Bulgurlu'ya Gelin Gitmek

Bulgurlu, Yavuz Sultan Selim devrinde burası, Ömer Seyfettin'in İncili Kaftan hikâyesindeki Muhsin Çelebi'nin çiftliği imiş.

Bulgurlu'ya Gelin Gitmek

İngilizcede "Why all this unnecessary fuss (Bu gereksiz acele niye)?" diye bir deyim vardır.
Bunun Türkçe karşılığı "Bulgurlu'ya gelin mi gidecek?" şeklinde ifade olunur.
Bulgurlu, İstanbul'un Anadolu yakasında Küçük Çamlıca Tepesi'nin (Eski adı Bulgurlu
Dağı'dır) Marmara'ya bakan yamaçlarında, İstanbul'un güzelliğini en müstesna biçimde
gözler önüne seren bir yerleşim bölgesidir. Şimdi tamamen beton yığını olan bölge,
1950'lere kadar henüz bir köy olup ahşap ve bahçeli evleri, havadar mekânı, abıhayat-
misal suları ile la-teşbih cennet gibi bir sayfiye yurdu imiş. Yavuz Sultan Selim devrinde
burası, Ömer Seyfettin'in İncili Kaftan hikâyesindeki Muhsin Çelebi'nin çiftliği imiş.
Bulgurlu adının, burada yapılan bir savaştan sonra padişaha hadisenin "Düşmanla bulgur gibi kaynaşma oldu" diye anlatılması üzerine verildiği sanılmaktadır. 17. asırda Sultan Ahmet'in (I) mürşidi Aziz Mahmut Hüdaî hazretlerinin burada bir çilehanesi ve tekkesi olduğu ve bir ziyaret esnasında padişahın gözle görülebilen araziyi işaretle "Şeyhim burayı kabul buyur" dediği, onun da kabul ederek her bir karışını köy halkına vakfettiği rivayetler arasındadır.
Semtin, ağaçlarını, çiçeklerini, meyvelerini, sularını, vs. diğer hurda teferruatını anlatmayı Haluk Dursun dostumuza bırakarak, biz Bulgurlu'ya gelin götürme bahsine gelelim.
Bulgurlu köyünün en eski âdetlerinden birini, her yıl bahar mevsiminde burada yapılan
şenlikler oluştururmuş. Bu şenlikler dolayısıyla köyün çayırlarında güreşler tertip edilir,
bu güreşleri seyretmek için İstanbul'un her semtinden kilimlerle, kurdelelerle süslü öküz
arabalarıyla akın akın insan gelir, bunlardan pek çoğu, sayfiye olarak yaz boyunca burada evler kiralarlar ve İstanbul manzarasına doyarlarmış. Aynı şenlikler esnasında, Hüdaî çil­ehanesi yanında İstanbul'daki bütün Arap bacılar (Afrikalı halayıklar, hizmetkârlar, vb.) toplanıp memleketlerindeki usulden eğlenirler, Aziz Mahmut Hüdaî'ye adaklarda bulun­urlar imiş.
Bulgurlu'nun dillere destan bir özelliği de düğünlerinin dokuz gün dokuz gece sürmesi ve
oğlan analarının, gelinlerine öz kızları gibi muamele etmeleridir.
İmdi, güzel sulan içip temiz havaları teneffüs ederek büyüyen kara yağız pehlivanların yet­iştiği bir köyden şöyle boylu poslu, tığ gibi, el ayak biçimli, levent-endam bir delikanlının helâli olmanın, çevre köylerdeki gelinlik kızların hayallerini süslediği bir vakıadır. Buna dokuz gün süren peri masalı düğünlerinin sultanı olmak, kaynana yerine kendisini el üst­ünde tutacak bir kayınvalide edinmek gibi avantajlar da ilave olununca, görücüsü gelmiş, nişanı takılmış bir kızın gelin olmak için acele etmesi tabii oluverir. Hani ya araya bir münafık girer nişan bozuluverirse diye korku da çekiliyorsa; artık çeyizin tamamlanmas­ıymış, harman zamanının beklenmesiymiş, kimin umurunda?!.. Ateş bacayı sarmış, acele ve telaş, gözü kör etmiştir. Bu durumda genç kıza İstanbul ağzı deyimiyle "Bu ne acele, Bulgurlu'ya gelin mi gideceksin?" denilse "Evet!" cevabının alınması mukarrerdir.
Bulgurlu hakkında daha geniş bilgi Reşat Ekrem'in İstanbul Ansiklopedisindeki Bulgurlu
maddesinde mevcuttur.


İki Dirhem Bir Çekirdek, İskender Pala, Kapı Yayınları, İstanbul, 2005, 17. Baskı

Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2012, 17:22
YORUM EKLE

banner33

banner37