahseylerim.

Bundan evvel “Lücec-i Asri” nâm eser-i fakîrânemle Hazret-i pîr-i destgir-i müşarünileyhin:

“İlim bahr-ü vücûd esdâf anun dürdânesiyem ben”

gazel-i bî-bedellerini min gayr-ı hadd şerhe yeltenmiş idim. Bu şerhin vücûduna sebeb ise, Bursa‘da hankâh-ı Hazret-i Mısrî seccâdenişîni muharrirîn-i sûfiyyeden nezihü‘l-hâl Muhammed Şemseddin Efendi Hazretleri sebeb olmuşlardı. Muharrir-i fakîre yazdıkları bir vedâdnâme-i cevâbda; “Mir‘ât-ı şuûnunuzda yine bir cilve oynamış, kendinizi o âyinede görmüşseniz Hz. Pîr Efendimizin nutk-ı âilelerinden birini ve mümkin ise bir üçüncüsünü de şerh içün gayretkâr olmanız, bunları da kütüphâne-i irfâna yâdigâr etmeniz hakkındaki recâ-yı vâkıama karşı hangi nutku şerh edeyim diye suâl buyurmuşsunuz. Şu satırları yazarken;

“Halk içre bir âyineyem, her kes bakar bir ân görür”

nutk-ı mübâreki gözümün önüne geldi. Bir cilve-i beyân, işte bu nutkun şerhini imâ ediyor. Evvelce olduğu gibi rûhaniyet-i Hazret-i Pîr‘e tevessül buyurulsun ve derhâl tulû‘ât hazırdır. Hazret-i Hak cümlemize mu‘in olsun” demeleri üzerine bu nutkun Hz. Sezâyî-i Gülşenî Efendimiz tarafından yazılmış bir şerhi vardır. Cenâb-ı Sezâyî‘nin şerh-i lâtîfine karşı, ikinci bir şerh, azîm bir küstahlık olacağı gibi, fakîrin tarîk-i feyz-i Gülşenî‘ye de intisâbım olmak hasebiyle bu şerhden gayrı bir şerhin yazılması edeben de hâlen de ıstırâren de imkânsızlığa ma‘rûz kalacağı cihetle bu nokta-yı nazara göre ahar bir mülahaza-i ârifânelerine arz-ı iftikâr eylediğimi kendilerine bildirdim. Verdikleri cevâbda; “Vakıa o nutk-ı lâtîfe, Cenâb-ı Sezâî tarafından şerh yazılmış ise de, bu şerh lübbü‘l-lübb ıtlakına şayân-ı me‘anî-i dakîka ve beyânât-ı refîkayı muhtevî olup mübtedî ve mutavassıtların daha etraflı bir sûretde müstefid ve müstefiz olabilmeleri içün şerhe haşiye tarzında tafsîl-i me‘anîye tebdîl-i gayret buyurulursa hiç şüphe etmem tevsî-i ma‘arife hizmet itibariyle mesaî-i memdûhanız müşarünileyhim hazerâtının celb-i hoşnûdiyyesine hizmet ider.

“İbn-i vaktem ben, ebu‘l-vakt olmazam”

nutkunun şerhi de terdîf olunursa nûru‘n-alâ-nûr olur. “Halk içre” diye başlayan nutkunun nezd-i fakîrânemdeki yazma ve basma divânımızda sahihi şöyle muharrerdir:

Halk içre bir ayîneyem her kes bakar bir ân görür
Her ne görür kendi yüzün ger yahşi ger yaman görür

Şol câhil-i nâdânı gör örter Hak'kı inkâr idüp
Kâmil olan kâmillerün her bir sözün burhân görür

Medhile zemmi ‘âlemin kıymetde bir hardâl durur
Har o durur harmânda ol buğdayı kor samân görür

Didi ulular 'levn-i mâ levn-i enâ'dır' (suyun rengi, kabının rengidir) şüphesiz
Kana boyanmış göz hemin Nil ü Fıratı kan görür

Tutdı rikâbın ârifün nice selâtîn-i evvel
Kâmil olan sultânı gör dervişi ol sultân görür

Dervîşi Hak yakmış iken anı yakan sultâna bak
Hamâm içinde dilberi görmez gözi külhân görür

Ol dilberün mehdi adı sükker durur halka dadı
Mısrî çeker bu mihneti ol rahatı Rahmân görür

*

Amcamız merhûm şeyh Zaîf Efendi‘nin hatt-ı destiyle muharrer divânda böyle muharrerdir. Eski yazmalarda bir kaç muhalif kelime varsa da, doğrusu bu olmak gerekdir” diyorlar. Bu cevâbnâme üzerine, fakîr, irfânsızlığımı ve aczimi düşündüm. Böyle hakâyık ve dekayıka nâzır olan o âlî nutukları gözümün önüne getirdim, müstağrık-ı deryâ-yı acz oldum. Kendiliğimden bir şey yapamayacağıma kâni oldum. İnâyetü‘r-Resûl‘e ve rûhaniyet-i seniyye-i Nebevîyyeye istinaden müşarünileyhime Mısrî Niyâzî ve Sezâî Efendilerimin inzimâm-ı himmetlerini temenniye karâr verdim; iki rekat namâz kıldım, teveccühen ile‘l-kıble murakebe ile tevessülâtda bulundum. Edirne‘de, Hazret-i Sezâî‘nin türbe-i münevverleri zuhûr etdi. Tevessülümde Hz. Pîr, bir köşede postun üstünde meşhûd-ı dide-i basiretim oldu. Arz-ı keyfiyyet eyledim ve istiazade bulundum.

“Evlâdım, şerhim pek muhtasar yazılmışdır, tafsîli tezyîd-i fevâidi mucib olur, yazınızı Hz. Allah muvaffak etsin, emr-i meanîde keşfiniz açık olsun" cevâb-ı lâtîfiyle mülattaf oldum.

Hz. Mısrî Efendimizin ruhaniyetlerine tevessülümde, Cenâb-ı Pîr, Âsitâne-i Mısrîyye‘de şeyh odasında post üzerinde oturmuş gördüm. Fakîre rehberlik eden Şeyh M. Şemseddin Efendi ile huzûrlarında pâ-ber-câ-yı ta‘zîm olduk. Arz-ı maksûd olundu.

“Pek memnun olurum evlâdım Hüseyin. Gayret, yaz. Müşkiller feth olur. Düşünme, yaverin Hak, mu‘inin feyz-i mutlak olsun” buyurdular.

Bu müsâdeat üzerine biraz ferahlık hissetdim. Teşvîk ve tevsi-i meanîye cür‘etim artdı. Bu satırları karalamağa başladım. Ve minallahi‘t-tevfîk. 20 Şabân 1345 (1926).

İncilâ-yı Mir‘ât-ı Hakîkat. Yazarı: Bir abd-i nâkısi'l-kemâl ve kâmili'l-vebâl El-Hac Hüseyin Vassâf Gülşen-i Uşşâk-ı Mısrî. Süleymaniye Kütüphanesi, Yz. Bağışlar Bl., Nu: 2313

Güncelleme Tarihi: 08 Kasım 2013, 22:22
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48